AHMED HULÛSİ'DE KAVRAMLAR

 

 

DEMOKRASİ

 

 

DEMOKRASİ İLE YÖNETİLEN ÜLKELER İÇİN

 GEÇERLİ KRİTERLER

Siyâsetle ilgilenmemek demek, hukuksuzluğu benimsemek ya da kabullenmek hiç değildir!.

Her insanın  hukuku vardır ve her insan bir diğerinin hukukuna saygı duymak mecburiyetindedir, aynı hukuka sahip olabilmek için!.

Hukukun olmadığı yerde, insanlar arasında “her şey mubah” anlayışı gelişir ki, bunun sonucu, ormandaki kanunların geçerli olmasıdır o toplumda.

İnsanların yaptıklarından şikâyet etmeden önce, o toplumda hukukun varolup olmadığına bakınız.

‘’İnanç hürriyeti’’ demek, kişinin inandıklarını, başkalarının haklarına tecavüz etmeksizin dilediğince yaşaması demektir. İnancın gereğini yaşamak ise hukukun olmadığı toplumlarda mümkün değildir.

DEMOKRASİLERDE…

İnanç hürriyetini “kamusal alan” sınırlayamaz!.

Devlet, millete tahakküm için değil; millete hizmet ve fertlerinin haklarını korumak, onlara hizmet vermek için vardır!

Devletin değil, ‘’Milletin Meclisi’’ vardır!

Vatandaşlar, demokrasilerde bürokrasinin kapıkulları değildir!.

İnsanca yaşam, kişilerin, inandıklarını ancak özgürce yaşayabilmeleriyle mümkündür; başkalarının inancına karışmamak kaydıyla.

Elbette bütün bunlar, demokrasi ile yönetilen ülkeler için geçerli kriterlerdir!

 

İNSANLARIN OKUMA HAKKININ ELLERİNDEN ALINMASI,

EVRENSEL İNSAN HAKLARIYLA, ÖZGÜRLÜK VE

DEMOKRASİ İLE ASLA BAĞDAŞMAZ

Nasıl anlatabilirim, Rasûlü’n dahi, insanları, uygulamada zorlama yetkisi yokken; dinin gereklerini uygulamaya müslümanları mecbur etmenin dinde kesinlikle yeri olmadığını?

 Nasıl anlatabilirim inancı dolayısıyla başörtüsü takan genç insanların okuma hakkının ellerinden alınmasının, evrensel insan haklarıyla, özgürlük ve demokrasi ile asla bağdaşamayacağını?

 Nasıl anlatabilirim taklitle Din kabulü olamayacağını; falanca veya filancanın taklit edilerek mesafe alınamayacağını; herkesin kendi aklıyla kendi yolunu çizmesi gerektiğini?

 Allah Rasûlü dışında kimseye TÂBİ olunmaması gerektiğini; herkesin başkalarının fikirlerinden istifâde edip, sonuçta kendi mantığıyla yolunu çizmesi gerekliliğini; ölümötesinde, yanlışa tâbi olmanın kesinlikle geçerli bir mâzeret olmayacağını nasıl anlatabilirim?

  

DEMOKRASİ

İSLÂM’IN GEREĞİ VE SONUCUDUR!

DEMOKRASİNİN OLMADIĞI YERDE, "İSLÂM" UYGULAMASI YOKTUR!

Saltanatla veya diktatörlükle idare olan yerlerde İslâm uygulanmıyor demektir!

 İslâm etiketinin, demokrasi olmayan rejimlere etiketlenmesi, onları İslâm uygulamalı rejimler yapmaz!

 Cumhuriyet idaresi, demokrasi değildir.

 Sovyet Cumhuriyeti veya İran İslâm Cumhuriyeti’dir. Bunlarda demokrasi olmadığı için, “İslâm” Dini gereği rejim yoktur, demektir; adı “İslâm” bile olsa!

 İslâm, demokrasinin olmadığı rejimlerde yaşanmıyor demektir.

 Nasıl tanrıya "Allah" etiketi yapıştırmak; kişiyi "ALLAH Adıyla İşâret Edilen’e inanıyor gibi yaşatmıyorsa; ve o kişi bu yüzden Cehennem’den çıkamıyorsa!.

