KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar

 

GIYBET

(DEDİKODU)

İslâm toplumu arasında bir “kul hakkı” sözüdür sürer gider. “Hakkımı aldın”, “hakkım kaldı”. gibisinden sözleri çeşitli vesilelerle söyler dururuz.

Nedir bu kul hakkı?..

“Gıybet” kelimesiyle işaret edilen bir mânâ gene sürekli konuşulur. “Gıybet etme” denir. ama gene de bir türlü kolay kolay vazgeçemeyiz “DEDİKODU”dan.

Evet, Arapça'daki “GIYBET” kelimesini Türkçe'ye çevirmek gerekirse, aşağı yukarı bunun Türkçe'deki en yakın karşılığı “DEDİKODU”dur!..

Nedir dedikodunun sınırları?..

Niye suçtur?..

ara.jpg (366 bytes)

 

SİZDEN HERHANGİ BİRİNİZ

ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ YEMEKTEN HOŞLANIR MI?

İŞTE BUNDAN TİKSİNDİNİZ!.

Ve Kur'ân-ı Kerîm'de niçin son derece tiksindirici bir misâl kullanılmıştır dedikodu için. Şöyle ki:

“EY İMAN EDENLER, ZANNIN BİR ÇOĞUNDAN KAÇININ!. ÇÜNKÜ, BAZI ZANLAR SUÇTUR!.

BİRBİRİNİZİN KUSURUNU ARAŞTIRMAYIN!.

KİMİNİZ DE KİMİNİZİN DEDİKODUSUNU YAPMASIN.

SİZDEN HERHANGİ BİRİNİZ ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ YEMEKTEN HOŞLANIR MI? İŞTE BUNDAN TİKSİNDİNİZ!.” (Hucurât-12)

ara.jpg (366 bytes)      

Hazreti Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

“Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e:

-Safiyye'nin şu kusurları, boyunun kısa olması sana yeter!..

dedim. Rasûlü Ekrem:

-Öyle bir söz konuştun ki, denize atılsa, denizi bulandırır ve kokuturdu!.. buyurdu.

Resûlü Ekrem'e gene bir insandan bahsetmiştim. Bana şöyle dedi:

-Bana dünyalıktan bir çok şey verilse de, kimseyi kötülükle anmayı sevmem!.. (Ebû Davud, Tırmızî)

ara.jpg (366 bytes)

Ebû Hureyre radıyallahu anh naklediyor:

Hz. Rasûlullah aleyhisselâtü  ve sellem'e sordular:

-Gıybet nedir biliyor musunuz?..

Ashab cevabladı:

-Kardeşini hoşuna gitmeyen şeyle anmandır!..

Birisi sordu:

-Dediğim şeyler kardeşimde varsa, ne buyurursun?..

Resûlullâh:

-Söylediğin şayet onda varsa, onu gıybet etmiş bulunursun!.. Ve eğer onda yoksa ona iftira etmiş olursun!.. (Müslim)

Amribn-ül As radıyallahu anh'dan nakledilmiştir:

Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ölü bir katırın yanından geçerken ashabından bazılarına şöyle buyurmuştur:

-Kişinin karnını doyuruncaya kadar şu (leşden) yemesi, elbette müslüman bir kişinin etini yemesinden (dedikodusunu yapmasından) daha hayırlıdır.” (ibni Hibbân)

ara.jpg (366 bytes)

Allah bizleri birbirimizin dedikodusunu, gıybetini yapalım diye yaratmadı!.

 Bizim görevimiz;bir araya geldiğimiz zaman bildiklerimizi karşımızdakine-yanımızdakine anlatmak ve ondan sonra da onun hakkında hiç bir yerde konuşmamaktır! Çünkü Hz.Rasulullah buyuruyor ki;

“Kim kardeşinin kulağına gittiği zaman üzüleceği bir şeyi bir başkasına söylerse, bu, gıybettir” Kurân‘daki anlatımla “ölmüş kardeşinin çiğ etini yemek”tir!

