kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

gunessistemi.jpg (74576 bytes)

 

GÜNEŞ VE SİSTEMİ

1.303.800 adet dünyayı bir araya topladığımız zaman ortaya çıkacak hacım, “Güneş” adını verdiğimiz yıldızın hacmına eşittir.

Güneşin çapı 1.392.000 km’dir. Yüzeyinde 6000 santigrat olan hararet, derinliklerde 15 milyon santigrata yükselmekte olup; yüzeyden boşluğa yükselen alev dilimleri 800.000 kilometre civarında olmaktadır. Yani dünyanın ekvatordaki çevresinin açılmış hâlinin 20 katı!

Güneşteki püskürmeler ise kısa süreli olur ve kısa dalga ışınımı ile tanecik akımı yayar. Bu püskürmeler de dünyayı etkileyerek manyetik fırtınalara ya da radyo iletişimini ve pusulaları bozan manyetik alan değişikliklerine yol açar.

Güneş enerjisinin kaynağı nükleer dönüşümlerdir. Temel bileşen olan Hidrojen atomu ısı ve basıncın çok yüksek olduğu çekirdeğe yakın yerlerde nükleer füzyon yoluyla ikinci en hafif element olan Helyum atomunu oluşturur. Bu arada az miktarda kütle, büyük enerjiye dönüşerek yok olur. Böylece açığa çıkan enerji de Güneşin sürekli ışımasını sağlar. Güneşin bu yoldan saniyedeki kütle kaybı 4 milyon tondur.

İçinde bulunduğu Samanyolu’nun merkezinden 32.000 ışık yılı mesafede bulunan güneş, merkez çevresindeki yörüngesini 225 milyon yılda tamamlar.

Evet, bahsimiz olan bu güneş…

Düz bir dünyanın çevresinde dönen basit ateş top (!).

Bugün dahi, teyp-robot bileşimi hâlinde yaşayıp insan adını almış; sadece; eskilerden duydukları mecazları olduğu gibi kabûllenen, tefekkür yeteneğinden yoksun ilkel birimlerin 6 bin sene evvel yaratılmış düz bir dünyanın çevresinde dönen gökler, güneş ve nihayet tüm âlemler anlayışı sürüp gitmede.

ara.jpg (366 bytes)

 

“SİSTEM”İN ÜYELERİ

Ya Dünya?..

Hani düz olup da altıbin küsur sene(!) evvel yaratıldığı iddia edilen Dünya!!!.

Radyoaktif yöntemler sonucu dünyanın 4.6 milyar yaşında olduğu bugün tespit edilmiş durumda. Dünyanın ağır ve içinde çok miktarda demir bulunan çekirdeği önemli bir manyetik alan meydana getirmektedir. Canlıların oluşmasını sağlayan atmosfer tabakası ise uzaydan gelen ve canlıların ölümüne sebep olacak kısa dalga ışınımları durdurmaktadır. Hayatın oluşmasına vesile olan bir başka etken de Güneşten olan uzaklıktır.

Dünya Güneş’ten 149.596 bin kilometre uzaklıkta olup, çapı ekvatorda 12.756 kilometredir. Kendi etrafındaki dönme süresi 23 saat 56 dakikadır. Kaçış hızı saniyede 11.2 kilometre olup güneş çevresinde 365,2 günde devrini tamamlamaktadır.

 

Ya sistemin diğer üyeleri...

Merkür: Güneşten 58 milyon kilometre mesafede bulunuyor. Çapı 4880 kilometre ve 58.7 günde kendi çevresinde turunu tamamlıyor. Güneş çevresindeki dönüşü ise 88 gün sürüyor. Kütlesi dünyanın 0.05’i kadar. Saniyede 4.2 kilometrelik kaçış hızına sahip.

Venüs: Güneşten 108 milyon 200 bin kilometre uzaklıkta. Çapı 12.700 kilometre ve saniyede 10.36 kilometrelik kaçış hızına sahip. Kendi çevresinde 243 günde, Güneş çevresinde de 224.7 günde devrini tamamlıyor. Yüzey çekimi dünyanın 0.90’ı nispetinde.

Mars: Güneşten uzaklığı 227.940.000 kilometre. Çapı 6.790 km. olup, kendi çevresinde 24 saat 37 dakika 23 saniyede bir dönmekte. Güneş çevresindeki turunu ise 686.89 günde tamamlamakta. Kütlesi dünyanın 0.11’i kadar.

Jüpiter: Güneşten hayli uzak sayılıyor diğerlerine nispetle. Tam 778 milyon kilometre mesafede. Çapı 143.000 kilometre ve buna rağmen kendi çevresinde dönüş hızı da hayli yüksek. 9 saat 51 dakika. Kaçış hızı saniyede 60.22 km. olan Jüpiter Güneş çevresinde ise 11.86 yılda turunu tamamlıyor. Kütlesi ise Dünyanın tam 318 katı.

