kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

 

"DİN ADAMI"

VE

"DİN ADAMI SINIFI"

 

DİN ÂLİMİ

VE

DİN NAKİLCİSİ…

Bugün bir teybe, ya da bilgisayara bütün âyetleri ve hadîsleri yükleyebilir ve istediğiniz anda da konusuna göre hepsini anında harf eksiksiz okuyabilir, dinleyebilirsiniz.

Din âlimi demek, kendisine naklolanları kendisinden sonrakilere nakletmek demek değildir!.

O bilgileri anlayıp, günün şartlarına göre izah edip, günün şartlarına göre cevap verebilmek demektir.

Dîn’in neden geldiğini, dîndeki hükümlerin hangi gayelere yönelik olarak konduğunu; uyulmaması hâlinde kişiye neler kaybettireceğini, o günün şartları içinde izah edemeyen kişi, din âlimi değil din nakilcisidir!. Artık burada feraset dinleyene kalmıştır!!!.

ara.jpg (366 bytes)

 

CÂMİ’DE İMAMA GEREK YOK!

Hayır, câmide imama gerek yok!

Namaz vakti geldiğinde câmiye insanlar toplanır, içlerinde en ehil oraya geçmeye kim varsa aralarında karar verirler, ”sen bu işi daha iyi biliyorsun” derler ve başa geçirirler, hep beraber cemaatle namaz kılınır. Rasûlullah devrinde de Rasûlullah’ın uygulaması buydu!

ara.jpg (366 bytes)

 

DİN’DE PARA KARŞILIĞI YAPILAN HERŞEY

GEÇERSİZDİR!

Din’de, para karşılığı yapılan her çalışma geçersizdir!. Para ödenmediği takdirde yapılmayacak olan bütün fiiller, para için yapılıyordur ki, bunlar asla ibadet sayılmaz.

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜNYALIĞINI VE ÇIKARLARINI

DİN’E TERCİH EDENLER

Attığın mermiye dikkat etmezsen, o sekip, düşman bildiğin yerine, bir yakınını yaralayabilirsin!. Daha da beteri, kendi beynine zarar verebilirsin; ki bunun telâfisi de mümkün olmaz!.

Dünyalığını ve çıkarlarını “DİN”e tercih edenin başı “MEKR”den kurtulmaz!

Dilin yaraladığı “dîl”in sahibi vardır!. Pahasını ağır ödetir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

HAYÂLİNDE “DİN ADAMI SINIFI” YARATIRSAN,

İYİ BİR MÜŞRİK OLURSUN!

Bir takım kişiler, kendilerini din adamı kabul ederek, “din adamı sınıfı”nı oluşturup, “Din”i tekellerine almaya kalkıyor; insanlarla Rasûl ve Nebiler arasına girip, bir katman meydana getiriyorlarsa; bu, yanlıştır!

İnsanlar böyle asılsız bir katmana değer verip yönelmenin sonucudur ki, bu bilgisizliğin pahasını da oldukça ağır bir biçimde ödersiniz!.

Ve bu toplumlar ödüyorlar!.

İşte İran’da din adamları sınıfı!.

İşte Suudi Arabistan’da din adamları sınıfı!.

“Din adamı”, “ilâhiyatçı” vs. tâbirlerinin “Din”de yeri yoktur!.

“Din adamı sınıfı”nın Din’de yeri yoktur!.

Efendim... falanca din profesörü, falanca müftü, falanca şeyhülislâm, falanca hoca, filânca bilmemne molla. ?.

Yok!. Böyle ünvan ve kavramlar yok dinde!.

Ama sen hayâlinde tanrılar yarattığın gibi, hayâlinde din adamı sınıfı yaratırsan, hayâlinde bir takım insanlara pâye verirsen; sonra da o yarattıklarına kulluk eder, tapınır; hattâ hattâ olayın derinliğinde iyi bir müşrik olursun!.

ara.jpg (366 bytes)

 

VERDİĞİNİZ PÂYELERLE

“DİN ADAMI SINIFI” OLUŞTURUYORSUNUZ!.

Pahasını ödeyemeyeceğiniz en büyük aldanma, kendi kendinizi aldatmadır.

Hiçbir zaman, ne ben ne de her hangi bir din adamı olmayacaktır kabrinizde yanınızda!.

Ben olmayacağım!. Bu gün varsam da yarın yokum!.

Her hangi bir din adamı da olmayacaktır.

Çünkü, din adamı diye bir sınıf yoktur.

