AHMED HULÛSİ’DE
KAVRAMLAR
A B C D E F G H I-İ K L M N O-Ö P R S-Ş T U-Ü V Y Z.
FİHRİST
· Nâfile
· Namaz(Salât)
· “Namaz” , Niçin “Din’in Direği”dir?
· Namazdan Gâfil Olmak
· Namaz, “Sarhoş”a Niçin Yasaklanmıştır?
· Namaz Nasıl "Mi'râc" Olur?
· Namazın "Mi'râc" ta 5 Vakte İndirilmesi
· Mülk Âlemi’nin Namazı
· Melekùt Âleminin Namazı (Orta Namaz-salât-ı Vusta)
· Ceberût Âlemi’nin Namazı (Dâimi Namaz-“Mukarreblerin Namazı”)
· Nâfile Namaz
· Sünnet mi, Kaza mı Kılalım?
· Cenaze namazı
· Cenaze Namazında Niçin “Fâtiha Sûresi” Okunmaz?
· Cuma Namazı
· Tesbih Namazı
· İstihâre namazı
· Kaza Namazı
· Vitr Namazı
· Namaz Kılınmaz!
· İkâme Olunan Namaz
· Necâsetten Tahâret
· Setri Avret
· Vakit
· İstikbali kıble
· Niyet
· Tekbir Almak
· Kıyam
· Sübhaneke Okumak
· Eùzü besmele çekmek
"Fatiha"Okumak (Bkz.Kur'ân Sûreleri Hakkında)
· Rukù
· Secde
· Ettehiyatü Okumak
· Namaz Sonunda Selâm verme
· "Nankör"
· "Nasib"
· Nâsùt Âlemi
· Nebi
· Nübüvvet
· Nübüvvet Türleri
· 1-Nübüvvet-i Bâtın
· 2-Nübüvvet-i Zâhir
· a-Nübüvvet-i Teşriyye
· b-Nübüvvet-i Târifiye
· Nefs
· Nefs’in (“BEN”in) Arzuları Nelerdir?
· Nefsin Arzularından Kurtulmanın Yolu
· “Nefsini Bilen Rabbını Bilir!”(“Men Arefe” Sırrı)
· Nefsten Çıkmak
· Nefs’in Hakikati Nedir?
· Nefsin Hakikatini Bulmak
· Nefsinin Hakkını Edâ Etmek
· Nefsi Küll
· Nefs Mertebeleri(Klasik Anlatımla)
· Nefsin Mertebeleri Nerede?
· Nefs Mücahedesi
· Nefsi Tanımak
· Nefsin Kendini Tanıma Aşamaları
· Nefsin Tezkiyesi
· Nefse Zulmetmek
· Nifak
· Nikâh
· Nur
· Nüfuz
Arapça olan, “ nâfi ” kelimesinin anlamı; Yararlı, faydalı demektir. Ayrıca Esmâ-ül Hüsnâ’daki isimlerindendir.
Nâfilelerle demek; Bir takım faydalı, yararlı çalışmalarla kişi ancak Allah’a yakîn elde edebilir, demektir.
Yani taban, en alt sınır olan çalışmalar zaten kişinin kendini toparlayıp, kurtarabilmesi için zorunlu olan şeyler. Ama kişi, Allah’a yakîn elde etmek istiyorsa, bunu dışında daha bir takım yararlı, faydalı çalışmalar yapmak durumundadır.
Farzları yerine getirmekle değil, fazladan yapılan nâfilelerle kişi yakîn elde edebilir.
“Tefekkür”, Allah’a yakînin ilk basmağıdır. Tefekkürü olmayanın yakîni oluşmaz! Allah’a yakîn elde etmek isteyen kişinin adım atacağı ilk basamak tefekkürdür.
Yani, nâfile yapılan ibadetler, tefekkür basamağına basıldıktan sonra kişide tesirini göstermeye başlar. Tefekkür yoksa, zaten bir yere varılması mümkün değildir. Çünkü insanı hayvandan ayıran özellik, tefekkür özelliğidir.
v
Hacca gitmek günümüzde bir hayli zorlaştı. Büyük paralar istiyor. Ve toplumun büyük bir kesimi Hacca gitme imkânından mahrum!.
Hacca gittiğimiz zaman, “Arafat'tan", anamızdan doğduğumuz günkü kadar bütün günâhlarımızdan arınmış olarak sâf, temiz bir hâlde geri dönüyoruz.
Peki, bu güzel şey de, ancak, ALLAH’ın kendisine büyük imkân tanıdığı bir kimse ise, bu şansa sahip oluyor.
Hacca gidecek mâli imkânları elvermeyen bir kişiyi düşünelim!..
O kişi Allah’a imân ediyor. Rasûlullah’a imân ediyor, ama, gayet doğal olarak beşer olduğu için de çeşitli eksikleri, noksanları, kusurları, yanlışları vs. var. Bilerek veya bilmeyerek işlediği çeşitli kusur ve yanlışların getirdiği günahlarla da bezenmiş bir hâlde... O zaman, bu kişinin kurtulma şansı nedir? Kendini nasıl kurtaracak?. Ne yapması gerekiyor?.
Böylesine imân sahibi olan kimselere Cenâb-ı Hak bir yol göstermiş ve kolaylık sunmuş. Bu kolaylığı bize Hz.Rasûlullah, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa S.a.v. şöyle bildiriyor :
“Kılınan her vakit namazı, kendisinden önceki namazla arasında işlenmiş olan bütün günâhları siler, temizler, arıtır.”
Ve bunun misâlini de şu şekilde veriyor.
“Sizin evinizin önünden bir ırmak aksa ve siz bu ırmağa günde beş defa girip çıksanız, üzerinizde hiç bir kir, pislik kalır mı?"
Nasıl ki, günde beş defa yıkanan birinin üzerinde maddi bir kir, pislik kalmazsa, aynı şekilde günde beş vakit namazını edâ eden kişinin de üzerinde günah kiri kalmaz.
Ama burada bir incelik var. Bu anlatımda dikkat etmeniz gereken bir püf noktası var:
Yine Hz. Rasûlullah buyuruyor ki:
“Fâtiha’sız namaz olmaz!“
Namazı edâ etmiş olmanın ana şartı, her rekâtta Fâtiha sûresini okumaktır. Nedir o Fâtiha sûresi bir kez okuyalım;
Bismillâhirrahmanirrahim.
Elhamdulillâhi rabbel âlemin, errahmanürrahim, malikiyevmiddin, iyyake na'büdü, ve iyyake nestâiyn, ihdinas sıratel müstâkiym, sırat ellezine enâmta aleyhim, gayril mağdûbi aleyhim, veleddââlliyn, âmin.
