KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar

 

     

 

 
 

 

CİHAD->MÜCAHEDE

  • Bildiğimiz "harb-savaş" değil;"mücahede"!

  • Kazanmaya azmederek o konuda mücadele vermek

  • Nefsi, şartlanmalardan arındırma ve tabiata tâbi kılmama mücadelesi

BÜYÜK CİHAD->“ALLAH İSMİ” ZİKRİ

(CUMA SALÂTI)

  • Cihad-ı Ekber

  • "Bi-zikrillah"

  • Tüm mertebeleri kapsayan zikir

  • Hakikatindekini anma, yaşama

  • "Allâh" ismiyle işaret edilen "dûnunda" olan herhangi bir isimle işaret edilene "Allâh" yanı sıra varlık vermemek

  • Oluşumdaki "El Esmâ" özellikleriyle yansıttığı anlamlarla, kendisinin, asla ve kesinlikle kayıtlanmaması, sınırlanmaması; açığa çıkardıklarının, hiçbir zaman hiçbir şekilde "ZÂTINI" tanımlayamayacağı gerçeği

  • Allah’ın "âlemlerden Ganî" ve de "benzeri hiçbir şey olamayacağı" gerçeği

  • Cum'a salâtının imamı olan Rasûlullah'ın hutbesi

  • Cuma Salâtı

  • Yapılmadığında büyük gazaba dûçar olunan zikir

  • Fenâ

  • Vahdet

HARB-SAVAŞ->KITAL

 (Cihad değil; Arapçada "kıtal" kelimesiyle ifade edilir)

 

 
  • Elbette ki Allah zikri (hatırlanışı) Ekber'dir (Ekberiyeti hissettirir)!

  • "Hamd, çocuk edinmemiş, mülkte ortağı olmayan ve âciz yüzünden velîye de muhtaçlığı söz konusu olmayan Allah'a aittir" de; O'nu (muhteşem azametini) tekbir et (hisset) (Allahu Ekber)!

  • Mü’minler ağaç altında sana biat ettiklerinde Allah hoşnud oldu!. Gönüllerinde olanı bildi de onlara huzur ve itminan verdi. Onları pek yakın bir fetih ve zafer ile mükâfaata mazhar kıldı.(Fetih/18)

  • Muhammed, Allah Rasûlüdür!. Onunla beraber bulunanlar, gerçeği örtenlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onları rükû ve secde halinde görürsün; Allah’ın fazlını ve hoşnudluğunu isterler. Onları yüzlerindeki secde izinden tanırsın.(Fetih/29)

 

 

ALLAH RASÛLÜ'NÜN

MÜMİNLERİ DÂVET ETTİĞİ “BÜYÜK CİHAD”

Tabii terkibini, yani terkibinin oluşturduğu tabiatı, zikir, nefse muhalefet, mücahede, riyazat gibi hallerle atamazsa o takdirde, öldüğü anda kabir cehennemine girer, burada yeteri kadar yandıktan sonra, yani bu hâllerden arındıktan sonra neticede cennete girebilir!.. Aksi halde bunlar gitmeden, atılmadan, cennete girmek mümkün değil..

Ama onlar bunu dünyada iken geçirirlerse, dünyada iken atlatılan sıkıntıdan sonra cehennem ateşine uğramazlar.

Dünyada iken uğranılan bu sıkıntılar, âhirette olacak bir başka azâba karşılıktır.

Nitekim Hâdis-i Şerif’te Rasùlullah:

”Sıtma her mü’minin cehennemden hazzıdır” demiştir.

Sıtma, cehennem ateşinin yerine kâim olunca; riyâzat, mücahede, nefse muhalefet gibi durumlar artık ne olur sen düşün!.. Halbuki bu mücahede her şiddetli şeyden daha şiddetlidir.

Sana birçok karşılaştığın azâb verici olaylardan daha büyük azâb verir, muhalefet, riyâzat, mücahede! Çünkü sende yıllardır oturmuş, kökleşmiş bir şeyi söküp atmak zorunluğu çıkıyor ortaya! .Bunun içinde çok büyük gayret sarfedilecek..

Bir olayla karşılaşıyorsun o gün, 3 gün sonra, 5 gün sonra unutulur gidilir!.. Ama bu tabiatla mücadele senin yaşamın boyunca devam edecek bir şey!.. 30 senenin, 40 senenin, 50 senenin verdiği bir alışkanlık, tabiat var...

Dolayısıyla her şeyden daha şiddetlidir. Tâ ki nefis aslî temizliğini buluncaya kadar bunların zorluğu devam eder senin için.

Anlatılan mânâ dolayısıyladır ki Rasùlullah Efendimiz, “nefisle mücadele”ye “Cihad-ı Ekber” dedi!.. Kılıç çalınıp yapılan cihada ise “Cihad-ı Asgar” adını verdi..

Hâsılı düşmanla çarpışma zamanında hâsıl olan durum çok daha kolaydır, Allah ehlinin nefsi ile cihada göre...