Siz yaratırsanız var olur size göre!. Siz kabul ederseniz, karşınızdakinin böyle bir vasfı olur!. Ona siz, o pâyeyi veriyorsunuz. Veya birilerinin ona verdiği pâyeyi, kabullenerek böyle bir sınıf yaratıyorsunuz.

Eğer siz bu dediklerimi dikkate almaz, üzerinde düşünmez, gerekli yorumlarla yaşamınıza yön vermezseniz; eğer benim anlattıklarım da doğru ise, gerçek ise, bu gerçekle bir gün yüz yüze gelecek ve o zaman sükût-u hayâli yaşayacaksınız.

Hayâl balonunuz patlayacak, gerçekle yüz yüze gelecek ve de gerçekle yüz yüze gelmenin acısını yaşayacaksınız!. Yanacaksınız!.

Her sükût-u hayâle uğrayanın yandığı gibi...

ara.jpg (366 bytes)

 

HER DEVİRDE VAR “BARABBAS”LAR!

Ahirette yaşanılan şartların dehşetinden, âlemin yaşamından söz ederek , Âyet-i Kerime diyor ki:

“O günde kadın kocasından, koca karısından, ana evlât birbirinden kaçar.”

Yani, herkes ferden ferdadır!.

Orada, normal bir gelişin, akışın gereği olarak, bir takım kavramlar yok artık!. Yedi kat ceddin, deden ninen ile yedi kat torunun ve sen aynı yaştasın aynı ortamdasın… Bunu iyi anlamaya çalış!. Artık orada, bir takım değer yargıları vs. yok!. Herkes kendi başına!.

Din ferde gelmiştir, devlete değil!. Topluma değil!. Rejimler kurulsun diye değil!.

Hz. İsa, bu gerçekleri anlatıyordu insanlara ve diyordu ki;

“Kendinizi göklerin krallığına, yani âhiret âlemine, oranın güzelliklerine hazırlayın”!.

O, bunları söylerken, bir Barabbas çıktı ortaya!.

Barabbas, Yahudilere karşı bir tepki ile gelen bir grubu temsil ediyordu. Ve, İsa’ya dedi ki:

“Sen bizim başımıza geç. Biz yeni bir din devleti kuralım ve bu din devleti ile yahudilere galebe çalalım.”

Hz. İsa’nın cevabı şu oldu:

“Ben, dünya rejimi saltanatı kurmak için gelmedim.

Ben insanlara âhiretin güzelliklerini anlatıp, oraya hazırlanmaları için uyarmak üzere geldim.”

İsa’nın devrinde kalmadı Barabbas!. Her devirde var Barabbas’lar!.

ara.jpg (366 bytes)

 

BİRİ GALATA KULESİNİ SATAR…

ÖTEKİ DE CENNETİN ANAHTARLARINI!

Eğer siz gidip de;“

Hocaefendi, gel benim ölülerime oku!. Onların günahlarını bağışlat!. Sana şu kadar para veririm” dersen, o hocaefendi de gelir, senin güzellikle paranı alır, “okudum” der; yedi çarkına okur!. Sen de câhilliğinin, bilgisizliğinin pahasını ödersin!.

Önce, Din’de neyin var olup neyin olmadığını araştır, ona göre de, davranışlarını düzenle!.

Bilgisizliğinin ve cahilliğinin pahasını ödüyor, sonra da; “Bu para benden niye alındı” diyorsun.

Ne olacak!. Sülün Osman Beyazıt Kulesini de sattı, Galata Kulesini de!. Alan olduktan sonra niye satmasın!.

Biri Galata Köprüsünü satar, öteki de Cennetin anahtarlarını!.

Sen, Cennet nedir, Cehennem nedir bilmezsen, o da; “Saçının teli göründü, cehennemden hiç çıkmayacaksın, ebedi yanacaksın“ der. Seni korkutur.

Sen de “aman yanmayayım” deyip, ne vereceksen vermeye kalkarsın. Kendi câhilliğinin pahasını, bedelini ödersin.

Yanlış, din adamı dediklerini suçlamandır!.

Doğru, kendini suçlamandır.

Sen bilgi sahibi olursan, ona gitmezsin ve onun da seni kandırmasına imkân vermezsin!.

O, seni, kandırıyorsa, sen “beni kandır” diyorsun. Onun için kandırıyor.

İnsanın yaptığı en kolay şey; karşısındakini suçlamaktır.

Karşıdakini suçlama!. Kusuru kendinde ara!., Yanlışı kendinde ara!.