Eğer bu, namazda okunmazsa o namaz yerine gelmiş, edâ edilmiş olmaz, diyor Hz. Rasûlullah.
Ve, yine buyuruyor ki:
“Namaz, mü’minin Mi'râc ‘ıdır.”
Buradaki “namaz mü’minin mirâcıdır” ifadesini iki yönlü ele almak lâzım.
Namazın Mi'râc olması;
Mirâc'ın namaz olması…
Namazın Mi'râc olması ne demek?.. Mi'râcın namaz olması ne demek?..
Edâ edilen her namaz, kendisiyle öncekilerin arasındaki günâhların affına vesile oluyor.
Günün her hangi bir vaktinde, ansızın ölebilirsin. Öldüğün anda artık ana-baba, eş, çocuk, koltuk, iş, para, mal-mülk gibi değerlerin hiç geçerliliği kalmayacak! Tek başına başka bir âlemde ve ortamda olacaksın.
Bu ortama, dünyada yüklediğin tüm beşeri yükler ve günâhlarla gitmek mi?.
Yoksa, bütün bu beşeri yaşamdaki günahlarından arınarak, temizlenerek gitmek mi evlâ? Evvelâ buna bir karar vermek lâzım.
Eğer günâhlardan arınmış, temizlenmiş olarak gitmek istiyorsak, bunun en kolay yolu günde beş vakit namazı, vakitlerinde edâ etmektir.
Şöyle dediğinizi işitir gibi oluyorum.
“Eee canım, Allah ona para vermiş, imkân vermiş. Hacca gitti, bütün günâhlarını sıfırladı geldi. Benim param olmadığı için gidemedim!.”
Senin paran yoksa, imkânın yoksa Cenâb-ı Hak sana da beş vakit namazı ihsan buyurdu. Günde beş vakit edâ ettiğin zaman her bir namaz arasındaki günahlardan temizlenip, arınıp, sıfırlanıyorsun!.
Peki, bu beş vakit namaz da neye bağlı?
Fâtiha’nın okunmasına bağlı. Fâtiha’sız namaz olmaz!
Fâtiha sûresinde ne var ki, Fâtiha’sız namaz olmuyor?.
Kur’ân ‘ın diğer sûrelerinde olmayıp da sadece Fâtiha sûresinde olan ne?.
Fâtiha sûresinin en önemli en can alıcı âyeti;
“İyyake nâ’budü ve iyyake nestaiyn,” dir.
İnsanın bütün günahlarının bağışlanmasına sebep olan âyet, “iyyake na’budü ve iyyake nestaiyn” âyetidir. Niçin?..
Buna girmeyeceğim. Herkes kendi bünyesinde, kendi ilmine göre, kendi mertebesine göre düşünsün araştırsın!..
Ama buradaki sırrı size söylüyorum.
Buradaki sır “iyyake na’budü ve iyyake nestaiyn” dir. Onun için namazda Fâtiha ‘yı okurken özellikle bu âyeti düşünerek okuyun!. Üstünde durarak okuyun!.
Namaza durduğunuz zaman, ezbere, düşünmeden, bir teyp gibi değil; namazı düşünerek, üstünde durarak okursanız, farkını ve faydasını mutlaka görürsünüz.
Bu masayı üstün körü, şöyle bir silmek var; bir de bastırarak, işine önem vererek silmek var. Ehemmiyet vererek silersen tozu, masa daha iyi temizlenir.
“İyyake na’budu ve iyyake nestaiyn” âyetini de düşünerek, anlayarak, hazmederek tekrar edersen, mermerin üzerindeki kirleri böyle almışın gibi bütün günahlarından arınır, temizlenir, pâklanır ve o namaz sonrasında vefat edersen, o namaza kadar olan bütün günahlarından arınmış olarak Âhirete intikal edersin...
Böyle bir kısmeti böyle bir şansı, imanı olan hiç kimse tepmez!
Öyleyse, bize verilen beş vakit namaz nimetini çok iyi bilelim.
Vaktin yok, mümkün değil, sünnetlerini kılamıyorsun. Kılamazsan da hiç olmazsa fazladan geçtik, farzları edâ etmeye çalış ve Fatihayı okurken de bilinçli, şuurlu olarak oku!. Özellikle “iyyake na’budu ve iyyake nestaiyn” âyetini bilinçli, şuurlu bir şekilde düşünüp tefekkür ederek tekrar et!.
Allah, bütün namazlarınızda bilinçli olarak Fâtih’ayı OKUmayı ve özellikle bu âyetin üzerinde durmayı, anlamını açmayı bize kolaylaştırsın!. Bu sırrı anlamayı bize nasip etsin!.
Ben bu sırrı size açamam!.. Niye açamam?..
Çünki siz, yumurtayı dışarıdan kırarsanız, içindeki civcivi öldürürsünüz.
Civcivin kendisinin yumurtasını kırıp dünyaya çıkması, açılması gerekir. Vaktinden evvel yumurtayı kırdığınız takdirde içindeki civcivi öldürmüş olursunuz.
Siz, kendi yumurtanızı kendiniz kırarak çıkmak zorunda olduğunuz içindir ki, sırrın “iyyake na’budu ve iyyake nestaiyn” olduğunu söyleyebilirim. Ama, niye bu âyette böyle bir sır var; bunu açamam!.
Namaz nedir diye sorun çevrenizdekilere… Yüzde doksanbeşi tanrıya tapınma olarak anlatacaktır…
Bedensel bir faaliyettir!..
Huzuruna çıkmaktır!.
Önünde secde ederek tanrının büyük(!)lüğünü kabul etmektir; diyeceklerdir…
Salât, yöneliştir!…
Bâtının ve hakikâtın olup, özünden Zâhir olanı hissedip, bunun sonuçlarını yaşamaktır!… O’nun indinde hiçliğini, yok olduğunu yaşamakla başlayıp; kıyâmda, kendini dillendirişinin; rükûda, kudretinin önünde yaratılmışın kulluk etmekten başka şansı olmadığını açığa çıkarmasının; secdede,
“lillahil vahidil kahhar”
hükmünün eserini ortaya koyuşunun yaşanışıdır!.. Ve bu salât, mi’râcın kapısını açar mümine!…
Yukarıdaki tefekkürsüz şeklî tapınmaya verilen isim ise namazdır!..
İman ve gereği fiillerle Cennet'e, düşünsel arınmayla “Allah”a erersin; takdirindeki kadarıyla…
Tefekkürsüz, sorgulamasız “Allah”a ermiş tek bir ferd yoktur, buna Allah Rasûlü de dahil!.
