AHMED HULÛSİ’DE
KAVRAMLAR
G
AV.
ASUMAN BAYRAKÇI
|
Yayınlarımızın Telif
Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in
(aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret
edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN"
denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla
karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücresiz okur;
dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK
BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah
ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız
paylaşımdır. |
fhfh
“Onları
ve zürriyetlerini, dolu gemilerde
taşıyoruz!” (Yâsin 41)
hf
“Subhandır O ki, hepsini çiftler hâlinde yarattı;
yerin
bitirdiklerinden, nefislerinden, ve bilmediklerinden!” (Yasin-36)
hf
İnsan, bir spermden
yaratıldığını görmüyor da
bize düşmanlığa
kalkışıyor!.
Yaradılışını
unutarak,
“çürümüş bu
kemikleri kim canlandırır’ diye misal getirdi!.
De ki; onları ilk
önce kim yarattıysa, O!.
Yaratmanın tüm sistemini
O bilir!.
Göklerle yeri
yaratan, bir benzerini daha yaratamaz mı?
Elbette yaratır!.
Her şeyi mükemmel bilir!.
Bir şeyin olmasını
irade etti mi,
“OL” der ve o şey
olur.
Herşeyin orijinini
elinde tutan Subhandır ki.
O'na döneceksiniz. (Yâsin 77-83)
hf
“Rabbimiz… Bizlere,
gözlerimizi nurlandıracak, korunmak isteyenlere yol
gösterecek
evlâdlar bağışla eşlerimizden.” (Furkan 74)
hf
“Rabbim… Beni ve benden doğanları
namazı ikâme edenlerden eyle. Duamı kabul eyle.
Hesap gününde beni ebeveynimi ve mü’minleri
bağışla.” (İbrahim 40)
FİHRİST
“Gâfil” (Kozalı)
Melekûtundan gâfil olan, duygularının
ördüğü kozadan çıkamayan…
Gafletin başlangıcı
Gâfil, kozası dışındaki gerçekten
gaflet hâlinde yaşayandır
Duygularının ördüğü kozadan
çıkamayan…
Gâfilin kendini koruma mekanizması
Gaflet
Gaflet, Hakk’ın İsimlerinin
mânâlarından perdelenmendir
Gaflete dûçar olmak
“Hakikat”ten gafletin alâmeti
Gaflet, birimselliğin kaderi ve
sonudur
“Gaflet ehli”yle dostluk
Gâfillerin kanaatleri İslâm Dini’ni
bağlamaz
Gafletri farketmenin sonucu
Gafletin sonucu
Gafleti seçen…
Takdirinde gaflet olan, ilme yüz
çevirir
Ebedi Gaflet
Gafletten kurtuluş
Galaksi (Gökada… Galaktik Varlık…
Galaktik Şuur… Galaktik Ruh… )-(Bkz. E / Evren)
“Garib”
“Garib”, sıfat boyutunda yaşayandır
Garib’tir misafir… Garib gelmiş,
garib gider!
Garibler, DünyaLARINDA yaşar,
DünyaNIZDA görünürler!
“Gavs”
“Gayb”
Gayb, beş duyu ile tesbit
edemediğimiz boyutlar ve o boyuta ait varlıkları anlatır
“Öz”ümüzü tanıyabildiğimiz oranda
gaybî mânâları da çözmeye başlarız
İki türlü gayb vardır
Göresel Gayb (İzâfi Gayb-Muzaf Gayb)
Göresel (İzâfi) Gayb diye nitelenen
boyutlar, tek bir tümel yapının göresel katmanlarıdır
Yüz milyonlarla seneleri kapsayacak
süreç ve olaylar
Göresel (İzâfi) Gayb, birime göre
değişir
Gayb, algılama sınırına “Göre”dir
Göresel gayb, bu mânâları
algılayamayacaklar tarafından “Gayb” hükmü” ile gizli kalır
Göresel (izâfi) gayb, Allah’ın
dilemesi ve takdiri sonucu olarak bilinebilir
Astrolojik tahminler gaybı bilmek değildir
“Mutlak Gayb”… (Aklın ve sezginin sukût ettiği
nokta)
Hiçbir yaratılmış,” Mutlak Gayb”ı
bilemez; tefekkür edemez
“Mutlak Gayb”ı ancak Allah bilir
“Mutlak Gayb” asla ve kesinlikle
kapsanamaz
“Gaybı İlâhi”
İnsanın gaybı ile kâinatta varolan
her nesnenin gaybı, aynı asıldan gelen aynı Özden gelen aynı gaybdır… ”Gaybı
İlâhi”dir!
Gayba İman
Gayb’a iman, korunmak için gereklidir
Gayretulllah
“Gayrı”
“Bir sûret ve mânâ ile Beni
kayıtlayıp, hakkımda hüküm verme!”
“Gazap”
“Rahman” İsmi, gazab anlamı taşıyan
fiillerden korunmamızı sağlar
Şirk, gazabı doğurur
Allah indinde büyük gazâba dûçar
olmak
Gazâba uğramışlığın bir belirtisi de…
Eğer gazap kuşatmamışsa bizi…
“Gazap Melekleri”
Gazap melekleri, vasıf olarak “Cin”
yapısındadır
“Gece”
“Gece”nin önemi
“Kadr” Gecesi (Bkz. K / Kadir Gecesi)
Geçmiş
Geçmiş hayâl ise…
Geçmişin değerlendirilmesi
İnsan, “Dün” ile oyalandığı takdirde,
yarını kaybeder..Yarını kazandırmayacaksa, “Dün”den bahsetme!
Gelecek
Gelecek Hayat
Gelecek hayat iki devredir
“An”ımızı değerlendiremezsek,
geleceğimizi köreltiriz
“Genetik Bilimi” (Genetik Yazgı-Kader)
Maddeötesi ervah (Ruhlar) boyutunun
“Genetik” zincir ve bu zincirin halkaları ile ilişkisi ne ve nasıl?..
“Kaza”(Varetme Hükmü)
Tüm canlıların varoluş gerekçesi ve
bilgisi(Tasarımı), “Saklanmış ve Korunmuş Kitap”ta(Sahife-i Vücud’da-Bilgi ve
Bilinç boyutunda) bilgi olarak mevcuttur
Her şeyin fiilen yaradılışı, o
silinmesi-bozulması mümkün olmayan kadere(“Sistem”e-“Yazı”ya) göre oluşur.
Genetik bilgi, “Öz”den gelen
ilimlerden biridir
İnsanın varlığında “Evrenin tüm boyut
ve katmanlarına ilişkin korunmuş-saklı bilgi” mevcuttur
Bugünün ilmiyle bile çözemediğimiz
şifreleri veren Zât!.. “Muhammed Mustafa A. S”…
“Hanif”lik genetik veri tabanına
sahip ve o şuurun genetik mirasını bünyesinde bulan o eşsiz “Kitap”… Muhammed
Mustafa!
Anahtar boynunuzda, altın da
kasanızda!
Allah Rasûlü’nün bize hibesi, sırlar
sarayının anahtarı değil; maymuncuğudur!
Mevcudâtın Özünde saklı olan sır…
“Hilâfet Sırrı”
Aslı (“Hakikat”i), “Hû”… Nesli de,
“Hû”!
Varlık âlemi ile “Öz”ü(“Hakikat”i)
arasındaki boyutsallıkta işleyen bir “Sistem”(“Din”) var
“İnsan”, Mutlak bir Şuur tarafından
“Sünnetullah”(“Sistem-“Din) gereğince yaratılmıştır.
“Bel Suyu” (Spermin Dünyası)
“DNA” (“Alâk”)
Kan pıhtısı derinliğindeki “GEN”ler (“DNA”lar)
Kuantsal uzaydan ışık hızıyla madde
boyutumuza “Anlam” yolcuları taşıyan uzay gemileri…
“Gen”lerden madde bedenlerinizi
(hayvanlarınızı-bineklerinizi) yaratmıştır.
“Gen”lerinizin eseri olan bilinç
dalgalarınızdan, kişisel ruhlarınızı (ebediyet bineklerinizi) yaratmıştır.
“DNA”ların yarısı, babadan gelecek
ilk hücreyi programlar
“Mitokondriyal DNA”, sadece anneden
alınan genetik bilgiyi içerir.
“İnanç Geni”
Genler, beynin biyokimyasını
etkilemekte; inanç-duygu ve düşüncelerimizi de yönlendirmektedir
Genetik Hâfıza
“Ahsen-i Takvim” (En şerefli mahlûk)
Kişiliğin temel özelliklerini
genlerdeki bilgiler meydana getirir.
Genetik veriler, temel bilinçaltını
oluşturan verilerdendir
Genetik veriler, tohumdur.
Genetik özelliklerin çıkışına yol
veren ise, melekî etkilerdir.
Melekler,
genetik dizinleri etkileyerek hükümlerini uygularlar
Astrolojik etkiler, genetik yapıyı
etkileyerek kromozomların erkek-dişi seçimini yönlendirir
Genetik kartımızda yazılı veriler,
takımyıldızlardan gelen ışınımların beynimizde oluşturduğu açılımlarla ortaya
çıkar
Beyindeki genetik dizin, Burçlardan
gelen kozmik ışınımların güneşten yansımasıyla genlerde bir mutasyon oluşturur
Kozmik ışınlar, beyin hücre
genetiğinde “DNA” ve “RNA” dizinlerini etkileyerek genetik programlamalara yol
açarlar
İnsanları birbirinden ayıran özellik,
farklı “bilgi genetiği”ne sahip olmalarıdır
Genetik kayıtlar ancak kendi
özelliklerini ortaya çıkarabilecek kâbiliyette bir devrenin açılması ile o
beyinden açığa çıkar
Genler kanalıyla gelen bilgiler,
beyin burçlardan açılım almamışsa onları kapalı olarak muhafaza eder ve
sonrakilere devreder
Cenin, genetik olarak “Ana Program”la
yüklüdür
Cenin, babasının geninden “Ana
Program”ı (Rabbini bilme yetisini-İslâm Fıtratının bilgisini) almış olarak
Dünyaya gelir.
Ceninin 120.günde genetik veri
tabanını değerlendirmeye başlamasıyla programının doğrultusu da belirlenmiş
olur
Genetik Programlama (“Tâlim”)
“Rahman’ın Kurân’ı Tâlimi”
“İslâm Fıtratı” (Ana Program-Rabbini
Bilme Yetisi), birime genetik olarak intikal etmiştir.
Hepimiz, “Yaratılış
yasaları”(“Sünnetullah”) sonucu varolmuş varlıklarız.
Tüm varlık, “Muhammed’in Hakikati”
için (Akl-ı Evvel için) tasarlanmıştır.
“Sistem Oluşturucu” (Mutlak Kanun Koyucu-Zât),
her şeyi kaderiyle (O suretin şartları içinde halk etmiş ve varediş
gayesini(Tasarımını) ona kolaylaştırmıştır)
Allah, önce “Kâinatın varoluşundaki
“Ana Mânâ”yı(Hz. Muhammed a.s.’ın ruhunu) yaratmıştır
O “Nokta”(Hakikat-i Muhammediye),
şuurlu bir çekirdektir ve “O”nun İlim mertebesinde ilmî açılımı ile “Melekût
âlemi” meydana gelmiştir
Rabbinin varlığına şehâdet edebilen
bir “Ana Program”la yaratılan “İnsan”ın Dünyadaki görevi, bu “İslâm Fıtratı
Programı”na uygun yaşamaktır.
Evrende uygulanmış “İşletim Sistemi”nin uygulanarak “İnsan”ın
yaratılması (“Beyan’ın Tâlimi”)
Mikro âlem olan “İnsan”, Evrende uygulanmış
olan işletim sistemi aynen uygulanmak suretiyle (“Beyânın tâlimiyle)
yaratılmıştır.
Ricâli Gayb(Görevli Allah
Velileri-Mânevi Yöneticiler Ordusu)
Allah, o Görevli Velilerde tecelli
etmek suretiyle bu âlemde, içinde yaşadığımız boyutta tasarruf eder
Mânevi Görevlilerin varlığı, Hakk’ın
takdirinin ve kudretinin açığa çıkmasıdır
İnsanlığa karşılıksız hibe edilmiş
bir bilgi, bir işletim sistemi…
Tüm insanlığın “Din”(“Sistem”)
anlayışındaki yanlışları düzelten, yaşamını ve düşünsel değerlerini yenileyen
“Yenileyici”ler
“Zamanın Yenileyicisi”nin getirdiği
“Bilgi ve İşletim Sistemi”, bir “Örtü” altında işlevini yerine getirmektedir
Birimdeki “sâbitleşmiş program” nasıl
değişir; bu değişiklik nasıl açığa çıkar?
Hücrede genetik programlamayı
(“Tâlim”i) meydana getiren, “Kalem”dir.
“Ya Rabbi ne yazayım?... Kaderi yaz!”
Rahmaniyet zuhurunun üretkenliği ile
Rabbin Esmâ terkibinin getirisi hükmü, kişinin kademe kademe semâvâtından
bedene nâzil olmaktadır.
Bu programlamadan (İsimlerin
tâliminden) sonradır ki Âdem’de şuur meydana gelmiştir.
Beyin genetiği, kendini etkileyen
kozmik ışınlarla birimdeki “şuur”u (Mânâ grubunu) oluşturur.
Allah’ın ilmine göre kaderi yazan
“Kalem” kurudu!
Allah, Rububiyet işlevi ile varlığın
tüm mertebelerinde sayısız varlıklar-türler yaratmış; ve bunların fiilerini de
halk etmiştir
Her fert, tek tek, “Yaratılış
Sistemi”ni bilmek ve yaşamına ona göre yön vermekle mükelleftir.