Kim ölmüş kardeşinin çiğ etini yemek ister?

ara.jpg (366 bytes)

 

KİŞİYE GÜNAH OLARAK SADECE DİLİ YETER..

Evet, Kur'ân ifadesi ile, deyişi ile, kişinin dedikodusunu yapmak, ölü kardeşinin etini yemek kadar “tiksindirici” bir fiildir!..

Niçin?..

Başta da çeşitli vesileler ile anlattığımız üzere siz bir takım çalışmalar yapıyorsunuz, zikir yapıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz zekât sadaka veriyorsunuz, hatta yoldan bir taşı, bir çöpü kaldırıyorsunuz ve bu yaptığınız yararlı fiiler ile sevap yani, size ölümötesi yaşamda gerekli olan enerjiyi topluyorsunuz.

Sonra?..

Falanca kişi dile geliyor ve başlıyorsunuz, duyduğu takdirde hoşnut kalmayacağı bir biçimde onun hakkında konuşmaya. dedikodusuna.işte o anda olan oluyor!..

O kişiden sözetmeye başladığınız anda, beyniniz ile o kişinin beyni arasında sizin bilinciniz dışında bir devre, bir bağlantı kuruluyor ve onun hakkında ne kadar hoşlanmayacağı bir biçimde konuşmuş iseniz; konuşmanızdan dolayı onun hoşnutsuzluğunu giderecek düzeyde sizin pozitif enerjiniz yani sevaplarınız onun beynine anında transfer oluveriyor!..

Nice emeklerle, nice gayretlerle ne kadar zamanınızı harcayarak elde ettiğiniz o pozitif enerjiniz, o sevablarınız, bir anda dedikodusunu yaptığınız kişiye bağışlanıp gidiveriyor!.

Oysa siz, o pozitif enerjinizle milyonlarla yıl neler elde edebilecektiniz!.

Ya da bundan daha kötüsü!.

Verecek birikmiş pozitif enerjiniz yok. işte bu defa aynı kanalda tersine bir akış başlıyor ve. Onun eşdeğerdeki negatifleri bir anda sizin beyninize boşalıp, oradan da dalga bedeninize anında yüklemesi yapılıveriyor!..

Dilinizi tutamayıp, bir anlık geçici zevk için beyninizi fuzuliyâta harcamanızın; dünyanın en kıymetli cevheri beyninizi yerinde kullanmayıp boş şeylere harcamanızın “neticesinde” oluşan bir olay!.. Kendi kendinize verdiğiniz bir ceza!..

Nice insanlar vardır. Hayır hasenat yaparlar. Namaz kılarlar, oruç tutarlar. Zekât verirler. Ve âhırete “dolgun” gittiklerini sanırlar!.. Oysa tamtakır, tamamiyle müflis yani iflas etmiş bir şekilde oraya varmaktadırlar, bundan hiç haberleri yoktur.

“KİŞİYE GÜNAH OLARAK SADECE DİLİ YETER”

Hadîs-i şerîfinde anlatıldığı üzere, başkalarının dedikodusunu yapması, zan üzere başkaları hakkında konuşması, iftiralara âlet ve aracı olması yüzünden tüm sevablarını yani müsbet enerjisini onlara dağıtmaktan başka, bir de onların günâhlarını yani negatif yüklerini yüklenmiştir; üstelik bunun farkında bile değildir!..

ara.jpg (366 bytes)

 

“MÜFLİS” (İFLÂS EDEN) KİMDİR,

BİLİYOR MUSUNUZ?

İşte şu Tırmızî'deki Hadîs-i Resûlullâh’ı, beraberce okuyalım:

Ebû Hureyre Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den nakletmiştir:

"-MÜFLİS kimdir biliyor musunuz?.. diye sordu Resûlullâh. Ashab:

-Bizce müflis parası ve malı olmayandır, Yâ Resûlullâh!.

Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-Benim ümmetimin müflisi o kişidir ki, kıyâmet günü namaz, oruç, zekât getirecek. Fakat, buna zinâ isnad etmiş, bunun malını yemiş, bunun kanını akıtmış, bunu dövmüştür!..

Sonra oturacak; kısas olarak bu onun sevablarından alacak, o da bunu sevablarından alacaklardır. Şayet, sevabları üzerinde bulunan hataların karşılığı ödenmeden tükenirse bu defa, onun hatalarından (doğan günâh) alınıp buna yüklenecek ve sonra da ateşe atılacaktır!.."

Şeytan, en büyük şeytâniyetini insanları birbirleriyle uğraştırmak sûretiyle ortaya koyar.

Günümüzün büyük kısmını, dikkat edin, “Falanca böyle yapmış, filânca şunu demiş, Ahmet bunu yapmış, Ayşe böyle demiş...” diyerek geçiriyoruz.

Bu şekilde geçirdiğimiz her dakika ve saat, Şeytan’a kulluk etme ve ona tapınma hâlindeyiz demektir.

Allah bizleri, birbirimizle uğraşmak, birbirimizin dedikodusunu yaparak ömür tüketmek için yaratmadı.

Önemli olan, falancanın filâncanın ne yaptığı değil, senin kendi geleceğine dönük bir biçimde ne yaptığındır.

Hiç kimseye hiçbir şey zorla verilmiyor.

Eline geçeni alırsın, işe yarıyorsa değerlendirirsin. İşine yaramıyorsa değerlendirmezsin! “Benim yolum, kendi doğru yolum bu!.” dersin. Kendi yolunu kendin çizersin...

Ama, şu önümüzde kalan kısacık zamanı başkalarının hakkında konuşarak tüketecek kadar lükse hiç birimiz sahip değiliz!.

Ölüm sonrası yaşamı ne kadar biliyoruz?. Ve, bu yaşama kendimizi ne kadar hazırlıyoruz?.

Sualler bu kadar basit!.

Eğer, bir daha dünyaya gelip yapmadıklarını yapma şansın yoksa?... Ki, bu durum kesin bir hükümdür.

Eğer, şu dünyada geçireceğin vakit, daha sonraki sürecin milyarlarca ve milyarlarca sene sürecek boyutuna göre, okyanusa dalmış bir kuşun gagasındaki damla kadar az ve kısa ise;

Ve sen, geleceğini sadece bu süreç içinde kazanma şansına sahip isen, halâ daha dedikodu ile, gıybet ile etraf hakkında konuşmakla vaktini harcayacak lükse sahip olduğunu mu zan ediyorsun?.

Aklı olan, zorunlu konuşmanın haricinde kalan tüm vaktini zikir ile değerlendirir, tesbih ile değerlendirir.

Nerede olursa olsun, abdestli veya abdestsiz her halükârda zikir yapılabilir.

Öyleyse yapılacak şey, yanlışlardan en kısa zamanda dönmektir.

Fazilet; Yanlışını idrâk ettiğin anda kendine itiraf edebilmek ve onun gereğini uygulayabilmektir.

İnsan, dün ile oyalandığı takdirde, yarınını kaybeder.

Yarınını kazandırmayacaksa dünden bahsetme!

Asr sûresi, bunu anlatır.

Hak olanı, gerçek olanı, sana bir şeyler kazandıracak olanı elde et ve kendinde oturtmaya çalış!.

Ve, bunları yapma, gerçekleştirme konusundaki güzellikleri çevrene de tavsiye et!..

Kurân’ın uyarısı bu!..

Yer yüzündeki hiçbir değerin ölçemeyeceği, içinde yaşamakta olduğumuz zamanı süratle yitiriyoruz.