Satürn: Güneşten 1.427 milyon km. mesafedeki Satürn’ün kütlesi dünyanın 95 katı ve çapı da 120.000 km. kaçış hızı saniyede 36 kilometre olan Satürn kendi çevresinde 10 saat 14 dakikada dönmekte. Güneş çevresindeki turunu tamamlaması ise 29.46 yılı almakta.

Uranüs: Güneşten 2 milyar 869 milyon 600 bin kilometre uzaklıkta. Güneş çevresinde 84 yıllık bir süre içinde turunu tamamlamakta.

Neptün: Güneşten uzaklığı 4.497 milyon kilometre, Güneş çevresinde 164.8 yılda turunu tamamlıyor.

Plüton: Güneş çevresinde en dış gezegen. 5.900 milyon kilometre mesafede. Güneş çevresindeki turu ise 248.5 yıl.

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞTEN GELEN IŞINLAR

HER CANLININ HAYAT KAYNAĞIDIR!

Aslında şu anda da biz, Güneş’in ışınsal platformu üzerinde yaşıyoruz; dünya üzerinde hayat bulmuş her canlının hayat kaynağı, güneşten gelen ışınlar!

Bu ışınlar, ATP denen bir ana yapıyı meydana getiriyor ve o yapı dünyadaki hayatın kaynağı. Yani ALLAH'IN HAYAT SIFATI, Güneşin üzerinden Dünyaya ulaşan ışınlarla bize hayat ve canlılığı ulaştırıyor. Yani,

Gözümüzü açıyoruz, Güneş platformunda...

Yaşıyoruz, Güneş platformunda...

Ölümle birlikte boyut değiştiriyoruz, yine Güneş platformunda!.

ara.jpg (366 bytes)

 

BEYİN GÜNEŞTEN YAYILAN HAYAT ENERJİSİ OLAN

“CAN”LA BESLENİR VE GELİŞİR!

Beyin de aldığı gıdalarla, glikoz ve oksijenlerle yaşam enerjisini temin ederken; Güneş’ten yayılan hayat enerjisi olan “CAN”la beslenir ve gelişir.

ara.jpg (366 bytes)

 

“7 KAT SEM”

GÜNEŞ SİSTEMİNDEKİ  7 GEZEGENİN YÖRÜNGELERİDİR!

Birinci kat semâ dediğimiz gök; 2. kat semâ, 3. kat semâ, yani 7 kat semâ... Güneş sistemi içindeki yedi gezegenin yörüngeleridir. Kısacası “Güneş sistemi”dir!.

Atmosfer dışında birinci semâda yani gökte Ay vardır, ikinci katta Merkür, üçüncü katta Venüs, dördüncü katta Güneş, beşinci katta Mars, altıncı katta Jüpiter ve yedinci katta da Satürn ve diğerleri mevcuttur.

Bundan sonra “yıldızlar feleği” denen “galaksiler” vardır.

“KÜRSİ” ismi ile tanımlanan, “Samanyolu Galaksisi”dir.

Mekân kavramı, Güneş sistemi dışında, galaksiye uzanır.

ara.jpg (366 bytes)

 

İNSANDAKİ ZİHİNSEL FONKSİYONLAR

VE GEZEGEN ETKİLERİ

İnsan dediğimiz varlıktaki bazı zihinsel fonksiyonları sayalım:

Nefs (ben kavramı), akıl fikir, hayâl, idrak (kavrayış), vehim (varsayım), himmet, ve hâfıza (yani bellek).

Bu saydığımız zihinsel fonksiyonlar esas itibarı ile iki ana kuvvetin etkisi altındadır... Yani, fikir, hayâl, duygu, nefs, himmet daima iki ana kuvvetin birinin tesiri altına girer. Ya, vehmin hükmü altına girerek çalışır, ya aklın hükmü altına girerek çalışır.

Fikir; çeşitli konularda aklımıza gelen yeni yeni düşüncelerdir. Bize herhangi bir konuyu düşünmemizi sağlayan ana materyaldir. Kökeni ya beynin üretimi ya da dış etkilerdir; ilham, astrolojik etkiler vs...

Sonrasında hayâl gelir. Yani, o fikirleri kafamızda hayâl ederiz.. Anlayıp kavramak için bir suret haline sokarız. Bu hayâl edişe aynı zamanda "musavvire gücü" denilir. Yani, tasvir etme şekillendirme. Beyinde şekillendirme olayı vardır. O fikirler otomatikman şekillenerek anlaşılır. O da nasıl anlaşılır? Müdrike yani idrak gücü ile, idrak edilir.

Bu idrakın hemen sonrasında, o idrakı hükmü altına alan vehim vardır.

Vehim özetle şudur:

Var olmayan şeyi varsanmak!. Var olan şeyi de yoksaymaktır. "Varsayım" dediğimiz cevherdir.

Bunlardan, "Nefs" dediğimiz yapıyı da Dünyanın ruhâniyeti meydana getirir.

