AHMED HULÛSİ'DE KAVRAMLAR

 

ALLAH'IN ADALETİ

"ADALET", O'nun, hangi amaçla yarattıysa, o amaca uygun olarak birime hakkettiğini vermesinin; dildeki adı!

Herkes ne iş için varedilmiş ise; hangi ismin mânâsının açığa çıkmasına vesile olmak üzere varedilmiş ise; O ismin gereklerini hakketmiş demektir !

İşte bu mânâda adalet, onun hakkettiklerini almasıdır!

* * *

“Allah adl sahibidir”, demek, herkese hakkettiğini verir demektir!

Adl’in gerçek anlamını kavrayabilmek için, olaya mutlaka Hakk’ın indinden bakmak mecburiyeti vardır.

Mâdem ki Allah, kendi esmâsının mânâsını seyretmek üzere âlemleri var etmiştir; bu takdirde her varettiğinin hakkını da, varediş gayesine uygun olarak verecektir.

İşte budur adalet!

 ara.jpg (366 bytes)

ALLAH’IN ADALETİNDE HERKES PAYINA NE DÜŞERSE

ONA RAZI OLMAK ZORUNDADIR!

”Adalet” deyince biz ne anlıyoruz?

Eşitlik!... Herkese eşit muamele!…

Hayır!…

Halbuki, “adalet, “ her birimin hak ettiğinin verilmesi; veya, her hak etmediğinin verilmemesidir! Herkese eşit vermek değildir, adalet!

Her birimin kendi yapısına, özelliğine göre hak ettiğinin verilmesidir.

Biz herkese eşit muamele diye anlıyoruz. Ve sonra, “herkese eşit vermiyor!” deyip, suçlayacak makam arıyoruz.

Allah Kurân’da, her kese eşit vereceğim diye bir şey söylemiyor ki! “Ben Âdilim!” diyor.

İşte, bunun gibi bir çok şeyi bizler yanlış anlıyoruz. Ondan sonra da, bu yanlışlığı getirip, tanrımıza bağlıyoruz.

Tabii ki, bu durumda tanrıyı beğenmeyip; “haydi canım, böyle tanrı olmaz!” diyoruz.

Allah adaletinde, herkes payına ne düşerse ona razı olmak zorundadır!

Allah, herkese, dilediği ve takdir ettiği kadarını verir; ki bu da onun “hakkettiğidir”!

Allah herkese hakkettiği kadarını verir; ki Allah`ın “Adl sahibi” olmasının anlamı da budur!

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH’IN ADL OLUŞU,

YAŞAMIMIZI NASIL YÖNLENDİRMELİDİR?

ALLAH, herkese eşit mi davranıyor?

Yoksa, herkese ortaya koyduklarının karşılığını mı veriyor?

Adalet, herkese hakkettiğinin karşılığını mı vermektir?

Bunun cevabı yaşamımızı nasıl yönlendirmelidir?

ara.jpg (366 bytes)

 

ADALET NE ZAMAN YERİNE GELİR?

Kim neyi hakketmiş ise, o hakkettiğini aldığı zaman adalet yerine gelmiştir.

Halbuki, sanılır ki, herkese eşit davranmak adalettir! Bu yanlıştir. Hakkını, hakkettiğini vermemek zûlümdür!

 ara.jpg (366 bytes)

 

KÂİNATTA

“EŞİTLİK” MEVCUD DEĞİLDİR!

Herkese eşit dağıtma, "eşitlik" olarak, adaleti anlayanlar, bu konuda kesinlikle büyük bir yanılgı içindedirler!

Kâinatta "eşitlik" mevcut değildir! Kâinâtta "eşit" iki varlık mevcut değildir!

Herkesin aklı, fikri, idrâkı, kavrayışı, evi-barkı, çoluğu çocuğu farklı farklıdır. Bütün bu sebeplerle de eşitlikten sözedilemez.

Ayrıca insanlar, ellerinde olmayan şeyden dolayı da suçlanamaz.

Kimse, dünyaya gelirken, bedenini, ailesini, yaşayacağı çevreyi, toplumu, aklını vesaireyi seçmemiştir! Herkes, kendi hakkında takdir edileni yaşamak mecburiyetindedir.

Varolurken, hangi şeyi seçmedesin ki, varolduktan sonra da seçebileceksin?

ara.jpg (366 bytes)  

Lûtfen, gerçekçi bir şekilde düşünüp şu soruların cevabını verin...

Evrende günümüz biliminin tespitlerine göre mevcut olan, bir milyarı aşkın galaksi içinde; "Samanyolu" isimli bu galakside varolmayı siz mi tercih ettiniz?.. Bu sizin isteğiniz mi?..

"Samanyolu" adlı, son bulgulara göre 400 milyar yıldızdan oluşan birikimin, merkezden 32 bin ışık yılı uzaklığındaki bir kıyısında, "Güneş" adlı bir sistemde varolmak dahi sizin seçiminiz veya tercihiniz miydi?

Efendim?!..

"Güneş" sistemi içinde, Güneş'ten 1 milyon 303 bin defa küçük "Dünya" adlı uyduda, "insan" türünden olarak varolmak da mı sizin tercihiniz değil?

