AHMED HULÛSİ’DE
KAVRAMLAR
K
AV.
ASUMAN BAYRAKÇI
|
Yayınlarımızın Telif
Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in
(aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret
edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN"
denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla
karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücresiz okur;
dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK
BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah
ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız
paylaşımdır.
|
Kâbe
Kâbenin Ağlaması
Kâbenin Emin Bölge Olması
Kâbe İle Konuşmak
Ka'be Kavseyn
Kâbiliyet
Kabir
Kabir Yaşamı
"Kabir Âlemi" Yaşamı
"Kabir Âleminde" Namaz Kılınır mı?
Kabir Suallerinin Cevapları Nasıl Verilebilir?
Kabir Azâbı
Sorgu melekleri Niçin Herkese Farklı Gelecek?
Kabirde Azâbı Kimler Yapacak?!
Kabirden Çıkma!
Kader
Kadere Nasıl İman Edeceğiz?
Kur'ân-ı Kerim Ve Hadislerde "Kader" Anlatımı
Mahlûkatın Kaderlerini Kim Yazıyor?
“Genetik”in, Kaderde Önemi Var mı?
“Kader Sırrı”na Vâkıf Olmak İçin Kader Konusunda Yaklaşımımız Ne Olacak?
İnsanın Kaderi, Allah’ın Takdiriyle Nasıl Oluşur?
Kaderle İlgili Sorular
İnsan Robot mudur?
Niçin Vahdete Değindik?
Kadir Gecesi
Kadir Ânı
Rab-Allah
"Kâfir"
Kâinat
Kalb
Kalb Gözü Açıklığı
Kalbler Neden "Allah Zikri" ile Tatmine Ulaşır?
Kalbin Kararması
Kalbin Mühürlenmesi
Kalb Sahipleri
"Kalem"
Karakter (Bkz."Huy" )
“Kaza”(Varetme Hükmü)
Kelime-i Şehâdet
Abd Ve Rasùl Oluşuna Şehadet Ne demektir?
Kendini Tanımak
Kendi Zâtını Bilmek (“Zâtî İletişim”)
Kerâmet
Kesret
Kesret Müşahedesi
"Keşfi Şak" (Bkz. "Ölüm")
Keşif
“Kevni Noksan”
Kıyâmet
Kıyamet Olayı
Kıyamet Süreci
Kıyamet Hâlleri
Kıyamet Sonrası Yaşam
İnsanlığın Kıyâmeti
Kıyamet Alâmetlerinin Bâtında Zuhùru
Kirâmen Kâtibeyn (Bkz.”Melek”)
Kişilik
“Bedensel Kişilik”
“Düşünsel Kişilik”("Kişilik Yüzü")
“Birimsel Kişilik” Kalkar mı?
"Kitab Ehli"(Ehli Kitap)
"Kolaylaştırılma"
Korunma
"Koza"
Kozalının Tanrısı
“Kozmik”
“Kozmik Din”!(Bkz.İslam Dini , “Kozmik Din” midir?!
Kozmik Işınlar
Kozmik Kitap
Kozmik Bilinç(Bkz.”İnsan-ı Kâmil”)
Kozmik Varlıklar
Kuantsal Boyut
Kudret
Kulluk
"Allah Hüviyetinin Kulu"
Kul Hakkı Nerede Ve Nasıl Ödenir?
Kurân-ı Kerim (Evrensel Sistem'i
Açıklayan Kitap)
Kur'ân 'ın İnzâli
Kur'ân 'ı Kerim Nasıl Anlaşılır?
Bu Kitaba Arınmadan Dokunma
Kur'ân 'da Geçen "İLÂH" Nedir?
Kur'ân Ruhu
Kur'ân 'ı OKU'mak
"Muhkem" Ve "Müteşâbih" Âyetler
Kur'ân Sûreleri Hakkında:
Fâtiha
Hamd'ı Allah Yapar
Âlemler
Er'Rahman-ir Rahim
Maliki Yevmiddiyn
Din Günü
İyyake Na'büdü Ve İyyake Nestâin
İhdinasıratel Mustakim
İstenmesi Zorunlu Sırat
Özel İn'âm
Fâtiha Sonunda Niçin "Amin" Denir?