Senin yaptığın yanlışlar dolayısıyla karşındaki seni istismar ediyor...

ara.jpg (366 bytes)

 

DİN’İN MUHATABI

DİN ADAMLARI DEĞİLDİR!

Din esasında, gelmemiştir. Din, bildirilmiştir!.

Allah’ın yaratmış olduğu sistem ve düzen, Rasûlü tarafından insanlara bildirilmiş, açıklanmış, tebliğ edilmiştir…

“Allah’ın yaratmış olduğu böyle bir Sistem ve Düzen var!. Siz, bu Sistem ve Düzeni anlayarak kendinize ona göre yön verin ki, neticede pişmanlık duymayasınız” diye insanlar uyarılmışlardır.

Açıklamaya çalıştığım bu husus çok önemlidir.

Bugün tartışılan pek çok konunun çözüm anahtarıdır.

Allah, yeryüzü yaratılmadan evvel, ezelde bir Sistem ve Düzen içinde bu âlemleri yaratmıştır. Dünyanın yaratılışı ise, bu sistem ve düzende bir değişiklik meydana getirmemiştir,

“lâ tebdila li halkillah”!.

 “Allah’ın halkettiği sistemde değişme olmaz” Hükmü, bu sistem içinde çalışmaktadır.

“ve len tecide li sünnetillâhi tebdiylâ”

“Allah’ın sünnetinde değişiklik olmaz!.”

İşte “bu sistem”, Rasûller ve Nebiler aracılığı ile insanlara tebliğ edilmiştir.

Sen bugün için dünyada her hangi bir şekilde varsın; ama, yarın öbür gün bu dünya ile alâkan kesilecek, başka bir boyutta yaşamaya devam edeceksin.

Daha sonraki evrelere kendini hazırla. Çünkü, Allah böyle bir sistem ve düzen oluşturmuş. Sen kendini bu sistem ve düzene göre yetiştirmezsen, ölümden sonraki yaşamda büyük sıkıntı ve ızdıraplara düşersin.

Rasûller insanlara bu gerçekleri bildirmiş...

Bu bildirim nasıl yapılmış?.

“Eyyühen nâs” “Ey insanlar” denerek. Falanca millet, falanca kavim denerek değil!.Eyyühen nas” “ey insanlar” şeklinde hitap var.

Çünkü, bütün insanların, içinde yaşadıkları sistem ve düzenin kurallarını bilmek ve ona göre kendilerine yön vermek hakları vardır.

Dolayısıyla, “DİN”in yani, Allah’ın yaratmış olduğu sistem ve düzenin muhatabı da din adamları değildir. Yeryüzünde yaşayan her ferttir!. Tek tek!. 

ara.jpg (366 bytes)

 

HİÇBİR DİN ADAMI,

HİÇBİR ŞEYH,

HİÇBİR HOCA,

HİÇBİR MÜFTÜ

KURTARICI VE MÂZERET BAHANESİ OLAMAZ!

İslâm Dini; Rasûl’un ferde tebliğ ettiği yaşam sistem ve düzenidir!.

Ne yaparsan onun neticesi ile karşılaşırsın, yaptığının sonucu olarak!.

Senin neleri yapmanın sana yararlı olacağı anlatılmış; neleri yapmazsan da zararını göreceğin bildirilmiştir.

İslâm Dini’ne göre, ”Din adamları sınıfı” yoktur!.

Maalesef geçmişte de, günümüzde de ve insan yapısı gereği gelecekte de “Din adamları sınıfı” olacaktır!.

Gerçekte ise, İslâm Dini’nde “din adamları sınıfıyoktur!.

Herkes kendi başına kendi dinini öğrenip gereğini yapmakla mükelleftir!.

Ben falanca din adamından öğrendim de onun için böyle yaptım” demen, seni hiçbir zaman hiçbir şekilde kurtarmaz!.

Allah’ın yaşam sistem ve düzenini, yaratmış olduğu bu sistem ve düzeni herkesin tek başına, tek tek öğrenmesi ve yaşamını düzenlemesi gerekir!.

Daha önce de verdiğim misal gibi senin 9. katta kenarda durup, yanındaki adamın “buradan atla sana bir şey olmaz” demesine inanıp kendini aşağıya atınca, mermerin üstüne düştüğünde “bana falanca böyle demişti de onun için benim kemiklerim kırılmasın” demen hiçbir şey ifade etmez, kemiklerin kırılır!. Senin de, işin doğrusunu gerçeğini öğrenmen gerekir!.