Düşünsel kişiliğini Tanrıya inanmayan
olarak “Sistem”e (“Sünnetullah’a) döndür.
“B” sırrı ile O’na bağlanıp O’nunla
korunanları, rahmetine erdirir.
“İnsan’ın “Hakikati”, Evrenin
Hakikati ile aynı “Öz”den gelmesine rağmen, insan beyninde gerekli açılım
kombinasyonlarının oluşması için korunma tedbirlerine muhtaçtır
İnanmayarak da yapsan, “Yaratış
Sistemi” gereği, neticesine ulaşırsın.
“Rahman’ın Tâlimi”yle Rububiyet
boyutunuzun “Siz” olarak açığa çıkardığı nimetleri nasıl yalanlarsınız?...
“Sulbünden olabilir ama O senin
ailenden değildir!”
Ne genetiğin evrensel
duygusuzluğundan haberimiz var… Ne de genetiğin evrensel boyutlardaki yapısını
düzenlemiş olan Evrensel tek şuurdan!
Genetik veri tabanının tasavvuftaki
önemi
Beyin hücrelerinin
programlanmasında “Allah İsimleri”nin
zikrinin önemi
Genetik arınma
“İnsan”… Ve “İnsanSI”
Değişik genetik özelliklere sahip
(insansı ve insan neslinden gelenlerin yaptığı birleşmeler dolayısıyla) iki
yönlü hususiyetler ortaya koyan sayısız nesiller vardır
Âdem, geçirdiği mutasyon nesline
intikal içindir ki, “Halife” özelliğini kazanmıştır
İlk
“İnsan”, Âdem … Ve nesli olan, “Âdem Evlâdı”…
Evrimle
gelen nesil, “İnsanSI”… Âdem’den gelen nesil ise “İnsan” adını alır.
Âdem’in
“Hilâfet Görevi” için seçilmesinin sebebi, kendisinde meydana getirilen “İnsanî
Mânâ”dır. (“Allah Sureti”-“Halife özelliği”dir)
Âdem
(Hücresel beden), belli bir kıvama gelince Allah ona “Ruhundan üflemiş, böylece
bir mutasyon geçirmişti.
Yarın, “Dün”ünüzde gizlidir… Belki
bir dakika, belki bir nesil önceki “Dün”de!
Genetik intikal sonucu yaşanan
cezalar
Genetikten gelen virüsler
Genetik temizlenme için tek şansınız
Genetik veriler ve “ben” bilinci
Ruhsal genlerini nasıl düzenliyorsun?
Gerçek (Bkz. H / “Hakikat”)
Gıybet
Kişiyi eleştirme, gıybettir. Bu da,
seyr’i elinden kaçırmış olanın tek meşgalesidir
Gıybet, bir fitnedir ki, onu
uyandırana, devam ettirene ancak Allah’ın belâsını isteyenler devam ederler!
Gıybet, “İblis”in atına binip, onun
dilediği istikamette yol almaktır!
Gıybet, insanı iftiraya sürükler
Sizden herhangi biriniz ölü
kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?... İşte bundan tiksindiniz!
Kişiye günah olarak sadece dili
yeter…
Gıybet üzere ölenin imanı meçhuldür
“Müflis”(iflas eden) kimdir?
Gıybet eden, gıybet edilen
affetmedikçe, affolmaz!
Her şey, yerli yerindedir!
Faili Hakiki’yi gör ve O’nu gıybetten
uzak dur!
“Gök”
"Gölge" (bkz.V / Vahdet-i Vücud)
“Gönül”
“Görmek” (Algılamak-Beynin değer yargısı)
Somut bir varlıktan söz edilemeyen
dalgalar âleminde insanın görme sınırı
Ayrı ayrı kapasitede çok göz yok… Tek
kapasiteye sahip çok göz var.
“Görüyorum” dediğin şey, beynin
içinde oluşan hayâldir
Hiçbirimiz dışarıdaki dünyayı değil;
beynimizdeki dünyayı görüyoruz
Dünyada gördüklerimiz, bir bakacağız
ki… Yalnızca rüyadan ibaretmiş!
“İlk Görüş” esastır… Sonrakiler, o
“ilk”in tafsilidir.
“Görüyorum”un gerçek ifadesi, kozmik
yağmurla etkilenen beynimin “değer yargısı”dır! (“Algılıyorum”dur!)
Gündüz ve gece, uyku hâlinde
gördüklerimiz, beyinde programlanmış veri tabanlarının üst yapı şuurunda açığa
çıkışıdır
Beyindeki görüntü nöronların meydana
getirdiği dalgaların girişimi sonucu holografik özellik göstermektedir
“Görüyoruz” diye ifade ettiğimiz iki
boyut var
Görme merkezi gördüğüne değil;
kendisine ulaşan frekanslara göre karar verir
Veri tabanın gelişmemişse ya da
yetersizse, arızalıysa, gördüğün de arızalıdır
Herkesin gördüğü ve algılama
sınırları içinde kalanlar haricinde olarak “algılanan” fakat “görüyorum” diye
anlatılan her şey tamamiyle bir başka boyuta ait görüntülerdir
Hiç kimse bir diğeriyle aynı şeyi
görmez… Hiç kimse aynı şeyi iki defa görmez
Cinler ve melekler görülebilir mi?
Gözden beyne gelen mesajlarla değil;
beynin direkt algıladığı dalgalarla bazı varlıkların görülebilmesi
Âhir zamanda bütün insanlar cinleri
açık seçik görebilecek
Yeni doğan çocuk neden göremez?
Gören ile görmeyen göz arasındaki
fark
Gözüyle yaşayan…
Göz odur ki…
Âhireti, semâyı, melekleri, Fâtır’ı,
Rabbimizi, “Allah” İsmiyle işaret edileni… “Sonra” mı göreceğiz?
Allah’ı görmek
"Allah"ın gözle görülmesi
mümkün değildir
"Allah"ı gördüm dersen
eğer... O, senin kendi hayâlinde sana açılan Rabbindir.... Yaratılanın Yaratanı görmesi muhaldir!
Görülen her şey, ilmî algılayıcıların
deşifre ettiği evrensel ilim sûretleridir. (“Allah İsimleri”nin surete bürünmüş
hâlidir)
Zâhir ve Bâtın Gözü
Hakiki görme, idrâktır; “İlim”dir!
Rüyalar, çeşitli mânâların suretlere
bürünerek bize görünmesi hâlidir
Niçin “Tek”i “Çok” görüyoruz?
Gözün verileri beyinde “çokluk”
olarak değerlendirilir ve birçok nesneler varmış zannı oluşur
Gurur
Gurur elbisesi
İnsanın başındaki en büyük belâ,
gururdur
Sevgin, gururundan vazgeçiremiyorsa…
Gururla yaşadı… Hüsranla öldü!’
Günah
“Günah” ve “Sevap”
Günah ve sevaplar nasıl yazılıyor?
Günah ve sevap, âyet ve hadislerle
belirlenmiştir
Günahlar buluğdan evvel yazılmaz
İdrâkların kadarıyla yanlışlardan
korunursun
Yanlışta ısrarın bedeli, pahası
ağırdır
Büyük günah sahipleri
Büyük günahlar
Günahın büyüklüğü, kişinin âhietine
verdiği zararla ölçülür
Günahların en başında gelen ve
hepsinin kökeni olan günah…
“Benlik” günahı
Nefs’ten günahı çıkartmak
Günahın hatırası
Günahlardan arınma
Ruhuna yüklenmiş tüm günahlardan
“Hac” ile arınabilirsin
Anadan doğmuşcasına günahsız olarak
Arafat’tan dönersin…
Murad ederse, kuluna, böyle bir
“Sistem” içinde arınmayı bahşeder.
“Hac”ca gitme imkânı olmayan için de
günahlardan arınma imkânı var... 5 vakit namaz!
Biri, iki vakit arasındaki; diğeri,
tüm yaşam boyunca olan günahlardan arındırır
Büyük günahlardan dahi bağışlanma
sözkonusudur
Bütün günahların bağışlanmasına sebep
olan âyet
Geçmiş ve gelecek günahların
affolması
“Fetih” gelip benliğin ortadan
kalkmadan günahı- sevabı inkâr edersen, Hakikat ile alay edenlerden olursun
Mutlak nefs için günah kavramı
geçerli olmaz
Güneş ve Sistemi (Bkz. E / Evren )
fhfh
(KOZALI)
"Kozası" dışındaki
gerçekten "gaflet" halinde yaşayan!..
hf
Özünde bulamadıkça, gâfilsin!.
hf
MELEKÛTUNDAN GÂFİL OLAN
“Melekûtundan” gâfil olan, “Allah” adıyla işaret edilenden hayli hayli
gâfildir… Ömrü, ismi tanrı edinerek tamam olmaktadır!.
hf
GAFLETİN BAŞLANGICI
Gaflet, birimin bilincinden söz etmekle başlar.
hf
GÂFİL,
KOZASI DIŞINDAKİ GERÇEKTEN
GAFLET HÂLİNDE YAŞAYANDIR
Varolanların tüm varlıklarını borçlu oldukları, kendilerini meydana
getiren; üzerlerinde görülen her şeyi yaratan yüce güç!..
Her an, O'nun üzerimizdeki etkisiyle hayatımızı devam ettiriyor,
tüm fiillerimize, O'ndan gelenlerle yön verebiliyoruz!..
"HİDÂYET"in ne olduğunu da detaylı bir şekilde ve
mekanizmasıyla izah etmiştik hatırlanacağı üzere...
Şayet bu hidâyet, bu "kolaylaştırma" olmasaydı, iman ehli
olmazdık.
Yani biz, kesinlikle bilelim ki, eğer iman ehli isek, Hazreti Muhammed
aleyhisselâmın önerilerine elimizden geldiğince uyabiliyorsak, bu tamamen,
"RAB"bımız "HÜDÂ"dan gelen "hidâyet"
sonucu oluşmaktadır...
Kim bu kesin gerçeği, görüp
farkedemezse, ona "gâfil" yani "kozalı"
derler ki, bu kişi "kozası" dışındaki gerçekten "gaflet"
hâlinde yaşıyordur..
Kim bu kesin gerçeği reddediyorsa, ona "kâfir" yani
"gerçeği örten", "gerçeği bilemeyen" derler.
"Kâfir"ler yani "gerçeği değerlendiremeyenler"
insanlık içinde en fazla yardıma muhtaç kişilerdir... Çünkü içinde yaşadıkları evrensel
SİSTEMİ "OKU"YAMADIKLARI için kendi ayaklarıyla sonsuz bir
azâba doğru yürümektedirler.
hf
DUYGULARININ ÖRDÜĞÜ KOZADAN
ÇIKAMAYAN…
En kötü AVUNTU, ilmin dedikodusuyla
avunup, onu yaşamına geçirmemektir!.
Duygularının ördüğü KOZAdan çıkamayana gâfil derler.
hf
GÂFİLİN KENDİNİ KORUMA MEKANİZMASI
Sabır, gâfilin kendini koruma
mekanizmasıdır!.
hf
GAFLET
Koza içinde kalmış olmanın getirdiği,
gerçeklere göre geleceğe hazırlanamama hâlidir!.
hf
GAFLET
HAKK’IN İSİMLERİNİN MÂNÂLARINDAN
PERDELENMENDİR
Esasen bütün fiiller. Hakk’ın isimlerine dayanmasına rağmen, senin, o
isimlerin mânâlarını müşahede edememen ve bunlardan perdelenmen “gaflet”
denilen hâli doğurmaktadır.
Fiillerde ve âlemde perde diye bir şey sözkonusu değildir!..
Kendindeki, şartlanmadan doğan ismini ve vehminde varolan “izâfi
varlığın”ı ortadan kaldırdığın zaman; Hakk’ın çeşitli isimlerinin
mânâlarının, terkip hükmüyle zuhurundan başka bir şey kalmaz!..
Sen, mânen ölmüş olursun!..
Zaten sonradan yaratılmıştın!..
hf
GAFLETE DÛÇAR OLMAK
Evrenin ve varlığın
derinliğine bir bakış, makrokozmostan nazarımızı çekip mikrokozmosa yöneliş
bizi varlığın aslı-orijini olan Tek’e yöneltecektir.
Ister ilim
aracılığıyla olsun ister sezgi ilham yollu olsun varlığın tekliiğini ve
dolayısıyla kendi benliğinin varolmayıp o Tek’in varlığıyla kaim ve daim bir
varlık olduğunu idrak eden kişi çok önemli bir varta bir tehlike ile içiçedir
yüzyüzedir ve pekçok insan bu tehlikeli bölgede kaymış ve neticede helâk
olmuştur.
O tehlike de şudur;
kendi benliğinin varlolmayıp ilâhi benlikle varolduğunu hisseden kişi elinde
olmaksızın “ben Hakk’ım“ der. Elinde
olmaksızın “cübbemin altında Allah’tan
gayrı yoktur“ der…
Cüneydi Bağdadi!
“Subhani.. Subhan
benim şânım ve azâmetim yücedir“ der.
Ama benliğinin
gerçeğine bu yüce zevat gibi erememişse o hakkaniyet vasfını bedeninde yaşama
gafletine düşer. “Şu beden şu birim Hakk’tır“ der bedeninn tabiatı
istikametinde yaşama gafletine düşer. “Ben Hakkı’m“ diyerek sınır tanımaz,
bedenin istek ve arzularını sınırsız bir biçimde yaşamak gafletine düşer. Âdeta
firavun gibi olur, “ben sizin yüce rabbinizim, ben Hakk’ım“ der, herkesi de
kendi kuluymuş gibi zanneder!. Hakk’ı kendi benliğinde görüp gayrını beşer
olarak Hakk’tan gayrı varlıklarmış gibi görmek gaflet ve dalâletine dûçar olur.
