KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar

 

"DİN"-> KURÂN VE HADİS BÜTÜNÜ!

(Anayasa ve Rasûlulah'ın tatbikatı!)

"DİN"="SİSTEM!{Allah’ın ezelde yaratmış olduğu düzen-İlâhi hükümler bütünü-‘’Allah’’ adıyla işaret edilenin yaratmış olduğu sistem-Ölümötesi yaşam gerçeğini; ney-nasıl hazırlanmak gerektiği konusunu ele alan saha-”Yapılan işlerin karşılığına ermek”-”Kesin itaat, boyun eğme”-Her aklı olan insana Allah Rasûlü tarafından yapılmış olan bir teklif ve uyarı}

 

Evren ve içindekiler, tümüyle Allah'a teslimdirler!

 

 

"DİN"="SİSTEM"İN KURUCUSU->ALLAH!

 

Allah, "Vahiy" ile insanlara "Sistemi"ni bildirir.

"Sistem", bugüne Hz.Rasûlullah'ın tatbikatı ile ulaşır!

ALLAH “ADINA” KONUŞMA YETKİSİ, HZ. MUHAMMED ALEYHİSSELÂMDA İDİ…

O’NUN BOYUT DEĞİŞTİRMESİYLE BİRLİKTE İNSANLIKTAN ALINMIŞTIR!

Dolayısıyladır ki, kişi ile Allah Rasûlü arasında bir din adamı sınıfı mevcut değildir!.

 

ANAYASA->KURÂN!

 

KURÂN'I İNSANLIĞA TEBLİĞ EDEN ->HZ.RASÛLULLAH!

KURÂN’I AÇIKLAYAN ANA UNSUR->HADİS!

KURÂN'IN GÜNÜMÜZE ULAŞMA BİÇİMi->HZ. RASÛLULLAH’IN TATBİKATI!(O yasaların nasıl işleyeceği, nasıl tatbik edileceği)

 

Andolsun ki, Rasûlullah'ta sizin için mükemmel bir örnek yaşam vardır!(33/21)

 

  • EVRENSEL ALLAH KANUNLARI->"SÜNNETULLAH"(Sonsuz geçerli Sistem-Din-i Kayyım)

  • KURÂN-I KERİM->"Ulûhiyet"i anlatan "El Esmâ ül Hüsnâ"nın açılımı

  • EVRENSEL ALLAH KANUNLARININ("Sünnetullah"ın) İŞLEYİŞ MEKANİZMASI->"İsimlerin("El Esmâ ül Hüsnâ"nın) özelliklerinin ilgili ismin özelliğini tetiklemesi mekanizması"

  • HZ. RASÛLULLAH’IN TATBİKATI->Hz.Rasûlullah'ın örnek yaşamı( Evrensel Allah Kanunlarının nasıl işleyeceği-nasıl tatbik edileceği Hz.Rasûlullah tarafından açıklanmıştır.)

  • "Zikir = insana hakikatini hatırlatıcı" olarak bildirilen Kur'ân-ı Kerîm, gerçekte, tümüyle "Ulûhiyet"i anlatan "El Esmâ ül Hüsnâ"nın açılımıdır! İnsanın "hatırlaması" istenilen, kendisine talim edilmiş olan "esmâe külleha"dır! Yani, "var"lığını meydana getiren, "bildirilen isimlerin özelliklerinin tamamı"! Bunların bir kısmı Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilmiş, bir kısmı da Rasûlullah tarafından açıklanmıştır.

  • NÜBÜVVET İLMİNE DAYALI BİLGİLER->VAHİY (“SÜNNETULLAH” adıyla bildirilen evrensel sistem ve düzen)

  • RİSÂLET İLMİNE DAYALI BİLGİLER->KUDSÎ HADİS

  • İLÂHİ İLİM VE SİSTEM MUVACEHESİNDE İNSANLARA İÇİNDE BULUNDUKLARI ŞARTLARA GÖRE, ONLAR DÜZEYİNDEN AÇIKLAMALAR->HADİS!