Öyle ise, hiçbir din adamı, hiçbir şeyh, hiçbir hoca, hiçbir müftü senin için öbür tarafta kurtarıcı olamaz; mâzeret bahanesi; vesilesi olamaz!.

Herkes, tek tek, İslâm Dini’nin ne olduğunu, yani Allah’ın yaratmış olduğu sistem ve düzenin ne olduğunu, âhirette nelerle karşılaşacağını; karşılaşacağı olaylara karşı ne gibi tedbirler alması gerekliliğini bizâtihi öğrenmek, araştırmak zorundadır.

ara.jpg (366 bytes)

 

DİN ADAMININ GÖREVİ

Günümüzde dîn adamının görevi, eskiden beri bilinen ve bağışıklık kazanılarak dinlenmek bile istenilmeyen din bilgilerini, eski şekliyle tekrarlamak olmayıp; Dîn'i bugünün ilmiyle insanlara izah etmek; tatbik edilmesinin neler kazandıracağını; tatbik edilmemesinin de neler kaybettireceğini, karşısındakilere günümüz ilmiyle idrâk ettirmektir.

Yoksa günümüzde, "şunu yaparsan cehennemliksin, bunu yaparsan cennetliksin" gibi ifadelere karşı artık beyinler bağışıklık kazanmıştır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

HERKES İLMİ KADAR

ALLAH VE İSLÂM “HAKKINDA” KONUŞABİLİR;

FAKAT “ADINA” ASLA!

Rasûl bu konuda Allah ADINA uyarılarını yapmış ve görevini tamamlamıştır. Artık O’ndan sonra hiç kimse Allah ADINA konuşma ve yargılama yetkisine sahip değildir. Herkes ilmi kadar Allah ve İslâm “HAKKINDA” konuşabilir; fakat “ADINA” asla!.

Nebîlerin önerileri, yaşamı ölüm ötesinde devam edecek olan insanadır, devlete değil!. Ölüm ötesinde devlet yoktur, insan vardır!. “İnsan kendisini ölümötesi yaşamın şartlarına hazırlasın” diye DİN gelmiştir.

Devlet rejiminin dinle alâkası yoktur; Dinin muhatabı devlet değil, ferd’dir. Ferdin muhatabı da, dini ünvan veya etiketli kişiler, kuruluşlar, teşkilâtlar, topluluklar değil, bizâtihi, dini kendisine tebliğ eden Rasûl Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselâmdır.

ara.jpg (366 bytes)

 

HİÇBİR FERDİN

İNSANLAR TARAFINDAN VERİLMİŞ DİNÎ BİR HÜVİYET

VE MERTEBESİ OLAMAZ!

“İslâm Dini”ne göre, din adamları sınıfı yoktur!. İslâm Dini’nde “din adamı” kavramı da yoktur!.

Herkes, bu dünyaya yalnız gelmiş, yalnız gidecektir;  kendisi bu konuda gerekenleri araştırmak durumundadır.

Bu konuda ilmi olanlardan elbette ki yararlanır… Ama hiç bir ferdin, dini bir hüviyet veya mertebesi olamaz insanlar tarafından verilmiş!. O kişi değerliyse, bu değerlendirmeyi Allah yapar!.

Ne bir ferdin, ne de devletin, kişi üzerinde, “İslâm Dini” kurallarını zorla uygulatma ya da yasaklama hakkı yoktur. Zira zorlamayla yapılan davranış, kişiyi, istemediği bir şeyi yapma noktasına, sürükleyeceği için, o kişi münafık”lığa itilmiş olur!. Buna da kimsenin hakkı olmadığı gibi; imanı az da olsa varolan kişiyi münafıklığa itmenin vebâlini o kişi sırtlanamaz; aksi takdirde o vebâlin altından kalkamaz!

ara.jpg (366 bytes)

 

MUHATABINIZ,

SİZE DİN’İ TEBLİĞ EDEN ALLAH RASÛLÜ’DÜR!

Çünkü zaten “DİN”, zaten ferde tebliğ edilmiştir!.

Bu sözün iki önemli anlamı vardır.

1-Din’in devlet rejimi ile alâkası yoktur. Yani kişi hangi rejim altında yaşarsa yaşasın, hangi siyasi idare şekli altında yaşarsa yaşasın; o, kendi dini inançlarının gereğini kendi bünyesinde olabildiğince yaşamak durumundadır. Dolayısıyla, onun, toplumu dini kurallara göre zorlayarak yönetmek gibi bir görevi yoktur!.