İşte bu, onun
helâka giden yolda adım atmaya başlamasıdır!
Oysa bu kişinin
kendisini bilinç boyutunda nefsin hakikati boyutunda ilim boyutunda tanıyıp
hissetmesi gerekir. “Ben Hakkı’m
varlııkta Hakk’tan gayrı birşey yok, öyleyse ben dilediğimi yaparım!!!“ diyerek
içkiye, sekse, kumara yönelen maalesef tasavvuf sırlarından bihaber pekçok kişi
aramızda dolaşıyor .
Bunlar bilmelidir
ki... Vahdet ilminin gereği, şuurda-
ilim boyutunda yaşanır!
Çünkü varlığın aslı
da bu ilimden başka birşey değildir.
Bu ilmin
kırıntılarını elde edip de beden boyutunda Hakk’ın sınırsızlığını yaşamak
demek, gaflet ve dalâlate sapmak demektir.
hf
“HAKİKAT”TEN
GAFLETİN ALÂMETİ
"Fâni", "yok olacak" değildir; çünkü zaten "yok"tur!...
"Fâni"nin herhangi bir zamanda yok olduktan sonra
Bâkî'nin Bâkî olacağını sanmak, Hakikattan gafletin âlâmetidir!..
hf
GAFLET,
BİRİMSELLİĞİN KADERİ VE SONUDUR!
Birimselliğin
kaderi ve sonu, ancak, pişmanlık ve gaflettir!.
hf
‘’GAFLET EHLİ’’YLE DOSTLUK
Şüphecilik ve vehim yaşamınızı cehennem ederken; araştırmacılık, sorgulama,
ilim ile cennetinizi genişletir.
Allah'a yâkin elde etmenin yolu gaflet ehliyle dostluktan geçmez!
Bir gün "TEK"lik kokularıyla sarhoş olup, ertesi gün beşeriyet
batağında çırpınmaktan, kurtulup; gönlü "TEK"lik seyrinde dâim kılmak gerek!.
hf
GÂFİLLERİN
KANAATLERİ
İSLÂM DİNİ’Nİ BAĞLAMAZ!
Gâfillerin
veya câhillerin Kur'ân-ı Kerîm'in "RUHU"nu okuyamamaktan
dolayı edinmiş oldukları yanlış kanaatler, İslâm Dini'ni bağlamaz!
hf
GAFLETİ FARKETMENİN
SONUCU
Pişmanlık, gafletini farketmenin sonucudur!.
hf
GAFLETİN SONUCU
Şikayet benliktendir, gafletin
sonucudur.
hf
GAFLETİ SEÇEN…
İlmi tepen, gafleti seçmiştir!. Tercihinin sonuçlarını yaşamaya da mahkûmdur!.
hf
TAKDİRİNDE GAFLET OLAN
İLME YÜZ ÇEVİRİR!
Allah, yakîne erdireceklerine yanlışlarını ve
perdelerini fark ve idrâk ettirir; tövbeyi nasip eder.
Takdirinde gaflet olan ise, ilmine yüz çevirip; duygularıyla yaşamını
cehennem etmeye devam eder… Sonra da a’mâ
olarak âhirete intikal eder!.
hf
EBEDİ GAFLET
Öyleyse biz daima İLME yönelelim!
Aklımıza-mantığımıza-idrâkımıza hitâb edip, bizi derin ve
kapsamlı düşünceye sevkedenlerle yaşamımızı paylaşmaya çalışalım!.
Kıyafeti, şekli, görünüşü, yaşı, yaşamı ne olursa olsun bizi
insanların dış yaşam ve görünüşleri değil; beyinlerindeki tefekkür kapasiteleri
ilgilendirsin!
Nasıl ki buraya geldiniz…. Burada
dinliyorsunuz.... Ama burda dinlerken sizin için benim görünüşümün kıyafetimin,
yüzümün biçiminin, şeklinin hiçbir önemi değeri yoksa; esas önemli olan düşünce
sistemimin ifadesi olan bu fikirlerim önemliyse ve burda benimle kalmayıp
herkes geldiği yere dönüyorsa, herkes kendi geldiği yere dönüyorsa burdan
çıkıp; sizin için önemli olan insanların fikirleri ve düşünceleri olmalı;
insanların oturmaları kalkmaları yaşam biçimleri vesâirleri değil!
Çünkü Allah yukarıdan megafonla değil; bir beyin, bir dil
aracılığıyla sizin kulağınıza ve gönlünüze hitâb eder!
Bu hitâbın hangi görünüş, hangi şekil, hangi biçim, hangi
yaşamdan geleceğini de kimse kayıt altına alamaz, sınırlayamnaz!.
Düşünce ve zannıyla da sınırladığı takdirde de ALLAH'TAN
EBEDİYYEN GAFLETİ seçmiş olur!.
hf
GAFLETTEN KURTULUŞ
Gafletten
kurtuluş, ancak ‘’birimsellik bilinci’’nden arınış ile mümkündür.
fhfh
“GAFFAR” ESMÂSI
Dilediği tüm kusurları bağışlayan.
fhfh
“GAFUR” ESMÂSI
Suçluları bile küçük düşürmek istemeyen. Örtücü.
fhfh
GALAKSİ
(GALAKTİK VARLIK)
(GÖKADA)
(GALAKTİK ŞUUR)
(GALAKTİK RUH)
Bkz. E / Evren
fhfh
“GANİ” ESMÂSI
Kavramlar üstü. Yegâne zenginlik sahibi.
fhfh
“GARİB”
(“GURABA”)
"Garib", hâlini paylaşacak kimsesi olmayandır.
hf
(Soru: ”Fukara”nın kökü olan “fakr” kelimesinin anlamını Hadislerden ve
açıklamalarınızdan anlamaya çalışıyoruz. Ancak “guraba”nın kökü olduğunu
düşündüğüm “garîb” kelimesiyle ilgili elimizde pek veri yok. Bu konuda burada
sizden birşeyler okuyabilir miyiz?)
Kişi “fakr=yokluk” boyutunda
kendini bulduğu takdirde onu sıkacak hiç bir olay olmaz ve hiç bir şeyden de
sıkılmaz... Bu boyutta yaşayanlara tasavvufta “fukara” veya bunların daha da
üstündekilere “guraba” denilir... Olay tamamıyla boyutsal=içsel yaşantıyla
ilgilidir... Sembolik bir anlatımdır sizin işaret ettiğiniz..
fhfh
“GARİB”
“GARİB”
SIFAT BOYUTUNDA YAŞAYANDIR
Yaşamakta olduğu boyut itibariyle, kimseyle
halleşemeyen; insanlar içinde yalnız (boyutsal olarak) kalmış; yaşadıklarını
dile getirmesi mümkün olmayan Vahdet ehline verilen addır "Garîb”!.
"Fakr", Esmâ boyutuna işaret eder;
"Garib" ise Sıfat boyutunda yaşayanın
adıdır...
hf
GARİB'TİR MİSAFİR...
GARİB GELMİŞ, GARİB GİDER!.
Garibtir misafir:.. Garib
gelmiş garib gider...
Peki... Dünyaya misafir gelmilş
olanın bir alâmeti bir işareti var mı?
Hz.Rasûlullah aleyhisselatüvesselâmın
meşhur hadisi şerifi var...
Bu hadisi şerifte buyuruyor ki,
Hz.Rasûl aleyhisselâm;
”Bana dünyanızdan 3 şey sevdirildi..
Güzel koku ... kadın... ve
gözümün nûru namaz”
Şimdi bu 3 şeyin izahına,
açıklamasına ben girmiycem... Çünkü o başlı başına apayrı bir konu...
Fakat bu hadisi şerifte
Efendimizin işaret ettiği önemli bir husus vardır, onu çok iyi anlamak lâzım...
“DünyaNIZDAN” diyor... DünyaNIZdan... yani Size
ait olan bu dünyadan...
Yani, “Ben bu dünyadan değilim... Ben sizin bu dünyanızdan değilim.!”
Nerden?... Uzaydan mı geldi? Yani
başka bir galaksiden misafir mi geldi insan suretine bürünüp.... Bu mânâda mı?
Hayır!
Bu dünyanın değerlerinin bu dünyanın
nesnelerinin hiçbir şey ifade etmediği o kudsî yaşam âleminden biri olarak
bizlere hitap ediyor.
Burdan soyutlanmış maddi değerlerden
beşeri duygulardan beşeri şartlanmalardan, beşeri değer yargılarından, bunların
hepsinden soyutlanmış, kudsi ruhun makamından
bir kişi olarak hitap ediyor.
Dolayısıyla “sizin DünyaNIZDA”
diyor...
Sizin
dünyanızda para vardır değerli…
mal
vardır değerli…
makam
vardır değerli...
şöhret
vardır değerli...
şan,
şeref, koltuk,
hepsi
değerli vardır değerli..
Sırtından ceketi çıkartır gibi bütün bu değer yargılarından arınmış..
Dünya varmış tâ ki yokmuş...!
Kayıplar seni üzmez... kazançlar seni
sevindirmez... Çünkü sen kazançların en büyüğüne erişmişindir...
Kayıplar hiçbirşey ifade
etmez... Çünklü kayıpların anasını
kaybetmişin!..
BENLİĞİNİ KAYBETMİŞİN!
Varsandığın benliğinin asla ve asla
varolmadığını farketmişin!
hf
GARİBLER DÜNYALARINDA YAŞAR,
DÜNYANIZDA GÖRÜNÜRLER!
ÂŞIK, "GARİB"TİR!
Dünyada gariblerin sayısı o kadar
azdır ki...
Çünkü Garibler, Dünyalarında yaşar, DÜNYANIZDA görünürler!..
Konuşsalar, dilleri ...
Kendilerini göstermeye kalksalar
kimse tanımaz...
En fazla bakarlar
bakarlar... “ALLAH'IN DELİSİ DİVANESİ “ derler!
Gel gör ki o deli divâneleri ki Allah'ın sevgilisi
olmuş. Onlar uğruna Dünya ayakta dururyor...
Onların kadrini kıymetini de bu dünya
ehli bilmez..
Onun için Hz.Rasûlullah demiş ki:
DÜNYANIZDAN!!!
fhfh
Mânevî görevliler diye bilinen "Ricâl-i Gayb" iki gruptur;
A - Karar organı
B - İcra organı
A-Karar organı "Divân" ya da "Divân-ı
Kebîr" gibi isimler ile anılır.
B-İcra Organ, bir tür ricâli gayb ordusudur.
Divân'ın kararlarının tatbikiyle
görevlidirler.
Bu ordunun Başkumandanı "Gavs"ı zamandır. Tâbiri câiz ise
genelkurmay başkanı durumunda olan "Kutb-ül
Aktâb"dır!.. Sonra 4’ler gelir. Sonra tasarruf sahibi olan 7'ler gelir.
Sonra 12'ler gelir. Sonra 40'lar gelir. Sonra 300'ler diye bilinen 313 kişi
vardır. Sonra 1200'ler gelir ve daha sonra da yöresel kutublar iş görürler.
Geçmiş evliyâullah arasında Abdülkâdir Geylanî "Gavs"iyet göreviyle birlikte
"İNSAN-I KÂMİL"lik görevi
de kendisinden cem etmiş olduğundan, "Gavs-ı
A’zam" lâkabıyla bilinir.
Gavs, hem Rasûlullah aleyhisselâm
katılmadığı zamanlarda divan başkanlığı yapar, hem de icrâ organının başıdır.
Gavs", dünyada yaşadığı sürece, "Gavsiyet" görevini ifa eder.
"Gavs"ların hepsi de
esasen "vekil Gavs"dır.
Her mertebenin bir asîli vardır, o
asîlden sonra gelen vekilleri vardır.
Gavsiyet mertebesinin asâleten sahibi Abdülkadir Geylânî`dir. "Gavs-ı A’zâm"dır. Diğer devirlerde
gelen "Gavs"lar da o
mertebeye ve göreve "vekâleten
Gavs"lık görevini yaparlar. Fakat âhirete intikal ettikleri zaman, Gavsiyet görevini bırakırlar. Seyyid Abdulkâdir Geylânî`nin görevi ise
bâtında devam etmektedir. Bu yüzden de yardımları el`an devam etmektedir.
"Divan"a, geçmişte görev almış Gavs`ları temsilen, Abdülkadir Geylânî Hazretleri gelir. Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin "Gavs-ı A’zâm"lığı buradan ileri
gelir, "Kutbiyet"i, "İrşâdiyet"i kendinde toplamış
olduğu için değil!. Asâleten "Gavs"dır.
"Gavs-ı A’zâm"dır!.
Diğer "Gavs"lar, âhirete geçtikten sonra, "Divan"a katılmazlar, görevlere katılmazlar... O mertebeyi
ihraz etmiş, tabiri caizse, emekli olmuş gibidir. Öbür tarafta, mânevî âlemde
bir takım görevler yaparlar, dünya işlerine katılmazlar.
Abdülkadir Geylânî Hazretleri`nin, Gavs-ı A’zâm olarak, asâleten o görevin
sahibi olarak dünya işlerine müdahale yetkisi vardır.
Diğer "Gavs"lar, dünyadan ayrıldıktan sonra, dünya işlerine müdahale
etmez, ama Abdülkadir Geylanî
Hazretlerinin dünya işlerine müdahale yetkisi vardır, ve o yönüyle Gavs-ı A’zâm`dır... Diğer Gavslar, dünyada yaşadıkları müddetçe Gavsiyet görevini yapar, öbür dünyaya
intikal edince de öbür dünyanın görevlerini yaparlar.
fhfh
“GAYB”
·
Gayb nedir? Nerededir?