Fikir, Merkürün ruhâniyetinden;

Hayâl, musavvire Venüsün ruhâniyetinden meydana gelir.

İdrak, müdrike Güneşin ruhâniyetinden gelir.

Vehim, Marsın ruhâniyetinden gelir.

Himmet, Jüpiterin ruhâniyetinden gelir.

Akıl, Satürn`ün ruhâniyetinden gelir. Fakat Satürn`ün ruhâniyetinden meydana gelen akıl maddi bir akıldır. Dünyaya ve maddeye dönüktür.

Uranüs`ten gelen akıl ise "aklı kül"den yansımadır!. Çok geniş boyutlu, madde ötesine dönük düşünceleri meydana getirir. Madde ötesine dönük düşünceler Şiron`un uygun açıyla beslemesi hâlinde “hidayet” dediğimiz "ALLAH"a ve özüne yönelme" tesirlerini meydana getirir.

Neptün, yüksek sezgi gücünü meydana getirir.

Pluton, "ALLAH"`a ait "var etme ve yok etme" gücünün yeryüzünde zâhire çıkmasına vesile olur.

Eğer bir kişide Merkür`ün tesirleri güçlü ise, onda çeşitli fikirler meydana gelir. Merkür`ün güçlü tesirini almış, ruhaniyetinden feyz almış insan, zeki insandır. Zekâ, Merkür`ün ruhaniyetine bağlıdır.

Cinlerin büyük çoğunluğu, Merkür`ün güçlü tesirlerinden feyz aldıkları için hemen hepsinde zekâ güçlüdür. Dolayısı ile şeytan da çok zekidir. Buna karşın cinler, akıl yönünden zayıftırlar!.

Bir insan zekî olabilir; fakat yeterince akıllı olmayabilir!... Akıllı olabilir; zekî olmayabilir!. Hem zekâsı hem de aklı kıt olabilir!. Hem zekî ve hem de akıllı olabilir!.. Çünkü zekâ Merkür`ün ruhâniyetinden kaynaklanır, akıl ise Satürn ve Uranüs tesirleri ile meydana gelir.

İdrak (kavrama) gücünü Güneşin ruhâniyeti verir.

Hayâl gücü Venüsün ruhaniyetinden hasıl olur. Buna Musavvire, şekillendirme gücü de denebilir.

Kişinin himmeti (azmi) jüpiter`in ve Şiron`un tesirleri iledir.

Güçlü olarak Jüpiter`in ruhaniyetini almışsa o kişi, maddeye dönük bir şekilde şanslı hayat sürer. Maddi sıkıntıları az, refahı fazla olur.. Şiron`un tesirini güçlü almışsa kişi, mâneviyata yönelir ve mâneviyatta büyük derecelere ulaşma imkanını elde eder.

Satürn tamamen maddeye dönük bir akıl verir; yani bu kişi maddeyi ne yönde nasıl değerlendireceğini iyi bilir.

Uranüs`ün ruhâniyetinden feyz alan kişi maddi nesnelere hiç bakmaz, değer vermez. Tamamen madde ötesi soyut değerler ve nesnelerle ilgilenir.. Yani, gerçek âlemin, madde ötesi bir yapı olduğunu idrak eder. Ona yönelir.

Ancak, madde ötesi yapıya yönelme eğer Şiron’dan destek almamışsa o kişi felsefeci olarak kalır. Eğer bu hâl Şiron`dan desteklenmişse bu defa tasavvuf ehli velâyet mertebelerinin sahibi olur; icabında nübüvvet mertebesiyle zâhir olur. Aradaki fark Şiron`dan desteklenen bir Uranüs; veya Şiron`dan desteksiz kalmış Uranüs`tür.

Felsefeci ile tasavvuf ehli arasındaki fark, "Şiron" farkıdır!. "Şiron" güneş sistemi içinde yer alan ve son yıllarda tesbit edilen bir gezegendir!..

Ancak şunu dikkatten kaçırmayalım!..

Allah, bir kişinin maneviyat ehli olmasını takdir etmişse, onu, uygun tesirler altında dünyaya getirir; ve mesela Şiron`un güçlü açılımı o kişiyi bu olaya hazırlar!. Yani, takdir ALLAH`ındır; yıldız ve planet etkileri ise takdiri oluşturan mekanizmadır!. Beyindeki bilincin yanında, elin yeri ne ise; ALLAH takdiri ve hükmünün yanında planet ve yıldızların yeri de odur!.

Programında, Uranüs`ün etkisi güçlü olan; yani yüksek akıl sahibi olup maddeye değer vermeyen kişi eğer Şiron`un ruhaniyetinden feyz almamışsa bu kişi felsefeci olarak kalır!. Madde dünyası ile hiç uğraşmaz ve maddeye değer vermez. Ama mâneviyat yönü zayıftır.