2-“Din ferde hitap eder; din, kişinin geleceğini ilgilendiren şartları bilmektir” demek, kişinin Din’e karşı muhatap olduğunu; veya bir başka ifadeyle kişinin Allah’a ve Allah Rasûlü’ne muhatap olduğunu kabul etmek demektir.

“Din”i tebliğ eden kim?.

Allah Rasûlü!.

Dolayısıyla kişi Allah Rasûlü’ne muhataptır.

Ben, şu anda lütfetmişsiniz, yorulmuşsunuz, buralara kadar gelmişsiniz; sizlere bildiklerimin gerekenini, îcap eden kadarını naklediyorum.

Ama ben, sizin Dinî muhatabınız değilim!.

Sizin muhatabınız, Allah Rasûlü’dür!. Size dini tebliğ edendir!.

Dolayısıyla bu sözün mânâsı; “Din ferd içindir”in mânâsı;

“Fert, tek başına Allah Rasûlü’ ne muhatap olacaktır; O’na karşı mükelleftir; O’na karşı bu bildirime gerekli önemi verip vermemesi dolayısıyla mes’uldür.” demektir.

Dolayısıyladır ki, kişi ile Allah Rasûlü arasında bir din adamı sınıfı mevcut değildir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

TÜM İNSANLAR YALNIZCA

ALLAH’A KARŞI SORUMLUDURLAR!

Adalete dayanan devlet, hangi inançta olursa olsun her vatandaşına eşit mesafede olmak zorundadır.

Devletin kimseyi dini inançları dolayısıyla zorlama veya yargılama hakkı olamaz!.

Tüm insanlar yalnızca Allah’a karşı sorumludurlar dini inançları ve bu nedenle yaptıkları dolayısıyla!.

Kimse kimseye dini inancı dolayısıyla hesap vermek zorunda değildir; başkasının kişilik haklarına tecavüz etmedikçe!.

Kur’ân, insanlara, hak edindirmek için gelmiştir; ellerindeki hakları almak ya da sâbitlemek üzere değil!. Bu sebeple, Kurân‘ın verdiği hakları arttırmak “KUR’ÂN RÛHU”na ters düşmez; çünkü gelişme ve ilerleme esastır KURÂN’a göre!.

ara.jpg (366 bytes)

 

DİN ADINA

YARGILAMA YAPILAMAZ!

Hiç kimsenin Allah adına, din adına, şeriat adına diyerek bir başkasını yargılama hakkı yoktur.

Sen, birinin malını gasp ettiysen, bu olay, toplumsal hukuk açısından yargılanacak bir suç oluşturur.

Bu toplum seni, onun hakkını çaldığın için yargılar. Toplumsal hukuk açısından, toplum düzeni açısından yargılar.

Allah adına, din adına yargılama yapılmaz!.

Din, Allah’ın ezelde yaratmış olduğu bir düzendir.

Bunun bildirilmesindeki amaç, kişinin içinde yaşadığı sistem ve düzeni anlaması, ona göre kendini geleceğe hazırlamasıdır.

ara.jpg (366 bytes)

 

DİN’İ KULLANARAK

İNSANLARA ZORLA YÖN VERMEYE ÇALIŞANLAR…

 İnsanların önemli bir kısmında "NEFS"inden ileri gelen bir biçimde, çevresindekilere hükmetme; önde olma; baş olma; insanları gütme duyguları vardır!. Oysa bu kişilerin çoğu, yaptıkları çalışmalarla kendilerini çevrelerine kabul ettirebilecekleri bir mevkîye gelememişlerdir!.

İşte bu durumda, kendi yetersizliklerini kapatmak için, dini kullanıp; "Allah adına", "Peygamber adına", "Kur`ân adına" diyerek; bir kisveye, etikete bürünüp, insanlara zorla yön vermeye çalışırlar!.

Eğer, bu kişiler psikoanalitik incelemeye tâbi tutulursa; görülecektir ki, çoğunlukla bu kavramları kendi psikosomatik hallerini tatmin için ortaya koymakta; böylece de kendilerindeki küçüklük, geri kalmışlık duygusunu tatmin etmektedirler!.

Orta çağın engizisyonlarını kuranlar; ve o engizisyonları günümüze taşımaya çalışanlar, herkesi cehenneme postalayanlar hep bu tür kişilikler ile onlara körü körüne, düşünmeden tâbi olanlardır!.