·
Gaybı ne kadar bilebiliriz?
·
Gayb ne kadar bir zaman ve mekan
dilimini kapsar; yoksa bunlardan da öte bir bilgiyi mi içerir?
·
Gayb, yaratılmışlar hakkında kapsamlı
bir bilgiyi mi içerir; yoksa Allah'ın
zâtını da bilebilir miyiz?
·
Gaybı bilmenin yolları nelerdir?
·
Bilinmeyene inanmak bize neler
kazandırır?
·
Bilinmeyenler nelerdir ve neden
korunmak zorundayız?
“GAYB”
Gayb, Allah'ın
yaratmadıklarının adıdır, gerçekte!.
hf
GAYB,
BEŞ DUYU İLE TESBİT EDEMEDİĞİMİZ BOYUTLAR
VE O BOYUTA AİT VARLIKLARI ANLATIR!
"GAYB" kelimesiyle bizim “beş duyu” adını verdiğimiz kesitsel
algılama araçlarımızla tesbit edemediğimiz âlemler(boyutlar) ve bu âleme
(boyuta) ait varlıklar anlatılır...
“Beş duyu” dediğimiz kesit tesbiti
yapan araçlarımızın kapasitesi dışında kalanları algılayamayan beyin, bunların
tümünü "GAYB" olarak
nitelendirir...
Beş duyu aracılığıyla ile
değerlendirilebilenlerin adı ise Din dilinde "şehâdet" âlemidir... Ki bu bizim “madde âlemi” (boyutu) dediğimiz kısımdır.
hf
“ÖZ”ÜMÜZÜ TANIYABİLDİĞİMİZ ORANDA
GAYBİ MÂNÂLARI DA
ÇÖZMEYE BAŞLARIZ
Biz, özümüzü ne kadar tanıyabilirsek,
ne kadar beş duyu ve beden kaydından soyutlanıp, orijinimizi derinliklerimizde
bulup, tanıyıp, değerlendirebilirsek, o oranda varlıktaki gaybî mânâları
çözmeye başlarız.
Öte yandan bu mânâları gerçekte
seyreden ise, biz değil, mutlak varlıktır!
Gerçekte bu
seyir, "TEK`in SEYRİ"dir!
Tek bir "an"lık
seyirdir bu!
"An"dan sonra an, "dem"den
sonra dem vardır sanmayalım!
"An",
Tek`tir! "Dem", Tek!
O "an",
Tek "dem"! Amma... Değerlendirebilecek olan "saflaşmış
bilinç" noktasında kendimizi bulabilirsek!
hf
İKİ TÜRLÜ GAYB VARDIR
"GAYB" ikiye ayrılır...
a. "GAYB-I MUZAF"...
"İzafi-göresel Gayb"
b. "GAYB-I MUTLAK"...
"Kesinlikle algılanması
mümkün olamayan Gayb"
hf
(İZÂFİ GAYB-MUZAF GAYB)
GÖRESEL (İZÂFİ)
GAYB DİYE
NİTELENEN BOYUTLAR
TEK BİR TÜMEL YAPININ GÖRESEL KATMANLARIDIR
Madde âlemi, beş duyu verileriyle
kayıtlanmış beynin "varsayım" dünyasıdır... Çünkü gerçekte evren
tümüyle bir ışınsal yapıdır ki; her dalgaboyu kesitinden, farklı boyutlar yani
âlemler oluşmuş bulunmaktadır...
Farklı dalgaboylarından oluşmuş
katmanlardaki varlıkların her bir türüne göre de içinde bulundukları
âlem(boyut) kendi “MADDE” âlemleridir...
Yani "madde âlemi" diye gerçek ve mutlak tek bir "madde
âlemi" olmayıp; her boyut varlığının kendi katmanı, onun kendi özel "madde
âlemini" oluşturmaktadır...
Bu itibarla, "ölümötesi"
yaşama geçenler dahi, bir tür "madde âlemi" içinde yaşamaktadırlar...
Kezâ, "cehennem" ya da "cennetler"; ya da şu an için
“cinlerin” kendi boyutları dahi, onların algılamalarını sağlayan duyu araçlarına
GÖRE "madde âlemi”dir...
İnsanın bir düşünsel yapısı vardır;
bir de bedeni... Düşünsel yanı olan “bilinç”
ya da “şuur” hiç bir zaman
“bedensiz” kalmaz!... Bu beden, biyolojik-fiziksel beden olabilir; ya da “RUH” adı verilmiş bulunan hologromik
ışınsal beden olabilir....
Netice itibariyle, insan, sonsuza
dek, bir bedenle-bilincin bütünü olarak yaşamına devam eder.
Eski asırlarda, eski asırları
günümüzde seslendirenlerde, çağdaş bilgiler olmadığı için gereksiz
tartışmalarla uğraşılmıştır... Ölümden sonraki beden, yani kıyâmette(haşr) tüm
insanların toplu olarak bir arada bulunacakları safhadaki beden, ya da daha
sonraki aşamada yaşanacak hayat, bedenli mi bedensiz mi; “ruh”la mı, “ruh” artı
“madde beden”li mi; gibi çağımız bilimi ışığında hiç bir anlamı olmayan
tartışmalar!...
Helikopterin seyahat aracı olduğu
ortamda; kağnı arabasının tekerleğinin ceviz mi, gürgen mi; ya da altı ortalı
mı, sekiz ortalı mı olmasının tartışılması gibi!... Ya da quartz teknolojisi
kullanılırken, kum saatinin fazilet ve faydalarından sözetmek gibi...
Madde ve maddeötesinin gerçekte, tek
bir tümel yapının göresel katmanları olduğunu farkedip kavrayan bir kişi için,
bunlardan daha anlamsız soru olamaz!...
Bugünkü algılama aracımıza göre, şu
içinde bulunduğumuz katman "madde"dir!... Bu bedenden ayrılıp ışınsal
bedene geçtiğimiz anda da, o beden yapımıza GÖRE, o katman "madde olarak
algılanacak"tır.
Durum eğer iyice kavranılırsa,
farkedilecektir ki, biz sonsuza dek, nitelikleri birbirinden farklı da olsa,
her an "madde" alemleri içinde yaşamımızı sürdüreceğiz… Bu göresel
"madde" alemlerine (boyutlarına) ne isim verilirse verilsin!...
Evet, işte şu ana
kadar bahsetmiş olduğum algılayamadığımız boyutlar ve o boyutlara ait tüm
varlıklar "GAYB"ın iki
türünden biri olan "GAYB-I MUZAF"
sınıfındandır..
hf
YÜZ MİLYONLARLA SENELERİ
KAPSAYACAK
SÜREÇ VE OLAYLAR
Kabir âlemi, kişinin biyolojik hâlihazır bedenini terketmesinden sonra içinde
yaşadığı mezardan geçtiği âlem ya da boyuttur!..
Berzah âlemi ise, Nebiler, şehitler ve bazı velilerin halen yaşamakta oldukları ve
zaman zaman biraraya gelerek görüştükleri âlemdir...
Mahşer âlemi ise, "kabir aleminde kâbuslar içinde veya güzel
görüntülerle" yaşamlarını sürdürenler ile; “berzah” aleminde serbest
dolaşanların tümünün bir araya geleceği; ve herkesin dünyada yaptıklarının
kesin neticelerini görüp alacağı süreçtir!...
Sırat devresi ise, "cehennem" içine çekilmekteki dünya üzerinde bulunan,
insanların, "cennetler" ismiyle tanımlanan ortama kaçış olayıdır.
Dünyada iken yaptığı çalışmalar
sonucu elde ettiği güç oranında, kişiler, geçiş süreci içinde cehennemin
ızdırabını çekerler... Ya da güç yetersizliğinin doğal sonucu olarak,
kaçamayıp, sonsuza dek orada kalırlar...
Yahut da, bütün bu aşamalardan
geçerek, neticede “cennet” ismiyle işaret edilen, Allah'ın kendisine bahşetmiş
olduğu “hilâfet” özellikleriyle, her istediklerini oluşturacakları mutlu yaşam
boyutuna geçerler...
İşte belki de yüzmilyonlarla seneleri
kapsayacak böyle bir süreç ve olaylara
“gayb” kelimesiyle işaret edilmiştir!...
hf
GÖRESEL (İZÂFİ) GAYB,
BİRİME GÖRE DEĞİŞİR
İnsan türüne göre gayb başkadır; cin
türüne göre gayb başkadır; melek türlerine göre dahi gayb başka başkadır!..
Yani, sadece insana "göre"
gayb sözkonusu olmayıp, tüm varlık türlerine göre de "gayb" değişik değişiktir... Ki bu yüzden, bu "gayb" türüne "gaybı muzaf" yani "göresel gayb" derler..
hf
Algılama
aracının kapasitesi dışında kalan, algılayamadığı şey, o araca göre gaybdır!
Buna “göresel gayb” da diyebiliriz
Sana göre
gayb başkasıdır
Bana göre
gayb başkadır
Ötekine
göre gayb âlemi başkadır
İnsana göre
gayb başkadır
Cine göre
gayb başkadır
Meleğe göre
gayb başkadır
Bize göre
cinler gayb alemdir, ama cinlere göre gayb âlemi değildir. Cinler birbirlerini
görürler. Cinlere göre cinler âlemi, şehâdet âlemidir.
İnsana göre
de insanların âlemi şehâdet âlemidir... Şâhit olunan yani içinde yaşanılan
âlemdir.
hf
GAYB,
ALGILAMA SINIRINA “GÖRE”DİR!
Ne eski bir yıl bitiyor…
Ne de yeni bir yıl başlıyor!.
Yalnızca, insanlar “kurabiye”
imalâtına devam ediyorlar!!!
Yaşanan “an”lar var bilinçte…
Bir de insanların vehimleri;
hayâlleri, umutları…
Oysa, oyunun sonu, başından belli senarist ve yakınlarınca!.
Öyle olmasaydı nereden bilebilirdi
geleceği, bilenler!.
Gaybın, algılama sınırına göre varolduğunu anlayamayanlara
söylenecek ne söz var ki!.
Yeni 1000 yılınız, gerçekleri fark
edip de bu boyuttan ayrılmayı nasip etsin…
Psikiyatrinin alanına giren “Mistik hezeyanlardan” korunanlardan olalım hepimiz.
hf
GÖRESEL GAYB
BU MÂNÂLARI ALGILAYAMAYACAKLAR
TARAFINDAN
"GAYB" HÜKMÜ İLE GİZLİ
KALIR
Göz boyutundan çıkıp, gözün algılama
kapasitesini aşıp da, bilimsel ve düşünsel olarak yaklaşabilirsek…
Varlık âleminin; algılayamadığımız
alt boyutlarında, santimetrenin milyarda biri kadarlık dalga boylarından,
kilometrelerce uzunluğundaki dalga boylarına kadar, sayısız fakat her biri
bir mânâ ifade eden dalga boylarından oluşan bir yapı olduğunu farkederiz.
Bu, yaratılmışlar boyutudur. "Ef`al" âlemidir!
Bunların her biri kendine has mânâlar
ihtiva eder. Ve, bu mânâlar, kendilerini algılayacak yapılar tarafından
algılanır. Algılayamayacaklar tarafından da "gayb" hükmü ile
gizli kalırlar! Bu "mutlak gayb" değil, "muzaf gayb"dır!
Yani, "göresel gayb".
hf
GÖRESEL (İZÂFİ)
GAYB,
ALLAH’IN
DİLEMESİ VE TAKDİRİ SONUCU OLARAK
BİLİNEBİLİR!
"Mutlak Gayb"ın dışındaki "izafi gayb" ise, "ALLAH" dilemesi ve takdiri
sonucu olarak bilinebilir...
Ve bu biliş, "Allah"ın muradı doğrultusunda çok yönlü olabilir...
Gerek “kerâmet” adı verilen yoldan
evliyaullahın "keşif" ve "fetih" sonucu
erdikleri; ve gerekse de istidrac yollu gerçekten sapmış kişilerin bildikleri
"algılayamadıklarımız" hep bu durum sonucudur...
Öte yandan, "göresel
gayb"ın en önemli bölümü, "âhiret" dediğimiz, ölümötesi yaşam
boyutudur... Kabir âlemi; berzah âlemi; mahşer âlemi; sırat süreci; cehennem ve
cennet yaşamları hep bu "göresel gayb" ismi altında mütalâa edilir...
"GAYBI ANCAK ALLAH BİLİR, başkası bilmez" denilen gayb, "mutlak
gayb"tır!.
hf
Gaybı Mutlak, Allah'ın
ZÂT'ıdır ki bunu hiç bir yaratılmış bilemez. Göresel gayb ise şartlar değiştikçe
bilinebilir.
hf
ASTROLOJİK TAHMİNLER
GAYB’I BİLMEK DEĞİLDİR
Astroloji gaybı bilmez!.
Astroloji esas olarak yeryüzündeki
çeşitli varlıkların (insan dahil) oluşumuyla ilgili etkilerden sözeder.
Astroloji geçmiş tecrübelere dayanan
tahmindir. Bunu Muhyiddin Arabî de yazmıştır İbrahim Hakkı da Marifetname’sinde
Gazali de... Âyet, “rahimlerdeki çocuğun cinsiyetini kimse bilemez “ derken
ultrasonla görüyorsunuz.. Bu bahsediş, gaybı muzaf hükmündedir... Aynen hava
tahmini gibidir astrolojik tahminler de gaybı bilmek değil!.
hf
"MUTLAK GAYB"…
(AKLIN VE SEZGİNİN SUKÛT ETTİĞİ NOKTA)
“ALLAH’ın ilmidir!
hf
HİÇBİR YARATILMIŞ,
MUTLAK GAYBI
BİLEMEZ; TEFEKKÜR EDEMEZ!