Yoksa bulunduğunuz kıta, ülkeyi de mi siz seçmediniz!?

Öyle ise, içinden geldiğiniz ırkı, nesli, milleti siz seçtiniz..?!

Artık, ana veya babanızı, aile ortam ve şartlarını da seçmediğinizi, size bunun dahi hiç sorulmadığını, söylemeyin bana!

Öyle ise, Erkek ya da kadın bedeniyle bu dünya üzerinde boy göstermek artık sizin tercihiniz olmalı! Ne, o da mı değil?!

Peki bu durumda şunu soralım kendimize,

İnsanlar, ellerinde olmayan şeyler yüzünden kınanır, hor ve küçük görülür, dışlanır ya da suçlanabilir mi?

Bu durumda biz, insanlar arasında ırkları; renkleri; yetişme tarzlarından gelen din anlayışları; dilleri gibi doğmatik özelliklerinden dolayı ayırım yapabilir miyiz? Bu akla, mantığa, insafa sığar mı?

İnsanların bu gerekçelerle birbirlerine baskı uygulaması "İslâm Dini"ne de aykırıdır; "kimse kapasitesinin dışından sorumlu değildir" hükmünce; insanlık şuuru ve aklına da! Eğer böyle bir bakış yanlışı varsa, demek ki bu bakış açısı bir daha sorgulanmalıdır!

Gelelim yaşam yarışındaki "eşit"liğe...

Yarışın, eşit şartlarda olması için, önce başlangıcın eşit olması gereklidir!

Peki biz, yaşam yarışına, eşit şartlarda mı başlıyoruz?

Sen, dehâ bir baba-bilgin bir anneden doğuyorsun, genetiği ilim irfan yüklü; ben saf iyiniyetli, kendi hâlinde; yarını düşünemeyip, o gün karnını doyurmaya çalışan gariban bir çiftten dünyaya geliyorum, genetik yoksulu!

Sen, zengin bir aileden dünyaya geliyorsun; kahvaltısını New York'ta akşam yemeğini Tokyo'da yiyen; ben garip bir aileden merhaba demişim dünya günlerine, altı yamalı pabuç giyip, taksiye binme lüksü olan!

Sen, Dünya güzeli bir annenin ve dünya yakışıklısı bir babanın ürünüsün; bense Nasreddin Hoca'nın "bana görünme de kime görünürsen görün" dediği gibi bir ana ile işte öylesine bir babanın karışımı!

Sen iki cihan Efendisinin sulbünden gelmişin; bense Molla Kasım'ın!

Ve biz "EŞİT"iz; öyle mi?!

"EŞİT" başladığımız bu hayat yarışında, "EŞİT" şartlarda yaşıyor; "EŞİT" şartlarla karşılaşıyor; "EŞİT" muamele görüyor; "EŞİT" şartlarda ayrılıyoruz dünyadan; bu kadar "EŞİT"likten sonra!

Ama ne "EŞİT"lik!

Ve "ADALET"! Allah dâim bâki rahmetiyle kuşatsın, şimdi İstanbul Silivrikapı'da medfûn annem!

"BEN DİLEDİĞİMİ YAPARIM", diyen; ve kendinden gayrı mevcut olmayan "ALLAH"!

Ve O'nun takdirine, hükmüne, dileğine mutlak olarak bağımlı; her şeyini, O'ndan almış; O'nun, ilim ve kudreti, yaratıcılığı önünde, dünyada bir "hiç" olan ben; ve gibiler!

Para ve etiketin çıplak ya da giyimli bir biçimde, acımasızca insanlara hükmettiği dünya yaşantısı! Aslanın pençe ve dişleri arasındaki ceylan; insanın ağzında dişleri arasinda kuzu ya da tavuk; zenginin elleri arasında insafına kalmış fakir!

Ve de Allah Rasûlü’nün duyurduğu ölümötesi yaşam gerçeği ile; insanların ne tür çalışmalar yaparsa, ölümötesinde onun sonuçlarıyla karşılaşacağı yolundaki, evrensel sistem ve düzene dayalı "İslâm Dini" gerçeği!

Olmuşun kavgasını bırakıp da, oldurabileceklerimizle zamanımızı değerlendirsek; daha iyi olmaz mı dersiniz? Hele bunu bir düşünelim ciddi ciddi!

Niye ve kime ibadet etmek zorundayız acaba?

Seni, zengin-âlim babadan dünyaya getiriyor, ötekini fakir- câhil babadan meydana getiriyor. Yâni, işin bu yönüne gelene kadar, sen doğuştan bir kere bak olaya! Yâni, doğuşta eşitlik yok! Dolayısıyla böyle bir eşitliği hiç arama!

Sen, sadece kendi içinde bulunduğun şartlar içinde kendini en iyi şekilde kullanmağa, şu verilmiş beyin nimetini en güzel, seni hedefe yaklaştıracak en iyi bir biçimde kullanmağa bak!

Bizim yapacağımız olay bu! Çünkü Âyet-i Kerime çok sarih:

“İnsan için kendi çalışmalarının getirisinden başka bir şey yoktur”!

 KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

www.allahvesistemi.org