"Kevser"
"Alâk"
Yunus A.S.'ın Tesbihi
Nâs Sûresi
Zilzal(Zelzele) Sûresi
Kurban
Kurbiyyet
Kurtuluşa Eren
Külli İrade
Küfür
Kürsi
Kâ'be yeryüzünde belli enerji merkezlerinden biridir... Ve kişinin
özündekiyle iletişim kurmasını sağlayan iletişim konsantrasyon merkezidir!..
hf
Kâbe’nin hakkının verilmemesi,değerlendirilmemesi!
hf
KÂ’BE ‘NİN “EMİN
BÖLGE” OLMASI
Kâbe, hakikatı temsil eder ve o hakikatı yaşayanların çevresi emin
bölgedir insanlar için!
hf
Dünyanın veya insan dışındaki objelerin ruhları varoluş
amaçlarına hizmetleri şeklinde anlaşılır... Kâbe’yle
konuşmak, “onun varoluş hikmetiyle görüşmek” anlamına da
alınır...
KÂ’BE KAVSEYN
Beşeriyetin tümüyle yok olma durumu!
Hazreti
Rasûlullah, "Mi`râc"da "Kâ`be Kavseyn"
denen, beşeriyetin tümüyle yok olma durumunda, âdeta bir yayın iki ucu, hatta
daha da ötesi, "Ev ednâ" tâbiriyle ifade edilen makamda, "Rabbi"yle
karşılaştı..
"Kâ`be
Kavseyn, ev ednâ" denen bu makamda, Hazreti Rasûlullah, tüm
varlığının eriyip gittiğini, varlıktaki Mutlak Tek Varlığın, Hakk`ın
varlığı olduğunu müşahede etti...
Ve
bu müşahedenin, bu yaşantının, bu hissedişin ötesinde, gecelediği Ebu Talib`in
kardeşinin evi olan Ümmü Hani`nin evinden sabahleyin çıkarken;
-
sözleriyle bir gerçeği ifade etmek istedi..
hf
Şiron’un yükselen burçtaki,doğduğu dakikadaki tesiri kişinin
kâbiliyetini meydana getirir.
Elbette
burada mâneviyata dönük kâbiliyetten söz ediyoruz.
Doğduğu
anda aldığı tesirler kâbiliyeti meydana getirir.
hf
Ölümü tadmış bulunan birimin bedeninin içine defnedildiği toprak çukura
kabir dendiği gibi; ölmeden evvel ölmüş kişinin bedenine dahi "kabir"
denilir. Hatta ehli arasında, hakikatı yaşayan kişilere, "kabrini
sırtında taşıyan" denmesi dahi meşhurdur.
Yani
bu ifadesiyle, hakikatın yaşanmasının, dünyada, bir bedenle yaşanırken
gerçekleşmekte olduğuna işaret çekilmektedir.
İnsan,
bu dünya hayatı içindeyken, hüküm ve takdiri ilâhî sonucu belirli çalışmalar
yaparak, ölmeden evvel ölecek, bu şekilde "uyanacak", hakikatı
ve Hak’kı görecek ve ondan sonra da bedeninin ömrü kadar, kabrini sırtında
taşıyarak hakikatın gereğini yaşayacak.
hf
Bu devre kişinin ölümü tadıp, ruh yani halogramik dalga bedenle
bâ’s olmasından sonra başlayıp, kabir içinde maddeyi algılar
biçimde yaşamı devam ettikçe sürer...
Gerek
kabre konmadan ve gerekse kabre konduktan sonra çevresinde olup biten herşeyi
bu süre içinde algılamaya devam eder...
Bu
hâlin misâli şu dünya yaşamımızdaki henüz uyumadan evvel yataktaki hâlimize
benzer ...