İçinde yaşamakta olduğumuz zaman, yeryüzünde hiçbir değerin ölçemeyeceği konumdadır.

Ölüm ötesinde; “Ahh!.” diyeceksin. “Neden bir nefesi dahi boşa harcayıp zâyi ettim?..”

Bana ne!.. Falanca ne yapmışsa yapmış. Ben bunları konuşayım diye gelmedim ki dünyaya!.

Onu bunu konuşayım derken geçen bunca zamanda neler yitirdim?. Neleri elde edebilirdim?.

Bir adam, yemeğini yemiş, sofrada bir dilim ekmek bırakmış. Ona, “ ne müsrif insan!.” diyoruz.

Yalnız O adam değil!. Hepimiz istisnasız müsrifiz, iflâstayız... Çünkü, içinde yaşadığımız anları, ölümden sonraki hayatta bize yararlı olacak şekilde değerlendiremiyoruz.

Ne kadar büyük bir yanlıştır ki, zikri veya ibadeti sadece câmiye ve seccadeye tahsis etmişiz. Onun dışında kalan zamanın hepsini de dedikoduya gıybete ayırmışız.

Televizyon seyreder dedikodusunu yaparız. Gazete okur, dedikodusunu yaparız. Komşuya gider, dedikodusunu yaparız. İki kişi bir araya gelir hemen dedikoduya başlarız.

“ Ölmüş kardeşinin çiğ etini yemek ” diye bahsedilir bu olay yüce kitabımız Kurân’da...

Ölen kardeşini kim sofraya koyup, etini kesip, üzerine tuz biber ekip, yanına da turşu alıp yer?. Kimse böyle bir şeye kalkışmaz!

Ama Kur’ân, gıybeti dedikoduyu, ” ölmüş kardeşinin çiğ etini yemek“ diye tasvir ve tarif ediyor...

Mevlâna’nın bir sözü var;

“Ben kötüysem, kötülüğümle gittim Cancağızım!.” diyor.

Kendim, yaptığımın neticesi ile karşılaşacağım. Ben iyi isem, benim iyiliğimin de sana bir faydası yok!

Sen, kendin için ne yapmadasın?. Kendi geleceğin için yaşamı nasıl değerlendiriyorsun?.

Hepimiz yalancıyız!. Hepimiz kendimizi aldatıyoruz.

Kendimizi aldatmak sûreti ile, kendimize verdiğimiz zararı ise, bize dışarıdan hiç kimse veremez!

Eğer, Allah’ın sistem ve düzenini anlamışsak, Hüküm şu ki;

“Herkes ancak, yaptığının karşılığını alacak, yapmadığının da karşılığını almak mümkün değil!.”

Dışarıdan biri de öyle bedavadan bir şey vermeyecek.

Birinizin kârı biraz düşük olduğu zaman; “Eyvah!. Bu açığımı nasıl kapatabilirim?.” diye telâşlanıyor, bir takım sorular sorarak, kendi kendinize bir takım çareler arıyorsunuz.

En fazla ayda bir, muhasebe yapıyorsunuz. “Ne geldi, ne gitti, ne kadar kâr ettim, ne kadar zarar ettim, nereye ne harcadım, ne açığım var,” diye...

Hiç olmazsa kendinizi ayda bir defa muhasebeye tâbi tutuyor musunuz?

“Bu ayı nasıl geçirdim?. Bu ay kaç saat yaşadım?. Bunun kaç saatini ölüm ötesi yaşama dönük olarak değerlendirdim?.”

“Ne kadarını da bu dünyada bırakıp gideceğim ve bir daha hiç ilişkim olmayacak şeyler için harcadım?.”

İşte haftada bir olan Cuma namazının bir çok özelliği yanında bir özelliği de kişinin haftalık muhasebesi içindir.

Cuma günü yatağından kalkıp, sabah namazını kıldıktan sonra, namazı kıldığın yerde oturup hiç olmazsa beş dakika düşüneceksin!.