Esasen, bu tesirler, her insanda vardır..Ancak, bu tesirler kiminde güçlü olarak alınmıştır; kiminde de zayıf olarak... Bizler bu değişik tesirlerin oluşturduğu farklı formüle sahip bileşimleriz!.

ara.jpg (366 bytes)

 

1 GÜNEŞ YILI

Üzerinde yaşadığımız dünya, biliyoruz ki güneşin çevresinde dönen uydulardan bir tanesi.

Güneş’ten yaklaşık 150 milyon km.ötede, güneşin çevresinde dönüp duruyoruz.

Âdeta bir bakır tepsi, bir bakır tas, bakır sahan gibi gördüğümüz güneş, gerçekte ise, bizim üzerinde yaşadığımız dünyadan 1 milyon 333.000 defa daha büyük bir hacime sahip.

Biz, "dünya üzerinde yaşadık, yaşıyoruz" diyoruz; ve dünyanın güneş çevresindeki bir turunu tamamladığı sürece de “1 Güneş yılı“ diyoruz.

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞ ZAMAN BİRİMİNE GÖRE İNSANIN ÖMRÜ

8.6 SANİYE

Güneş zaman biriminde bir yıl ne kadardır?

Dünya`nın bir yılı, Güneş çevresindeki bir turudur; bilindiği üzere..

Güneş`in bir yılı ise, Samanyolu adını verdiğimiz Galaksimizin merkezi çevresindeki bir turudur!. Merkezden yaklaşık 32.000 ışık yılı uzaklıktaki yörüngede yapılan bir tur tam 255 milyon sene sürmektedir!.. Yani, bir Güneş yılı 255 milyon dünya senesi olmaktadır!.

Dünya üzerinde bir insanın, dünya zaman birimine göre 70 yıl yaşadığını kabul edersek; aynı insan gerçek boyutu olan Güneş zaman birimine göre sadece 8.6 saniye yaşamaktadır!.

Yani, bir insan yetmiş sene yaşadıktan sonra Dünya yaşamından ayrılıp; Dünya`nın manyetik çekim alanının içinde yer aldığı, Güneş yörünge ve enerji alanı olan platformdaki hayata geçtiği anda fark edecektir ki, sadece 8.6 saniye yaşamıştır geçmişte!.

İşte gerçekte bu üç-beş saniyelik Dünya yaşam süresi, -teknik nedenlerine girmek istemiyorum konuyu fazla yaymamak için- bize yıllar süren bir yaşam süreci gibi gelmektedir!.

Tıpkı en fazla 50 saniye civarında gördüğümüz rüyaların, o rüya içindeyken çok uzun süreler gelmesi gibi!.. Ne var ki bir de, uyanıp aradan bir zaman geçtikten sonra, o rüyanın ne kadar sürdüğünü hatırlamaya çalışın!..

50 saniyelik bir rüya, uyandığımızda, hele ertesi gün ne ifade ediyor?...

Ya, 7-8 saniyelik bir "Dünya rüyâsı", ölüm sonrası berzah âlemi -Güneş boyutu yaşamı- içinde ne ifade edecek?.. Bir düşünün!..

Yani, gerçekte, bizim şu anda Güneş ışınsal platformu üzerinde, ve o değerlere göre yaşamamıza karşın; madde beden ve beş duyu kayıtlarıyla beynimiz bloke olmuş bir halde değerlendirmeler yaptığımız için, kendimizi Dünya`lı -madde- sanmaktayız!... Ve tüm değer yargılarımız da Dünya`ya göre endekslenmiş olmakta!..

Oysa "ölümle birlikte" gerçeğin bundan çok farklı olduğunu; dünya yaşamının sadece bir rüya süresi olduğunu çok acı bir şekilde farkedeceğiz!..

ara.jpg (366 bytes)

 

ÖLÜMÜ TATMIŞ BİRİMLER

GÜNEŞ ZAMAN BİRİMİNE TÂBİDİRLER;

KIYÂMETE KADAR!

Dünya üzerinde varolan insan dahi, varoluş aşamasında her ne kadar biyolojik bir bedenle oluşmuşsa da; yaşamın daha sonraki evresinde, biyolojik beynin ürettiği astral-ışınsal bedenle hayatını sürdürür!..

"Ölümü tatmış" bir kişi madde bedenden ayrıldığı ve kendi kabir âlemine girdiği veya berzah içi serbest yaşama geçtiği için; artık algılamakta olduğumuz Dünya, görüş alanından tamamiyle kaybolup; Dünya`nın manyetik çekim alanı halkası içinde ve Güneş yörüngesinde; Güneş tasarruf ve enerji alanı içinde yani Güneş platformunda yaşar!... Ve de Güneş zaman birimine tâbidirler!.. KIYÂMETE KADAR!..

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞİN ATOMALTI BOYUTA AİT IŞINSAL İKİZİ

Nasıl bizim bir biyolojik, maddi, atomüstü boyuta ait bir bedenimiz var ve buna karşılık bu bedenin dalga atomaltı boyuta ait "İKİZİ" mevcut ise; aynı şekilde Güneşin de bir atomaltı boyuta ait ışınsal ikizi mevcuttur ki, işte esas "CEHENNEM" oluşu o boyutu itibariyledir.

