kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

ÂRİF

  • "Mülhime" mertebesindeki mârifet sahibi nefs

  • Keşf-i Nurâni sahibi

  • Henüz şirk görmekten arınamamış bilinç

  • Vehmin esaretinden-Vehmî benliğinden kurtulamamış, Tek'e erememiş bilinç

  • Henüz Şeytanını(Vehmini) müslüman edememiş

  • “B” Sırrıyla “Oku”yamayan

ÂRİFLER

”KEŞF-İ NURÂNİ” SAHİBİDİR

(Ama henüz velâyet oluşmamıştır)

(Kur’ân’ın sırlarını fark etmeye başlamıştır)

Nefs kelimesiyle anlatılmak istenen esas itibariyle bilinçtir.

Bilinç ilk oluştuğunda, veri tabanının getirisi sonucu, kendini beden olarak kabullendiği için, bedeninin tüm isteklerini kendi istekleri olarak benimser; tamamen bedenselliğe dönük ihtiyaç ve zevklere dönük yaşar. Bundan dolayı da “emmare nefs” olarak tanımlanır. Yani bilincin, kendini beden olarak kabulü söz konusudur bu anlayış düzeyinde.

Kendini beden olarak kabullenen ancak bedenin kullanılmaz hâle gelmesiyle yaşamın son bulmayıp bir şekilde devam edeceğini, dünyada yaptıklarının sonucunu bu yeni yaşam boyutunda göreceğini düşünerek, geleceğe dönük olarak yaptığı yanlışlardan pişmanlık duyması-levm etmesi olarak nitelendirilir.

Görüldüğü üzere her iki mertebedeki nefs yani bilinç hâli de bedene dönük ve bedenle alâkalıdır. Yani arz ile!.. Bilinç henüz semâsının farkında değildir!.

Dünyası arzdır!.. Bedendir!. Sevinci üzüntüsü kavgası hep arzı yani bedeni ile alâkalıdır!

Bilinci, kendisinin beden olmadığını, evrensel tekilliğin bir yansıtıcısı veya evrensel tekilliğin özelliğini kapasitesince açığa çıkartıcısı olduğunu fark ederse; bu farkediş ilham yollu olacağı için tanımlama bâbında “mülhime nefs” denir, “ilham alan” anlamına.

Bu anlayış mertebesinde bilinç artık kendini beden kabullenmekten arınmaya başlar. Kâh bedenmiş gibi hisseder kendini bilinç, kâh da ondan ayrı bir şeymiş gibi... Ama bedenden ayrı olan bu hâlinin yapısının ne olduğu da henüz belirginleşmemiştir... Ayrıca bu, bilgi yollu yaşanır bir olay da değildir.

Bilincin bu anlayış evresi yaşamın en zorlu devresidir. Bilinç sayısız çelişkiler içine düşer!. Kâh kendini kul görür kâh kendini Hak görür; bu hissedişlerinin bunların değişik sonuçlarını yaşar…

Burayı aşmak ancak ender kişilere mahsustur.

Bu düzeyde kendini Hak olarak gören kişi, zaman zaman velâyete bile tenezzül etmez(!)!. Tüm değerleri boşlayıp, tam bir bedenselliği yaşama düzeyine bile inebilir.

“OKU”mak, bu bilinç düzeyinde başlar tahkik ehli için... Sünnetullah denilen SİSTEMİ OKUMAK başlayınca da bu bilinçte, Rasûlün neyi niye getirdiğini hakkel yakîn yaşamaya başlar.

Burada Hanif olur!.. Burada “Allah” adıyla işaret edilene iman eder.

Burada “keşfi zulmanî”den arınıp, “keşfi nuranî” sahibi olur!.

Burada kıyâmete kadar geçerli olan Kur’ân’ın sırlarını fark etmeye başlar... Ârif derler bu hâli yaşayana... Ama henüz velâyet oluşmamıştır.

ara.jpg (366 bytes)

ÂRİFAN,

HÂLIK İSMİNİN MÂNÂSINI

SOMUT BİÇİMDE YAŞAR

“O, her an yeni bir yaratıştadır”; hükmü, cennet ehlinde tam anlamıyla yaşanır, hissedilir bir biçimiyle ortaya çıkar.

