.

 

kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

HER DÜŞÜNCE ALLAH İSMİYLE İŞARET EDİLEN KAVRAMLARIN

BEYNİMİZDEKİ BİR TERKİBİDİR!

Bizler, genetik yoldan bize ulaşan tüm verilerin, kozmik yoldan oluşturulan kapasitedeki anlamlar ölçüsünde ortaya çıkışıyla elde ettiğimiz zihinsel yetenek ile yaşarız..

Beyin hücrelerimizin her biri belirli anlamlar ihtiva eden belirli frekanslarla programlanarak yeni düşünsel anlamlara sahip olur; ya da genetik yoldan gelen verilerin ortaya çıkışına yolverir..

Esasen bizden ortaya çıkan ya da çıkmayıp zihnimizde kalan her düşünce, gerçekte, "Allah" isimleriyle işaret edilen kavramların beynimizdeki bir terkibidir!. Ve bu terkip, az önce de bahsettiğim üzere, genetik+kozmik etkiler -yani meleki tesirler- sonucunda oluşur!.

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNCE,  BEYNİN FİİLİDİR!

Düşünce de beynin bir fiilidir!. Ve kişi, fiîlinden mesuldür, bunun sonucunu kaçınılmaz bir biçimde yaşayacaktır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

BEYİNDE OLUŞAN MÂNÂYI,

“DÜŞÜNCE“  ŞEKLİNDE MÜŞAHEDE EDERİZ!

 Her zerrenin, zâtıyla, sıfatıyla, esmâsıyla ve efâliyle Hakk’tan gayri bir şey olmaması hasebiyle, "beyin" ismi altında da, zâtıyla sıfatıyla, esmâsı ve efâliyle Hakk’tan gayri bir şey mevcut değildir. Çeşitli ilâhi isimlerin mânâlarına karşılık olan beyin devrelerinin açılışı ve faaliyete geçirilişi, ancak beynin ilk oluşum devresi için sözkonusu.

Az önce dedik ki, taş, yıldız, hayvan gibi isimlerin ardında, Hakk'ın varlığından başka bir şey mevcut değildir! Bir yıldız ya da takımyıldız, burç dediğimiz sistemler dahi belirli mânâları ihtiva eden yoğunlaşmış kitleler.

Böyle olunca, belirli bir mânâyı hâvi olan kitlelerin yaydığı radyasyon, oluşması devresinde beyinde, kendi yapısına uygun mânâların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu radyasyonlar beyne ulaştığı zaman, kendi anlamı türünden bir çalışma tarzını beyinde meydana getirir. Ve beyinde oluşturduğu mânânın neticesini de biz “fiil” ya da “düşünce” şeklinde o birimde müşahede ederiz!

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNME,

MELEKİ BOYUTA DAİR BİR OLAYDIR!

İnsan organlarının tümünün çalışması dahi dinsel tabirle melekî tesirledir... Meselâ, “düşünme melekesi” der eskiler... Düşünme dahi melekî boyuta dair bir olaydır... Eğer bir kitabımda "MELEK"ler ile ilgili olarak yazdığım bölümü okursanız, Melek kelimesinin kapsamına giren, atomüstü boyutun tüm birimlerinin gerçekte “melek” diye anlatılmak istenen “boyut varlıkları” olduğunu farkedeceksiniz...

Dolayısıyla genetik yapının dahi bir melekî kökenli yapı olduğunu değerlendireceksiniz...

Burada bütün mesele, melek kavramını en kapsamlı biçimiyle algılamaktır sanırım...

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ HERŞEY

MELEKİ BOYUTUN SİZDE YANSIMASIDIR!

Meleki etkileri yanlızca astrolojik etkiler olarak değerlendirmek çok yetersizdir!

İnsanın orijin varlığı meleki boyut kökenlidir ve bu algılanan boyuta kadar olan tüm katmanlar meleki boyutun eseridir...

İnsan adıyla anılan meleki kökenli varlık, ayrıca dış diye kabul edilen boyutla da her an iletişim halindedir ve ondan da etkilenmektedir ki, buna bugünkü dilde astrolojik etkiler ifadesi kullanılabilir...

İnsan kendi “hakikatını” anladığı anda, meleki boyutta kendini tanımaya başlar!