Ve bu sebepledir ki biz şu anda bu bedenin duyularıyla cehennemi göremeyiz!. Tıpkı atomaltı boyuta ait ışınsal türler olan insan ruhlarını, cinleri ve melekleri göremeyişimiz gibi!.

Buna karşın, madde beden yaşamından "ruh beden = dalga beden" yaşamına geçmiş kişiler ise hem ortamlarına geçmiş oldukları ruhları görürler, hem o ortamda yer alan cinleri görürler, hem de o boyutun meleklerini görürler.

Ve dahi Cehennemi, içindeki canlıları tıpkı yanıbaşlarını seyrediyormuşçasına seyrederler. Çünkü ruh görüşünde mesafe kavramı yoktur!.

İşte Din’de bahsedilen, ölümü tatmış kişilerin kabir âlemlerinde cehennemi seyretmeleri olayı bu şekilde gerçekleşir… Kezâ, “Samanyolu” dediğimiz yıldızlardaki cennetler dahi, bu görünen madde yanları itibariyle değil; algıladığımız madde yapılarının atomaltı boyutunu teşkil eden dalga ikizleri itibariyledir!

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞ ŞU ANDA

KENDİ KENDİNİ YİYOR!

Gelip dünyayı kuşatan ve alevleri içinden istisnasız herkesin geçmek zorunda kalacağı bu CEHENNEM ne yapıyor şimdi?.

Kendi kendini yiyor!.

Hayır, espri yapmıyorum!. Gerçeği anlatıyorum!.

Buyurun önce bu olayı Hazreti Resûl-i Ekrem’in ağzından mecâzi şekilde açıklanan ifadesini okuyalım:

Ebû Hureyre radiyallahu anh anlatıyor:

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu:

Cehennem, Rabbine şikâyette bulunarak:

“Yâ Rabbi kısımlarım birbirini yedi!.” dedi!

Bunun üzerine Allah ona iki nefes vermesi için izin verdi. İşte bulduğunuz şiddetli soğuk (kışın) Cehennemin ZEMHERİR’inden; bulduğunuz yakıcı sıcak da onun SEMÛM’undandır!.

Evet, 1400 yıl öncesinin şartları içinde ancak bu kadar dile getirilebilir böylesine muazzam bir gerçek!.

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞİN YEDİKLERİNİN ATIKLARI

Cennete girenler, cehennemden geçip oradaki gerçeği gördükten sonra aralarında konuşurlarken, cehennem ateşini şöyle târif ederler:

SEMÛM’UN AZÂBINDAN BİZİ KORUDU!.” (Tûr – 27)

Şimdi önce birinci hususu anlamaya çalışalım…

Cehennem kendi kendini yedi.” tâbiri neyi anlatmak istiyor?.

Güneş, tümüyle hidrojen gazından ibaret merkeze sahiptir ve burada 15 milyon derece civarında bir hararet mevcuttur!. Bu hararet dolayısıyla sürekli nükleer tepkimeler olmakta ve hidrojen atomları kendi kendini yiyerek helyuma dönüşmektedir. Bu arada yediklerinden artanı (!) da dışarıya atmaktadır. Bu atıklar ise tâ dünyaya, bizlere kadar ulaşmaktadır.

* * *

Güneşin”, pardon, “Cehennemin” yediklerinin artıkları nedir?.

SEMÛM!.”

Nedir “nârı SEMÛM”?.

Arapçada “semûm” kelimesi iki mânâya gelir. Birincisi: “Gözeneklere (mesâmet) işleyen ışın”. İkincisi: “Zehirleyici”, ateş yâni radyasyon!.

Termonükleer tepkime içinde olan GÜNEŞ’in, bu tepkime sonucu yaydığı çeşitli radyasyonlar, ışınlar acaba bundan daha başka nasıl anlatılabilirdi 1400 küsûr yıl önce?.

Evet, Rasûlullah, tamamiyle bilimsel gerçeklere dayanan din olgusunu en mükemmel şekilde açıklamıştır. Ne var ki, insanlar Din’e ilimle değil, şartlanmaların hükmü altındaki önyargı ile baktıkları için bu gerçekleri görmekten mahrum kalmışlardır.

Esasen dünyanın ve içindekilerin âkibeti, son derece açık seçik basîret sahiplerinin idrâkları önüne serilmiştir!. Ancak ne var ki, çeşitli vesilelerle ortaya atılmış bulunan bu gerçekler, yüksek akıl sahipleri tarafından derlenip toparlanıp, sayısız mozaiklerden oluşan ana sistem olarak, bir resim gibi gözler önüne serilmemiştir!. İşte bu mümkün olmamıştır geçmişte, bilimin yeterli düzeyde olmaması sebebiyle.