Fâtiha’sız salât olmaz, çünkü yönelişin anahtarı odur!.. Onun anlamının tefekkürüyle başlar “Allah”a yöneliş!… Anlamını tefekkür etmeden ister Arapça oku, ister Türkçe, yalnızca papağan gibi tekrarlamış olursun; “bal”, “bal” deyip, midesi “bal”dan mahrum, bedeni onun lezzet ve enerjisini tadmamış anlayışı sınırlı gibi!.. Sana “bal”ı öğretmişler ki, alıp yiyerek değerlendiresin, diye!.
Namaz,vehmi benlikle başlar,secdedeki yoklukla tamam olur.Namazdaki amaç,Allah’ı görebilmektir !
“Namaz”, Hak’ka urûctur boyutsal anlamda!..
Namaz var; kılınır fast food’da sandviç -kola yeri çer gibi..
Namaz var ; ikame olur,dostlarınla attığın her bir lokmanın lezzetini hisseder gibi…
Genelde günlük namazların içinde bunu hissedebilmek zordur.Günün şartları yaşam biçimi içinde zordur.
İşte onun için denmiş ki,
”Kulum bana nâfilelerle yaklaşır”.
Yani gecenin müsait bir saatinde belli bir kitap okumuşsun-tefekkür yapmışın,bir konsantrasyon oluşmuş az veya çok ondan sonra o konsantrasyonla birlikte namaza durmuşsun.
”Allahû Ekber” derken “Allahu Ekber” sözünün anlamını düşünüyorsun.Allah’ın sonsuzluk denizine dalıyorsun…
”Elhamdü lillahi rabbil âlemin”derken, “Âlemlerin Rabbı olan ALLAH ancak kendi kendini anlayıp bilebilir-değerlendirebilir-hissedebilir.Ben O’nun varlığında bir HİÇ’im.O’nun sonsuzluğu yanında ben neyim ki?diye başlayıp “Elhamdü lillah” diyorsun!
İşte ,ondan sonra dersin ki;”Gece olsa da namaza dursam!”
İşte o,”İkâme olunan namaz”dır..
O,hissiyattır!
İşte, kişi bunlarla Allah’a yakini elde etmeye başlar.
Peki,”ben bunları yaşayamıyorum,gündüzleri namazı kılmayayım mı?”…Hayır!
O gündüz namazları sende belli bir taban oluşturacak.Gündüz şuursuz bir şekilde çektiğin o zikir-tesbih senin beyninde belli bir açılım yapacak.O açılımın neticesinde işte sen öteki tarafta bunları hissedip yaşamaya başlayacaksın.Onun için ne diyoruz?…Gündüz aklın fikrin nerde olursa olsun,o zikri yap! O zikir senin beyninde o kapasiteyi açacak!
"...Ve yukıymunes salâti..." (2-3)
“...Ve namazı kaim kılarlar...”
Burada bir kaç mânâ anlıyoruz...
Şayet dikkat edersek, "yusallune" yerine "yukıymunes salâti" denmiştir... "Namaz kılarlar" anlamına olarak "yusallune" kelimesi kullanılabilecekken; toplu olarak "namazın kaim kılınmasından", yani, bu kelimeyle işaret edilen mananın toplu olarak, elbirliğiyle gerçekleştirilmesinden sözedilmektedir; ki, bu üzerinde önemle durulması gereken bir işaret olmaktadır...
Ayrıca “salât” hem “dua” anlamındadır; hem de “namaz” anlamına gelmektedir...
Öyle ise olayı burada da çift yönlü, yani her iki mânâya da dönük bir şekilde, ayrı ayrı değerlendirmek mecburiyetindeyiz..
Yani, “salât”ın hem bireysel işlevi sözkonusudur, hem de toplu işlevine dikkat çekilmektedir...
Toplu ve bireysel uygulaması sözkonusu olan “salât”ın hem “dua” yanı, hem de “namaz” yanı mevcuttur...
Ve “NAMAZ”ın dahi, “kılınması”; “ikamesi”; “vustası” ve “daimisi” mevzubahistir!...
Bize bu konuda açılanlardan, anlatabileceğimiz kadarıyla, bunları izaha çalışalım...
“SALÂT” kelimesinin mânâsını ister “DUA” anlamıyla, ister “NAMAZ” anlamıyla değerlendirelim, her iki şıktada faaliyet beyinde ve düşüncede olamaktadır...
Namaz dahi; “okunan şeylerin mânâsının bilinmesi zorunlu olmadığına” göre bir yönüyle tamamen beyin faaliyetleriyle ilgili olarak karşımıza çıkmaktadır...
Böyle olunca, farkedilmektedir ki, en alt düzeyde yerine getirilen “SALÂT” ile, yani “namaz kılınarak”, "ALLAH" isimleriyle bezenmiş ve oluşturulmuş beyin tarafından, okunan âyetler ve dualar ile ilgili konuda “yönlendirilmiş dalgalar” üretilerek bunlar hem dışa, çevreye yayılmakta; hem de “Ruha yüklemektedir”!.
Bireysel mânâda yapılan bu çalışma, şayet toplu olarak yapılma yoluna dökülürse, o zaman olay çok daha büyük boyutlarda sonuçlar oluşturmaktadır... Yani, “cemaatle namaz” veya “toplu dua” gibi!...
Çünki pek çok beyinden yayılan güçlü yönlendirilmiş beyin dalgalarının istenilen amaca dönük bir şeyler oluşturma ihtimali çok daha fazladır!..
İşin içyüzü böyle olunca, “salâtı ikâme etmenin” mânâsını, “inananların inançları doğrultusunda güçlü beyin dalgalarını kullanmak suretiyle, topluma yararlı yön verme” anlamında değerlendirebiliriz sanırım...
Bu mânâda yağmur dualarından; düşmanın kahrına; ya da HACDAKİ milyonların vakfe duasına kadar çeşitli duaları hatırlıyabiliriz...
Diğer taraftan olayı “namaz” olarak ele aldığımızda da aynı hususa işaret edildiğini görmekteyiz...
-"Cemaatle kılınan namaz, ferdi kılınan namazdan yirmibeş kat daha kazançlıdır" şeklindeki Rasûlullah açıklaması bu olayı açık-seçik vurgulamaktadır...
Demek ki, “Salâtın topluluk tarafından ikâmesinin” bir mânâsı da bu oluyormuş..
v
NAMAZ; “ALLAH’IN HUZURUNA ÇIKMAK “ DEĞİLDİR!
Namazda “İhsan” derecesini Efendimiz Aleyhisselâm şöyle anlatıyor:
-"Sen Allah'ı göremiyorsan dahi, Allah seni görüyor olarak düşünüp, namazını böylece eda etmendir ihsan!...
Bunu da, basit bir dille, “Allah'ın huzuruna çıkmak” diye dilimize çevirmişler..
Halbuki, sadece namazda değil, her an O'nun huzurundasın!... Her an O'nun huzurunda iken, bundan gaflet edip; sadece namazda O'nun huzuruna girmeyi kabullenmek, son derece önemli bir “SAPMA”dır!..