Kişi kendi özüne doğru olan bu yolculuğu yapmazsa , Cennet ortamının meleki varlığı olmak yerine, ruh boyutunda hakikatten perdeli olarak yaşamak zorunda kalır.

Meleki boyutunuzu kendi dışınızda aramayınız!.

Düşündüğünüz her şeyi meleki boyutun sizde yansıması olarak farkediniz...

Gerçekleştirdiğiniz her şey sizdeki meleki boyutun kuvveti iledir!.

Melekût âlemi, Allah’ın isimlerinin işaret ettiği mânâların zâhir olduğu bâtın âlemidir.

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNEBİLEN EN KÜÇÜK NESNE

Beyin, yapısı ve terkibi itibariyle zerrelerden oluşmuştur. Yâni, hücrelerden hücrelerin özüne inersek moleküllerden, atomlardan...

Buna işaret bâbında da "zerre" tâbiri kullanılıyor, en küçük nesne mânâsına... Düşünülebilen en küçük nesne mânâsına...

ara.jpg (366 bytes)

 

HER DÜŞÜNCE, BEYİNDE BELLİ HÜCRE

GRUPLARI ARASINDA BİR TİTREŞİM VE ELEKTRİK

AKIŞI OLUŞTURMAKTADIR!

Beyinde, ne kelime vardır, ne resim vardır, ne görüntü vardır...

Beyinde her bir anlamın, belli hücre grupları içinde yerleşik belli frekansta bir titreşimi vardır. Beyin hücreleri sürekli titreşim hâlindedir. Bir elektriksel titreşim hâlindedir.

Her bir düşünce, beyinde belli hücre grupları arasında bir titreşim oluşturmakta ve belli bir elektrik akışı oluşturmaktadır.

ara.jpg (366 bytes)

 

DAVRANIŞLAR,

DÜŞÜNCELER İSTİKAMETİNDE  MİKRODALGA BEDENDE YERİNİ ALIR!

Sizin tüm davranışlarınız, “niyet” dediğiniz iç düşünceleriniz istikametinde beyin tarafından artı ve eksi diye tanımlayabileceğimiz bir biçimde mikrodalga bedeninizde yerini alır.

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNCE BOYUTU, IŞIK HIZINDAN BİLE HIZLIDIR!

Bireysel bilinç, şartlanmalardan kendini arındırdıktan sonra bir şuur sıçramasıyla kendini “kozmik bilinç” olarak tanıyabilir.

Eğer bir kişi, “bilinç” boyutunda kendini bulabilirse, hem kendisini “kozmik bilinç” boyutunda tanımış olur, hem de ışık hızının çok çok üzerindeki “düşünce hızına” ulaşır ki, bu boyutu yaşamanın hâlini dil ile ifade etmek âdeta imkânsızdır.

Ancak, bireysel bilinç ne kadar kendini “kozmik bilinç” olarak tanırsa tanısın; bu şekilde hissederse hissetsin; sonsuza dek “kişilik” kavramı ortadan kalkmaz!.

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNCE BOYUTUNDA

“ZAMAN” KAVRAMI YOKTUR!

Işık hızına ulaşılan bir ortamda da zaman durur.

Işık hızı ile devam eden olaylar dolayısıyla da orada zaman kavramı olmaz!.

O nurani yapıda her şey düşünce boyutunda oluşur. Düşünce boyutunda; “Şöyle bir bedenim olsun”, dersin. Derhal bedenin o düşündüğünün şeklinde olur, belirginleşir.

Düşünce boyutu ışık hızından bile hızlıdır!. Düşünce boyutunda zaman kavramı yoktur.

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNÜRKEN, ZAMANSIZLIĞI YAŞIYORSUN!

Düşünürken ve rüyada kendi özgün zamanını daha doğrusu zamansızlığı yaşıyorsun...

Bunu ya zevkle ya da sıkıntıyla yaşıyorsun...

Zevkle veya mutsuzlukla olmasının sebebi, kabullerin!

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNSEL BOYUT, EBEDİDİR!

Beden boyutu da ebedîdir; biyolojik-ruhsal-nursal beden şeklinde… Bunun anı sıra, şuur boyutunda kişinin şuurunun erdiği idrâktaki düşünsel boyut da ebedîdir.