Günümüzde ise ilâhi lûtuf ve merhamet, bizlerin bu gerçeği öğrenmesine yolaçmaktadır. Öyle ise aklımızı son zerresine kadar değerlendirip, 1400 sene öncesinden işaret edilen bu gerçekleri çok iyi idrâk etmeye çalışalım.

 ara.jpg (366 bytes)

 GÜNEŞİN RADYASYON ALANI

(Soru: Güneşin görünmeyen radyasyon kütlesi, tüm planetleri kapsıyor mu?..)

Satürn’e kadar alanı, sanırım.

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞİN NURUNUN ALINMASI

Güneşin gelip dünyayı kuşatacağı ve dünyanın içinde bir su damlası gibi buhar olacağı; hadiste belirtildiği halde, sırf bugüne kadar bu gerçeği duymadığı için reddeden, hased ehline ne cevap verelim bilemiyoruz.

Güneşin nurunun alınması” âyet-i ise, daha sonraki safhada güneşin büzülüp nötron yıldızı hâline gelmesine işaret etmektedir.

Unutulmamalıdır ki, bütün bu safhalar milyonlarla sene alacaktır. Sadece “Sırat” denilen dünyadan ruhların kaçış süreci bir hadise göre 3 bin senelik yoldur

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞİN KADERİ

Güneşten 1 milyon 303 bin defa küçük olan; çapı yaklaşık 12.500 kilometrelik dünya üzerinde yaşıyoruz. Güneşten şu andaki uzaklığımız yaklaşık 150 milyon kilometre.

Çevresinde saatte 108.000 kilometrelik hızla dönmekte olduğumuz Güneş’in şu anda yüzeyinden yükselen alevler 800 bin kilometreye kadar ulaşmakta. Güneş’in yüzey ısısı da son tespitlere göre 6000 santigrat derece!. Yâni, bir diğer anlatım tarzı ile, 60 tane dünyayı üst üste dizip güneşin yüzeyine oturtursanız, güneşin yüzeyinden yükselen alevlerin boyunu bunların hepsini içine almış olarak görürsünüz.

Güneş’in yüzey harareti olarak verilen 6000 derece ne demektir?.

Şöyle bir misalle o derece hararetin ne olduğunu anlatmaya çalışalım.

Dünya üzerinde ısıya en dayanıklı maden bildiğimiz kadarıyla “kadmiyum”dir. 6000 derecede sıvı hâle dönüşür. Yâni, şayet dünya ve üzerinde bulunanların tamamı “kadmiyum” madeninden meydana gelmiş bir kütle olsaydı, 6000 derecelik hararette sıvı hâle gelecek idi. Ve de akabinde buhar olup gidecekti!.

Bir an, Hazreti Muhammed aleyhisselâmın şu işaretine kulak verelim:

“Dünyanız, içindekilerle beraber cehenneme atıldığı zaman, bir su damlası gibi buharlaşıp yok olacaktır!

Evet, şu anda, dünyadan 1.303.000 defa büyük olup, merkezinde sıcaklık 15 milyon derece olan Güneş... Şu anki hâli itibariyle, hayat vesilemiz olan Güneş!.

Güneş nereden nereye geldi ve nereye gidiyor?.

Modern kurama göre Güneş sistemi belirli bir biçime sahip olmayan bir gaz kütlesiydi. Gerçek bir güneş ve nükleer enerji yoktu. Mevcut gaz bulutu hidrojenden ibaretti. Yâni suyun ana maddesinin üçte ikisi.

Zaman geçtikçe bu gaz kütlesi biçim almaya başladı ve sıcaklıkta belirgin bir artış ortaya çıktı. Buna rağmen henüz Güneş ortalarda belirginleşmemişti. Daha sonra gaz bulutu sıkışmasını sürdürdü. Çekimin etkisi altında kalan en yoğun kısım merkezi oluşturmaya başladı. İşte bu, merkezde toplanıp ışınım yaymaya başlayan kısım, Güneş cevheri idi.

Güneşin parlaklığı arttıkça gaz bulutunun homojenliği kaybolmaya başladı ve sıkışma iç kısımlarda devam etti. Bu, çevredeki maddeleri toparlayarak gezegenleri oluşturmaya başladı. Çevrede oluşan proto-gezegenlerin boyutları büyüyüp kütleleri arttıkça çekim güçleri de yükseldi. Çevrelerindeki maddelerden ve bulutsulardan daha fazla madde toplamaya başladılar.

Güneş bulutsusu sıkıştıkça gezegenler daha fazla madde soğurdu. Bu arada güneşteki ışınım da artıyordu. Güneş sistemi hâlâ belirgin bir hâl almamıştı. Ana proto-gezegenler gitgide büyüyor ve kendilerinde oluşan yüksek çekim güçleri ile daha fazla maddeyi kendilerine çekiyordu. Böylece proto gezegen sayısı iyice azalıp merkez büyümeye, belirgin bir hâl almaya başlıyordu. Bu arada Güneş de artık termonükleer tepkimelere girmeye başlamıştı. Uzun bir proto gezegen oluşumu devresinden sonra Güneş sistemi bugünkü hâlini aldı ve Güneş şu andaki durgun düzeye girdi.