Her an yeni bir şeyler üretir, yaratır. Kendine birçok beden yaratır. Sayısız varlıkları yaratır. Çünkü kendisinde HÂLİK isminin mânâsı açığa çıkmaktadır. İşte, bundan dolayı orada zaman diye bir kavram yoktur.

Ve cennetteki bühl sınıfı değil de, Ârifân sınıfı, dünyada bazılarının müşahede ettiği olayı orada somut bir şekilde yaşarlar.

 ara.jpg (366 bytes)

ÂRİF, “HER ŞEY HAKK’TIR!” DER...

OYSA, “HER ŞEY MEVCUD DEĞİLDİR Kİ!

Ârif kimdir?

Sezgi-ilham yollu Hakk’ın Tekliğini hissedip, herşeyde O’nu gören... “Herşey Hakk’tır “diyen!

Oysa gerçekte, “her şey” mevcut değildir ki!

Ayrı ayrı bir çok şey mevcut değildir ki!

Birçok ayrı ayrı şeyler, TEK bir şeyden meydana gelsin; ya da daha da beteri, panteist görüş olan TEK bir şeyi meydana getirsin! Böyle bu görüşe sahip olmak tamamen bir aldanıştan başka bir şey değildir.

Bırakın panteist görüşün, bir gerçekten sapkın düşünce oluşunu ayrı ayrı şeyler görüşü dahi, velev ki TEK’in görünümleri şeklinde algılansın, yine de gerçeğe isabet etmemektedir!

İşte ârif, ‘’ayrı ayrı şeyler ve o şeylerin HAKK oluşu’’ görüşleri içinde yüzdüğü sürece; bunun ötesine geçemediği sürece, Allah’tan uzak düşmüş durumdadır.

 ara.jpg (366 bytes)

“ÂRİF”TE

HENÜZ HAŞYET OLUŞMAMIŞTIR

Kuvvetli bir akıl, tefekküre götürür. Kuvvetli tefekkür haşyeti getirir.

Ne diyor âyette?

“Allah’tan ancak âlim olanlar haşyet duyar.”

Haşyet duyabilen derken;

Haşyet, duygu değildir. Haşyet, tefekkür sonucu oluşur.

Tefekkürün sonucunda oluşan haşyetin hissettirdikleri vardır.

Aşk ise, duygudur. Onun içindir ki, haşyet sahipleri âşıklardan mertebe olarak üstündür.

Hz. Muhammed için, “yüksek muhabbet mertebesi” derler. Bu, yanlıştır.

Hz. Muhammed, haşyet mertebesinin yüceliği içindedir.

Aşkta, eriyiş ve yok oluş vardır..

Haşyette, Allah’ın Azâmet ve Kibriyâsı vardır.

Allah’ın Azâmet ve Kibriyâsını kaç kişi müşahede edebilecektir?.

Âbidler, ârifler, âşıklar çoktur. Haşyet ehli çok azdır.

Çünkü, o haşyetin oluşması için çok güçlü bir tefekkür lâzım. Çok yüksek bir basîret ve de ferâset lâzım!.

 ara.jpg (366 bytes)

ÂRİFLER HAKK’I GÖRMEKTEN

PERDELENDİKLERİ ZAMAN ŞİRK GÖRÜR

(Bu görüş ile de şirke girmiş olur)

Fail olarak Allah'ı görmediğin anda bu, "gizli şirk" denilen hâldir. Çünkü gerçekte, Fail TEK'tir o da Allah'tır!

Öte yandan Havas, ârifler, veliler, Hakk'ı müşahededen perdelendikleri zaman "şirk" görmüş olurlar. Ve bu görüşleri ile de şirke girmiş olurlar.

"Gizli şirk" kalktığı zaman, o faziletli fiiller meydana gelir ki, fiilin faili içinde olmayıp, fail Allah olur.

 ara.jpg (366 bytes)

ÂRİF’İN KORKUSU

Bühl'ün korkusu dünyayı kaçırmak; Ârif’in korkusu, irfanını sınırlamaktır!.

 ara.jpg (366 bytes)

ÂRİF, VEHMİN TESİRİNDEN KURTULUP

TEK’E EREMEMİŞTİR!