Bilinç, beynin ürettiği mikro dalga bedene tüm özellikleriyle yüklendiği için, nasıl bugün beyin faaliyetiyle yaşamına devam ediyorsa da, beynin durması anından itibaren de eskilerin “Ruh” adını verdiği astral bedende yaşamını sonsuza dek sürdürecektir.

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNCE YAPISINI PROGRAMLAYAN NEDİR?

Takım yıldızların insan beyninde meydana getirdiği açılımlar, insanların ‘’istidadı’’ dediğimiz “düşünce yapısı”nı meydana getirir...Düşünce yapısını programlar.

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNCE DÜNYASINI OLUŞTURAN

ETKİLER NELERDİR?

120. günde beyin cevherinin almış olduğu ilk kozmik tesirler o kişinin dinî tâbirle “A’yân-ı sâbitesi”dir! Yâni, sâbitleşmiş ana programı!. Öyle ki, artık bu ana programda asla bir değişiklik sözkonusu olmaz!.

Daha sonra özellikle 7. Ay başlarından itibaren gelişen beyin, istidadını oluşturacak bir biçimde, içinden geçtiği burçlardan giderek artan bir biçimde aldığı ışın tesirlerini değerlendirmeye başlar. Bu aylarda alınan tesirler ise kişinin ilerde düşünme gücünü ve kapasitesini oluşturacaktır.

Nihâyet beyin 9. ayda ve doğumdan hemen önceki bir iki gecede en verimli şekilde gelen tesirleri değerlendirir. Ve doğum durumuna girer. Bu âna kadar alınan tesirler kişinin sadece, az önce de belirttiğimiz gibi düşünce dünyasını oluşturan tesirlerdir.

Not: Ceninin gelişme evreleri

ara.jpg (366 bytes)

 

BEYNİN ÇALIŞAN BÖLÜMLERİ FARKLI OLDUĞU İÇİN

HER İNSANIN DÜŞÜNÜŞ ŞEKLİ DE FARKLIDIR!

Esas itibariyle, bütün insanlardaki beyinler ana yapı olarak birbirine benzer! Ancak, aldıkları tesirler ve bu tesirlerin beyinlerde çalıştırdıkları bölümlerin farklı oluşu, genelde, “insan” kelimesiyle tanımlanan bu birimlerdeki farklı davranış ve düşünüş şekillerini meydana getirir.

ara.jpg (366 bytes)

 

İNSANLARDA FARKLI DÜŞÜNCE YAPILARI

NASIL OLUŞUYOR?

Her zerrenin, zâtıyla, sıfatıyla, esmâsıyla ve efâliyle Hakk’tan gayri bir şey olmaması hasebiyle, “beyin” ismi altında da, zâtıyla sıfatıyla, esmâsı ve efâliyle Hakk’tan gayri bir şey mevcut değildir. Çeşitli ilâhi isimlerin mânâlarına karşılık olan beyin devrelerinin açılışı ve faaliyete geçirilişi, ancak beynin ilk oluşum devresi için sözkonusu.

Az önce dedik ki, taş, yıldız, hayvan gibi isimlerin ardında, Hakk’ın varlığından başka bir şey mevcut değildir!.. Bir yıldız ya da takımyıldız, burç dediğimiz sistemler dahi belirli mânâları ihtiva eden yoğunlaşmış kitleler.

Böyle olunca, belirli bir mânâyı hâvi olan kitlelerin yaydığı radyasyon, oluşması devresinde beyinde, kendi yapısına uygun mânâların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu radyasyonlar beyne ulaştığı zaman, kendi anlamı türünden bir çalışma tarzını beyinde meydana getirir. Ve beyinde oluşturduğu mânânın neticesini de biz fiil ya da düşünce şeklinde o birimde müşahede ederiz!..

Hangi türden mânâlar, o beyinin oluşumunda ağır basmış ise, daha sonraki yaşamında, artık o beyinden, oluşumuna uygun davranışlar çokça meydana gelir; ki, bunun anlamı da “o kişiye o tür işlerin kolaylaştırılması” olur!..

Doğum tarihine kadar olan süre ve doğum saati itibariyle, beyin bu tesirleri aldı va almasıyla birlikte de bu tesirlerin mânâlarını ortaya çıkarabilecek kâbiliyeti elde etti.