 Demokrasi, İslâm’ın gereği ve sonucudur; çünkü zaten herkes kendi fıtratının gereğini yaşayacaktır; dış zorlama ile bunu değiştirmek mümkün değildir!.

 Ayrıca dinsel baskı ve zorlama kişiyi riyâkâr yapacaktır, Allah’a veya kendini yönetenlere karşı!. Münâfık olacaktır bu durumda!.

 Bu da neticede saatli bombaların oluşmasından başka bir şeye yol açmaz!

 Öyle ise, öncelikle, insanların, fıtrî varoluşları gereği, demokratik bir yaşam içinde, her türlü zorlamadan uzak, kendi kabiliyet ve istidatlarının gereğini yaşamalarına saygılı olmasını öğrenmek, insan olmanın ilk şartıdır!.

 "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz"

 ile

 "zarar vereni öldürün"

 şeklindeki Rasûlullah açıklamalarını iyi değerlendirmek gerekir.

 Akrepten söz edip öldürebilir miyiz dendiğinde bu söylenmiştir, hatırladığım kadarıyla...

 Yani, bir başkasının yaşamına zarar veren, veremez hale getirilir; demektir bu!

 Öyle ise, İslâm Dini’ne göre , yâni Sistem, uygulamada insanların başkalarına zarar vermedikleri sürece dilediklerini yapabilmesi esasına göre düzenlenmelidir!.. Bu olmadan, insan yaptığından mesûl tutulamaz ve mükâfaat da alamaz!

 Herkes, kendi fıtratı doğrultusunda yaşayacak ve yaşadıklarının sonucuna da ulaşacaktır!.

 Beşeri kanun ya da düzenlemeler, pek çok toplumda, “sisteme” göre düzenlenmediği için, zorlamaları beraberinde getirir ki, bu da ya bireysel çıkarlara dayanır, ya da şartlanmışlığa!

 İnsan bunları aşabildiği ölçüde kendi hakikatına yönelebilir..

 Ve sistemli düşünce sonucu çelişkilerinin kalktığı nispette dinginleşir!.

DİN’İN UYGULANMASINDA ZORLAMAYA YER YOKTUR”.

Basın Konseyi Başkanı ve Hürriyet Başyazarı Sayın Oktay Ekşi 15 Aralık 1995 Cuma Günki yazısında, İslâm Dini’nde zorlama olduğunu aşağıdaki metni kaynak göstererek iddiia ediyor:

Kaynak: Yeni Gündem Gazetesi sayı 43 sayfa 16-17; Yazan, Abdurrahman Dilipak; aynen alıntı, “İslâm çağımıza yanıt verebilir mi” Server Tanilli sayfa 210.

Metin şöyle:

“İslâm’ı, demokrasiyle, liberalizmle, rasyonalizmle açıklayamayız. İslam demokrat değildir, rasyonalist (akılcı) de değildir. İslam’ın kendi değerleri, ölçüleri vardır... Dinde zorlama yoktur, fakat İslam’da vardır. Bir insan bu sözleşmenin altını imzalamışsa (islâmiyeti kabul etmişse) ve bunlara uymuyorsa cezalandırılır... Meselâ başı açık gezemez müslüman kadın, alır cezalandırırsın. Müslüman olduğunu söyleyen kişi oruç yiyemez. Her çocuk 18 yaşına gelince (yani reşit olunca) dinden çıkabilir. Ama bu insan, bu hakkıyla ilgili süre geçtikten sonra dinden çıkarsa öldürülür.”

Bize göre, "İslâm Dini"ni eleştiren Sayın Ekşi ve gerekse diğer yazarların yapagelmekte oldukları en önemli hata, orijinal değer ve hükümleriyle "İslâm Dini"ni bilmemeleri; kulaktan dolma, çevreden gelme lâflara göre hüküm vererek “İslâm böyledir” demeleridir!.

İslâm’ın orijinal Kitabının hükmüne göre “DİNİN UYGULANMASINDA ZORLAMAYA YER YOKTUR”!.. Âyetteki "İKRAH" yani zorlama kelimesi, “FİDDİYN” ifadesiyle bütünleşerek DİNİN UYGULANMASIYLA alâkalı olduğunu vurgulamaktadır!... Bunun, DİNE GİRMESİ için kişiye zorlama yapılmaz, ama girmişse zorlama yapılır, diye çarpıtılması "Din’deki SİSTEMİN" anlaşılamamasından ileri gelir!.