Yatağa
girmiş uyumaya hazırlanan kişi nasıl yarı uyur vaziyette hem dışarıda olup
bitenleri fark eder hem de rüya türünden şeyleri görmeye başlarsa, kabirdeki
kişi de aynı şekilde hem madde mezarın dışında ve içinde olanları
algılamaktadır; hem de yavaş yavaş KENDİ KABİR
ÂLEMİNE girmeye hazırlanmaktadır...
hf
Âhiret iki devredir.
Âhiretin
birinci devresi, "Berzah" (geçiş) âlemi veya "Kabir"
âlemi diye târif edilen devredir. İkinci devresi kıyamet ve sonrası diye
belirtilen devredir.
Bunlardan
"Berzah" âlemi veya "Kâbir" âlemi diye târif
edilen devre, geçiş devresidir sırf ruhanî bir yaşantıdır.
ÖLÜMÜN
TADILDIĞI andan itibaren başlayıp, mahşere kadar devam edecek olan yaşam
boyutuna “BERZAH âlemi” denilir... Nebiler,şehidler
ve bazı velilerin halen yaşamakta oldukları ve zaman zaman biraraya
gelerek görüştükleri âlemdir.
“FİYSEBİLİLLAH”
ALLAH yolunda ŞEHİD olmuş kimseler ile, “ölmeden evvel
ölmüş” diye târif edilen evliyaullah ve nebilerin, kabir âlemi
kısıtlamalarından kurtulmuş olarak, “RUH BEDENLERİYLE”
serbest dolaşım şeklinde süren yaşam şeklidir..
BERZAH YAŞAMINDA... ŞEHİDLER, EVLİYAULLAH ve NEBİLER
Berzah âlemi içinde serbestçe gezerler dolaşırlar ve mertebelerine göre de
birbirleriyle iletişim kurarlar...
Ayrıca,
berzah âlemi içinde dahi bir hiyerarşi vardır; ve bu hiyerarşi içinde oradakilerin
idaresi söz konusudur...
BERZAH
âlemindeki velilerden dünyada iken “FETİH”
sahibi olmuş olanlar, dünyadakilerle iletişim kurabilirler.. Buna
karşın, dünyada “KEŞİF” sahibi olmuş fakat “FETİH” elde
edememiş evliyaullah ise, o âlemdeki tüm serbestilerine karşın, dünyadakiler
ile direkt iletişim kuramazlar..
Vefat
eden kişi, daha mezarda toprağa verildiği anda “ Münker – Nekir “ adında
iki melek gelir, üç şey sorar. Bazıları bu sorgulamanın hemen akabinde
kabirden-mezardan çıkar. Mezar ve kabir şartlar biter. Ruh, kendi âlemine veya
Berzah’a geçer.
Ama,
diğer büyük çoğunluk, uzun süre mezar içinde kalır. Dolayısıyla, mezar azâbı
onda uzun süreli olur. Toprağa konulan, ölümü tadan her nefs, üzerine toprak
atıldığını görecek.
Ama,
olayı çok kısa sürede, daha mezar toprakla dolmadan dahi atlatan var. Çok uzun
süre, toprak altında mezar azabında kalan da var.
Mezar
âlemi başka, kabir âlemi başka, berzâh âlemi başka!.
Mezarda;
mezarın içini görüyorsun, mezarın şartlarını görüyorsun. Bu “mezar âlemi”.
Belli bir süre sonra, bu mezar görüntüsü kaybolur.
Ondan
sonra, cennet ve cehennemi tam olarak görmeye başlıyorsun. Oradaki durumları
görüyorsun. Ve, dünyada ürettiğin bir takım melekler veya kötü mahlûklar
Gördüğün
rüyayı düşün! Bir rüyâda devamlı kâbus görüyorsun. Bu senin o anda kabir âlemin
oluyor. Bir de, kabir âlemine girmeden, mezardan geçtikten sonra
direkt, Berzah âlemine geçip, orada yaşayan ruhlarla birlikte olanlar
var!.