Esas itibariyle, bütün insanlardaki beyinler ana yapı olarak birbirine benzer! Ancak, aldıkları tesirler ve bu tesirlerin beyinlerde çalıştırdıkları bölümlerin farklı oluşu, genelde, insan kelimesiyle tanımlanan bu birimlerdeki farklı davranış ve düşünüş şekillerini meydana getirir.

ara.jpg (366 bytes)

 

“BEŞ DUYUYA BAĞIMLI DÜŞÜNCE SİSTEMİ”

Beynimizin, belirli, şartlanma yollu edindiği programlarla bloke olması, bizi kısıtlıyor ve... Kesitsel algılama araçlarına (beşduyu) sahip olmamız, ve her şeyi İLLE DE beş duyu ile değerlendirme şartlanmamız, çokluk görüntüsü veren orijinal TEK'i bir türlü algılayamamamıza sebep olmakta!.

Bu “varlık“ dediğimiz âlem, her zerresi itibariyle, orijinali itibariyle, ilk andaki özelliklerinden kopmuş değildir. İlk andaki özellikleri bu âlemin her zerresinde, aynısı ile mevcuttur! Yalnız bu mevcut olan özelliklere bakan mahâl, bu özellikleri göremez! Görememesi dolayısıyla da ayrı ayrı varlıklar varmış "vehmi" doğar!

Bakan mahâl, terkibiyeti hükmü dolayısıyla, tabii hâli; nihâyet en kaba mânâda 5 duyu dolayısıyla; varlığın aslında ve özünde mevcut olan bütün özellikler baktığı her mahalde aynıyla mevcut olmasına rağmen kendi eksik özelliklerinden dolayı; yani “kendi eksik özellikleri” derken, kendisinde kuvvede kalmış fiile çıkartamadığı özellikleri dolayısıyla, o mahâlde onu müşahede edemez!

 Dolayısıyla varlığın tekliğini müşahede edemez!

Kesitsel algılama araçlarına (5 duyu) bağımlı düşünce sistemi dolayısıyla varlığın tekliğini müşahede edemeyince de, çok varlıklar var sanıp; çok varlığın ötesinde bir tek varlık vardır, diye tahayyül eder… Böylece de bir "TANRI" yaratma yoluna gider!

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNCE SİSTEMİMİZ

GÖZ ARACINA TÂBİ OLDUĞU İÇİN ÖZGÜR DÜŞÜNEMİYOR;

PERDELİ YAŞIYORUZ!

Zulmet perdelerinin en başta geleni, beynimizin, düşünce sistemimizin göz aracına tâbi olması ve bizim böyle bir yaşam şeklini tercih etmemizdir. Hep, "görüyoruz" veya "görmüyoruz" gibi bir hükümle, konulara yaklaşmaktayız ki, bundan daha büyük bir yanlış mevcut değildir.

Önce, düşünce kâbiliyet ve kapasitemizi "göz blokajından" ve kaydından kurtarmak mecburiyetindeyiz.

Sonra da diğer organların verilerinin sınırlamalarından. İşte bundan sonra beynimiz güçlü bir akılla, özgür bir biçimde kendisine ulaşan verileri değerlendirmeye başlayacak; böylece de, gördüklerinin ardındakileri, "basiretiyle" keskin bir şekilde gerçekçi olarak değerlendirecektir.

Meselâ, biz beş duyuya dayanarak her şeyin madde olduğunu savunabiliriz. Oysa tüm bilimsel veriler bize göstermektedir ki, gerçekte madde âlemi kabûlü tamamen beş duyudan kaynaklanmaktadır. Var olan, tümüyle mânâ âlemi de denen, mikrodalga evrendir! Atomaltı boyut, evrenin gerçek yapısıdır!