 

HATIRLAMAK->"OKU"MAK(Zikretmek-Hakikatindeki özellikleri(Esmâ'nın açığa çıkış seyri güzelliklerini) hatırlamakDeşifre etmek-Kavramak)

HATIRLATICI->KURÂN!

HATIRLANAN ŞEY->"Evrensel Mânâlar"

HATIRLATILAN->RAHMANİYET!("İnsânî Hakikat")

HATIRLATILANLARI YAŞAMAK->"Salât"ı(Namazı) ikâme etmek!("KUL": DE Kİ!")

 

Ikra' Bismi Rabbikelleziy halak;

Yaratan Rabbinin ismi (ile işaret ettiği hakikatin olan kuvveler) ile OKU!(Alâk/1)

 

 

VAHİY

  • BİRİM ADI ARKASINDA AÇIĞA ÇIKAN "ESMÂ MERTEBESİ" İLMİ

  • ALLAH İSİMLERİ(Esmâ ül Hüsnâ)

  • FITRÎ MELEKÎ BOYUTUN BEŞERİ BOYUTA MÜDAHALESİ

  • NÜBÜVVET İLMİNE DAYALI BİLGİLER

  • YENİ DÜZEN GETİRME YOLU

  • Allah İsimleri(Bilinç devrede olmaksızın şuurda açığa çıkıp, daha sonra bilinç tarafından değerlendirilmeye çalışılan evrensel -kâinat anlamında değil âlemler işareti doğrultusunda- özellikler)...

  • Birimin derûnundaki, hakikatindeki "ilim" boyutunun tanımlaması olan "Akl-ı küll"...

  • Allah'ın  insanın özündeki meleki güç kanalıyla-zâhirine doğru “Sistemi’ni” bildirme, yeni düzen getirme yolu...

  • "Velâyet” kemâlâtının dayandığı hakikatın, bir “Nebi” veya “Rasûl”de tenezzülât hükmüyle açığa çıkan ilmi...

  • Dışardan değil; insanın özündeki meleki güç kanalıyla kendi zâhirine doğru oluşan anlayış, kavrayış, idrâk...

  • "İman"ın dayalı kılındığı "İlim"...

  • Varlığındaki sırrın açığa çıkışı...

  • “OKU”ma özelliğini oluşturan, melek aracılığıyla ulaşan "Sistem"e dair gerçekler...

  • Akıl, fikir, mantık kullanılmaksızın; kendi özündeki hakikatın, sende melek aracılığıyla açığa çıkması...

  • Nebi ve Rasûllerin, özünden gelen bir şekilde, varlığın hakikatının melek aracılığıyla açılması...

  • Nebi ve Rasûllerde aklı kullanmağa ihtiyaç bırakmayacak biçimde açığa çıkan güç...

  • Zâhire dönük ilmin adı ve aracısı...

  • Aklı kül boyutunun ilminin açığa çıkması...(Nebilerde açığa çıkan Vahiy)

  • “Velâyet “ kemâlâtının dayandığı hakikatın, bir “Nebi” veya “Rasùl”de tenezzülât hükmüyle açığa çıkan ilmi...

  • Hakk’tan direkt olarak, herhangi bir çalışma sözkonusu olmadan kendisine nâzil olan ve kendisinde fışkıran ilâhi ilim...

  • Velâyeti hükmüyle yaşayan Nebi'nin, görevle birlikte aldığı ilâhi ilim...

 

KUDSΠ HADİS

  • Meleki boyuttan algılananın beşeri veri tabanına dayalı bir şekilde açığa çıkması

  • Risâlet ilmine dayalı bilgiler

 

HADİS

  • Kurân’ı açıklayan ana unsur...

  • İlâhi ilim ve sistem muvacehesinde, insanlara, içinde bulundukları şartlara göre, onlar düzeyinden açıklamalar...