“Namazdasın, Allah'ın huzuruna çıktın”... demek son derece fahiş bir yanlıştır!... Küfre kapı açan bir yoldur bu düşünce!... Niye?
Çünkü, namazın dışında iken, O'nun huzurunda, değilsin, o bulunduğun yerde o yok(!)... Seni görmüyor, bilmiyor; ötelerde bir yerde oturuyor... da; sen namaza durunca O'nun huzuruna gidiyorsun, giriyorsun!!!... Olmaz böyle şey!..
Bu “sapmış” düşüncenin kişiyi getirdiği nokta, "ALLAH"ı inkâr ve ötede, tepede, uzakta bir yerde ya da boyutta bir “TANRI” kavramını kabullenmedir!...
İşte bu sebebledir ki, bu hususu iyi anlamak ve değerlendirmek zorundayız...
v
”Namazdan gafil olmak ” ;haşyet şuurundan ve duygusundan mahrum olmak demektir!
v
NAMAZ, NİÇİN “DİNİN DİREĞİ”DİR?
Hz Rasûlullah Aleyhisselâm efendimiz bir açıklamasında:
"Namaz dinin direğidir"
buyuruyor.
Dinin direği ne demektir?..
O zamanlarda, insanların çok az bir kısmı kerpiçten yapılan evde yaşarken, büyük bir kısmı çadırda yaşıyordu... Çadırın meşhur orta direği vardır. O çadırı ayakta tutan ana direk gibi; dinin direği de namazdır!
Kişi, "mi’râc olan namaz" gerçekleşmediği sürece, bir önceki basamakta yapmış olduğu “kelime-I tevhid”i tasdikinin gereğini hissedip, yaşayamaz!. Bilgide kalır!.
İlm-el yakîn, “kelime-i şehâdet”in sırrının kavranmasıdır!.
Bunun ayn-el yakîni “namaz”ın mi’râc oluşudur!.
Hakk-el yakîni “oruc”tur.
Buraya kadarı Fenâ Fillah’tır…
Bakâ Billah ise “zekât”tır!
Bunlar bugüne kadar pek bahsedilmemiş şeyler olduğundan, belki de nasıl oluyor diyerek yadırgayacaksınız, şaşıracaksınız; hatta belki de reddeceksiniz…
Ama sakın ola ki inkâr etmeyin; nefsinize zulmetmeyin!.
"İlmel yakîn"de; kişi ilmî idrâk ile "Allah"ın tekliğini, Hz Rasûlullah’`in elçiliğini ve kulluğunu idrâk ederek şehâdet eder.
Bu şehâdetin neticesinde, aldığı ilme göre namazı ikâme ederse (namaz kılarsa değil), o namazı ikâme edişi ile kendisinde mi`râc başlar..
O yaptığı "uruc" ile oluşan "mi`râc" sonucunda da "Allah"a vâsıl olur!...
Bunun da neticesinde kendi varlığı ortadan kalkar; varlığında TEK mevcud olan Hak'tan gayrı olmaz!.
Bu halde varlığının Hak'kın varlığı olduğunu kavrayınca; kendisi varlığındaki ilâhi vasıflarla tahakkuk eder.
Ettiği zaman, "“oruc”lu olup, zâhir olduğu kapasite çapında aç kalır, susuz kalır; açlığa ve susuzluğa tahammül gösterir; "Samediyyet tecellisi olur" böylece de "hakk-el yakîn" hâli kendisinde zuhur eder.
v
NAMAZ, “SARHOŞ”A NİÇİN YASAKLANMIŞTIR?
Sarhoşlar için gelmiş bir âyet var;
“sarhoşken namaza yaklaşmayınız!.”
Niye?.
“Sarhoşken” sözünden kasıt ne?
Ne dediğinizi, ağzınızdan çıkanı bilmez bir halde iken namaza yaklaşmayın! diyor.
Sarhoşluktan murad, içki içmek değil, içkinin şuuru bulandırmış olması, ve bunun neticesinde de, ağızdan çıkan sözün idrâkında olmamak demektir.
Yani, ağzından çıkanın manâsını sen idrak edemiyorsan, o zaman namaza yaklaşma! diyor.
Biz, bunu nasıl anlıyoruz?...
İşte;
“Lâ yemessehu illel mutahharun.”
“Tâhir olmayanlar Kur’ân ‘a el sürmesinler!”
âyetini anladığımız şekliyle uygulayıp, haydi duşun altına!. Yıkanıp temizlenmeye çalışıyoruz...
Duşun altına gir de, “Kur’ân ‘a öyle dokun” demiyor!.
Kafandaki şirk düşüncesinden arındıktan sonra, Allah ismi ile neyin kastedildiğini idrâk ettikten sonra, al bu Kur’ân ‘ı oku! Yoksa, anlayamazsın!. demek olduğu gibi, “sarhoşken namaza yaklaşmayın” âyetinin manâsı da; “ne dediğinin idrakinde değilsen, namaza yaklaşma “ demektir.
Çünkü, namazdan amaç; Mi’râctır...
Mi’râc’dan amaç; Allah’ı bâtınında müşahede etmektir.
Allah’ı bâtınında müşahede etmek, idrâk ile şuûr ile olur.
v
Namazdan amaç,Mi’râc ‘tır!
İdraksız-şuursuz bir şekilde namaza yöneldiğin zaman ,namazın şeklini yerine getirirsin; tıpkı benim buraya hasbel kader uğramış bir adamın ben konuşurken İstanbul’daki işlerini düşünmesi ve benim söylediklerimin ona hiç girmemesi gibi!
İstanbul’dan kalkmış bir yığın cefaya katlanmış buraya gelmiş yarım saat karşımda oturuyor ama kafasında İstanbul’daki işleri var.benim söylediklerimin hiçbiri bir kulağından girip bir kulağından çıkıyorl değil,kulağına bile girmiyor ve ondan sonra buradan kalkıp gidiyor.
”Ne konuştu Üstad ?” diyorlar,İstanbul’da...
“Sorma kafamda çok işler vardı ,hiç ne dediğini duymadım bile” diyor.
”Peki,niye kalktın gittin kardeşim İstanbul’dan taâ Antalya’ya kadar?”Ne konuştu?!” “Çok güzel konuştu”
“Ne dedi?” “Çok iyi şeyler anlattı” !
“Ne dedi?” “Çok güzeldi,çok huzurverdi yahu.çok güzel odası vardı!”
”Ne dedi?” “Çok iyiydi” !!!???
Namazda çok iyi,bir çoğumuz için!
Namaza duruyoruz...Ne amacın farkındayız,ne bir şey!
”İşte, görev!Görevi yerine getiriyoruz”!!...