Oysa, KUR`ÂN hükmüne göre,"DİN İÇİNDE İKRAH YOKTUR!".

"İKRAH"ın anlamı "ZORLAMA"dır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

DİN’İN UYGULANMASINDA

ZORLAMAYA YER YOKTUR”!.

Basın Konseyi Başkanı ve Hürriyet Başyazarı Sayın Oktay Ekşi 15 Aralık 1995 Cuma günkü yazısında, İslâm Dini’nde zorlama olduğunu aşağıdaki metni kaynak göstererek iddia ediyor:

Kaynak: Yeni Gündem Gazetesi sayı 43 sayfa 16-17; Yazan, Abdurrahman Dilipak; aynen alıntı, “İslâm çağımıza yanıt verebilir mi” Server Tanilli sayfa 210.

Metin şöyle:

“İslâm’ı, demokrasiyle, liberalizmle, rasyonalizmle açıklayamayız. İslâm demokrat değildir, rasyonalist (akılcı) de değildir. İslâm’ın kendi değerleri, ölçüleri vardır... Dinde zorlama yoktur, fakat İslâm’da vardır. Bir insan bu sözleşmenin altını imzalamışsa (İslâmiyeti kabul etmişse) ve bunlara uymuyorsa cezalandırılır... Meselâ başı açık gezemez müslüman kadın, alır cezalandırırsın. Müslüman olduğunu söyleyen kişi oruç yiyemez. Her çocuk 18 yaşına gelince (yani reşit olunca) dinden çıkabilir. Ama bu insan, bu hakkıyla ilgili süre geçtikten sonra dinden çıkarsa öldürülür.”

Bize göre, "İslâm Dini"ni eleştiren Sayın Ekşi ve gerekse diğer yazarların yapagelmekte oldukları en önemli hata, orijinal değer ve hükümleriyle "İslâm Dini"ni bilmemeleri; kulaktan dolma, çevreden gelme lâflara göre hüküm vererek “İslâm böyledir” demeleridir!.

İslâm’ın orijinal Kitabının hükmüne göre “DİN’İN UYGULANMASINDA ZORLAMAYA YER YOKTUR”!.. Âyetteki "İKRAH" yani zorlama kelimesi, “FİDDİYN” ifadesiyle bütünleşerek DİNİN UYGULANMASIYLA alâkalı olduğunu vurgulamaktadır!... Bunun, DİNE GİRMESİ için kişiye zorlama yapılmaz, ama girmişse zorlama yapılır, diye çarpıtılması "Din’deki SİSTEMİN" anlaşılamamasından ileri gelir!.

Kur'ân hükmüne göre, hiç kimseye, din içinde, yani kuralları uygulaması amaciyla zorlama yapılamaz!.

Niçin?

"İslâm Dini"ne göre insanlardan istenen ilk husus içtenlikli olmaları, ihlâslı olmaları; yapacaklarını içlerinden geldiği için yapmaları; kesinlikle gösteriş ve riya için bir fiili ortaya koymamalarıdır. "İslâm"ın ilk karşı olduğu şey münafıklık yani ikiyüzlülük, yani içi başka olduğu halde, herhangi bir sebeple dışardan inandığının aksine davranış ortaya koymaktır!. Yani, içi kabul etmediği halde zorlama yüzünden bir kişinin namaz kılıyor veya oruç tutuyor ya da başını örtüyor olması onu imanlı yapmaz; aksine münafık sınıfına sokar!.

Şayet bu kişinin en azından belli bir imanı varsa ve buna karşın da bazı fiillleri ortaya koyamıyorsa; bu kişi en azından imansız degildir!..

Ama biz onu istemediği fiillere zorlarsak, o da zor yüzünden bu fiilleri yapmak zorunda kalırsa; bu defa biz onu münafıklığa itmiş, bunun vebâlini de yüklenmiş oluruz. Yani, az da olsa imanlı bir insanı, imandan çıkartıp münâfık durumuna sokmuş oluruz; bunun vebâlinin de altından kalkamayız!.

Bu sebepledir ki, DİN’İN UYGULANMASINDA ZORLAMA YOKTUR, Kur'ân hükmünce.. "İslâm Dini"nin sistemini anlayan kimse de başkasını zorlamaz!

"İslâm Dini"ni eleştirenlerin ve "İslâm Dini"ni anlatanların öncelikle şu hususu çok iyi kavramaları gerekir..