İşte beş duyunun verdiği madde kabulünü bir yana bırakıp, boyutsal idrâklara yönelirsek; zulmet perdeleri yavaş yavaş basiretimizden kalkmaya başlar.

ara.jpg (366 bytes)

 

ÖZGÜR DÜŞÜNCE

"Özgür düşünce" tabanında yetişmemiş; verileri, şartlanmalarıyla değerlendirme zorunluluğu içinde kalanlar, apaçık gerçekleri göremezler ve kavrayamazlar.

ara.jpg (366 bytes)

İnsanların veya Evliyaların arasındaki mertebe farkı; yakin ve tefekkür farkıdır!

ara.jpg (366 bytes)

 

ÖZGÜR DÜŞÜNCE,

ÖNYARGISIZ VE ŞARTLANMALARIN TESİRİ

ALTINDA KALMAYAN DÜŞÜNCEDİR!

Haksız değil insanlar, düşünemiyorlarsa!

Herne kadar bu bilgiler Batıda böyle gelişmişse de; biz okula aldığımız çocuğa “uyu uyu yat uyu” diye başlatıyoruz okutmaya!!!

Sonra da eğitimde ilkinde ortasında lisesinde veriyoruz bilgileri eline, “bunları ezberle 5 verelim sınıfını geç!!!” diyoruz.

Eğer bizim orada “oku”u dediğmiz şeylerin bir kelimesini satırını atlarsa 3 verip 2 verip sınıfta bırakıp, ondan sonra da “niye düşünen bir gençlik yok?” diyoruz..

Siz en körpe çağından itibaren gelişme devresinde o beyinleri ezberciliğe programlarsanız; en körpe devresinde o gençlere soru sormayı yasaklarsanız, düşündürtmezseniz daha sonra ne bekleyeceksiniz?

Eğitim sistemi ezberciliğe dayanan bir sistem olduğu sürece, biz daha çoook aynı şeyleri döner döner okur.. sonra yine tekrar eder, yine okuruz.

Düşünen insan, küçük yaştan itibaern düşünmeye teşvik edilmekle, soru sormaya teşvik edilmekle elde edilir!.

İnsanın insanlığı, ilmi, sorduğu sual kadar gelişir. Çünkü düşünebilen beyin soru sorar!.

Ama ne okulda ne de Din’de sual sormak hâşâ günahtır..yasaktır, saygısızlıktır!!!!

Gittiğin zaman bir bilenin yanına, orda sakıııın sual sorma ayıptır..Otur, dinle git!!!

Gerisinde ne bekleyebiliriz ki!

Özgür düşünebilen insanlar insanlığa ufuk açar!

Özgür düşünebilmek ise küçüklükten itibaren düşünmeğe ve araştırmağa yönelen beyinler için mümkündür!

Efendilerini seçen toplumlar, efendilerinin kulları olarak yaşarlar; düşünsel özgürlükten de mahrumdurlar!

Efendilerini seçmekten vazgeçip, vekilharçlarını seçebilen toplumlarsa, özgürlüğü ve demokrasiyi yaşarlar; ve onlar işte Dünya üzerinde aşama yapıp geleceğe yolculuklarına devam ederler!

Özgür düşünce, önyargısız ve şartlanmaların tesiri altında kalmayan düşüncedir!

Rahat sual soran düşüncedir!

ara.jpg (366 bytes)

 

İNSAN, SONSUZU DÜŞÜNMEYE YÖNELİK

BİR KAPASİTEYLE YARATILMIŞTIR!

“Kalpler ancak ALLAH ZİKRİ İLE TATMİNE ULAŞIRLAR”

buyuruluyor. Niye? ..

Çünkü insan, sonsuzu düşünmeye yönelik bir kapasiteyle yaratılmıştır ve sonsuzluk-sınırsızlık ise ALLAH'ın vasfıdır!.

“Lâ uhsiy senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsik” diyen Rasûlullâh Aleyhisselâm;

“Sana hakkıyla senâ (övgü) etmem mümkün değilidr; ancak sen kendini hakkıyla bildiğin için, kendi kendine senâ edersin” itirafında bulunurken sonsuz-sınırsız yüce Zât'ın kesinlikle kavranamayacağına işarette bulunmaktadır...

Bu durumda bize düşen ne oluyor?..

Bize kendini tanıttığı nisbette O'nu tanımak!.

O'nun aynasında, kendimizi seyredip tanımak!.

Kendimizdekilerden, O'nun sonsuz sınırsız kemâlâtına, yüce özelliklerine, hikmetlerine, hayran kalmak!.

“Allahım, hayretimi arttır” diye DUA eden Rasûl Aleyhisselâm bu husus hakkında bizi uyarıyordu herhalde...