Her yıldızın kendi kaderi, ya da bir diğer ifade ile akış çizgisi gereği doğumu, gençliği, büyümesi, olgun hâle gelişi ve ölümü söz konusudur.

Güneş de bir yıldız olarak bugünkü hâlinden sonraki devresinde, hidrojenini yakarak helyuma dönüşecek ve yapısı değişmeye başlayacaktır. Çekirdek sıkışacak, yüzey büyük ölçüde genişlemeye başlayacaktır. Güneş artık bir kızıl yıldıza dönmeye başlamıştır!. Hacmi genişlemeye başlamış ve enerjideki toplam artış dolayısı ile yakın gezegenleri yok etmeye yönelmiştir!.

Çekirdek sıcaklığının daha da artması ile Güneş helyumunu yakmaya başlamış hem sıcaklıkta hem de boyutta son derece büyük artışlar meydana gelmiştir.

Güneşin artan hacmi ve ısısı dünyayı yutmuş ve dünya yok olmuştur!.

Güneş artık durgunluğunu tamamiyle yitirmiş, dünyadan 400 milyon defa daha büyük yanar bir kütle hâline gelmiştir. Böyle bir şeyi tasavvur ve tahayyül son derece güçtür.

Güneşin içindeki çeşitli tepkimeler çekirdek ısısını daha da artırmıştır ki, bu yüzden artık sistem içindeki yıldızların bildiğimiz şekilde varlıklarını devam ettirme imkânı büyük ölçüde yitirilmiştir.

Güneş içindeki nükleer enerjinin tümü kullanıldıktan sonra, güneş birden bire büzülmeye başlayacak ve bir “cüce yıldız” durumuna gelecektir. Ancak buna rağmen bir süre daha parlamasını sürdürebilecektir. Ve nihâyet Güneş, tüm enerjisini tüketmiş olarak korkunç bir yoğunluğa sahip “Black hole” yâni “karadelik” hâline gelecek ve bırakın üzerinden bir şeyin kaçabilmesini; çevresinden geçen gezegenleri bile içine çekip yutacak hâle ulaşacaktır.

Evet... İşte 1980’lerdeki son bilimsel verilere göre güneşin kaderi!.

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞ DÜNYAYI KUŞATACAK…

Sahih-i Müslim'de Kıyâmet gününün sıfatî bâbında; Tırmızî'de kıyâmet gününün sıcaklığı hakkındaki bölümünde, Mikdâd bin Esved radiyallâhu anh’dan nakledilir:

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-Kıyâmet günü GÜNEŞ halka yaklaştırılır da nihâyet insanlara yakınlığı bir mil kadar olur... Güneş onları âdeta eritecek ve amellerinin miktarına göre ter içinde kalacaklardır. Onlardan kimi topuklarına kadar, kimi dizkapaklarına kadar, kimi beline kadar, kimi de gemlenene kadar tere batacaktır!

Bu hadîs-i nakleden zât Süleyman Bin Amir şunu ilâve ediyor:

“-Bilemiyorum mil kelimesiyle mesafe anlamına gelen “mil” mi kastedildi, yoksa göze sürme çekmede kullanılan “mil” mi kastedildi.

Esasen hangisi kastedilmiş olur ise olsun bizce değişen hiç bir şey yoktur!.

Mûcizedir bu!

1400 sene öncesinin ve Mekke halkının ilim düzeyini düşünün... Genelde insanlık, dünyanın düz bir tepsi gibi olduğunu düşünürken, Güneş ve yapısı hakkında hiç bir şey bilinmezken; Hazreti Rasûlullah ortaya çıkıyor ve:

-Kıyâmette güneş dünyaya gelip saracak öyle ki 1 mil mesafeye yaklaşacak" diyor!

Bugün dahi, insanlığın pek çoğunun haberi olmayan bir konuda!..

Buyurun Beyhakî isimli hadîs kitabından ikinci bir hadîsi Rasûlullah:

İbn-i Mes'ûd radiyallâhu anh naklediyor:

“İnsanlar haşrolunduklarında, 40 yıl gözleri semâya dikili olarak beklerler. Kendilerine kimse tek bir kelime söylemez. Bu esnada, GÜNEŞ başlarının ucunda, kendilerini yakar!. İyi - kötü herkes ter boğazlarına çıkasıya bu halde beklerler.

Kıyâmette yıldızların düşeceğini, güneşin kararacağını söyleyenlere yanıldıklarını gösteren hadîstir bu. Güneşin kararması, çok daha uzun yıllar sonra, dev kızıl yıldız olduktan sonra, büzülmeye başlayıp, nötron yıldızı olma süreci sırasındadır.