İşte
orası, yüksek mertebeli kişilere mahsus olan bir yer.
Ama, çok büyük bir çoğunluk, kabir âlemindedir. Hani, ya kâbus türü
rüyalar gören, ya da güzel rüyalar gören kişi durumundadır.
Bu durum kıyamete kadar böylece devam eder.
Kabir
âlemi, aynen aynen rüya alemine benzer; ne var ki, kişi rüya
gördüğünün farkında değildir ve yaşamını aynen dünyada yaşıyormuşçasına
değerlendirir..
Nasıl
dünya yaşamını gerçek yaşamıs gibi algılarsa kişi dünyada yaşarken;
ayni şekilde, kendi kabir âlemine geçen kişi de o boyutu gerçek yaşam gibi
hisseder... Bu ya “Kabir Cenneti” denilen şekilde son derece huzur ve
zevk verici rüyalar şeklinde devam eder; ya da “Kabir Cehennnemi”
denilen biçimde kâbus türünden son derece korkunç, ızdırap verici
görüntüler içinde sürer.. Bu devre kıyamete kadar
böylece devam eder...
Kabir
âlemi(Ruhlar Âlemi), “nâri boyut”tur!
Burada,
kabir cenneti veya kabir cehennemi tarif ediliyor. Hakiki cennet
ve cehennem değil!..
Bir
de burada belli ruhâni güçler elde etmiş olanlar var,kabir âleminde.
Meselâ,
veliler!
Bu
yüksek dereceli veliler; yani hakikate ermiş, hakikatı yaşama durumuna girmiş;
terkib değişiklikleri oluşmuş ve bu terkib değişiklikleri sonunda, kendindeki
bazı ilâhî kuvvetleri keşfetmiş ve o kuvvetlerle tahakkuk etmiş olanlar var!
Bunlar,
o âlemde kendi aralarında görüşürler. Bir araya gelirler, çeşitli konularda
fikir alışverişi yaparlar, birbirlerine kendilerindeki değişik tecellileri
anlatırlar; değişik müşahedeler üzerinde taştışmalar yaparlar.
O
âlemin kendine has bazı işlemleri vardır.işlemler üzerinde de belli bir vazife
taksimi vardır, bunların ileri gelenleri arasında.
O
âlemde belli düzeye gelmiş, belli konular açılmış, belli noktalarda takılmış
gibi kişiler vardır.
Bunların
orada eğitimi yapılır. Yani onlar orada eğitilir, belli şeyler idrak
ettirilmeye çalışılır. Anlayamadığı noktalar atlatılır vs. Onlarda böylece bir
durumda devam eder. Yani oranın da kendine göre belli bir idare kadrosu vardır.
Nasıl dünyada, 4’ler, 7’ler, 3’ler, 40’lar diyoruz! Bunun mukabili olan, oranın
da kendine has bir kadrosu vardır.
hf
“KABİR ÂLEMİNDE” NAMAZ
KILINIR MI? !
İnsan şuur boyutu için yaratılmıştır,esas itibariyle !
Beden
boyutu bu dünyada kalacaktır,bedensel ibadetlerde bu dünyada kalacaktır.
Ölüm
sonrasında bedensel boyuttaki ibadetlerin hiçbiri yoktur.Ne namaz-ne oruç-ne
vs..Ama Berzah Âleminde de Evliyaullah’ın namaz kıldığından söz
edilir ve bu bize çelişki gibi gelir.Hani kabir âleminde namaz yoktu,oradakiler
şuur boyutunun namazının secdesidir.OKUma yollu oluşan bilgilerin getirdiği
rùkù ve secdedir,kâbir âlemindeki!
“Valla
bizim köydeki evin bahçesinde bir yatır var,bazen geliyor abdest alıyor,havluda
ıslanıyor,hatta namaz kılıyor”!..
Cinlerin
oyununa geliyorsun!