Allah’ı tanımanın yolu da, kitabın baş bölümlerinde kısaca izah ettiğimiz gibi, zikirden geçer!.

Zikir, ya Zât, Sıfat ve Esmâyı içine alan toplu isim “ALLAH” ismi ile yapılır... Ya da, Allah'ı çeşitli özellikleriyle tanımaya yönelik diğer isimleri ile yapılır...

ara.jpg (366 bytes)

 

İNSANIN DÜŞÜNSEL YANI…

İnsanın bir düşünsel yapısı vardır; bir de bedeni...

Düşünsel yanı olan “bilinç” ya da “şuur” hiç bir zaman “bedensiz” kalmaz!... Bu beden, biyolojik-fiziksel beden olabilir; ya da “RUH” adı verilmiş bulunan halogramik ışınsal beden olabilir....

Netice itibariyle, insan, sonsuza dek, bir bedenle-bilincin bütünü olarak yaşamına devam eder.

ara.jpg (366 bytes)

 

İNSANCA DÜŞÜNCE,

KOZALILARIN İLKEL YAŞANTILARINDAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR!

Olay beynini kullanmaktan; mâzeretlerden geçmekten, sistemin gereğini uygulamaktan geçer!.

İnsanca duygular ve insanca düşünme, kozalıların ilkel yaşantılarından başka bir şey değildir!.

İsa aleyhisselâmın şu uyarısına dikkat edin:

"sen insanca düşünüyorsun; Allah gibi değil!."

Hz. Muhammed’in şu uyarısını da ahmaklar veya aptallar gibi değerlendirmeyin sakın!.

"Allah'ın ahlakıyla ahlâklanın!."

"ALLAH" adıyla işaret edilen, evren içre evrenler ve içlerindeki tüm oluşumları yaratanın "ahlâk"ı ne ola ki?...

ara.jpg (366 bytes)

 

TÜM YANLIŞLARIN TEMELİNDE YATAN,

TANRI KAVRAMINA DAYALI DÜŞÜNCE YATAR!

Fark ediniz ki…

Tüm yanlışlarınızın temelinde Sistem ve Düzeni “OKU”yamamak; “tanrı” kavramına dayalı düşünmek; vehminizin varsayımlarıyla hayali beklentiler içinde; yani bir tür mucize umutlarıyla yaşamak yatmaktadır!

Fark edemezsen bu yaşına rağmen taşın sert olduğunu, ateşin yaktığını, suyun boğduğunu; yani sistem ve düzenin ne olduğunu; o zaman benim gibi olgunluk sembolü olursun, ateşin boğup, suyun yaktığını anlamış(!) bir halde!!!.

Neyi hakkettiğini anlamak istiyorsun, yaşantına bak!.

ara.jpg (366 bytes)

 

''İNSAN GİBİ DÜŞÜNEN TANRI'' SANISINDAN,

"ALLAH GİBİ DÜŞÜNEN İNSAN'' ANLAYIŞINA

İnsanlar, yüzyıllardır, yaşadıkları şartlara ve edindikleri fikrî altyapıya dayalı olarak, kendileri gibi düşündüğünü tasavvur ettikleri “Tanrı varsayımı” peşindeler!.

Meselâ, uyuması ya da uyuklaması söz konusu olan, dalgınlığı anında, o farkında olmadan bir şeyler vukû bulan bir “TANRI”!

Böylesine ilkel düşünen insanlara cevaben, uyuyan ya da uyuklayan bir “tanrı” olamayacağı vurgulanıyor Kurân’da...

Şimdi düşünün ki, binlerle yıllardır insanlar, hep kendileri gibi düşünen, kendileri gibi değerlendirme yapan ve yargılayan bir TANRI tasavvur ve varsayımıyla yaşarken... Arada çıkan bazı Hakikat ehli kişiler, işin böyle olmadığını vurguluyorlar aldıkları vahiyler ile...

“Allah kulu” yani “abd-ı Allah” ifadesindeki inceliği anlamayıp, bunu tanrının yeryüzündeki bir tâbisi gibi düşünen ilkel anlayışı kıta nasıl anlatabilirsiniz; “Allah KULU”nun, hakikati olan esmâ-sıfat boyutunun kapsamı ve gerekleriyle Allah’ın dilediği kadarıyla yaşamakta olan Zât, olduğunu!...