Görev olsun diye namaz verilmedi ki sana!
Namaz bir amaç uğuruna sana verildi!
Nedir o amaç?
Bâtınında-hakikatında Allah’ı müşahede edesin diye!.Sen bu amacı gerçekleştirmek için namaza gireceksin, namazı edâ edeceksin ki Mi’râc hâsıl olsun!
Yani bu ,bir görev değil!
Bu Mi’râc ‘ı yaşamanın sonucunda da sende hâsıl olacak bazı şeyler var.O bazı hâsıl olacak şeyler sonucunda geleceğin sıkıntı ve azaplarından kendini kurtarıp,bir yere varacaksın.
Bir amaç uğruna sana “Namaz Kapısı” açıldı!
Sen namazı bir görev gibi düşündüğün zaman,zaten hiçbir şey alamıyorsun-anlamıyorsun demektir!
Sana,”Git,Ahmed Hulùsi’yi ziyaret et” dediler....Sana bir görev verildiği için geldin,gördün ve gittin...Ne aldın? HİÇ !
Yahu sana dediler ise böyle bir şey sen; “Ne diyor? ,Bana ne anlatmak istiyor? ,Bana vermek istediği ne?” diye gelirsen ve söylenilenleri dikkat ile dinler-algılar-anlarsan,işte o zaman Ahmed Hulâsi’yi ziyaret etmiş olursun!Yoksa; ne dediğini anlamadan-ne dedikleri sana ışık tutmadan Ahmed Hulùsi’ye gelsen ne olur,gelmesen ne olur?!
Önemli olan Ahmed Hulùsi değil,Ahmed Hulùsi’nin anlattıklarının senin kafanda bir ampul yakması,bir konuda ışık tutması! İşte o zaman Ahmed Hulùsi’ye gelmiş olursun!
Namaza gelmenin mânâsı da, o mi’rac ‘ı yaşamak!
Onun için Gavs-ı Azâm Abdülkâdir Geylâni diyor ki; “Mi’rac ‘ı olmayanın namazı yoktur!”
Gavsiye açıklamasında ,bir çoğunuz okumuştur.Bir şey yapmaktan bir amaç vardır,o da odur!Beş vakit namaz!
Sana günde beş defa Mi’râc kapısı açılıyor.O kapıdan girip,sarayın sahibiyle hemhâl olmayı nasip ediyor.sen de “Öyle bir şeye ihtiyacım yok!”diyorsun..Ondan sonra “hemde bu yoldayım”diyorsun!..
”O’nun yolundayım” diyorsun!
Nasıl O’nun yolunda olmak?!
O’nun hâlini ve ilmini paylaşmadıktan sonra O’nun yolunda olmak ne demektir?...
Kendini aldatmak demektir!
Bugüne kadar çeşitli konuşmalarımda hep bir tek gerçeğin üstünde çok fazla durdum; ”Kendinizi aldatmayın!” dedim.Kendinizi aldatmanın pahasını ödeyemezsiniz!
“Neyi,niye yapmak durumundasınız?” , bunu idrak edin ve idrakınızın gereğini de yapın.
Yarın size kimseden fayda yok!Gideceğiniz ortamda mazeret diye bir şey geçerli değil! Mâzeretiniz ne olursa olsun ,yarın âhiret yaşamında bir nesne,bir formül,bir işlev yok!Hiç bir şekilde mazeret geçerli olmayacak!
Mâzeretin geçerli olmayacağı bir ortama mâzeretle gitmeye kalkmayın, geçersiz akçedir!
Dünyada insanın var olmasının amacı;insanın dünyada iken Allah’ın yaratmış olduğu sistem ve düzeni anlayarak,o sistem ve düzeni değerlendirmek suretiyle kendini geleceğe hazırlamasıdır.
Hangi mâzereti kendine vesile kılarsan kıl,öbür tarafa gittiğin zaman o mazeret geçersiz olacak ve sen bu halinin sonucunu yaşayacaksın!
“Allah İsmiyle İşaret Edilen” varlığın özünü ve özelliklerini kendinde bul ki gelecekte selâmet olsun yaşamın!”denmiş
Sen; bunu bulmanın kapısı olan namaza daha girmiyorsun,namazı yaşamıyorsun-namazı edâ etmiyorsun, ondansonra “ben bu yoldayım” diyorsun.
O yolda olmak bir şey ifade etmez ki!
Yola çıkmaktan amaç,hedefe ulaşmaktır!
Sen hedefe ulaşmayı amaç edinmemişsin,hedefe gitmeyi düşünmüyorsun,yollarda ömür harcıyorsun ..Boşa emek!
“İlim ilim bilmektir
İlim Allah bilmektir.
Sen Allah’ı bilmezsen
bu nice emektir” demiş .
.
İşte, Allah’ı dışarıda-ötelerde değil,özünüzde bulma şansına sahipsiniz!Bunun yolu da ilimden geçer,namazdan geçer , namazda Fâtiha’yı OKUmakla ancak mümkündür!
“Fâtiha’yı OKUmak” demek; onun kelimelerinin mânâsını anlayıp-idrak ederek-o kelimelerin mânâsını hissetmek demektir.
Fâtiha’nın kelimelerinin mânâsını hissederek okuduğunuz zaman,size Mi’râc ‘ın basamakları açılır ve o nispette namazınız Mi’râc ‘a döner!
“NUR”,ilim nùrudur!
Nur’u,ampul ışığı -güneş ışığı zannetmeyin!
”Nur” kelimesinin anlamı;”İman Nùru”dur!
İnsanı Allah’a erdiren şey,”İman Nùru”dur!
Akıl,iman nùruna basamaktır.Akıl,iman nurunu değerlendiren nesnedir.Fakat iman nuru olmaz ise kişi Cennete giremez!
Cennetin anahtarı,”İman Nùru”dur,akıl değildir!
Akıl,insanı iman nùruna erdirir.
Yol ; akıldır , iman ;saraydır!
Kişide iman nùru yaratılmamış-varedilmemiş ise o kişi “şaki” olarak gider.Kişide iman nuru yaratılmış ise o kişi ,”said” olarak gider!
İman nùru var olmamış bir kişinin sonradan iman nùrunu kazanması mümkün değildir! Anarahminde 120.günde o kişiye iman nuru verilir veya bir daha o kişi hiç iman nùrunu elde edemez
İman nùru ,çeşitli sebeplerle zaman zaman güçlenir-parlar,zaman zaman zayıflar ama yok olmaz!
İman nùrunun güçlenmesi kişiye “ED” kapısını açar!
Biz insanlara öncelikle “MÜRİD” ismini tavsiye ederiz.Çünkü insandaki irade gücünü arttırır.