Kur'ân hükmüne göre, hiç kimseye, din içinde, yani kuralları uygulaması amaciyla zorlama yapılamaz!.

Niçin?

"İslâm Dini"ne göre insanlardan istenen ilk husus içtenlikli olmaları, ihlâslı olmaları; yapacaklarını içlerinden geldiği için yapmaları; kesinlikle gösteriş ve riya için bir fiili ortaya koymamalarıdır. "İslâm"ın ilk karşı olduğu şey münafıklık yani ikiyüzlülük, yani içi başka olduğu halde, herhangi bir sebeple dışardan inandığının aksine davranış ortaya koymaktır!. Yani, içi kabul etmediği halde zorlama yüzünden bir kişinin namaz kılıyor veya oruç tutuyor ya da başını örtüyor olması onu imanlı yapmaz; aksine münafık sınıfına sokar!.

Şayet bu kişinin en azından belli bir imanı varsa ve buna karşın da bazı fiillleri ortaya koyamıyorsa; bu kişi en azından imansız degildir!..

Ama biz onu istemediği fiillere zorlarsak, o da zor yüzünden bu fiilleri yapmak zorunda kalırsa; bu defa biz onu münafıklığa itmiş, bunun vebâlini de yüklenmiş oluruz. Yani, az da olsa imanlı bir insanı, imandan çıkartıp münafık durumuna sokmuş oluruz; bunun vebâlinin de altından kalkamayız!.

Bu sebepledir ki, DİNİN UYGULANMASINDA ZORLAMA YOKTUR, Kur'ân hükmünce.. "İslâm Dini"nin sistemini anlayan kimse de başkasını zorlamaz!

"İslâm Dini"ni eleştirenlerin ve "İslâm Dini"ni anlatanların öncelikle şu hususu çok iyi kavramaları gerekir..

"İslâm Dini"nin temel esaslarına göre, -sonrakilerin zanlarına göre koydukları hükümlere göre değil-; Kur`ân ’daki bütün teklifler zorlayıcı olmayıp, kişinin kendi arzusuna bırakılmıştır... Kişi, bunların dilediği kadarını uygular ve karşılığını alır; yapmayıp ihmal ettiklerinin sonucuna da ölümötesi yaşamda katlanmak zorunda kalır!.

Dünya; uygulama alanı, ölümötesi yaşam da yapılanların sonuçlarıyla karşılaşılma ortamıdır!.

"İkrah" yani zorlamanın "İslâm Dini"nde olmayışını; insanları bu konuda zorlamanın kesinlikle Dine uygun bir davranış olmadığını bakın değerli müfessir Elmalılı Hamdi Yazır ünlü tefsiri "Hak Dini Kur`ân Dili"nde nasıl açıklıyor:

"Dinin mevzuu ef`âli ıztırariye (zorlamalı fiiller) değil; ef`âli ihtiyarîyedir (kişinin kendi dileğiyle).. Bunun için ef`âli ihtiyarîden birisi olan ikrah, dinde menhîdir (yasaktır).

Belki âlemde ikrah bulunabilir, amma Dinde, Dinin hükmünde, Dinin dairesinde olmaz veya olmamalıdır. Dinin şanı ikrah etmek değil, belki ikrahtan korumaktır.

Binaenaleyh Dini islâmın bihakkın hâkim olduğu yerde ikrah (zorlama) bulunmaz ve bulunmamalıdır!.. Şu halde Din, ikrah ediniz demez; ikrah meşru ve muteber olmaz!.

İkrah ile vâki olan amelde dinin va`dettiği sevap bulunmaz; rıza ve hüsni niyyet bulunmayınca hiç bir amel ibadet olmaz!.

Ameller niyete göre değerlenir!.. Metalibi diniyyenin hepsi ikrahsız, hüsni niyyet ve rıza ile yapılmalıdır..

İkrah (zorlama) ile itikad mümkün değil; ikrah ile kılınan namaz, namaz değil; oruç keza; hacc keza ilah...