(Şeytanını Müslüman edememiştir)

Ârif, madde âleminin ardındaki melekût boyutunun sırlarıyla, hikmetlerle meşguldur. Ef’âl âleminden olup bitenlerin ardındaki hikmetlerle ve fâili hakikiyle çeşitli mânâları yönünden meşgul olan ârifin bu meşgalesi dahi kendisini bir üst boyuttan alakoyan perde hükmündedir. Çünkü, ceberût âleminde, yaşayan Vâkıfîn’in nazarında, ârifin melekût âlemi, hayâlden başka bir şey değildir! Hakikat âlemi ve TEK gerçek NUR mevcutken, tutup da hayâlî varlıklar ile meşgul olmak, sanki şeytana uymak gibidir!

Şeytanlık, vehim hükmüne dayanır!

Varolmayan şeyleri var kabul edip, gerçek varolanı yok kabul etmek şeytânî hâldir; yâni vehme tâbî olma hâli...

Vehmî benliği terkedememiş ârif de, bu mânâ yönünden henüz şeytanını müslüman edememiş durumdadır. Yâni, vehmin tesirinden kurtulup TEK’e ermemiştir!

 ara.jpg (366 bytes)

ÂRİF-İ BİLLAH

  • Mardiye Nefs

  • Hakkel yakin sahibi

  • İlâhi Sıfatlarla tahakkuk etmiş bilinç

  • Şirkten arınmış Bilinç

  • Allah İlmi ile herşeye ârif olan Zât

  • Vehmî benliğinden arınmış(Şeytanını müslüman etmiş bilinç

  • “B” Sırrıyla “Oku”yan

 "Mutmainne"de "İlmel Yakîn" hâsıl olur. Bu, "Râdiye"de "Aynel Yakîn"e döner. "Mardiye"de, "Hakkel Yakîn" hâsıl olur ve bu zâta "Arifi Billah" denir; İlâhi sıfatlarla tahakkuk eder. Yani, o sıfatların gereği olan hâlleri kendinden ortaya koyuyorsun, ama kendinden derken kişiselliğinden değil, Nefs-i Küll olarak varlığından...

 ara.jpg (366 bytes)

ÂRİF-İ BİLLAH

HERŞEYİN SIRRINI BİLİR

"Mardiye" makamında hâsıl olan ikinci mârifetin sahibine "Ârif-i Billah" derler. Yâni, varlığındaki Allah`ın ilmi ile her şeye ârif olan Zât demektir, "Ârif-i Billah"!

Büyük kutuplar yâni "Kırklar" ve üstündekiler "Arif-i Billah" hükmündedir... "Arif-i Billah" olanlar her şeyin sırrını bilirler.

Neyle?

Kendilerindeki ilmi ilâhi ile!

Zîrâ varlığı "ALLAH"a teslim ettikleri için, onlarda izhâr olunan ilim, ilmi ilâhidir! Artık orada vehmin yeri yoktur! Artık orada fikre yer yoktur!

  ara.jpg (366 bytes)

ARİF-İ BİLLAH’TA İZHAR OLAN İLİM,

İLMİ İLAHİDİR!

Büyük kutuplar yani "Kırklar" ve üstündekiler "Ârif-i Billah" hükmündedir... "Ârif-i Billah" olanlar her şeyin sırrını bilirler.

Neyle?...

Kendilerindeki ilmi ilâhi ile!

Zira varlığı "ALLAH"a teslim ettikleri için, onlarda izhar olunan ilim, ilmi ilâhidir!. Artık orada vehmin yeri yoktur!. Artık orada fikre yer yoktur!.

 ara.jpg (366 bytes)

ÂRİF-İ BİLLAH’IN SESLENİŞİ

 HİKMETTİR!

’Hikmet’’, velinin sükûtunda; ‘’Ârifi billah’’ın seslenişindedir!.

 ara.jpg (366 bytes)

ÂRİF-İ BİLLAH’IN AYNASI

İhlâs okumadan Allah’ı bulamazsın.

 ara.jpg (366 bytes)

İhlâs Ârif-i Billah’ın aynasıdır... Arif-i Billah orada hakikatini seyreder.

 ara.jpg (366 bytes)

ARİFİ BİLLAH OLMAYANLAR

BÂTININ NURLARIYLA

ZÂHİRDEN PERDELENİRLER!

Unutmayalım ki, bu dünyada bir beden koşullarımız mevcuttur, bir de bilinç... Aynı tarzda, ölüm ötesindeki tüm aşamalarda da gene bir “beden” yapımız olacaktır, bir de “bilinç”...