Kabir
âlemindeki evliyaullahın kıldığı namaz “şuur boyutunun namazı”dır.
hf
CEVAPLARI NASIL VERİLİR?
Kâbirde bana,
mezhebin ne, tarikatın ne, şeyhin ya da hocaefendin kim diye sorulmayıp; Allah
Rasûlünün açıklamasına göre, yalnızca "Rabbin kim, Nebin kim ve kitabın
ne" şeklinde sigaya tutulacağıma göre...
"Rabbim
Allah" diyebilmem için, öncelikle "Kur'ân-ı
Kerim’in açıkladığı Allah" kavramını çok iyi idrak edip bunun
sonuçlarını hissedebilmem!. "Nebim, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa"
diyebilmem için, "Allah Rasûllüğünün" nasıl bir şey olduğunu,
Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın nasıl bir görev yaparak, bana ne vermek
istediğini iyi anlamam ve O'nu tasdik etmem!. "Kitabım
Kitabullah'tır" diyebilmem için, "Kitabullah'ı
OKU'yabilmem"; ya da "Kitabım Kur'ân-ı Kerîm"
diyebilmem için Kur'ânı Kerîm’in Allah indinden nâzil olmuş bir kitap
olduğunu farkedip, tasdik etmem gerekir!.
Dünyada bırakıp
gideceği, bir daha hiç eline geçmeyecek şeyler için, tüm zamanını harcayan
insanın; akıllı ise, ölümötesi sonsuz geleceğini kurtaracak
böylesine önemli bir konuyu ihmâl etmesi elbette ki bağışlanamaz bir olaydır!.
Akla, mantığa aykırı hikâyeler ve safsatalara bakıp da, onları "İslam
Dini" sanarak yüzünü çevirmek aydın bir insana kesinlikle yakışmayan
bir davranıştır!. Bizim 33 yıllık çok yoğun araştırmalarımız ve uygulamalarımız
farkettirmiştir ki, Allah Rasûlü’nün bize önerdiği her şeyin bir
hikmeti; ve bilebildiğimiz kadarıyla bir bilimsel gerekçesi vardır. Bunları
açıklıyabiliriz!. Ama daha sonrakilerin kendi zaman şartlarına göre olan
yorumları, "İslam Dini" ve bizi bağlamaz!.
hf
Belki de milyarlarca sene sürecek olan kabir âlemi yaşamında, kişi “RUH”
olarak diri ve şuurlu kaldığına göre azab duymaz deniyor, öyle ise, kâbir azabı
nedir ve nasıl oluyor?...
Çokça
sorulan sorulardan biri de budur... Cevabını verelim...
Bu
nedenle otomatik olarak olaya bu bilinçle bakacak; ve bunun sonucu olarak
da, ister istemez büyük bir azab duyacaktır!..
Bunun
misâlini şöyle verebiliriz... Gün boyu bir takım şeylerden korkuyorsunuz ve
derken uyuyorsunuz... Uykunuzda o sizi korkutan şeyler rüyanıza giriyor!..
Evet, fizikman bedeninize yapılan bir şey yok, ama gündüz bilincinize yerleşmiş
olan o korkutucu şeyler, sizin o anki yaşantınızı kâbusa
çevirmiştir!..Rüyada duyduğun acı, beynin ruha yüklediğini gösterir... Kabir
azabı dahi bu yüklenmeden dolayıdır...
Dünyada
yaşarken, Allah Rasûlü’nün uyardığı tarzda çalışmalarla kendini o şartlara
hazırlamamışsa; artık o ortamda kesinlikle yapabileceği hiç bir şey yoktur;
içinde bulunduğu şartlara ve sonuçlarına katlanmaktan başka!.
“Kabir
azabı” denilen şey burada oluşan yaşam biçimidir..
“Vel
bâ`sü ba`
“
Ölüm, bu bedenle kişinin alâkasının kesilmesi ve bu beden üzerindeki
tasarrufunun kalkmasıdır. Ölüm yok olmak değildir.