“Şu geçen Cuma namazından bu Cumaya kadar, bu bir haftamı ben nasıl değerlendirdim?. Hangi kazançlı işleri yaptım?.Ne kadar zamanımı da israf ettim?.

Ve bu arada, ne kadar insanı da aldattım?.  Menfaat sağlamak için ne davranışlar yapıp, ne yalanlar söyledim?. Bu arada neleri kaybettim?. “

“Dünyada bırakıp gideceğim ve bir daha benimle hiç alâkası olmayacak şeyler için ne kadar zaman harcadım?.”

Bunun bir misâlini Hâdiste Rasulullah sallallahu aleyhivesellem anlatır:

“Kişi mahşerde kendi dünya yaşamını görür. O yaşamı ile hesabını vermeye başladığı zaman bir yana bakar; Allah için harcadıkları yırtık elbiseler, kullanılmış giyecekler, yemek artıkları, beş on kuruşluk sadakalar!..

Sonra öbür tarafa bakar; Kendisi için olan tarafta, kıymetli giysiler, lezzetli yiyecekler, kendisine ve en yakınlarına harcadıkları paralar...

Her ikisini de böylece görür. Ve o anda der ki, utancından dolayı ;

“Yer yarılsa da ben şu anda toprakta yok olsam!..”

“Çevrenizdekilere elinizden geldiğince yardımcı olun, zarar vermeyin… Allah sizi çevrenizle uğraşmanız için değil, kendinizi yetiştirmek için bu dünyaya gönderdi, kulluğunuzu edesiniz” derken Hz.Rasulullah, İblis de bizi daima çevremizdekilerle meşgul edip, kendi geleceğimizi hazırlamamızı engelleyici fikirler ilkâ eder, içimize verir… Bu sebeptendir ki; İnsanların arasında en yaygın olan şey, dedikodu ve gıybettir!

Dedikodu ve gıybet eden kişi, İblisin atına binmiş onun dilediği istikamette yürümektedir, ilerlemektedir!

ara.jpg (366 bytes)

 

GIYBET,

İBLİS’İN ATINA BİNİP

ONUN DİLEDİĞİ İSTİKAMETTE YOL ALMAKTIR!

 Kulağına gittiği zaman hoşlanmayacağı şeyi kardeşinin arkasından konuşmak “GIYBET”tir,

 İblisin atına binip onun dilediği istikamette yol almaktır!

 Allah bizi birbirimizin dedikodusu ve gıybetiyle zamanımızı harcayalım-tüketelim diye dünyaya yollamadı!

Allah; kendisini tanıyalım-bilelim-anlayalım-idrak etmeğe çalışalım ve yaşamımıza ona göre yön verelim diye bizi yarattı-var etti!

Kimin hakkında dedikodu veya gıybet yaptığını bilmeyen, farketmeyen ise zaten MÜŞRİKTİR!..

Karşındakinin hakikatini göremediğin sürece et kemik görüp secde etmeyen şeytan gibi olursun!..

Kim kendini adam etmek yerine başkalarını çekiştirip onların dedikodusu ve gıybetiyle ömür tüketip yanına iki kişi daha toplayıp kendine bir pâye arıyorsa yarın cehennemin dik alâsını yaşayacaktır!

Aklı olan başkalarının dedikodu ve gıybetiyle ömür tüketmez.

Allah sizleri kendinizi adam edesiniz diye yarattı!Siz ,başkalarını adam edeyim diyerek kendinizi tüketiyorsunuz!

Herkes haddini bilmezse, ilimle kendini yetiştirmezse; zinadan 36 kat daha beter olan gıybet ve dedikoduyla ömrünü tüketirse bu ilmi edindikten sonra, başına belâyı davet ediyor demektir.

Kul azmayınca belâ nâzil olmazmış!

İlim yerine dedikodu ve gıybetle günlerini tüketenler akıllarını başlarına almazlarsa,bilin ki belâ yakındır!