Bizim bunlardan herhangi birini ihmal etmemiz, aynen burada olduğu gibi, gelecekte de hatamızın neticelerine katlanma zorunluluğunu getirecektir...

“Arif-i Billah” olmayanlar, yani “B” sırrıyla “OKU”yamayanlar, genellikle bâtının nurlarıyla zâhirden perdelenirler!. Yani, müşahede ettikleri sırların kendilerinde oluşturduğu mânâlarının bilinçlerini kapsaması sebebiyle, yaşanılan gerçekleri gözden kaçırırlar!.

İşte bu durumdakilerin yanlış davranışlara sapmamaları için, geçmişte yaşamış “öze ermişleri” örnek alıp, en azından onları taklit ederek yollarına devam etmeleri gerekir...

Ki böylece "Allah" mârifeti yolunda ilerlemelerine devam etsinler...

Aksi takdirde, belli bir müşahedede kilitlenirler ve ötesindeki hayâl bile edemedikleri sonsuz mârifetten mahrum kalırlar!.

 ara.jpg (366 bytes)

ARİF-İ BİLLAH’IN

TÜKENECEK VARLIĞI YOKTUR!

Âlim, güneş de olsa tükenmeye mahkûmdur..

Ârifi Billâh ol "NÛR"dur ki, ismi vardır, tükenecek varlığı ise "yok"!.

 ara.jpg (366 bytes)

‘’ÂRİF’’ İLE ‘’ÂRİF-İ BİLLAH’’

 ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Ârif, ‘’Mârifet’’ten; Ârifi Billâh, ‘’Mârifetullah’’dan söz eder..

Aralarındaki fark, kulun ilmi ile ‘’Allah ilmi’’ arasındaki fark kadardır!.

"Arif-i Billah" ile "Ârif" arasındaki fark, şu odadaki toz tanesi ile Everest dağı arasındaki fark gibidir!

Ârif, irfan sahibidir. Hikmetler ve hikmetlerin müsebbibi ile meşgul olur. Eserden müessire yâni eserden, eseri meydana getirene ulaşmak gayesiyle mücadele verir durur.

Ârif, kalp mertebesinde melekût âleminin varlıkları, tecellîleri ile meşguldür.

Ârif’e göre, Hakk'tan ve O'nun tecellilerinden başka bir şey yoktur.

"O şöyle diledi, O böyle yaptı, O bu hikmetle bunu meydana getirdi; O'nun tecellileri şöyledir, böyledir." gibisinden her an O'nunla meşguldür.

"Ârif”in iyi bir mertebesi vardır; ama, gene de, elde edemedikleri elde ettiklerinin yanında hesaba gelmez!

Her yerde ve şeyde Hakk'ı görmesine rağmen; bir Hakk vardır, bir de kendisi!

Nazarında çok, Tek’e dönüşmüştür ama; bir O Tek vardır, bir de kendisi! Çokluktan çıkmış, “çift”liğe girmiştir!

Hâlâ nazarında bir "O" vardır, bir de "O"nu tesbit eden kendisi! Yâni, diğer bir deyişle "şirki hafî" veya açık deyimiyle "gizli şirk" devam etmektedir.

Bu hâl "mülhime" nefs mertebesinin hâlidir.

Burada bahsedilen "Ârif"tir; "Ârif-i billah" değildir.

3. nefs mertebesinde olana "ârif"; irfanına, "mârifet" denilir.

6. nefs mertebesinde olana "ârif-i billah" irfanına da "mârifeti billah" denilir ki aralarındaki fark hadsiz hesapsızdır.

Birincisinde henüz "velâyet" tahakkuk etmemiştir; çünkü "velâyet" 4. basamak olan "mutmainne"de başlar.

İkincisindeki "velâyet" ise, kümmelîne ait aktâbiyettir ki, "dörtler", "yediler" gibi zevâtı kirâmın nefs hâlidir.

Zâhidlere göre ârifler hayli yüksek mertebe sahipleri olmalarına rağmen, dereceleri kendilerinden bir yukarıdakiler olan "vâkıfîn" yanında hayli düşüktür.

 

ÂRİFLER ARASINDA YER ALMAK İSTİYORSAN…

Tabiatının, duygularının ve şartlanmalarının esiri iken, nasıl "HÜR" olmaktan sözedebilirsin?.

 yazdir

   Tüm Kavramlar Programı

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

www.allahvesistemi.org