‘’Allah KULU”nun, Hazreti İsa dilinde, “Sen insanca düşünüyorsun, Allah gibi değil” şeklinde ifade bulan uyarısının dışında olarak; Allah gibi, mahlûkatı değerlendirdiğini nasıl fark ettirebiliriz anlayışı sınırlı olanlara?

Oysa insanın macerası, bu ikisi arasındakinden başka bir şey değildir!.

“İnsanca Tanrıdan; Allah KULU’na”!.

Her ferd, bu tanımlama içindeki bir basamağı oluşturmak üzere vardır... Yaptıklarıyla, düşündükleriyle ebeden oturacağı bu basamağı, şu dünya hayatında kendine hazırlamaktadır.

Eğer kişi, bu cümleyi duyduğunda içinde bir heyecan, bir ürperti hissetmiyorsa, bırakınız onu kendi hâline; bir et-otobur olarak yaşamına devam etsin, yalnızca birkaç organının zevkiyle tatmin olsun!... Masal gibi de bu anlatılanları dinleyip, sonra gene günlük eğlencesine dönsün!.

“İnsanca TANRI’dan; Allah KULU’na” macerasının neresindeyiz?

Bunu sorgulamayı önemli ve değerli bulan dostlarıma Selâm olsun!.

ara.jpg (366 bytes)

 

“SİSTEMLİ DÜŞÜNCE”DE ÇELİŞKİ YOKTUR!

DÜŞÜNCE SİSTEMİNİZİ,

“ALLAH” İSMİNİN İŞARET ETTİĞİ MÂNÂYA DAYALI

OLUŞTURMADAN ÇELİŞKİLERDEN KURTULAMAZSINIZ!

Adamın biri Mısır’daki piramitlere özenmiş, getirtmiş taşları bahçeye tam tekmil göstermiş millete işte piramit diye!. Piramit görmemişler de kabullenmişler taş topluluğunu piramit diye... Sonra bir piramit gören demiş ki, “Bunlar piramitin taşları ama piramit denmez bunlara... Bunları istifleyip düzenlemek gerek...”

Bilgisayarda da çeşitli dosyaları toplayıp bir Windows’u oluşturamaz ve çalıştıramazsınız... Onun kendini “setup” yapması yani bir bir piramit gibi alttan zirveye kendini düzenlemesi gerekir...

"Allah" isminin işaret ettiği mânâyı kavramadan, bu kavrayışa dayalı düşünce sisteminizi oluşturmadan, konuların TAKLİDİNDEN TAHKİKİNE geçmenize asla imkân yoktur!..

Seyir ikidir;

Âfâki ve Enfüsi seyir.

Enfüsi seyir tamam olmadıkça, kişide piramitin tepesine çıkıp, oradan aşağıya bakmak mümkün olmaz...

Kendi cebindekinden söz et bana, dediklerinde, cebinizde ne var baktınız mı hiç?...

Falancanın dediğine göre cebiMde şu varmış!...

Bu cevap sonrasında sizi nasıl değerlendirir o soruyu soranlar; düşündünüz mü hiç?/...

Argoda bir tâbir vardır, “paran kadar konuş!” derler... Ya, “cebindeki ilmin kadar konuş“ derlerse ne yapacağız?... Dönüp dolaşıp, “falancanın dediğine veya falanca yerde yazılı olana GÖRE böyleymiş“ diyerek imtihanı geçeceğimizi mi sanıyoruz!...

Kabre girenlere sorulan sorulara, münâfıkların verdiği cevap olarak Hadislerde şu açıklama vardır:

Duyduğuma göre Rabbim Allah’mış; Muhammmed Rasûlullah’mış; kitabım Kur’ân...

Okuyup ne olduğunu anlamadığın şeyi nasıl tasdik veya red edersin ki?...

İçindeki vurgulanmak istenen mânâyı anlamadıkça, kitabın sayfaları veya kapağı mıdır, senin kitap sahibi olman demek?...

Görmediğine nasıl şehâdet edip yani şahitlik yapıp, “Eşhedü”yü söyleyebilirsin?...