Allah sizleri kendisine kulluk için yarattı.. Kendisi için yarattı!

İslâm’ın prensibi; yanlışını gördüğün kişiye bir defa yanlışını yüzüne karşı söylemektir. .Bundan sonra iş biter!.Yanlışta devam eden, kendi bilir!

Yanlış söylendikten sonra da başkalarına onun hakkında konuşulmaz, bu,gıybet olur. Zinadan 36 defa kötü olan gıybet!

Dedikodu ve gıybet imanlı kişiye yakışmaz

Gıybete devam ederek ölen kişinin imanından korkarım..

Ne amel yaparsanız yapınız,dedikodu ve gıybet üzere ölürseniz imanınız meçhuldür,bunu sakın unutmayın!

Nefsini terbiyeden aciz olan , başkalarını terbiye etmeye kalkar ve başkalarıyla mücadele eder..Bu,nefsinden yana âcizliğinin itirafıdır,bunu da unutmayın!

Siz, kendinizi adam etmek için bu dünyada varsınız.

Halâ akıllanmayacak mısınız?

Bilin ki Allah ihsan ettiği ilimle uğraşmayıp da birbirleriyle uğraşanları çok kötü sonuçlarla karşılayacaktır

Kendinize dönesiniz ve ÖZ’ünüzde O’nu bulasınız diye bu dünyada sayılı nefesiniz var.

Ölmüs kardesinin çiğ etini yemek isteyen YAMYAMIN müslümanlıkla bir ilgisi olabilir mi? Bu yamyam imanlıyım dese, gerçekten imanlı midir? hele hele bu yamyam tasavvuf bilgileri konussa... ona ne kadar inanilir?

Tasavvuf ehli olan değil; iman ehli olan, yamyamlar konuşurken yanlarında oturmazlar!. Bazıları uyduruyor kötü adamın giybeti yapilir diye... Çünkü kötü adamın hakikatinde O yoktur!!!...

Bilelim ki Ölü kardeşinin çiğ etini yemekte olan YAMYAMLARIN KALPLERINDE iman bulunmaz!.

Siz siz olun, dedikodu ve ölü kardes eti yemek olan giybete devam eden kimselerle görüsmeyin!. Yamyamlarla dost olan sonunda YAMYAM olur!. Kisi dostunun haliyle hallenir; atasözünü hatirdan çikarmayin.

Samimi olarak ALLAH i isteyen, YAMYAMLARDAN uzak dursun!.

Unutmuşunuzdur belki     “INSAN ve SIRLARI” diye bir kitap vardı... Yeniden onu okuyarak SISTEMI hatırlamaya çalışın!.

Dostlarım... Dedikodu ve gıybetten, dünyadaki en korktuğunuz şeyden kaçar gibi kaçının! Hakkında konuştuğunuz kişide gerçekten varsa o hâl; bunun adı "gıybet"tir, Allah Rasûlüne göre!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KİŞİYİ ELEŞTİRME, GIYBETTİR.

BU DA SEYR’İ ELDE EDEMEMİŞ VEYA

ELİNDEN KAÇIRMIŞ OLANIN TEK MEŞGALESİDİR!

Fikrin değil, kişinin dedikodusu olur!.

Akıllı insan, ilmi ve aklı kadarıyla fikrin eleştirisini yapar!.

Kişinin eleştirisi olan gıybet, yalnızca, edenini değil dinleyeni de kozasına hapseder ve dahi kozasını kalınlaştırır!.

Kişiye saygısı olmayanın Allah’a da saygısı olmaz!

“Seyr”i elde edememiş veya elinden kaçırmış olanın tek meşgalesi, dedikodu olur!

Dünyada insanın niye varolmuş olduğunu fark edemeyenler, günlerini Allah’ı tanıma ve erme ilmiyle değil, birbirleriyle çekişmeyle tüketirler!.