"İslâm Dini"nin temel esaslarına göre, -sonrakilerin zanlarına göre koydukları hükümlere göre değil-; Kurân’daki bütün teklifler zorlayıcı olmayıp, kişinin kendi arzusuna bırakılmıştır... Kişi, bunların dilediği kadarını uygular ve karşılığını alır; yapmayıp ihmal ettiklerinin sonucuna da ölümötesi yaşamda katlanmak zorunda kalır!.

Dünya; uygulama alanı; ölümötesi yaşam da yapılanların sonuçlarıyla karşılaşılma ortamıdır!.

"İkrah" yani zorlamanın "İslâm Dini"nde olmayışını; insanları bu konuda zorlamanın kesinlikle Dine uygun bir davranış olmadığını bakın değerli müfessir Elmalılı Hamdi Yazır ünlü tefsiri "Hak Dini Kur`ân Dili"nde nasıl açıklıyor:

"Dinin mevzuu ef`âli ıztırariye (zorlamalı fiiller) değil; ef`âli ihtiyarîyedir (kişinin kendi dileğiyle).. Bunun için ef`âli ihtiyarîden birisi olan ikrah, dinde menhîdir (yasaktır).

Belki âlemde ikrah bulunabilir, amma Dinde, Dinin hükmünde, Dinin dairesinde olmaz veya olmamalıdır. Dinin şânı ikrah etmek değil, belki ikrahtan korumaktır.

Binaenaleyh Dini İslâm’ın bihakkın hâkim olduğu yerde ikrah (zorlama) bulunmaz ve bulunmamalıdır!.. Şu halde Din, ikrah ediniz demez; ikrah meşru ve muteber olmaz!.

İkrah ile vâki olan amelde dinin va`dettiği sevap bulunmaz; rıza ve hüsnü niyyet bulunmayınca hiç bir amel ibadet olmaz!.

Ameller niyete göre değerlenir!.. Metalibi diniyyenin hepsi ikrahsız, hüsnü niyyet ve rıza ile yapılmalıdır..

İkrah (zorlama) ile itikad mümkün değil; ikrah ile kılınan namaz, namaz değil; oruç keza; hacc keza ilah... Bundan başka, bir kimsenin diğerine tecavüz edip de herhangi bir işi ikrah ile yaptırması da câiz değildir; hâsılı, hükmi İslâm altında herkes vazifesini bilihtiyar yapmalı, İKRAHSIZ YAŞAMALIDIR!." (c:1; s:860-861)

İşte bu yüzdendir ki kimsenin kimseye Dini bir kuralı zorla uygulatma görevi ve hakkı yoktur!. Aksine davranışlar, insanlara tahakküm etmek isteyen kişilerin bu arzularına dini âlet etmeleriyle alâkalı olup; bu bakış açısının "İSLAM Dini" ile ilgisi yoktur!.

ara.jpg (366 bytes)

 

MİLİTARİST DİN ANLAYIŞININ NEDENİ

HÜKMETME VE GÜTME ARZUSUDUR!

İnsanın yapısında, bileşimindeki Allah'ın güzel isimlerinden "RAB" isminin kuvveti oranında başkalarına "HÜKMETMEK" özelliği bulunur; ve bazi şartlar elverdiği nisbette de bu açığa çıkar!

Kimi, parası yolundan bu özelliğinin gereğini ortaya koymağa çalışır! Para sopasıyla insanları yönetimi altına alıp onlara hükmeder; böylece de kendini tatmin eder! Elbette para kendisi için çok önemli olanları...

Kimi, ele geçirdiği koltuk ve imkânlarıyla insanlara hükmedip, kendi arzularına göre yaşamaya onları mecbur eder! Bu yoldan kendini tatmin eder! Onun da elinde mevki-koltuk sopası vardır; bununla insanları yönlendirir...

Kimi de eline "din" sopasını alıp, onunla insanları güder; kendi güdümü altına girmeyenleri "cehenneme girmekle" korkutup; güdümü altına girecekleri cennetle umutlandırır! Belki topladıkları paraları, kendi şahısları için kullanmazlar ama; gene de büyük paralar toplayıp, o paralarla yaptıklarıyla ve de insanları satın alarak, mevkîler edinirler! Böylece tatmin olurlar! Militarist din anlayışının sebebi de, kişideki bu Rubûbiyet sıfatından gelip kendisinde açığa çıkan hükmetme ve gütme arzusudur!

Sanki insanların hepsi koyun; onlar da çobandır(!)...

ara.jpg (366 bytes)

 

ZORLAMAK

İLMİ YETERSİZLİĞİN İTİRAFIDIR!