Aynı
şekilde, tüm dünya yaşamında beynine “Ben bu bedenim!.” düşüncesi yerleştiği
için, ölümü tatma anından itibaren bu bedenle ilgin tamamen
kesildiği halde ve ruh bedenle yaşam boyutuna geçmiş olmana rağmen,
bu fizik-biyolojik bedeni bırakıp gidemiyorsun.
Ruhuna
yüklenmiş olan kayıtlar; “Ben bu bedenim!.” şeklinde olduğundan, sen de
cesetle birlikte diri diri toprağa giriyorsun. Üzerine toprak atılıyor ve orada
kalıyorsun!..
Bu
dünyada yaşadığın süreç içinde “ ben bu beden değilim! “ bilincini
oluşturamadığınız sürece âkıbet budur.
Yanarak ölen biri için de, aynı şey!. Kendisini beden zannettiğinden,
korkunç bir acı çekerek, bedeninin yanışını seyrediyor.
Bir rüyada boğazını kestikleri, veya vücuduna bıçak sapladıkları zaman
ne hâle geliyorsun?.
Rüyada gerçekten bedene verilen bir eza cefa var mı? Hayır!.
Ama, öyle olmasına rağmen o rüyada ne hâle geliyorsun bir düşün!
Oysa olay, ruh boyutunda oluyor.
İşte kişi, kabre girdiği zaman da olay, tamamen “ruh boyutu”nda cereyan
ediyor.
İşte
mezar yaşamı da,
Bu
durum da dini terminolojide “kabir azabı” diye anlatılmıştır...
Gündüzleriniz
ve bilinç düzeyiniz nasıl rüyalarınıza yansıyorsa ve o rüyaları değiştirmek
elinizde olmuyorsa; kabir yaşantısı da onun benzeri bir şekilde, artık
değiştirmeniz mümkün olmayan bir tarzda kıyamete kadar sürüp gidecektir...Ve
kabirdeki bu bitmez tükenmez kabusa, azaba karşı, şu anda yaşarken tedbir
almanız ve bu durumdan kendinizi korumanız da mümkündür ki bu yüzden “Din”
gelmiştir...
hf
SORGU MELEKLERİ
NİÇİN HERKESE FARKLI GELİR?!
Nur yapılı birimler , bir beden veya şekille bağımlı olmayıp, dilediği
beden şekline bürünebilir…
Nur boyutundaki cennette yaşayanların tümü, gerçekte nur yapılı şekilden
beri bilinç varlıklardır; algılayanın veri tabanına göre görüntü verirler.
Kabir âlemindeki sorgu meleklerinin, herkese değişik gelmesinin de
nedeni budur.
hf
KABİRDE AZÂBI
KİMLER YAPACAK?!
Beynin yaydığı radyasyonlar müspet ya da menfi mânâda iki tür radyasyon
olarak iki tür varlık yaratır!..
Ya
, insana ,tabiatına hoş gelecek sevimli gelecek varlıklar veya ters gelecek
varlıklar! Kişinin arzu ve istekleri ne yönde ise, o yönde onun seveceği
varlıklar meydana gelir, beynin yaydığı dalgalardan; ve gene aynı şekilde,
kişinin genel yapısındaki korku ve endişeleri ne yönde ise, o yönden meydana
gelir bir takım yaratıklar menfi dalgalardan!..beyin dalgalarının meydana
getirdiği bu varlıklar, kişi öldüğü andan itibaren, kişinin ruh âlemi veya
hayâl âlemi dediğimiz âlemde, bu kişiden sâdır olan dalgalardan meydana gelmiş
olduğu için bu kişiyi sarar; ve kişi bunlardan dolayı ya azap duyar, ya zevk
duyar...Âlemi berzahta; kabir âlemi dediğimiz âlemde.
hf
Kâbir âlemi yaşamında, uykuda, yaşadığınız duyguları, çok daha
fazlasıyla ve çok daha yoğunluklu olarak yaşayacaksınız.