Mürid” isminden sondra,önündeki engelleri-perdeleri aşabilmesi için gerekli olan hoşgörüyü yani herşeyin yerli yerindeliğini idrak ettirecek olan “HALİM” ismini tavsiye ederiz,imannùrunun parıldayıp Allah’ın yaratmış olduğu sistemdeki gerçekleri fark etmesi için!
Ondan sonra ; algılama hatalarını ortadan kaldırmak-herşeyi doğru dürüst gerçekçi bir şekilde algılamasını tavsiye etme bâbında “SEMİ” isminin zikrini veririz.
Aldığını iyi değerlendirmesini temin etme bâbında “BASİR” ismini veririz.
Sistemdeki birbirleriyle arasındaki bağlantıları sağlayıp,sentezleri yapabilmesi için “HAKİM” ismini veririz
.İşte verdiğimiz-tavsiye ettiğimiz bütün isimler böyle bir komplike sistemin sonucudur! Böyle bir bağlantılı sistemin sonucudur! Rastgele esmâ zikri değildir.Bunların her birinin bir diğeriyle bağlantısı,sebep-sonuç ilişkileri vardır.
Öyleyse toplayalım...
Amaç;”Allah İsmiyle İşaret Edilen” varlığı anlayıp tanımaktır!
Amaç isim değil,müsemmâdır!
İsmin çevresinde dönüp duranlar,ömrünü boşa harcarlar.
”OKUmak” demek ,okuduğu kelimelerin manâsını anlapı idrak etmek ve de hissetmek demektir!Bu hissediş ,kişideki tekâmülü meydana getirir.Bu tekâmülün sonu “Secde”,sonun başlangıcı da “Kıyam”dır!!
Secdede varlığını yok etmeyenler ,kıyamda Fâtiha’yı OKUmaktan mahrum kalırlar!
Öyle ise dualarımız; “Allah’ım bize namazı nasip et” şeklinde olsun!
Namaz edâ edilmeden-namaz ikâme edilmeden-namaz dâimiye dönüşmeden hedefe ulaşılmış sayılmaz!
İşte onun için denmiştir ki,”Namaz dinin direğidir”.
Birçoğunun dikkatini çekmiştir,pek “namaz”dan bahsetmemeşimdir bugüne kadar.
Birçok şeylerden bahsetmişimdir ,”namaz”dan bahsetmememişimdir!...Niye?
Çünkü birçok şeyler anlaşılıp idrak edilmeden namaz girilmez!Namazı anlamayan da zekât veremez!
İşte o yüzden
“akıymüs salâte ve âtüz zekât”-
“Namazı ikâme ediniz,zekâtı veriniz”
bağlantısı vardır Kur’ân ‘da!.
Allah hepimize namazı kolaylaştırsın!Gerçekten namazı isteyenlerden ve hakkını edâ edenlerden olmayı bize nasip etmiş olsun Cenâb-ı Hak!
Namaz konusunda Hz.Rasûlullah buyuruyor ki :
“Namaz,müminin mi’râc ‘ıdır”
Mi’râc konusunu iyi anlamak lâzım!
Mi’râc diye bahsedilen olayın ilk bölümü , “İsrâ Hâdisesi”, bir tayyi mekân olayıdır.Burada mi’rac yok! Bu olay değil Mi’rac!. Kudüs’teki ziyaret ve kudüsteki Nebilerin ruhâniyetleriyle toplu olarak buluşma...Bu,birinci bölüm.
Mi’râc olayının tamamı üç bölüm!.
İkinci bölümü ; semâları gezişi!..O da mi’rac değil! Kudüs’teki namazdan sonra Hz.Rasulullah’ın semâları gezişi,Cebrâil’in eşliğinde yedi kat semâdaki o semâ varlıklarını ,o semâların yaşamlarını ,bu arada Cennettekilerin yaşamlarını ,Cehennemdekilerin yaşamlarını seyretmesi , ikinci bölüm.. Bu da mi’râc değil!
Semâları gezmesi,cennet ve Cehennemi görmesi olayından sonra “Sidret’ül Müntehâ” denilen -ef’al âleminin-çokluk âleminin -Cebrâil’in “Ben bundan sonra yokum!”dediği noktadan başlayıp,Hz.Rasûlullah’ın kendi hakikatına yönelmesi suretiyle Rabbini bâtınında müşahede etmesi olayı ; “Mİ’RÂC” denilen olaydır!
Bu,üçüncü bölüm,bâtıni bir seyirdir,afâki bir seyir değil!
Birinci bölüm ;tayyi mekân olayıdır,Isrâ olayıdır,Mekke’den Kudüs’e.
İkinci bölüm ; Semâları gezişi,Cennet ve Cehennemi görüşü ,afâki idi,âfâki seyir idi!
Üçüncü bölüm; enfüsi seyirdir,Rabbını bâtınında görmesidir!
“Kâb-ı Kavseyn-u Ev Ednâ ; iki yayın ucunun yakınlığı nispetinde kendi hakikatinde - özünde Rabbı’nı müşahede etmesidir !
İşte bu,Mİ’RÂC ‘tır!
Niye bu mi’râc ‘ı anlattım?...Püf noktası neydi?.
”Namaz,müminin mi’rac ‘ıdır” diyor.Biz şimdi genelde Mi’rac diye bu üç bölümün tamamını düşündüğümüz için ,namazda bu üç bölümün tamamı olur diye hayâl ediyoruz,tasavvur ediyoruz...Hayır!
Bu üç bölüm namazda tezâhür etmez!
Namazda tezâhür eden ,üçüncü bölümü olarak anlattığım kısmıdır Mi’râc !Hakiki Mi’rac odur işte!.
İşte kişi namazı hakkıyla edâ ederse bu mi’râc O’nda hâsıl olur.
Namazın amacı-hedefi ,Mi’râc ‘tır!
Şimdi düşünen beyinler bu cümleden şunu çıkaracaktır...”Namazın amacı ve hedefi Mi’râc ise,mi’râc ‘ı olanın namazı edâ olmuştur.”::Şimdi daha evvel beni görmemiş olan birisini burada düşünün.İlk defa gelen..diyelim ki siz! Daha evvel beni görmediniz ve şu anda beni gördünüz.bundan sonra hayatınızın herhangi bir döneminde beni görmemiş olabilir misiniz , beni görmemişlerin hissiyatına sahip olabilir misiniz?..Mümkün mü böyle bir şey?..Bir kere beni gördüyseniz ,bu,hafızanıza nakletmiştir.Bunu çıkarmanız mümkün değil.
Mi’râc ‘ı da bir yaşayanın onu kendisinden silmesi mümkün değildir!
Mi’râc ‘ı yapan,”Daimi Namaz” mertebesine atlar!
Salât-ı vüstâ ‘dan salât-ı Daimi”ye geçer!