İlim odur ki, günlük yaşamında seni kendi doğrultusunda yaşatır... PC ‘de harf kaybolmadan bilgiler saklanıyor, ama insan demiyoruz, ona!...

Dünyadan a'mâ olarak ayrılmak, “idrâk körlüğü” olduğuna göre; bilgimiz ne kadarıyla beynimizde "setup" oldu?...

Sanırım ana problem, aldığımız ilim programını set up yapamamamız! Yani sistemli düşünemememiz!...

Bu yüzden de konuşurken veya düşünürken çelişkilerimiz bitmiyor!...

Bu açıdan bakarsak geçmiş olaylara, onları dışardan bakarak deşifre edebilir miyiz; yoksa kendimizi o olayları yaşayanların yerine koyarak mı anlamaya çalışmalıyız?...

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNSEL ARINMA

İman ve gereği fiillerle cennete, düşünsel arınmayla “Allah”a erersin; takdirindeki kadarıyla…

Tefekkürsüz, sorgulamasız “Allah”a ermiş tek bir ferd yoktur, buna Allah Rasulü de dahil!

ara.jpg (366 bytes)

 

DÜŞÜNMEYENİN AHLÂKI OLUR MU?

"Allah gibi düşünen insan" cümlesini eleştiriyor AHMAK!

"Allah ahlâkıyla ahlâklan" olur da,

"Allah gibi düşün" niye olmaz???

Hele hele... Allah gibi düşünmeden Allah ahlâkı edinilir mi?

Düşünmeyenin ahlâkı olur mu?

Ahlâk bir düşünce sisteminin sonucu değil midir?

ara.jpg (366 bytes)

 

“ALLAH GİBİ DÜŞÜNME“

“ALLAH AHLÂKIYLA AHLÂKLANMAK“TIR!

"ALLAH gibi düşünmek" der Hz.İsa aleyhisselâm…

Bununla, Allah Rasûlü`nün;

"Allah ahlâkıyla ahlâklanın"

işareti aynı şeydir!

Bu işaretler hep, bizleri bulunduğumuz toplumun şartlanmalarından ve değer yargılarından arınarak, Allah`ın varlığı değerlendirişi gibi değerlendirmeye yönlendirmektedir.

Bütün bunların gerçekleşmesi ise, yalnızca beyin kapasitemizin arttırılması ve bu kapasitenin gerçek ilimle değerlendirilmesiyle mümkün olur..

İlmi değerlendirmenin yolu da insanın yeni öğrenmekte olduğu her şeye önyargısız ve objektif olarak yaklaşmasından geçer!

KOZAYI delip, dışarıya bakmak! Yeni düşüncelere açık olmak!

"DÜN" KOZASINDAN ÇIKABİLMEK!

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH GİBİ DÜŞÜNEN,

SÂFİYE NEFS NOKTASINDA KENDİNİ TANIYABİLENDİR!

"Bilincin arınışı sonunda" dediğimiz, ya da "Nefsin tezkiyesi" diye bilinen özbilinç noktasında yani "Sâfiye Nefs" boyutunda kendini tanıyabilme durumuna işaret eden bir uyarı vardır:

"Allah`ın ahlâkı ile ahlâklanınız"!

Bu mertebedeki bakışa İsa aleyhisselâm da şöyle işaret etmiştir:

"Sen insan gibi düşünüyorsun, Allah gibi değil"!

Evreni var eden Mutlak Varlığın ilmi ile, algılananları değerlendirmek; anlamında kullanılan bir ifade.

Şunu hatırlayalım ki, varlık âleminde ne görüyorsak, ne algılıyorsak, ne düşünüp tahayyül ediyorsak, bütün bunların hepsi de "Allah" ismi ile işaret ettiğimiz yüce Zât`ın ilmi ve kudreti ile, ilminde, esmâsındaki mânâların açığa çıkması sûretiyle meydana gelmede...

Yani, her şey, "şey"in varlığı, isteği, iradesi dışında; evreni meydana getiren Zât`ın, ilmi ve iradesi istikametinde oluşuyor.

Bütün algılanan zıtlar aynı Tek kaynaktan meydana geldiğine göre, O Tek kaynak, bütün bu zıtların fevkindedir!

Esasen, kâinatta, mevcudatta "