Hiç bir yaratılmış “ALLAH” ilminde ne vardır, asla bilemez
ve bu ilmi kapsayamaz! Kezâ,”ALLAH” Zâtı
itibariyle “Mutlak gayb”dır!
Bilinmesi, kavranılması, tefekkürü
kesin olanaksızdır! Hiç bir yaratılmış, O “ZÂT”ı algılayamaz! Ancak izhar ettiği mânâlar
yollu, “bu mânâları yaratan şu özelliklere sahiptir” denebilir!
hf
“MUTLAK GAYB”I
ANCAK ALLAH
BİLİR!
-"GAYBI ANCAK ALLAH BİLİR,
başkası bilmez" denilen gayb, "mutlak gayb"tır!...
hf
“MUTLAK GAYB”
ASLA VE KESİNLİKLE KAPSANAMAZ
Ayrıca, "B’ilgayb" ibaresini, "B" sırrına dayalı bir şekilde anlarsak...
Onlar, gayblarında bulunan "hilâfet" sırrını oluşturan "Allah" isimlerinin işaret
ettiği biçimde, gayblarının, "Gaybı
Mutlak" olduğuna; bunun asla ve kesinlikle kapsanamayacağına ve
kavranamayacağına iman ederler...
hf
”GAYBI İLÂHİ”
İNSANIN GAYBI İLE KÂİNATTA VAROLAN
HER NESNENİN GAYBI, AYNI ASILDAN GELEN
AYNI ÖZDEN GELEN AYNI GAYBDIR!
”GAYBI İLÂHİ”DİR!
“Yuminune bilgaybı-gayblerine iman ederler”
“gayblerine iman etmek” derken, bir önemli hususa burada esasında
işaret ediliyor;
Rastgele
bir gayba değil; ötedeki bir gayba değil...
GAYBLARINA!
Baştaki o B
harfi, “Gayblarına” anlamına getirtiyor “gayb” kelimesini..
Çünkü
insanın gaybı ile kâinatta varolan her nesnenin gaybı, aynı asıldan gelen, aynı
özden gelen aynı gaybdır. Bu da, “gaybı ilahi”dir!
hf
“GAYB”A İMAN
GAYB'A İMAN
KORUNMAK İÇİN GEREKLİDİR
"İŞTE ONLAR, GAYBA İMAN EDERLER; NAMAZLARINI İKÂME EDERLER; VE
KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN ALLAH İÇİN BAĞIŞTA BULUNURLAR.
VE YİNE ONLAR, SANA NÂZİL OLANA VE SENDEN ÖNCE NÂZİL OLANA İMAN EDERLER;
VE ÖLÜMÖTESİ YAŞAMA İKAN SAHİBİDİRLER..."
Yukarıda anlamını vermeye
çalıştığımız âyetlerde görüldüğü üzere "korunmak için" en başta
gerekli olan "GAYBA İMAN"dır..
fhfh
GAYRETULLAH
(Soru: “Gayyûr” ve “Gayretullah”
mânâlarını biraz açar mısınız?..)
Allah, varlığında her boyutta kendinden gayrısının olmadığını görmeyi
diler demektir...
“Gayretullah” o dur ki, açığa çıktığı yerde ulûhiyet hükümlerinin
gereğince oluşumların açığa çıkmasını ister...
fhfh
“GAYRI”
“BİR SÛRET VE MÂNÂ İLE BENİ KAYITLAYIP,
HAKKIMDA HÜKÜM VERME!”
"-Yâ Gavs. Ashabına söyle, onlardan kim bana vâsıl olmak isterse,
benden gayrı her şeyden sıyrılıp çıksın!.
"BEN"den gayrı her şeyden sıyrılıp çıksın,
cümlesini, sanki O'ndan gayrı bir çok
şeyler varmış da onlardan çıkılması gerekiyormuş gibi anlamak çok büyük bir
hatadır!..
O'ndan gayrı şeyler var da, onlardan
çıkılması gereklidir, değil burada anlatılmak istenen!..
Burada istenilen ve işaret edilen
şey, O'ndan ayrı görmeyi ve O'nu da o
görülen şeyle kayıtlamayı terktir!.
Biz görülen her şeyin, Hak'tan ayrı
bir varlık olarak mevcut olduğunu sanırız... Ve o görülen şeyin ardında da
Hak'kın varolduğunu tasavvur ederiz. Halbuki iş böyle değildir!.
Algıladığımız her şey, O'nunla
kâimdir!.. Ancak, O'nu şeyin sûret veya mânâsıyla kayıt altına almak büyük bir
gaflet olur. İşte "çık" hükmü, o
sûret veya mânâ ile beni kayıtlayıp,
buna göre hakkımda hüküm verme, demektir.
Kim ki, gördüğündeki mânâ ile Allah'ı kayıt alma gafletine düşer, o
artık çok yoğun bir perde ile perdelenmiş demektir.
fhfh
Zulmedenin fiilinin neticesini
oluşturma düşüncesi "gazab"
olarak tanımlanır.
hf
“RAHMAN” İSMİ,
GAZAP ANLAMI TAŞIYAN FİİİLERDEN
KORUNMAMIZI SAĞLAR!
“RAHMAN” ismi hem ilâhî rahmete nâil olmamızı sağlar, hem de gazab
anlamı taşıyan fiîllerden korunmamızı temin eder. Çünkü gazâb, şiddet ateşini
kesen Rahman’ın rahmetidir.
İleri mertebelerdeki zevâtta bu ismin çok daha değişik neticeleri vardır
ki, onlara bu kitapta girmek istemiyorum.
hf
ŞİRK,
GAZÂBI DOĞURUR
En büyük zulüm de, kişinin, "nefsine olan zulmüdür"; ki
buna "şirk" denir!...
"ŞİRK", "özellikleri ve sıfatlarıyla SONSUZ-SINIRSIZ” ve
Vâhid-ül AHAD ALLAH" olup “ALLAH” İsmiyle işaret edilenin yanı sıra
bir tanrı kabullenme anlamını meydana getirecek şekilde, gerçeği örten fikir ve
kabulleniştir!.
Ki bu hâl netice itibariyle "gazâb"ı doğurur.
hf
ALLAH İNDİNDE
BÜYÜK GAZÂBA DÛÇAR OLMAK
"Mallarınız ve evlâdlarınız sizi “ALLAH” ismiyle işaret edilenin
zikrinden alakoymasın!. Bunu yapanlar hüsrana uğrayanlardır"!.. (63-9)
"Mallarınız ve evlâdlarınız sizin için bir imtihandır; Allah
indinde ise büyük mükâfaat vardır"!. (64-15)
Evlâd ve maldan yüz çevirip, bir köşeye oturup, her gün bir kaç bin defa
"ALLAH", "Rahman" kelimelerini tekrar etmeyi
ihmal etmemek Mİ?...
Yoksa daha başka bir mânâ da var mı bu Kur’ân uyarısında?...
Âyetin tembihatını akılda tutmak ne demektir?...
Âyette iki ana yön var;
1-Evlâd ve malın Allah zikrine engel olmaması...
2. “Allah zikrinden” gâfil olunmaması...
Evlât ve malın engel olmasını nasıl anlamalıyız?..
“Allah zikrinden” gâfil olmamak nasıl olur?...
"ALLAH ZİKRİ" ne demektir?...
Mal ve evlâdlar ALLAH zikrine mâni olmamalı!... diyor...
Allah zikrine nasıl mâni olur mal ve evlâdlar?...
"ALLAH"ı zikir; konusunu, ALLAH ismiyle işaret
edilenin zikrinden geri kalan hüsrandadır gibi anlarsak, bundan ne anlam
çıkar?...
Allah ismiyle işaret edilenin zikrinden mal ve evlâd yüzünden geri
kalmak nedir ki, insanı hüsrana uğratsın?...
"Allah zikri, Rahman zikri" nedir ki, o zikirden geri kalan
hüsrana uğrayıp çok büyük kayıplar içinde oluyor?...
"Yapamayacağınız şeyi niçin söylersiniz?... Yapmayacağınız şeyi söylemeniz,
Allah indinde en büyük gazâbı davet eder!." (61-2/3)
bu âyet neyi anlatmak istiyor?
“Allah zikrinden geri kalan ne yapmıyor”, neyi eksik bırakıyor ki,
hüsrana uğruyor? ..
Ve... Yapmayacağını, yaparım diyen Allah indinde gazâba NASIL dûçar
oluyor?..
Evet, ne anlıyorsunuz?...
“Allah zikri” nedir ?... ”Allah indinde büyük gazâba dûçar
olmak”la bağlantısı
nedir?.
Gazap nasıl oluşur? .
Sonucu ne olur?.
“Allah zikri” bir köşeye çekilip "Allah"
kelimesini tekrar değilse; "ALLAH” adıyla işaret edilenin zikrinden
mal ve evlâd yüzünden geri kalmamak ne demektir?...
Allah isminin işaret ettiğinin zikrinden geri kalındığında, gazâb nereden ve nasıl üzerimize gelir ve bizde
açığa çıkar?...
Bu gelecekte bir zamanda mı olacaktır?... Yoksa şimdi mi oluşmaktadır?...
Eğer bu durum benim için oluşuyorsa, ben bunu nasıl anlayabilirim?...
hf
GAZÂBA UĞRAMIŞLIĞIN BİR
BELİRTİSİ DE…
“Allah
gazâbına dûçar olmuş” kişi, özündeki Allah’ı tanıyamamış ve bunun
gereğini hâlâ yaşayamamakta olan insandır!
Bunu idrâk edememek de gazâba
uğramışlığın bir başka belirtisidir!”
hf
EĞER GAZAP KUŞATMAMIŞSA BİZİ…
Eğer “gazap” kuşatmamışsa bizi,
vicdanımız ilimle, iğne deliği kadar yerden niyetlerimizi görebiliyorsa;
sorgulayalım niyetlerimizi, yaşama ve çevremize bakış açımızı!
Yarından önce bugün hesaba çekelim
kendimizi!
hf
“GAZAP MELEKLERİ”
Beynin yaydığı radyasyonlar müspet ya
da menfi mânâda iki tür radyasyon olarak iki tür varlık yaratır!.
Ya, insana, tabiatına hoş gelecek
sevimli gelecek varlıklar veya ters gelecek varlıklar!
Kişinin arzu ve istekleri ne yönde
ise, o yönde onun seveceği varlıklar meydana gelir, beynin yaydığı dalgalardan;
ve gene aynı şekilde, kişinin genel yapısındaki korku ve endişeleri ne yönde
ise, o yönden meydana gelir bir takım yaratıklar menfi dalgalardan!.
Beyin dalgalarının meydana getirdiği
bu varlıklar, kişi öldüğü andan itibaren, kişinin ruh âlemi veya hayâl âlemi
dediğimiz âlemde, bu kişiden sâdır olan
dalgalardan meydana gelmiş olduğu için bu kişiyi sarar; ve kişi bunlardan
dolayı ya azap duyar, ya zevk duyar; Âlemi Berzah’ta... Kabir Âlemi dediğimiz
âlemde.
hf
GAZAP MELEKLERİ
VASIF OLARAK “CİN”
YAPISINDADIR
İnsanın ürettiği gazap melekleri,
orijin olarak melek, ancak vasıf olarak “Cin”
yapısındadır!
Mezarda; mezarın içini görüyorsun,
mezarın şartlarını görüyorsun. Bu, mezar âlemi.
Belli bir süre sonra, bu mezar
görüntüsü kaybolur.
Ondan sonra, cennet ve cehennemi tam
olarak görmeye başlıyorsun. Oradaki durumları görüyorsun. Ve dünyada ürettiğin
bir takım melekler veya kötü mahlûklar sana zarar vermeye başlıyor. Bu ise
senin kabir âleminde oluyor.
Gördüğün rüyayı düşün!.
fhfh
GECE
“GECE”NİN ÖNEMİ
Gece, nasıl güneşin parazit oluşturan
ışınımı dünyanın arka yüzünde kaldığı için kesiliyor ve kısa dalga yayın çok
net alınabiliyorsa; insan beyni de, özellikle gece yarısı ve sonrasında çok
hassas hâle gelir ve kuvveti artar.. Bu, hem alıcılık (ilham) yönünden
böyledir; hem de vericilik yâni "dua" yönünden böyledir..
"İslâm Dini"nde gecenin
önemi buradan ileri gelir..
“KADR” GECESİ
Bkz. K / Kadir Gecesi
fhfh
GEÇMİŞ
GEÇMİŞ HAYAL İSE…
Geçmiş,
nasıl bugün hayâl ise; bugün de, yarın öylece hayâl olacak. Öyle ise hayâl
uğruna sonsuz mutluluğu fedâ etme!.
hf
GEÇMİŞİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Geçmişin
değerlendirilmesi, ancak geçmişten ibret almakla mümkün olur.
hf
İNSAN “DÜN” İLE OYALANDIĞI TAKDİRDE,
YARINI KAYBEDER! YARININI KAZANDIRMAYACAKSA,
DÜNDEN BAHSETME!
Fazilet; Yanlışını idrâk ettiğin anda
kendine itiraf edebilmek ve onun gereğini uygulayabilmektir.
İnsan, dün ile oyalandığı takdirde,
yarınını kaybeder.
Yarınını kazandırmayacaksa, dünden bahsetme!.
fhfh
GELECEK
Yarınınızı görmek istiyorsanız,
yaşadığınız güne bakın!...
Yarın, bugün yaptıklarınızın
sonuçlarını yaşayacaksınız!.