CİHAD, DIŞA DÖNÜK DEĞİL; İÇE DÖNÜKTÜR.

 (Soru:Kitaplarınızda TEKLİĞİ anlatıyorsunuz Ama çokluk âleminde Tekliği   yaşamak çok zor. .Düşünce düzeyinde, kitaplarınızda anlatılanları anlıyoruz ama bunun yaşama  geçirilmesi çok zor?)

 İşte, mertebe farkları zaten  ordan doğuyor!.

 Herkes onu ne oranda yaşama geçirip aktarabiliyorsa; karşısındakine hitap edişinde- karşısındakine seslenişinde- karşısındakine bakışında o ilmi ne kadar günlük yaşamına sokabiliyorsa, işte  mertebe farkı da burdan meydana  geliyor.

 Mücahede bu!

 Allah Rasûlü’ünün “cihada dönüyoruz!” dediği olay, “CİHAD”, bu!

 Ama biz bunu bırakıyoruz... Ele kılıç alıp adamın boğazına çöküp ya kadına başını örttürücez, ya ötekine zorla namaz kıldırıcaz anlıyoruz!

 CİHAD, dışa dönük değil; İÇE DÖNÜK!

 Mücahede bu!

 Allah kolaylaştırsın!

 

“KÜÇÜK CİHAD”DAN, “BÜYÜK CİHAD”A!.

“Nefs mücahedesi” denen şey; Nefsi, şartlanmalardan arındırma ve tabiata tâbi kılmama mücadelesidir!.

Bu, öyle bir mücadele, öyle bir savaştır ki bütün yaşamın boyunca devam edecektir.

 "Biz küçük cihaddan, büyük cihada dönüyoruz!"

 Rasûlullah Aleyhisselâm'ın yukarıdaki açıklamasında kullanılan kelime "cihad"ı, bildiğimiz "harb-savaş" diye anlamak yanlıştır.

 Buradaki anlamı "mücahede"dir. Yâni, kazanmaya azmederek o konuda mücadele vermek, ‘’cihad’’dır!.

 Harb-savaş anlamı ise arapçada "kıtal" kelimesiyle ifade edilir.

 Bildiğiniz doğruyu söyleyin.   Ve işiniz orada bitsin!.

Kimseyi hiçbir zaman hiçbir şekilde kırmayın, incitmeyin ve de zorlamayın!.

GÜÇLÜ OLANLARIN YA DA GÜÇLÜ TOPLULUKLARIN

GÜÇSÜZ OLANA, GÜÇSÜZ TOPLULUKLARA  ZORLA

BİRTAKIM ŞEYLER YAPTIRMASI,

ALLAH’IN SİSTEM VE DÜZENİNİ İNKÂR MÂNÂSINA GELİR!

Bilin ki…

Herkes, “Allah” kendisini hangi gaye ve amaçla yarattıysa, o amaca dönük bir biçimde gereken fiilleri ortaya koyarak fıtrî kulluğunu yerine getirmektedir. 

İlminizi paylaşın; ama kesinlikle hiç kimseyi hiçbir şeye zorlamayın!.

İnsanların bir çoğu,  biraz da nefsine pâye vermek, kendini yüceltmek amacı ile karşısındakine tahakküm etmek ister, hükmetmek ister.

Kendi istediklerini ona yaptırtmak ister, arzusu hilâfına… Bu, onda basiretin henüz açılmadığını gösterir.

“İslâm Dini”nin sistem ve düzeninde zorlama yoktur!.

Kurân dahi, insana bir takım çalışmaları teklif yollu getirmiştir. “Şunları şunları şunları yaparsanız, hakkınızda hayırlı olur“ denmiştir.

Allah’ın hükmüne, emrine karşı gelebilecek her hangi bir yaratılmış söz konusu değildir!.

Buna rağmen, Allah, insanlara emir hüküm yollu “bunu yapacaksın” dememiştir!. “Teklif” yollu talepte bulunmuştur. “Bunu yaparsanız, sizin için hayırlı olur”,  diyerek!.

Farz diye bildiğimiz ibadetler dahi tekliftir!. Teklif olduğu için de zorlamaya yer yoktur!.

O kişi teklifi kabul eder veya etmez, sonucuna da katlanır!.

Dolayısıyladır ki, dünyanın hangi ülkesinde ve neresinde olursa olsun insanların hiçbir şeye zorlanması doğru değildir!. Yanlıştır!.

Ayrıca güçlü olanların ya da güçlü toplulukların, güçsüz  olana, güçsüz topluluklara zorla birtakım şeyler yaptırması, Allah’ın sistem ve düzenini inkâr mânâsına gelir!.

     
 

KURÂN'I BIRAKIP NEREYE GİDİYORSUNUZ?

{O, âlemler(İnsanlar) için yalnızca bir Zikir'dir (HATIRLATMADIR!)-Tekvir/26}!

 

 

 
 
 

 

 

"HACCI EKBER"

 

 

 

SALÂT(Namaz)

 

 

CUMA SALÂTI

 
 
 

www.allahvesistemi.org