Adam kalkıyor, “tanrıyı inkâr ediyor”…

Haklı!

Çünkü o, anlayışı kıtın kendisine anlattığı “tanrı”yı inkâr ediyor! Bilim günümüzde ona, bir “tanrı”nın olmadığını idrâk ettirmiştir! “Allah” adıyla işaret edilenden ise, anlatanın haberi yok ki; anlayandan onu tasdik beklensin! Zira hiç bir aklı başında düşünme yeteneği olan insan, “ALLAH” adıyla işaret edileni inkâr edemez!

Adam kalkıyor, “peygamber”i inkâr ediyor!…

Eder!

Bugün şartlanma yollu, ezber yollu, vehim yollu “peygamber” kabul edenlerin dışındaki her düşünen beyin “postacı-büyükelçi” tanımındaki bir “peygamber”i reddeder! Bunun uzaylı bir büyükelçiden ne farkı vardır ki?…

Sen “Allah Rasûllüğü”nün, “postacı-büyükelçi” tipi “peygamberlik” ile alâkası olmadığını anlatamazsan; hatta kendin bile bunu anlamamışsan; daha ne beklersin ki karşındaki insandan?

Geçtiğimiz haftalarda gittiğim Cuma namazında, hutbede konuşuyor “imam” ünvanı verilmiş kişi: “Gökte Allah ve melekler…..”

Diyânet Devletleşince, Allah ve meleklerde gökte koltuk sahibi olurlar işte!

İş bu hâle gelmişse, biraz aklı olan insanlar, bu saçmalıklardan uzaklaşıp, onlardan biraz daha bilgili ve düşünceli olan başka “imam”ların çevresinde toplanmaya başlarlar!

Temeldeki yanlış şu;

Olay eğer “din düşmanlığı” değil ise…

Din eğitimi yasaklanmak yerine, “Din”in gerçekleri ve doğruları insanlara öğretilerek, onların yanlışlardan uzaklaşmalarına vesile olunmalıdır.

Sadece “tukaka” denerek hiç bir sorun çözümlenemez; aksine kördüğüm edilir!

Yanlışlığını savunduğunuzun yanı sıra, “gerçeği”, “doğru”yu ortaya koymuyorsanız, sizin samimiyetinizden elbette şüphe edilir ve “ard niyetli” olduğunuz düşünülmeye başlanır; söyledikleriniz arasındaki “doğru”lar da kaynar gider!

Eğer bir yanlışı yasaklamak istiyorsanız; onu direk yasaklamak yerine, yanlışlığını açıklayın ilmi gücünüz yetiyorsa!

Aksi takdirde size demokratik görüntülü faşist” etiketi yapıştırırlar!

Düşünebilen, zekâ düzeyi hiç değilse vasat olan insanlar indinde “ZORLAMAK”, ilkellikten ve geri kalmışlığın, ilmi yetersizliğin itirafından başka bir şey değildir!

Yaratılmışların her zerresini kendi ilmi ve kudretiyle var kılan “Allah”ın; dolayısıyla, “Şahdamarından yakın” olduğu “insan”da, ilmini izhar etmesinin, “Allah Rasüllüğü”nün açığa çıkmasına neden olduğunu izah edemiyorsanız…

Melekî boyut”un, varlığın hakikatını oluşturan ilim ve kudret sıfatı özelliklerinden olarak, her zerrenin oluşumunu meydana getiren boyut olduğunu anlamamışsanız…

Kurânın, “OKU”nası “KİTAB –ümmül kitab-ın deşifre edilebilmesi için; “Allah” adıyla işaret edilenin yaratısı sistem ve düzene göre, insana kendini tanıtan ve sorunlarına çareler sunan bir “yaşam kılavuzu” olduğunu fark edememişseniz…

Elbette işiniz zor olacaktır!

O zaman sığınacağınız “Müslümanlık dini”nde çeşitli açmazlar bulacak; ya gelecekteki sopa “KORKUSUYLA” düşünmeyi terk edip her şeyi anlatıldığı gibi kabullenecek; ya da, belki de bu yüzden tümünü reddetmek zorunda kalacaksınız!

Ancak bu red, gerçeği araştırmanıza da vesile olmuyorsa, bunun faturasıyla da zorunlu olarak karşılaşacaksınız; “bana söylenmemişti” mâzereti de geçerli olmayacaktır!

Yaratan’ın doğasında mâzerete yer olmadığını görmeyecek kadar kör müsünüz?