“Yarın”lar
“dün”lerin getirisidirler!
Yaşadığınız “an”ın hesap sonucudur “yarın”lar.
Düşünün ki, bugün, “dün” yaptıklarınızın iyi veya kötü
sonuçlarını yaşıyorsunuz.
Bugününüzün de, yarın, “dün” olacağını farkederek; yaşamınıza
ona göre yön vermeye; elinizdekileri bu gerçeğe göre değerlendirmeye bakınız.
hf
GELECEK HAYAT
- Peki, gelecek hayat nedir ve
nasıldır?
Diye bu defa Cem sordu:
-Gelecekteki dediğin hayat, senin
bedenle olan ilişkinin kesilmesi anından itibaren başlayan hayattır...
Bu da iki devredir.
hf
GELECEK HAYAT
İKİ DEVREDİR
Birinci devresi bu sisteminiz
canlılığını sürdürdüğü sürecedir...
İkinci devresi ise güneş
sisteminizdeki gezegenlerin bir kısmının güneşin büyümesiyle içine
girmelerinden sonradır.
-Peki ben nasıl olacağım bu
devrelerde?.
-Birinci devrede, hologramik
mikrodalga beden yâni sizin deyişinizle "RUH" olarak, ama
bedeni terkettiğin son andaki görüntü şeklinle...
İkinci devrede ise, gelişme sürecin
içerisinde eriştiğin ahlâk veya idrâkına göre ortamına uygun bir fizik
bedenle! Ama bu fizik beden, bugünkü
bedenin meselâ suda yürüyebileni veya havada durabileni veya duvardan
geçebileni niteliğinde bir fizik beden...
-Bu bedenden ayrıldıktan sonra içinde
bulunacağım mikrodalga beden nasıl bir şeydir veya nasıl oluşmaktadır ki?.
- Beyninin ürettiği mikrodalga
yapıdan oluşmaktadır!
-Yâni beynimin ürettiği dalgalar gelecekteki
bedenimi mi oluşturmaktadır
-Beynimin ürettiği dalgalar
gelecekteki bedenimi mi oluşturmaktadır?.
hf
“ÂN”INIMIZI
DEĞERLENDİREMEZSEK
GELECEĞİMİZİ
KÖRELTİRİZ
İçinde
bulunduğumuz ana sorun, din-bilim dengesi kuramamaktır.
Ya Din’i
veri kaynağı alıp sembolik anlatımları tasavvufla da bezeyerek hayâli bir
dünyada yaşıyoruz...
Ya da
bilimsel verileri ve yaşamın görebildiğimiz gerçeklerini esas alarak
göremediğimiz gerçeklerden uzak düşüyoruz.
Hangi
yandan veri edinirsek akabinde bunun diğer yanla örtüşmesini sağlamak için bir
çalışma yapmazsak, bilelim ki gerçeklerden sapma ihtimali hayli fazladır.
Din
kanalından veya tasavvuf yollu bize ulaşan verilerin yaşamın gerçekleriyle
örtüşmesini anında sağlamazsak hayâlimizde yarattığımız bir dünyada yaşamaya
başlarız.
Sadece bilimsellik ve yaşamda gördüklerimizle yetinirsek, genelde
algılanamayan sembol ve mecazlarla işaret edilmiş yaşamın gerçeklerinden mahrum
kalır, sonucunda da ânımızı değerlendirememek yüzünden geleceğimizi köreltiriz.
NOT: Geniş açıklama için A / Âhiret
bölümüne bakınız
fhfh
“GENETİK BİLİMİ”
(GENETİK YAZGI-KADER)
Allah’ın sistemi
önceden beri hep böyledir.
Allah sisteminde
asla değişiklik olmaz. ( 48 -23)
hf
"Kim İslâm dışında Din
seçerse, bu
geçerli değildir! (3-85)
·
Genetik zincirin halkaları nelerdir?
·
Genetik bilimi düzenleyen yasalar
nelerdir ve düzenleyicisi kimdir?
·
Genetik bilginin şifreleri nerede ve
nasıl yazılmış? Bu sırlar nasıl ve ne şekilde açıklanır? Kimler bu sırlara
erişebilir?
·
Genetik yazgı nasıl yazılıyor?... bu
genetik yazgı ana kader midir; birimsel kader midir? Bu yazgının birimsel
kaderle ilişkisi nasıldır?
·
"İnsan" bu genetik zincirin
hangi halkasındadır?
·
Genetik şifrenin- genetik yazgının
hazinesi, maymuncuğu, anahtarı nedir? Nerede bulunur ve nasıl kullanılır? Sonucu
nedir?
·
Genetik programlama nedir; bu
programlama ve bunun işletim sistemi nedir?
·
Genetik programlamanın Evren ile ve
insan ile ilişkisi nedir?
·
Genetik dizinleri kim nasıl düzenler?
·
Genetik bilimin yaratılışla ilişkisi
nedir, nasıldır?
·
"insan" a bu ilimden ne
kadarı niçin verilmiştir?
·
Genetik şifrenin tutulduğu bir hafıza
var mıdır? Varsa nerededir?
·
Genler hangi özelliklerimizi
düzenler, "Din" ile genetik bilimin ilişkisi nedir?
·
Genlerden ve genlerin eserlerinden
yaratılanlar nelerdir?
·
Bedensel ve ruhsal genlerimiz nasıl
düzenlenir?
·
Genetik dizilim nasıl bozulur? Bu
bozulumun sonucu ne zaman ve nasıl yaşanır?
·
Genetik arınma mümkün müdür?.. Bu
arınmanın zamanla-nesillerle ilgisi var mıdır?
·
Genetiğin duygusu var mıdır?
MADDEÖTESİ ERVAH
(RUHLAR )BOYUTUNUN
“GENETİK” ZİNCİR VE BU ZİNCİRİN HALKALARI İLE
İLİŞKİSİ NE VE
NASIL?
Dışarısı çok kalabalık; farkında
mısınız?
Ayrıca, çok da gürültülü!.
“Dışarısı” sözcüğü ne ifade ediyor size?
Sizi bilmem ama, inanın ki
algıladığım “dışarısı” çok kalabalık ve de çok gürültülü!.
Gergedana benzer bir hayvan, fakat
başı karınca yiyen gibi!. Sırtı kat kat!. Hayli yüksek büyütme oranlı
mikroskoplar, ancak görebiliyor onları!. Biz normal 1 atmosfer basınç altında
yaşamaktayken… Onlar şu an için bildiğimiz, yaşamlarını en yüksek basınç
altında sürdürebilen canlılar… Dört bin (4000) atmofer basınç altında
yaşamlarını sürdürebiliyorlar.. Canlılar
okyanusunda bir damla olan tür onlar…
Kirpiğimizin altında; gözümüzün
içinde, onlara benzer yaşayanları… Kulağımızın içinde, koltuk altlarımızda veya
ne kadar girilebilecek yer varsa bedenimizde, bunların tümünde, kendi şehirleri
olarak doğup büyüyüp ölen canlıları bir yana koyarsak…
Bakteri, virüs dediklerimizi de bir
yana koyarsak…
Kısacası, beş duyu ile algıladıklarımızı bir yana koyarsak…
Bizim, hiç haberdar olmadıklarımız
yanında, katında, ya bizler?
Gerçekten boşlukta, dünya üzerinde mi
yaşıyoruz? Yoksa, göremediğimiz bir başkasının gözünün ya da kulağının içinde
mi!?
En azından, görüp algılayamadığımız,
ne cesamette, hangi hacımda ya da her ne ölçü birimi ise, onunla ölçülebilen;
ne kadar canlı türü var, aralarında olduğumuzun farkında bile olamadığımız?
Yalnızca madde beden
algılayıcılarıyla, değerlendirme yapmamız çok kötü kesiyor bizi!.. Tıbbın
bilmediklerini bir bilsek!.
Mikronun mikrosu canlı-şuurlular
noktasından makronun makrosu olan galaktik canlı-şuurlular noktasına kadar
uzanan skalada yerimiz neresi ve kimlerin-nelerin arasında bir yere sıkışmışız
düşündünüz mü hiç?
Kimler bize ne göz, hangi düşünceyle
bakıyorlar… Kimler-neler bizim hiç farkımızda bile değiller!… Hiç farkımızda
bile olmayanları, hiç farketmemiş olanlar kimler!?…
Ana rahmindeki spermi buyur etmiş
yumurta denen tek hücrenin neresinde yazılı, benim gözümün, kulağımın, saçımın
nasıl olacağı? Neresinde yazılı, ses tellerimin nasıl oluşturulacağı ve sesimin
nasıl çıkacağı?… Beyin hücrelerimin ne kadarının, hangi programlara göre, ne
işlevler yaparak, çevresindekiler tarafından nasıl değerlendirileceğini
neresine yazmışlar o tek hücrenin?
Aptal, “Kader”i kavrayamaz!.
Ahmak veya cahil ise “kader”i reddeder!.
“Echel-i cühelâ” diye bir tâbir vardır.. “Cahillerin en cahili” gibi bir anlam taşır… “Kader”i
inkâr edenler için söylenmiş bir sözdür bu sanırım!.
“Genetik” bilimi, adı altında
keşfedilen, öyle bir “yazgı” sistemi günışığına çıkmıştır ki günümüzde,
“kader”i inkâr, ancak “echel-i cühelâ”ya özgü inkâr kavramı, olarak bu türü
sergileyen özellik hâlini almıştır.
“Tanrı” kavramından arınamayan
yeterince gelişmemişler, yukarda kaliteli bir tahtta oturanın; yanındakilere
verdiği komutlarla; özel kalemlerle belki de sedefli(!) mürekkeple yeryüzündeki
garibanların “yazgı”sını, yazdırdığını hayâl etmekteler… Hatta dahası,
kendilerine misâl-mecaz yollu anlatılanların bu özelliğini öylesine
farketmemekteler ki; Allah Rasulünün, “yazan kalemin çıtırtısı”
işaretini dahi, kalemin “kamış”(!?) olmasına bağlamaktalar!.
Allah Nuru Muhammed Mustafa
aleyhisselâm nurumuz olsun!.
Allah Rasûlünü anlamak bize
kolaylaştırılsın… İşaretlerini, misâllerini, sembollerini farkedebilir hâle gelelim.
Evren içre evrenlerin “Bâtın”ı
olan Allah ilminin, kuvveden fiile çıktığını mı; yoksa, bu ilmin algılayanla
algılandığını mı, kavrayabilelim.
“Seyreden ol kendi oldu”; işaretinin, ne anlama geldiğini
düşünelim.
Beş duyuya dayalı algılamanın tesbit
ettiği genetik yazgının, neyin madde planındaki uzantısı
olduğunu düşünelim…
Madde planındaki genetik yazgının, maddeyle tesbit edilemeyen ve maddemizle algılayamadığımız, neyin
veya hangi bir tür “genetik yazgının” sonucu
olduğunu sezmeye çalışalım…
Boyutsallık derinliği nerede?
“İlm-i ezel” nerede?
Yazan kalem ne?
Yazılan veya yazılmış olan nesne
ne?
Madde ötesi “ervâh” boyutunun,
“genetik” zincir ve bu zincirin halkaları ile ilişkisi ne ve nasıl?
Nerede başlayıp nerede bitiyor bu
zincir ve biz hangi halkasındayız?
Bir yumurta hücresi iken, bu yaştaki
özelliklerim, orada belli de…
Peki, O hücre oluşmadan önce, tüm
yazgım nerede yazılıydı ki; benden (bize göre) asırlar önce yaşamış olan biri,
meselâ benim, dünyaya gelip, işlevimin ne olacağını nasıl biliyordu?
Peki ya Nostradamus bazı, bilgileri
nereden alıyordu?
Kaynakları neydi veya nasıl birşeydi;
nasıl, neyle, nereden ediniyordu?
“Dışarı”daki veya “dışarımız”daki “Ötekiler” kimler? “Dışarısı”
nire?
Yarın bu boyutu terkedince, “kimler”in
arasında veya içinde yer alacağız? O zaman “dışarısı” veya “dışarımız”
nire olacak?
Bu “ötekiler”, eskiden “cin”
diye adlandırılmış olanlar mı yalnızca?… Yoksa, bu isimle, çok geniş bir
skaladaki canlı-şuurlu varlık türleri anlatılmak isteniyor da; biz, anlayış
sınırımız dolayısıyla, bu ismi, özel bir türe mi hasrediyoruz? Öyle ise “dışarıda”
daha kimler var?
Milyonlarca dünyamızı, içine alıp
buhar edecek olan cehennemin içinde yaşayan, “ötekiler” kimler, yapıları
nasıl? Şu anda, her yönümüzle içlerinde, aralarında yaşadığımız diğer “ötekiler”
kimler?…
Galaksideki yüzmilyonlarca,
cehennemde yaşayan “ötekiler”!
Ve daha… İnsanların cennetleri
ötesinde; bu kavramlar kendileri için bir değer ifade etmeyen “ötekiler”!.
Dostlarım… Yarın, anı kırıntısı kadar
dahi değer taşımayacak bir dünya yaşantısından geçip, hayalinizin
kapsayamıyacağı kadar sonsuzluğa uzanan yaşam biçimi içine doğru yolculuk
etmekteyiz… Ne geldiğimiz âlemin başını kavrayabiliyoruz, ne de geçeceğimiz
boyutun sonunu!. Tüm bağlı oldukların, kopamadıkların, uğruna tüm yaşamın
boyunca herşeyini feda ettiklerinden ayrılarak, bambaşka bir boyutta bambaşka
“ötekiler” arasında yerini alıp; dünyada edindiğin sermayeye göre yaşamını
sürdüreceksin…
Şimdi iyi düşün bu gerçekler
ışığında… Ne kadar hazırsın Bu yaşama?.. “Yazgın”
sana neleri kolaylaştırmış? Bu şartlara hazırlanmayı mı; yoksa aksini mi?