Bu durum “Sistemin kıyâmeti” dediğimiz, Dünya’nın Güneş tarafından
yutulması evresine kadar devam edecektir.
Güneş
Dünya’yı yutmaya başladığında; Dünya’nın manyetik alanı ortadan kalktığında, bütün
insan ruhları, otomatik olarak kendilerini bizim anlayışımıza ve yapımıza göre
cehennem olarak tanımlanan, Güneşin, dalga boyutlu yapısı içinde bulacaklardır…
Bu evre insanların kâbirlerinden çıkması olarak tanımlanmıştır.
hf
ALLAH'ın ilminde kendi mânâlarını seyretmesi, seyretmeyi hükmetmesi
"Kaza"dır...
Bu mânâların seyredilir hale gelmesini düzenlemesi de mutlak mânâda
"Kader"dir..
Kader, “sır” olarak ifade edilmiştir... “Sistemin işleyişi”
ve “Sistemin Bilinci” anlamında olarak!
Tamamiyle
sayısız dalga boylarından, ışınlardan, kuantlardan oluşmuş evren, ya da evren
içre evrenler,
Ve
bizim de «hayal» dediğimiz şey, işte bu ışınsal kökenli yapıdır!.. Ve de
gerçekte, bizler dahi ışınsal varlıklarız... Ancak ne yazık ki, algılama
sistemimizin beş duyu ile kayıtlı olması şimdilik bu gerçeği yaşamaktan bizi
mahrum etmekte!..
Evet,
evren orijininde TEKİL bir yapı; ve gerçekte, tüm zerreler birbiriyle
ilintili durumda olduğu için, her bir yoğunlaşma ve aktivite, hiç
düşünemediğimiz bir noktada bambaşka şeyleri etkilemekte ve harekete
geçirmektedir... Yani evrende, birbirinden kopuk, ayrı, müstakil varlıklar ve
onların özgür benlikleri ve iradeleri mevcut değildir!.
“Kader”, senin anladığın gibi olmayıp ; genetik
programının astrolojik (meleki) etkilerle yönlenerek açığa çıkmasının
adıdır... Yukarıda biri oturup kader yazmaz!...
Astrolojik
etkiler ise , Cennet yaşamında da devam eder...
İşte,
«KADER» denen olgu bu husustan kaynaklanmaktadır.
hf
Asırlar boyudur kolay kolay anlaşılamamış bir konu bu!..
Hemen
herkes bu konuda aklına geleni konuşmuş. Ama genellikle kimse de, bu hususu
konuşmadan evvel acaba Kur’ân-ı Kerîm’in ve Rasûl-i Ekrem’in kader hakkında
dedikleri nedir, diye araştırmamış.
Gerçekten
acaiptir; çünki, öyle kader konusunda kitaplar görüyoruz ki baştan, aşağı
çeşitli kişilerin "kaderle" alâkalı görüşlerini toplamasına
rağmen; içinde bu konudaki nice Rasûlullah açıklamalarından, beş tanesi bile
yer almamakta!.
İnsandaki
"İrâdeî cüz"ü ispatlayabilmek uğruna, bu husustaki âyetler ve
hasır altı edilmekte!..
Bize
göre dini anlamış kişi, âyet ve hadîs hükümlerini izâhtan âciz kaldığı noktada,
hasır altı etmez; sadece o husustaki âczini itiraf eder ki, bu da bir
kemâlâttır.
-Kul
kendi iradesiyle yolunu çizer ve yaptıklarının neticesine katlanır"
şeklinde özetleyebileceğimiz görüşü savunanlara "KADERİYE"ciler
denmiştir. Ki bunlar hakkında
"Ümmetimin mecûsileridir, kaderiyeciler"
şeklinde bir hüküm gelmiştir.
"Kaderiyeciler",
"kul kendi kaderini kendi yazar"; görüşünde olanlardır...