Salât-ı Vüstâ’dan Salât-ı Dâimi”ye geçiş ,M’rac ile mümkündür! Bu , seyr-ü Bâtıni’nin hâsılasıdır!
”Namaz müminin mi’racıdır” sözüyle Efendimiz A.s bu gerçeğe işaret ediyor!
Hz.Rasulullah,mi’rac ‘ı yapmış olan bir zât.Hz.Rasulullah A.s mi’râc ‘ı nasıl ve neyle yaptı?...
Kendisinde meydana gelen “FETİH” ile yaptı!
Eğer Rasûlullah’ta bu fetih olmasaydı ,O’nda bu mi’râc meydana gelmezdi!
Cuma akşamları Kur’ân ‘dan “Yâ-sin”okusak ,ondan sonra “İzâ Vâkıa”okusak ,ondan sonra “İnnâ fetahnâ leke fethan mübiynâ” sözünün anlamını hiç düşündük mü?
”İnnâ fetahnâ leke fethan mübiynâ.Liyağfire lekellâhù mâ kaddeme min zenbike ve ma teahhare ve yütimme.....”
”İnnâ fetahnâ leke fethan mübiynâ”-
“Biz sana açık bir fetih ihsân ettik.”
Bu fetih sende meydana gelmesi dolayısıyla da,
“min zenbike ve ma teahhare”-
“Senin geleceğe dönük bütün günahların -eksiklerin-kusurların bağışlanmıştır”
”ve yütimme ni’metehù aleyke” –
“ Ve sana olan nimet böylece tamamlanmıştır”
”Ve yehdiyeke sıraten mustakiymen”-
“Ve sana mutlak gerçeğe yönelme kapıları açılmıştır.Mutlak gerçeğin hakkını edâ etme kapıları açılmıştır.”
”Yensurekellâhù nasren aziyzâ”-“Artık Allah sana çok aziz-çok değerli -karşı çıkılması mümkün olmayan bir mutlak zaferi ihsân etmiştir.”
İşte Mi’râc ile Fetih sùresinin başında bahsedilen hâlin bağlantı noktası ,mi’râc ‘ı olanda bu âyetler tezâhür eder!
” Efendim..bu âyetler Hz.Rasûlulah’a gelmiştir,O’nun hâlini anlatır.Basılan Kur’ân ‘da Hz.Muhammed A.S ‘a ait bir kitaptır zaten .Biz koyalım bir kenara..Hz.Muhammed de okudu ,geçti-gitti”!!!
Kur’ân ‘ın her âyeti ,ümmetten her bir ferdi ilgilendirir.
İçindeki hiçbir âyeti ,”bu Ebu Bekir ile alâkalıdır,O’na aittir..Bu Hz.Muhammed’e aittir..” Denemez!
Her bir âyet , her bir birimi ilgilendirir.Her bir birim kendi kapasitesi kadar O’ndan âyet alır.
Kimi Kur’ân ‘dan bir âyet okur bütün hayatı boyunca, geçer -gider.Kimi Kur’ân-ı Kerim’den 50 âyet okur,geçer-gider.Kimi 500 âyet okur -gider.Hatmedene ne mutlu!
Kur’ân ‘da diyor ki ;
“Namaz müminin mi’racıdır!”
Peki,bu mi’râc nasıl oluşacak?..Nasıl oluşacak veya oluşmayacak?Oluşmasını sağlayan nedir,oluşmamasını sağlayan nedir?
Allah Rasûlu diyor ki;
“Fâtiha’sız namaz olmaz!” ...
Başka bir şey söylemiyor!..Tekbirsiz namaz kılınmaz “ demiyor!
Namaz da mi’rac olduğuna göre ,Mi’rac ‘ın yolu Fâtiha’dan geçer” dir,bunun anlamı!
Mi’rac ‘ın yolu ,Fâtiha’dan geçer “ demektir!
Başka bir hâdisi şerifte ne diyor?..
”Her kılınan namaz kendisinden önceki vakitle kendisi arasındaki bütün günâhları siler-bağışlar-affettirir”
diyor.Namaz Fâtiha’sız olmadığına göre ,Fâtiha ile namaz yerine geldiğine göre demek ki Fâtiha’daki bir sır,senin bir önceki kıldığın namazla senin o kıldığın namaz arasındaki günâhların hepsini bağışlatıyor!
”Allah’a şükür,ben namaza Duruyorum..”Elhamdü lillâhi rabbül âlemiyn.Errahmanirrrahim....”...!!!
Ben namaz kılmadım!
Fâtiha’yı OKUMADIM! Dil ile Fâtiha’yı tekrar etmekle OKUmadım!
Hatırına nerede geldi ki “Kul Hùvallâhù Ahad.Allâhüs samed.lem yelid ve lem yùled..” “Lem yelid”...
Kal orada!,geri dön,besmeleyi çek ,”Elhamdü lillâhi rabbil âlemiyn” diyerek “Elhamdü lillâhi rabbül âlemiyn”in mânâsını idrak etmeye çalış!
İşte o zaman namazın yerine gelir,mi’râc basamaklarında yukarı adım atarsın,işte o zaman namazın ne olduğunu da anlarsın!
Fâtiha’dan sonra kısa sùreleri okuyoruz hani,ne bulursak...orada da bir şeyler okuyoruz....Biz farkında değiliz galiba ,
“Eraeytelleziy yukezzibù biddiyn”...
”Eraeyte”-“Gördünmü?”
“elleziy”-“Onu ki”..
”yükezzibù biddiyn”-
Allah’ın sistemini yalanlıyor!
Allah’ın yaratmış olduğu bu sistem ve düzeni yalanıyor!
”Fezâlikelleziy yedu’ul yetiym.Velâ yehuddù a’lâ ta’a milmiskiyn”-
“Yetimlerin hakkını yiyor,gariplerin-fakirlerin hakkını vermiyor.”
O sistemi yalanlaması dolayısıyla da ...
”Feveylün lil musalliyn,elleziyne hüm ansalâtihim sahun”-“
Namaza duruyor,yatıp kalkıyor ama namazın ne olduğunundan gâfil!..Yıllar boyu yatıp kalkmış-namaz kılıyorum sanmış,namaz kılmayanları cehennemlikle suçlamış -“siz cehennemliksiniz” demiş ama kendisi namazın ne olduğundan gâfil,namazın mi’râciyetinden bihaber!
O, mi’râciyeti yaşamamış.
“elleziyne hüm an salâtihim sahun”..
Fâtiha’dan sonra birçoğumuz okuyordur bunu,Kur’ân ‘daki 8 kısa sûreden biri..
”Aman çabuk okuyalım da bitsin namaz”!!!