Hazırlanmayı kolaylaştırmış ve hazırlanabiliyorsan; ne mutlu sana said dostum!…
Hazırlanamıyorsan; o takdire de
diyecek bir sözüm yok!
hf
KAZA
(VARETME HÜKMÜ)
"ALLAH", "öncelik
ve sonralık" gibi zaman kavramı olmaksızın; ilmiyle, ilminde mevcut
olan sonsuz mânâları seyretmeyi dilemiş; " MÜRÎD "
olması dolayısıyla, kendindeki sonsuz mânâları seyretmeyi "murad
etmiş"; bu murad ediş ile birlikte, "ol dediği şey, anında
olur", âyetinde işaret edilen bir biçimde bu mânâların seyri
başlamıştır.
İşte
"ALLAH"ın "ol" hükmüyle, yani "MÜRÎD"
ismi ile işaret edilen bir biçimde ilmindeki mânâları seyretmeyi murad
etmesi; “Evren” ismi altında olan tüm isimlerle işaret edilen varlıkların
meydana gelmesini oluşturmuştur!. Bunların "yok"tan
varolmasını murad etmesi “Hüküm”dür!.
Bütün
bunların varolmasını murad etmiş, hüküm vermiştir ki, bu hüküm
"ALLAH"ın "Kazası"dır!.
"Kaza",
işte bu "hüküm"dür!.
Esasen;
"ALLAH
MAHLÛKATIN KADERLERİNİ GÖKLERİ VE YERİ YARATMAZDAN ELLİ BİN SENE EVVEL
YAZMIŞTIR, TAKDİR ETMİŞTİR."
Şeklindeki
Rasûlullah açıklamasında bahsedilmekte olan gerçek işte bu boyuttur.
Bu
boyutta, henüz bildiğimiz anlamda varlık suretleri olmadığı gibi, bu varlık
suretlerini meydana getiren esmâ terkipleri -isimler bileşimleri- de yok
daha!. Bunların asli vücudu yok!...
Bu
yüzdendir ki, "Ayân-ı Sâbite vücûd kokusu almamıştır" denerek,
bu takdir safhasına işaret edilir.
Yani,
ALLAH'ın ilminde kendi mânâlarını seyretmesi, seyretmeyi hükmetmesi
"Kaza"dır...
Bu
mânâların seyredilir hâle gelmesini düzenlemesi de mutlak mânâda
"Kader"dir.
hf
TÜM CANLILARIN VAROLUŞ GEREKÇESİ
VE BİLGİSİ
(TASARIMI)
“SAKLANMIŞ VE KORUNMUŞ KİTAP”TA
(SAHİFE-İ VÜCUD’DA-BİLGİ VE BİLİNÇ BOYUTUNDA)
BİLGİ OLARAK MEVCUTTUR
“Levhi Mahfuz”, “Kesret”i yani çokluk kavramlarını meydana getiren esmâ terkiplerinin “KAZA ve KADER” boyutudur!
Bilgi ve bilinç boyutudur!
ALLAH İLMİNDEKİ “HÜKÜM ve
TAKDİRİN” fiiller âlemindeki görüntüsüdür.
Çokluk kavramı içinde olan tüm varlıklar
bu boyutun tasnifiyle meydana gelmiştir. Burada yazılmış olan hiçbir şey asla
ve kesinlikle değişmez!.
"İLLİYİN"e mensup melekler ile, bunların altındaki tüm
meleklerin varoluş hükümleri ve varoluş hikmetleri; ve bize kadar olan ve daha
alt boyutlardaki tüm canlıların varoluş kökenleri buraya dayanır...
Burada bizler, bilgi olarak tüm varoluş gerekçemiz ve programımızla
mevcuduz. Tasarım olarak mevcuduz!
Ve burada her şey, ezelden ebede kadar mevcut
olan her şey, bilgi olarak mevcuttur!.
hf
HERŞEYİN FİİLEN YARADILIŞI,
O SİLİNMESİ,
BOZULMASI MÜMKÜN OLMAYAN
KADERE(“SİSTEM”E-“YAZI”YA) GÖRE OLUŞUR
“Âlemde cereyan edecek olan cemi'i mahlûkatın
iri-ufak, ulvi-süfli HER ŞEYİN ahvali LEVHİ MAHFUZ'da tamamen ve mufassalen
yazılmış, hiç biri ihmal edilmemiştir.
İlmi Hak, kalblere O KİTAPTAN nâzil
olur ve KALEM-İ EVVEL'in yazdığı bu yazı, tespit ettiği bu nizam sayesindedir
ki eşyayı tetkik ve tetebbu ile mârifetler, ilimler, fikirler edinilir,
kitaplar telif ve tasnif olunur, mâzi ve istikbal kanunları sezilir.
Bunlar gösterir ki, Allah Teâlâ’nın
kudreti gaybında, LEVHİ MAHFUZUNDA bulunmayan ve bulunamayacak olan hiç bir
âyet yoktur " (c:3; s:1921)(*)
-"ALLAH YAZDI... " (58-21)
"Allah yazdı... Ezelde hükmünü
verip, silinmesi bozulması kâbil olmayan bir yazı ile “LEVHİ MAHFUZ”DA tesbit
eyledi." (c:7; s:4804)(*)
-"ÇÜNKÜ BİZ HER ŞEYİ BİR KADERİ İLE HALK ETMİŞİZDİR!." (54-49)
"Her şeyin vukûundan evvel,
ezelde, İLMİ İLÂHİ’DE MUKADDER OLAN BİR KADERİ, yani haysiyyeti ilmiyyesi
vardır ki, kazasının cereyanı, fi'len yaradılışı O KADERE göre vâki olur.
Onu başkası istediği gibi icab ve
tâyin (determine) edemez..
Onun için mücrim, kendi keyf ve
iradesine göre cürmün mâhiyyet ve mukadderatını değiştiremez."(c:7; s:4654)(*)
-"NE ARZDA NE DE NEFİSLERİNİZDE HİÇ BİR MUSİBET İSABET ETMEZ Kİ HER
HALDE BİR KİTAPTA YAZILI OLMASIN. (57-22)
"...Bütün musibetler de Allah'ın İLMİ EZELİSİNDE veya LEVHİ
MAHFUZDA yazılmış bir takdiridir.
Öyle ki;
-"O MUSİBETİ, YARATMAMIZDAN EVVEL YAZMIŞIZDIR.(57-23)
"O halde mukadder olan
musibetten kaçınmakla kurtulunmaz. Bu hususta böyle itikad etmeli ve o yolda
hareket eylemelidir." (c:7; s:4754)(*)
-"ŞÂNI YÜCE KUR'ÂN “LEVHİ MAHFUZ”DADIR. (85-20/21)
"Allah'ın hıfzıyla tahriften,
yanlışlıktan mâsun bir “LEVH”te sâbit ve mahfuzdur.
Bu “LEVH”, şeriat lisanında meşhur olan “LEVHİ MAHFUZ” dur. Bütün
her şeyin yazıldığı sahife-i VÜCUD'dur. O'nun da aslı “ÜMMÜLKİTAB” olan “İLMULLAH”tır.."
(C:8;s:5696)(*)
(*)E.Hamdi Yazır-“Hak Dili Kurân Dili”
hf
GENETİK BİLGİ,
ÖZDEN GELEN İLİMLERDEN BİRİDİR!
(Soru: Genetik yolla intikal eden
ilim, nakli midir? Özden gelen bir ilim midir?..)
Özden gelen ilimlerden biridir, genetik bilgi!..
hf
İNSANIN VARLIĞINDA
“EVRENİN TÜM BOYUT
VE KATMANLARINA
İLİŞKİN KORUNMUŞ-SAKLI
BİLGİ” MEVCUTTUR
Levhi mahfûzun, bir minyatüriyle senin beynindir; külli mânâda da burçlar ve
yıldızlardır!
&
Yerler ve gökler yaratılmadan önce
her şey Levhi Mahfuz’da yazılmıştır.. İnsan varlığında evrenin katmanları
mevcuttur.
Levhi Mahfuz hıfzedilmiş, korunmuş
İlimdir. Bu ilim, Hz. Muhammed aleyhisselâmın “Allah ilk defa ruhumu
yarattı… Allah ilk defa aklımı yarattı” buyurduğudur.
Cenâb-ı Hak kendi ilmi, kendi Zâtı
ile baş başa olduğu bir anda, ilminde kendisindeki mânâları seyrediyor..
Rahmaniyet, Melikiyet… deki mânâları ortaya çıkararak mânâları düşünüyor.
Bunu bizim akıl boyutumuzla
seyretmemiz mümkün değil… Ancak ilim yollu seyredilebilir. Bu esmâların belli
terkipler halinde ortaya çıkması “Levhi
Mahfuz”u oluşturur. Bizim değerlendiremediğimizi melekler değerlendirir.
Ezelden Ebede tüm boyutları alır bir
şekilde Evren içre Evrenlerde mânâlar...
Bu ilmin kayıtlı olduğu yer “Levhi Mahfuz”dur.
Kezâ, kişinin kendisinde mevcut olan
"LEVH-İ MAHFUZ"u dahi,
onun istidat ve kâbiliyeti böylece tesbit edilmiş olan beyinden başka bir şey
değildir!
hf
BUGÜNÜN İLMİYLE
BİLE ÇÖZEMEDİĞİMİZ
ŞİFRELERİ
VEREN ZÂT…
MUHAMMED
MUSTAFA A.S
Biz, ilkel
bir şartlanma sonucu olarak, sadece beş duyu verilerini var kabul edip, beş
duyunun tespit edemediği verileri yok sayıyoruz!... Gözle göremediğimizi inkâr
ediyoruz...
Bundan yüz sene
öncesine kadar böyle düşünülebilirdi; ancak günümüzde bu tür fikirler geçersiz
sayılmaktadır!. Çünkü, göremediğimiz bir çok şeyin varolduğunu kesinlikle
biliyoruz artık...
Kesinlikle,
tutamadığımız birçok şeyin, varolduğunu biliyoruz!. Duyamadığımız pekçok şeyin
mevcûdiyetinden haberimiz var; ne çare ki, bunlarla iletişim kurma imkânımız
yok!.
Din bize, 1400 sene öncesinden, Hz. Muhammed aleyhisselâmın
ağzı ile bu gerçeği sanki şöyle haber veriyor:
"Sizin,
hücresel yapılı bir bedene sahip olmanız gibi; ışınsal bedenli yapıyla meydana
gelmiş cinlerin var olması gibi; bunun ötesinde, ışık kuantlarından, yani Nur`dan
varolmuş melekler de vardır!. Ki, evrende, bünyesinde bunları
barındırmayan, bunların varlığından meydana gelmemiş hiç bir nesne yoktur!.
Evrende var
olan her birim-nokta, bu ışık kuantlarından meydana gelmiştir. Yani, meleklerden
meydana gelmiştir!. Ve bunlar, evrendeki mutlak bilinçten gelen bir şekilde,
yapısal özelliklerine göre bilinçli birimlerdir!.
Bu açıklama
ne zaman yapılıyor?...
Bundan 1400
sene evvel!.
Kimlere...!?
Bunu iyi
değerlendirebilmek için, 1400 sene öncesinin şartlarının ne olduğunu araştırıp;
o günkü insanların nasıl yaşadıklarını, nasıl taşları dikip karşısında
tapındıklarını; ayıp olmasın diye kız çocuklarını nasıl diri diri toprağa
gömdüklerini; ölen bir adamın karısını oğlunun nasıl aldığını bilmek lâzım!.
Böylesine
ilkel değerlerle yaşayan bir toplumda, bugünün ilmiyle bile çözemediğimiz
şifreleri veren, açıklayan bir Zât!... Hazreti Muhammed Mustafa
aleyhisselâm...
Ve bu Zât,
bizim bugün bile hafsalamızın almayacağı bir takım olayları bize anlatıyor...
Aslında bu,
büyük bir müjde!...
Çünkü, şu
madde boyutundan kurtulmamızdan sonra, şayet belli çalışmalar yaparak ruhumuzu
güçlendirebilirsek, nelere ulaşabileceğimizi müjdeliyor!.
Yani, "Ben
bu ruh gücüyle, buralara ulaştım, bunları gördüm, yaşadım. Böyle şeyler var ve
bunlar sizin için de mümkün olabilir." diyor...
hf
"HANİF"LİK
GENETİK VERİ TABANINA SAHİP
VE O
ŞUURUN GENETİK MİRASINI
BÜNYESİNDE
BULAN O EŞSİZ “KİTAP”…
MUHAMMED
MUSTAFA!
Aklınızı başınıza toplayın!.
Yalnız bir köşeye çekilip, SİSTEMLİ bir şekilde DÜŞÜNMEYE
başlayın!.
Milyarlarca GALAKSİYİ içinde barındıran bu evreni, bir NOKTA’dan
halkeden; ve indinde sayısız NOKTA’lar ve o NOKTA’ların her birinden sayısız
evrenler yaratmış bulunan; ve dahi, her an bu işlevi devam eden “ALLAH Adıyla
İşaret Edilen”i; nasıl olur da Sirius yıldızında oturan bir tanrı gibi
düşünür ve onun yeryüzünde hoparlör-postacı arası bir PEYGAMBERİ olabileceğini
kabul edersiniz?
Eğer hâlâ böyle düşünüyorsanız, kozanızda mutluluklar dilerim
sizlere!.