Bundan başka, bir kimsenin diğerine tecavüz edip de herhangi bir işi ikrah ile yaptırması da câiz değildir; hasılı, hükmi islâm altında herkes vazifesini bilihtiyar yapmalı, iKRAHSIZ YAŞAMALIDIR!." (c:1; s:860-861)

İşte bu yüzdendir ki kimsenin kimseye Dini bir kuralı zorla uygulatma görevi ve hakkı yoktur!. Aksine davranışlar, insanlara tahakküm etmek isteyen kişilerin bu arzularına dini âlet etmeleriyle alâkalı olup; bu bakış açısının "İSLAM Dini" ile ilgisi yoktur!.

Bu konuyu daha iyi anlamak için isterseniz olayın temel mantalitesine bir bakalım.. "İslam Dini" ölümötesi yaşamı haber veriyor...

Ya yoksa?... Ya varsa!.

 

DEMOKRASİ İÇİN TEK AÇIK KAPI

Lider despotizminin olduğu meclislerde, demokrasi için tek açık kapı, kesinlikle tüm oylamaların mutlak GİZLİ OY ilkesiyle yapılmasıdır.

Türk Milletinin  ana sorunu, iplerin gerçekte daima demokrasiyi istemeyenlerde olmasıdır.

Bu toplum acaba, insan hakları ve demokrasi konusunda, Yargıtay Başkanı gibi düşünen birini Cumhurbaşkanı olarak göremeyecek mi önümüzdeki yeni bin yılda?

Ya demokrasi… Ya da kapıkulluğuna devam; yüzyıllardır olduğu gibi!

Derdini dili bağlandığı için anlatamayan eliyle anlatmanın çarelerini arar; unutmayalım!

Elini de bağlarsanız, o zaman size ne derler?

Sahi, “FAŞİZM” nedir?

“Örtülü faşizm” nasıl olur?

 

EFENDİLERİNİ SEÇMEKTEN VAZGEÇİP,

VEKİLHARÇLARINI SEÇEN TOPLUMLAR

ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEMOKRASİYİ YAŞARLAR

Haksız değil insanlar, düşünemiyorlarsa!

 Her ne kadar bu bilgiler Batıda böyle gelişmişse de; biz okula aldığımız çocuğa “uyu uyu yat uyu” diye başlatıyoruz okutmaya!!!

 Sonra da eğitimde ilkinde ortasında lisesinde veriyoruz bilgileri eline, “bunları ezberle 5 verelim sınıfını geç!!!” diyoruz.

 Eğer bizim orda “oku” dediğimiz şeylerin bir kelimesini satırını atlarsa, 3 verip 2 verip sınıfta bırakıp, ondan sonra da “niye düşünen bir gençlik yok?” diyoruz..

 Siz en körpe çağından itibaren o beyinleri ezberciliğe programlarsanız; en körpe devresinde o gençlere soru sormayı yasaklarsanız, düşündürtmezseniz daha sonra ne bekleyeceksiniz?

 Eğitim sistemi ezberciliğe dayanan bir sistem olduğu sürece, biz daha çoook aynı şeyleri döner döner okur.. sonra yine tekrar eder, yine okuruz!

 Düşünen insan, küçük yaştan itibaren düşünmeye teşvik edilemekle, soru sormaya teşvik edilmekle elde edilir!.

 İnsanın insanlığı, ilmi, sorduğu sual kadar gelişir. Çünkü düşünebilen beyin soru sorar!. Ama ne okulda ne de Din’de, sual sormak hâşâ günahtır, yasaktır, saygısızlıktır!!!!

 Gittiğin zaman bir bilenin yanına, orda sakııın sual sorma ayıptır..Otur, dinle git!!!

 Gerisinde ne bekleyebiliriz ki!

 Özgür düşünebilen insanlar insanlığa ufuk açar!

 Özgür düşünebilmek ise küçüklükten itibaren düşünmeğe ve araştırmağa yönelen beyinler için mümkündür!

 Efendilerini seçen toplumlar, efendilerinin kulu olarak yaşarlar; düşünsel özgürlükten de mahrumdurlar!

 Efendilerini seçmekten vazgeçip, vekilharçlarını seçebilen toplumlarsa, özgürlüğü ve demokrasiyi yaşarlar; ve onlar işte Dünya üzerinde aşama yapıp geleceğe yolculuklarına devam ederler!

 Özgür düşünce, önyargısız ve şartlanmaların tesiri altında kalmayan düşüncedir!

 Rahat sual soran düşüncedir!


 
 
 

 

 

 

 

 

 

 
 
 

KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

www.allahvesistemi.org