Pardon,hanginiz bir an evvel bradan kalkıp gitmek istiyor?...O namaz durduğunuz zaman bir an evvel “şu namazı bitirip de gitsek” diyorsunuz,Allah’ın huzurundan çekip gitmek istiyorsunuz!
Şurayı bırakıp gitmeyi kimse istemiyor,kimseden “gık” çıkmadı...Ben öyle zannediyorum.Ama Allah’ın huzuruna durmuşsun,Mi’rac ‘a niyetlenmişsin,”bir an evvel şunu okuyayım da ,namazı bitiireyim de çekip gideyim” diyorsun!
Bakın,şimdi size nasıl bir Ku’rân sentezi çıkardım ,açıklamaya çalıştım!
Kur’ân ‘ı hatmetmekten -benim anlayışıma göre-daha değerli olan , Kur’ân ‘ı anlamaktır ,Kur ‘an ‘daki bu değişik işaretleri - mânâları bir araya getirip bir sonuç çıkartmaktır ve de düşünürek yaşamaktır!
Sen ey Allah’ı isteyen kişi!...Bir sohbet ortamını bırakıp gitmek istemezken Allah’ın huzuruna çıktım” diyorsun,Allah’ın huzurundan bir an evvel okuyacaklarını okuyup kaçmaya niyetleniyorsun..Bu ne çelişkidir ya hù!.
v
NAMAZIN “Mİ’RAC “TA 5 VAKTE İNDİRİLMESİ
Hazreti Rasûlullah Mir’âc ‘ta yaşadığı hakikatın bütün kendisine inananlarca yaşanmasını arzuladı... Müminlerle paylaşmak istedi...
Mir’âc ‘ta yaşadıklarını onlarla paylaşmak için de namazın onlara farz kılınması gerekliydi...
Ne var ki, O'nun bu çok büyük paylaşım arzusunun kaynaklandığı insanın hakikatını görme tesbiti; insanın fıtrat, istidat ve kabiliyeti yönünden onu perdeledi...
İnsanlara olan bu sevgisi sebebiyle.... Onlara namazı olabildiğince fazla yaşatmayı düşünürken; Musa Aleyhisselâm, insanlar hakkında yaşadığı tecrübeye dayanarak; insanların büyük çoğunluğunun bu olayı kaldıramıyacağı gerçeğini ona hatırlatmak istedi...
İşte bu hatırlatma, Rasûlullah’ın müminlere olan teklifinde, (senin isteğin Allahın isteğidir) açısından, namazın 5 vakte kadar indirilmesine sebep oldu
v
Beden boyutunun namazıdır !Avamın namazıdır!
v
Melekût âleminin, ârifinin namazı ise müşahedelerin etkisinde olarak ikâme edilir.
Mânâ boyutunun bu namazında kişi, fâili hakikiyi ve varlıklar üzerinde tasarruf eden, onları her an yaratan ve yok eden, onları heran dilediği şekle sokan Rabbül âlemîni seyreder.
Bu mânâdaki namazda, bir kişi hem beden boyutundaki namazını edâ eder; hem de Hakk'ın fiillerini müşahede halindedir.
Tüm varlıkta tasarruf edenin; hem de her an ve her zerrede tasarruf etmekte olanın Allah olduğunun ayn-el yakîn müşahedesi halindedir.
Ancak bütün bunlara rağmen de, "fetih" gelmemiş olduğu için, Hakk-el yakîn hasıl olmadığı için; vehim kalkmamış; kendisi olarak Hakk'ı seyretme hali devam etmektedir. Yani, "ikilik" ortadan kalkmamıştır!..
Kendisini müşahede eder, şuûri bir birim olarak kendini görmekte devam eder; ancak bununla beraber, kendisi de dahil olmak üzere, mevcûdatta tek bir mutasarrıfın hüküm, irade, kudret ve kuvvetinin geçerli olduğunu da devamlı olarak seyir halindedir. Ki onun bu seyir hâli, melekût âleminin seyri namazı hükmündedir.
Bu namaz hâli içindeki kişi, tüm varlıklardan çıkan fiillerin tamamiyle hikmet olduğunu idrâk ederek, kimseyi ve hiç bir varlığı, yersiz ya da yanlış iş yapmakla itham etmez veya suçlamaz...
Eğer, bu namazda biraz daha kemâl sahibi olursa, varlığın her zerresinde O'nun varlığını müşahede ettiği için; o zerrede, daha doğrusu zerre gördüğü şeyde, O'nun dışında bir şey olmadığını farkederek; artık her sûrette O'nu seyretmeğe başlar.
Ve bu hâl, o kişide AŞK hâlini meydana getirir. Her birime karşı büyük bir sevgiyle dolup taşar.
Ne ak kalmıştır onun gözünde, ne de kara!.. Tüm varlığa hizmet, yardım, onun en büyük gayesi olur. "Yetmişiki milleti bir gözle görmeye başlar"; Yûnus Emre'nin dediği gibi!..
Çünkü, onun nazarında yetmişiki millet değil, TEK varlık vardır!..
Ârifin bu namazı "orta namaz"dır!.. "Salâtı vusta"dır. Ve bunun hükümlerine göre karşılığına ulaşır!..
Müşahadelerin etkisinde olarak ikâme edilen namazdır!
Mânâ boyutunun bu namazında kişi,faili hakikiyi ve varlıklar üzerinde tasarruf eden,onları her an yaratan ve yok eden,onları dilediği şekle sokan Rabbül alemini seyreder.
Bu mânâdaki namazda kişi,hem beden boyutundaki namazını eda eder; hem de Hakk’ın fiillerini müşahade halindedir.
Melekùt aleminin namazı ; vakitle kaim olmayarak devamlı ikame edilen bir tür “daimi namaz”dır ki,beden boyutuyla madde boyutuyla Vahidiyet âlemi arasında tam orta noktada yani şuurun kendisinin beden ve ruh olmadığını farkettiği ancak TEK’lik noktasında da kendini henüz bulamadığı,bu ikisinin ortasındaki noktada daha doğrusu tam ortada ikâme edilen namazdır.
Şuur,beşer- birim olmadığını farketmiştir;varolanın TEK olduğunu farketmiştir;ancak ne var ki,hâlâ birimsel bir şuur olarak TEK’e yönelik bir halde,”O”nu seyretme durumundadır.
v
(DÂİMÎ NAMAZ - MUKARREBLERİN NAMAZI)
Ârifi billah'ın namazıdır bu!.. "Namaz mü'minin mi'râcıdır" şeklindeki Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm’ın işaret ettiği namazdır bu namaz!..
"Kâ'bı kavseyn" boyutuna urûc ettiği zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mi'râcda, nakledilir ki kendisine,
"Dur!.. Rabbin namazdadır!.." denilmişti.
Rubûbiyet mertebesinin namazından sözedilmektedir burada.
Rabbin namazı, Ra