Yok eğer; artık böyle düşünmem mümkün değil; diyebiliyorsanız…
O zaman “ALLAH RASÛLÜ ve NEBÎSİ MUHAMMED MUSTAFA” isimli
“OKU”nması gereken ve hâlâ “oku”nmamış olarak rafta bulunan “KİTAP”ı,
bugüne kadarki tüm değer yargılarınızı bir yana bırakarak, yeniden elinize
alınız!.. (Anlayışı kıtlara: sayfaları ve cildi olan kağıttan mâmûl bir
kitaptan sözetmiyorum!.)
“ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in her an yaratmakta olduğu sayısız NOKTA’lardan,
yalnızca bir nokta olarak varolan evrenimizdeki milyarlarca galaksiden
birindeki yüzmilyarlarca yıldızdan birinin uydusu Dünya üzerinde, “HALİFE”
olması amacıyla ve bu amacı gerçekleştirecek fıtratla Mekke’de açığa
çıkmış Bilincin, yaşam safhalarını ve DÜŞÜNCE SİSTEMİNİ “OKU”maya
çalışarak işe başlayın…
“Hanif”lik genetik veri tabanına sahip; yıldızlardaki melekî
gücü tanrı kabul etme anlayışını baltasıyla(?) yıkan ve ölü kuşu Allah
kudretiyle dirilten şuurun genetik mirasını bünyesinde bulan; ve daha
başından “halife”lik fıtratına hâiz olarak madde dünyasında yer alan Bilincin,
içinde bulunduğu şartları, varlığı ve kendi hakikatını nasıl
değerlendirebileceğini farketmeye, kavramaya çalışın!.
O eşsiz bilinç!…
O muhteşem hüviyet!…
O Hârikulâde devrimci kişilik!…
Sirius ya da BETA NOVA’daki TANRI’dan mı aldı PEYGAMBERLİĞİ?…
Yoksa…
“ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in “RASÛL”Ü ve bunun yanısıra
“NEBΔsi mi idi?
Gökteki tanrının fermanlarını ileten yeryüzündeki
vâlisi-komutanı-postacısı-hoparlörü mü idi?
Yoksa…
İnsanlara, hakikatleri olan “ALLAH” adıyla işaret
edilenin, fark ettirilmesi ve gereğinin yaşatılması amacıyla, teklif edilen
önerileri, kendi hakikatı olan Allah’tan gelen bir şekilde; bu
boyuta elçilik-transfer ederek açığa çıkaran “RASÛL”ü mü?
İnsanların sonsuz azâptan korunup, sonsuz saadete ermelerini
sağlayacak dünyevi bakış açısını ve uygulama biçimlerini teklif eden Allah
“NEBΔsi mi?
Ciddî olarak düşünün bir; Tanrının
Hz. Muhammed adlı Peygamberine mi inanıyorsunuz; “ALLAH” adıyla işaret
edilenin “Rasûl”ü ve “Nebî”si olan Muhammed Mustafa aleyhisselâma mı?
Eğer, ikincisine inanıyorsanız… Birincisine inanmaktan hangi
farklı yönleri var bu düşüncenizin, lafzından-sözcüklerinden başka? Bunları
ayırın bakalım bir yana?
Bu hususları öncelikle çok iyi anlayalım ki, ondan sonra, “ALLAH”
adıyla işaret edilenin “RASÜL” ve
“NEBΔsi olan MUHAMMED MUSTAFA isimli “KİTAB”ı “oku”maya
çalışalım!.
O Zât’ın, hangi olayda, neyi nasıl değerlendirdiğini; olaylara
bakış açısını; sorunların çözümünü “Allah”ta nasıl aradığını; sorunun
çözümünün, olayları nereden nereye yönlendirilerek çözülmek istendiğini;
insanların yaşamı ve olayları nasıl değerlendirmesi gerekliliğinin neden “Allah”
bakışın dayalı nasıl olması îcâbettiğini “oku”maya hazırlanalım.
hf
ANAHTAR
BOYNUNUZDA,
ALTIN DA
KASANIZDA!
Geçmişte ezber yollu öğrendiğiniz şeylerin acaba ne kadarı
tahkike dönüp, sizi o konuda YAKÎNe erdirdi?
Kendinizden veremediğiniz isabetli cevap, taklidin
SONUCUDUR!.
Taklidiniz ile tahkikinizi terazinin iki kefesine koyup
bir tartar mısınız; lûtfen!
Dışardan aldıklarınız, bir kefeye; kendi buluşunuz, sizden
açığa çıkan isabetli cevaplar diğer kefeye!
Mukallit, tanrısıyla yaşar!
İlim geldikten sonra hâlâ onların hevâsına tâbi oluyorsa
mukallit; iyi bir müşrik olarak tanrısına kulluk ediyordur!
Ne zaman kendiniz için ve kendinizdekini açığa çıkarmak
için varolduğunuzu farkedip, bunun gereğini yaşamaya başlayacaksınız?...
Cevabı sakın Tanrınıza bağlamayın!
Devâ Kur'ân ‘dadır! Kur'ân "OKU"maya
çalışın!
Kurân‘ı "OKU"yamayan, "ÜMMÜL
KUR'ÂN"ı hiç okuyamaz!
Gününüzün ne kadarını Kur'ân‘ı "OKU"mak için
değerlendiriyorsunuz?... Ne kadarını da dünyada bırakıp gidecekleriniz için
harcıyorsunuz?
Evet, "Kur'ân ‘ı "OKU"yabilmem için bana ne
tavsiye edersiniz?...
Hangi hocaefendi ya da şeyhefendiye devam etsem ki, bunu
okuyabilmek için?... Bana tavsiye edebileceğiniz biri var mı?.
Ona her şeyimi bağışlamaya hazırım; iş ki bana Kur'ân
"OKU"masını öğretsin!
1 ton altın olan kasa anahtarı boynunda, kuru ekmek
kemirmekte olan pozisyonundan kurtulabileyim!
Yok mu bana bir diyeceği olan?.
Anahtar boynunuzda, altın da kasanızda!
hf
ALLAH
RASÛLÜ A.S’IN BİZE HİBESİ,
SIRLAR
SARAYININ ANAHTARI DEĞİL;
MAYMUNCUĞUDUR!
Burada şunu da fark edelim ki...
Yaradılış noktasında başlayarak, tüm
birimlerin oluşumunda, aynı mertebeler ve boyutlar mevcuttur. Varlık katmanlar
şeklinde tüm yaratılmışlarda mevcuttur. Bunu târif için ister dinî mecazları
kullanın ister bilimsel deyimler, sonuç hep aynı gerçeği vurgular. Birinde
mevcut olan boyut, hepsinde aynı şekilde mevcuttur. Fark, açığa çıkanların
farklarıdır.
Öyle ise bu da bize şunu fark ettirir
ki...
“Zerre küllün aynasıdır”
işareti ile, Allah Rasûlü aleyhisselâmın bize hibesi, sırlar sarayının
anahtarı değil, maymuncuğudur!. Öyle bir maymuncuk ki; sadece dış kapıyı açan
anahtar değil; ehli elindeyse, tüm hazine odalarının kapısını açan bir
maymuncuktur!.
hf
MEVCÛDATIN ÖZÜNDE
SAKLI OLAN
SIR
Herhangi bir konuya bağlanmadan sadece "ilim"
kelimesiyle Hazreti Rasûlullah'ın bahsetmiş olduğu "ilim"
hep "Hakikat ilmi”dir ki, bu tüm mevcûdatın özünde saklı olan SIRRI
bildiren ilimdir.
hf
"HİLÂFET
SIRRI"
İnsan türüne göre gayb başkadır; cin
türüne göre gayb başkadır; melek türlerine göre dahi gayb başka başkadır!..
Yani, sadece insana "göre"
gayb sözkonusu olmayıp, tüm varlık türlerine göre de "gayb" değişik
değişiktir... Ki bu yüzden, bu "gayb" türüne "gaybı muzaf"
yani "göresel gayb" derler..
Ayrıca, "B"ilgayb" ibaresini, "B" sırrına dayalı
bir şekilde anlarsak...
Onlar, gayblarında bulunan
"hilâfet" sırrını oluşturan "Allah" isimlerinin işaret
ettiği biçimde, gayblarının, "Gaybı Mutlak" olduğuna; bunun asla ve
kesinlikle kapsanamayacağına ve kavranamayacağına iman ederler...
hf
ASLI (“
HAKİKAT"İ), “HÛ”….
NESLİ DE,
"HÛ"!
VARLIK
ÂLEMİ İLE
“ÖZ”Ü(“HAKİKAT”İ)
ARASINDAKİ BOYUTSALLIKTA
İŞLEYEN BİR SİSTEM(“DİN”) VAR
Aslı
Hû, nesli Hû; derler bilirsiniz...
Aslı elbette ki önemlidir insanın...
Aslı önemlidir mahlûkatın... Aslı önemlidir varlık âleminin... Buna Hakikati
de denilir...
Denilir
de..
Bir de
işin faslı vardır!.
İşin
Hakikati yani aslı önemlidir!. Niye?
Eğer İşin aslını öğrenmemişsen, o
takdirde dışarıda, dışında, ötende bir tanrı düşünür; Hz. Muhammed’in
bildirdiği “Din”in özünden mahrum kalmış olursun.
Zira, “Din”in
bildirilmesindeki iki ana amaçtan birincisi ötende bir tanrı olmadığını idrak
etmen suretiyle “Allah’a iman etmen”dir. Ki bu, işin aslı ile
alâkalıdır... Birde ikinci şıkkı vardır ki bu işin o da, tâbiri câizse faslı
ile ilgilidir.
“Din” olan İslâm, bir sistemi
açıklamaktadır; bunu anlayamayan tek yönlü
ilâhiyatçılar inkâr etseler bile...
Bir kısım ilâhiyatçılar ve “Din”i
yüzeysel ele alan şekilci zekâ sahipleri, “Din” dendiğinde, sistemli
düşünceden ve çağdaş bilimlerin getirdiği evrensel bilimlerden (Quantum fiziği,
holografik gerçeklik gibi) mahrum oldukları için, konuyu, ezberci ve taklitçi
bir biçimde ele alıp, gökte oturan tanrının, kendisinin alt katındaki
melekler aracılığıyla yeryüzündeki postacı hükmünde peygamberine yolladığı
fermanlar bütünü olarak anlamaktadırlar. Cinler de bilmem kaç kilometre yukarı
fırlayıp(!) gökteki(!) meleklerden bilgi kapıp sonra yeryüzündeki medyumlarına
haber taşımaktadır(!).
Bunlar
gerçekte, çağlar gerisinden kopup gelen maddeci
Müslümanlık ekolünün günümüzdeki sözcüleridir bilim adamı olmanın çok ötesinde!.
Etiketleri ne olursa olsun, sistemli düşünme yeteneği olmayan dinciler
olmaktadırlar.
Ötede
gökte tanrı, alt katında buyrukları ileten melekler, yeryüzünde peygamber
postacılar!... Buyrukları yerine getirenler mükâfaat olarak cennete sokulacak,
buyruklara karşı gelen âsiler de kollarından tutulup ateşli kuyulara atılacaklar ceza olarak!.
Bunların ne “Allah” adıyla
işaret edilenden haberleri vardır, ne “melek” ismiyle işaret edilen
boyutun ne olduğundan, ne İslâm’da peygamberlik kavramının var
olmayıp, bunun gerçeği olan “risâlet” ve “nübüvvet” kavramlarının
düşündüklerinden çok farklı şeyler olduğundan, ne de “İslâm Din”inin
insanlara niçin ve hangi amaçla tebliğ edilmiş olduğundan haberleri vardır.
hf
“İNSAN”,
MUTLAK
BİR ŞUUR TARAFINDAN
“SÜNNETULLAH”
(“SİSTEM-“DİN) GEREĞİNCE
YARATILMIŞTIR
Bir insanın yaradılışını düşünün…
Şu elimize bakalım ..Parmağımıza bakalım... Parmakta
tırnak diye birşey var...
Bu tırnak denen yapı olmasaydı bu parmağın ucunda, biz
sert bir nesneyi tutamazdık...Et yumuşak olduğu için kayar giderdi.. Şu
tırnağın varoluşu dahi, bu insanın MUTLAK BİR ŞUUR tarafından, şuurlu
bir varlık tarafından yaratıldığını gösteriyor.
Siz bir bilgisayaraın kendi kendine varolduğunu düşünebilir
misiniz?!
Hayır!
Bir bilgisayar kendi başına olamıyorsa, milyonlarla bilgisayarın
erişemediği kapasiteye sahip olan bir insanın kendi başına olduğunu düşünmek,
tek kelimeyle, abesle iştigaldir !
Öyleyse bu kadar muazzam bir varlığı bir insanı yaratan ve bu
insanın, milyarlarla insanın içinde varolduğu Dünyayı ve sayısız Kâinatları
yaratan bir MUTLAK VARLIĞIN rastgele abes bir şey yarattığını düşünebilir
misiniz?
Elbette ki Hayır!
O zaman, biz o varlığın yaratmış olduğu bu Kâinatı, bu
nizamı, bu düzeni bu sistemi okumaya çalışırsak O’nun yarattığı bu Sistem
ve Düzeni anlatan DİN’i anlamış oluruz. Çünkü Din, Allah'ın yaratmış olduğu
Sistem ve Düzendir!.
Kurân’da "SÜNNETULLAH" der. "Sünnetullah’ta
asla değişiklik olmaz!" der.
“Sünnetullah”, Allah’ın yaratmış olduğu Sistem ve Düzendir!
"Sünnet", her ne kadar "âdet" kelimesiyle
çevrilmişse de; bugünkü ifadede Sünnet, "SİSTEM"dir!