"Allah" da ötelerden bir yerde; ya da başka bir boyutta
oturup, bu boyutta yapılanları seyreden bir varlığın adı herhalde?!...
Esasen
Kur'ân-ı Kerîm baştan sona bu görüşü iptal için sayısız hükümler serdeder.
Geriye
kalan ve adlarına "ehli sünnet" ile "cebriye"
denen iki görüşün fikirlerine ise; her fikir sahibine ve neticesi de kendisine
aittir; diyerek değinmiyeceğiz.
Burada
biz çeşitli görüşleri tartışmak ya da savunmak için konuları açıklıyoruz
değiliz zirâ...
Ancak,
insanın yapısını, hangi tesirlerin altında nasıl yaşadığını, varlığının ne
olduğunu anlattıktan sonra, dinde “Kader” mefhumunun nasıl anlatıldığını
açıklama noktasına geldik.
Bunu
da farketmek MECBURİYETİNDEYİZ!..
Allah’ın
azâmeti, yüceliği, sonsuz varlığı yanında insanın yeri, iradesi, kudreti ve
sahip olduğu şeyler nelerdir.
Kısaca,
"Allah" ismiyle işaret edilen indinde insan neleri yapacak
güce ve iradeye sahiptir.
Evet,
yüz milyarlarca ve yüz milyarlarca güneşin birbirlerinden çok büyük
uzaklıklarla içinde yüzmekte oldukları kâinatın varedicisi katında, insanın
yeri ne?
Buyurun
bu konuda bir hadîs-i Kudsî:
-Rasûlullah
salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu’,
Allâh
azze ve
"EY kullarım. Hepiniz delâlettesiniz ancak benim hidâyet ettiklerim
hariç. Benden isteyiniz ki sizi hidâyete erdireyim.Hapiniz fakirsiniz, ancak
benim zengin ettiğim hariç; benden isteyiniz ki size rızık ihsân edeyim.
Hepiniz günahkârsınız, ancak benim mağfiret verdiklerim müstesnâdır;
içinizden her kim benim bağışlayıcı olduğumu bilir de benden mağfiret dilerse,
aldırış etmeden (günahlarının büyüklüğüne) bağışlarım!..
Sizin evveliniz ve âhiriniz, diriniz ve ölünüz, yaşınız ve kurunuz
kullarımdan en takvâlısı kalbi gibi olsalar, bu durum benim mülkümde bir
sivrisineğin kanadı kadar artış meydana getirmez!..
Sizin evveliniz ve âhiriniz, diriniz ve ölünüz, yaşınız ve kurunuz en
şakî kulun kalbi gibi olsalar (yani hepsi
inkârda olsalar), bu durum benim mülkümden bir sivri sineğin kanadı kadar
eksiltmez!..
Sizin evveliniz ve âhiriniz, diriniz ve ölünüz yaşınız ve kurunuz, bir
sahada toplansa ve içlerinden her insan ümitleri yettiği kadar istese, her
isteyenin istediklerini veririm ve bu benim mülkümden hiçbir şey eksiltmez.
Öyle ki içinizden biri denize uğrayıp iğneyi suya daldırıp alsa. Kesinlikle
bilin ki BEN sınırsız ihsan ediciyim, varlığın sahibiyim, yüceyim.
DİLEDİĞİMİ YAPARIM!..
Bağışım bir sözdür. Azâbım bir sözdür.
Bir şeyin olmasını istersem emrederim, "OL" derim; ve o şey
olur!.."
Nasıl ?.., bir şeyler anlatabiliyor mu, bizim yerimiz, haddimiz,
gücümüz, irademiz, kudretimiz hakkında bu hadîsi kudsî?..
Az evvel anlatmaya çalıştığımız gibi. Kâinatta dünyadan 1 milyon küsür defa büyük güneşin yeri iğne ucuyla gösterilemezken, gururundan, kendine biçtiği pâyeden yanına yaklaşılmayan insanın yeri acaba daha iyi anlaşılabiliyor mu bu satırlarda?