Güneşin büyük patlama, genişleme devresinde gelip dünyayı içine alacağı gerçeğine bu hadîs ile işaret ediliyor.

Ve biz hâlâ ötelerde bir cehennem arıyoruz!!!.

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞ’İN “CEHENNEM” OLDUĞU

NİÇİN AÇIKÇA BELİRTİLMEMİŞTİR?

Acaba niye açık açık “Güneşin cehennem” olduğu tasrih edilmemiş de, sadece bir iki hadîste bu noktaya işaret edilip geçilmiştir?.

Üzerinde açık açık durulmamıştır. Çünkü, içinde bulunulan toplum zaten taşa toprağa, aya güneşe tapan bir toplumdur!. Zaten insanlar yıllar yılı aya, güneşe, yıldızlara tapagelmişlerdir!.

Bir de buna üstlük Hazreti RasûlullahCehennemin Güneş” olduğunu sarih bir şekilde açıklasa idi, gene insanların güneşe tapınmaya başlayıp, ondan medet dilenmeleri;

-Aman Güneş sen yücesin, ulusun bizi yakma!

diye secdelere kapanmaları son derece doğaldır!. Düşünün ki, bugün bile Güneşi bayrak edinip, ona tapan; Güneşin oğlu’na âdeta ibadet eden toplumlar yaşıyor dünya üzerinde.

Esasen şu gerçeği de gözlerden uzak tutmayalım;

insanlığın içinden sivrilen çok ender beyinler dolayısıyla teknolojik bir sıçrama olmuş ve aya gidilmiş, Plüton’a uzanan uydular atılmış ise de; gerçekte, genel seviyesi itibariyle toplumlar hâlâ yüzyıllarca mâzide yaşamaktadırlar. İster Amerikan toplumu için olsun, ister Sovyet toplumu için olsun, ister Japon toplumu için olsun bu böyledir!.

Yiyen, içen, zevk aldığı şeyler peşinde koşan, seks yapan, daha fazlasına sahip olmak için elinden geleni ardına koymayan, korktuğundan kaçıp sevdiğine erişmek için didinen; toplumun şartlanma yollu güttüğü insan!.

Asırlar ve asırlardır bu böyle süregeliyor!.

ara.jpg (366 bytes)

 

GÜNEŞ TUTULMASININ

İNSAN BEYNİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Gökte Güneş'in tutulması değil; İlim ve mantık ışığının tutulması insanın geleceğini karartır!.

Güneş tutulmasının da, bu ışık ile bir bağlantısı vardır!

Güneş tutulumunun hemen akabinde gelen bir tür dalgalar, özellikle doğum haritası üzerindeki güneş üstüne rastlıyorsa, beyinde ŞOK etkisi yaparak, daha sonraki süreç içinde yanlış yorumlar ve önemli mantık hatalarına yol açar!.

Güneş tutulumunu gören bölgede yaşıyorsa, herkes, kendi beyin açılımına GÖRE, bu tesirlerden etkilenir.

Muhakkak ki bu durum Allah'ın yaratmış olduğu mekanizmanın işleyişi ve SİSTEMİN (Sünnetullah) sonucudur.

ara.jpg (366 bytes)

 

400 MİLYAR GÜNEŞ…

Şimdi şu anda üzerinde yaşadığımız dünyayı düşünün... Bu dünya, içinde bilimsel olarak yapılan araştırmalara göre dört yüz milyar yıldızın yer aldığı bir galaksinin kenarında bir yerde...

Dört yüz milyar tane güneş ne demek, bunu hiçbir insanın aklı hafsalası alıp kavrayamaz.

ara.jpg (366 bytes)

 

SİSTEM DIŞINDAKİ TÜM GÜNEŞLERİN DE

DÜNYA VE  CANLILAR ÜZERİNDE

SAYISIZ TESİRLERİ VARDIR

Dünya üzerinde bilebildiğimiz kadarıyla yukarıda saydığımız dalgalar; bilemediğimiz kadarıyla da bunun sayısız misli dalgalar her an çeşitli etkiler meydana getirmektedir.

Hiç olmazsa en azından Güneş radyasyonunun dünya ve canlılar üzerinde pek çok tesirini artık kesinlikle bilebilmekteyiz. Bundan kıyasla, sistem dışındaki tüm güneşlerin de sayısız tesirleri olduğu ortaya çıkar. Ayrıca bilimin henüz tespit edemediği güneşin çok daha değişik tesirleri olduğu gibi, diğer yıldızların dahi pek çok değişik tesirleri söz konusu olmaktadır. Madde, kendi kanunları içerisinde yaşamını yürütürken, maddeler üzerindeki tesirleriyle kozmik ışınımda da kendi oluş prensipleri ve kanunları içerisinde tesirlerini ortaya koymaktadırlar.

Ahmed Hulûsi

yazdir

  AB1.jpg (952 bytes)

 

www.allahvesistemi.org

internet kitapçınız kitapyurdu.com