Her gününü, sana ebedî hayatında yararlı olacak yeni bir ilim öğrenerek değerlendiremiyorsan, ancak perdeni kalınlaştırmakla meşgulsün, demektir.

ara.jpg (366 bytes)

 

HERŞEY YERLİ YERİNDEDİR!

Karşınızdakini saygıyla dinleyin... İlminize uyanı alın; uymayanı kendisine iade edin.

Kimseyi hor hakîr görmeyin; ayıplamayın ve dil uzatmayın; dedikodusunu yapmayın!. Ondaki de Allah’ın bir tecellisidir; ve hikmeti vardır!. Her şey yerli yerindedir!.

“Görelim mevlâ neyler; neylerse güzel eyler”!.

 ara.jpg (366 bytes)

 

FÂİLİ HAKİKİ’Yİ GÖR

VE O’NU GIYBETTEN UZAK DUR!

Soru: Üstadım; Fâsık ve Fâcir kişilerin gıybetini yapmak mübahtır… diye bir kitapta okumuştum. Bu doğru olabilir mi?

Tamamıyla gaflet eseri olan bir ifadedir bana göre!.. Fâili hakikiyi gör ve “O”nu gıybetten uzak dur!..

ara.jpg (366 bytes)

 

GIYBET, BİR FİTNEDİR Kİ,

ONU UYANDIRANA, DEVAM ETTİRENE ANCAK

ALLAH’IN BELÂSINI İSTEYENLER DEVAM EDERLER!

Gıybet bir fitnedir ki, onu uyandırana, devam ettirene, ancak Allah’ın belâsını isteyenler devam ederler!.

Tek başınayken bunları bilmek önemli değildir; önemli olan, insanlarla ilişki ve iletişimde, bu imânın esaslarına göre yaşamaktır…

Gönül alma etiketi altında yalan söylemek, aldatmak, kandırmak; dedikodu; gıybet yapmak imânla bağdaşmaz ve kişinin imânsız olarak ölmesine yol açar!. Hayatı namaz-oruç-hacla geçse bile!… Zira bu yanlış fiîller, “ALLAH”ı inkâr düşüncesinden kaynaklanır ve imânsızlık sonucudur!.

İyi düşünün… “ALLAH”a imân etmiş veya bunun ötesine geçmiş bir insanın dedikodu veya daha beteri gıybet yapması mümkün müdür? Yapıyorsa, o kişinin “Allah”a imânından şüphe etmek gerekir!.. Onun sözlerini ise ancak ancak anlayışı sınırlılar dinler!..

Dedikodu ve gıybet dinleyenler, ancak ahmaklardır!.

İnsan ilim için yaratılmıştır; ilim dinler; ilim konuşur!

İlmi olmayanın dedikodusu boldur!

İmânı olmayanın gıybeti bitmez!.

Gıybet ateşini, ancak imân suyu söndürür!.

Gıybet bir fitnedir ki, onu uyandırana, devam ettirene, ancak Allah’ın belâsını isteyenler devam ederler!.

Allah hepimize aklın yolundan, imânın gereğini yaşamak suretiyle; Allah rasulünün yolunda yürümeyi nasip etsin ve kolaylaştırsın.

ara.jpg (366 bytes)

 

TOPLUM HAKKI

(Soru: Üstadım, bire bir olan alışverişlerde hak alıp verme olayını anlayabiliyoruz..  Şöyle ki; birime ait olan borcun karşılığını pozitif olarak, otomatik olarak veriyoruz!.. Karşıdaki çoğul olduğu zaman, örneğin; devletten alınan kredinin verilmemesi gibi.. Bu gibi oluşumlarda sistem nasıl işler... Teşekkürler.)

Toplumun hakkını mı demek istiyorsun?...

(Evet Üstadım...)

Topluma karşı mesûldür...

KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

www.allahvesistemi.org