  • Vuku bulmuş hâdise-olay

  • "Kendi hevâsından konuşmaz" özelliği dolayısıyla varlığın tüm gerçeklerini çeşitli şekillerde insanlara bildiren-itirazsız kabul etmek zorunda olduğumuz Rasûlullah açıklamaları...

  • Kurân’da belirtilen birçok konunun tafsili, tatbikatına dair verilen açıklamalar...

  • Kurân'daki yasaların nasıl işleyeceği, nasıl tatbik edileceğine dair Hz. Rasûlullah’ın tatbikatıyla günümüze ulaşan açıklamalar...

  • Rasûl'ün âhırete intikâlinden sonra, onun sözleri anlamına kullanılan  kelime( Kur'ân'da geçen “hâdis” kelimesiyle alâkası yoktur!)

KURÂN’I AÇIKLAYAN ANA UNSUR,

O KURÂN’I BİZE TEBLİĞ EDEN ZÂT’IN HADİSLERİDİR!

 

HADİSLERİ KABUL ETMEYEN DİN DÜŞÜNCESİ,

DİNİ(Fark etmeden) İPTAL ETMEYE ÇALIŞAN DÜŞÜNCEDİR!

Bugün günümüzde yeni bir akım çıktı…

Bu akımın hangi gayeye mâtuf olduğunu size bırakıyorum; ama bu akımın öngördüğü temel ilke şu:

“biz Kurân'ı esas alırız, hadisleri kabul etmeyiz!”

Hadisleri kabul etmeyen din düşüncesi dini fark etmeden iptal etmeye çalışan bir düşüncedir! Çünkü Kurân’ı açıklayan ana unsur, o Kurân’ı bize tebliğ eden Zât’ın hadislerdir.

 Geçmişte büyük hadis incelemeleri yapılmış, 600 bin civarında hadis tesbiti yapılmış ve bunlar çok sıkı bir elemeye tâbi tutularak 300 bininin sahih olduğu bildirilmiş;.bu 300 bin içinden de sıkı bir eleme yapılmış ve nihayet Kütüb-i Sitte, Sahih-i Buharı, Sahih-i Müslim, Tırmizi, İbni Muaccel, Ebu Davud gibi hadis kitapları tartışmasız doğru sahih hadislerle derlenmiş hadis kitapları olarak 1400 senedir kabul edilegelmiştir.

Biz Rasûlullah'ın yaşadığı tarihten 1400 sene sonra yaşıyoruz…Bizim bu kaynakları araştırma imkânımız yok artık.. Ama biz bu hadis kitaplarındaki hadislerin araştırmasını yapmış kişilerin görüşlerini olduğu gibi kabul ederek, bunların içinde anlaşılmayanlar varsa onların da anlaşılma yollarını araştırarak onların da anlaşılma yollarını araştırarak bu konuda ilerlemeye çalışırız.

 

KURÂN, ANAYASA GİBİDİR!

O YASALARIN NASIL İŞLEYECEĞİ, NASIL TATBİK EDİLECEĞİ,

HZ. RASÛLULLAH’IN TATBİKATIYLA GÜNÜMÜZE ULAŞMIŞTIR

Kesin olarak görüşümüzü söyleyelim ki,

Din, Kurân ve Hadis bütünüdür!.

Kurân’da belirtilen birçok konunun tafsili, tatbikatı hadislerle verilmiştir.

Örneğin: Bir kadının hangi zamanlarında namaz kılacağı veya kılamayacağı, ne zaman tavaf edip edemeyeceği, Kâbe'yi ziyaret edip edemeyeceği Hz. Rasûlullah’ın kendi yaşantısında Hz. Ayşe ve diğer hanımlarının tatbikatlarından bize ulaştırılmaktadır; yani hadisler yoluyla bize ulaşmaktadır

Eğer biz hadisleri ortadan kaldırırsak, hadisleri kabul etmeyen zihniyeti esas alırsa o zaman dinde öyle bir kargaşa çıkar, öyle bir kaos çıkar, din öylesine geçersiz bir hâle gelir ki bunu anlatabilmek mümkün değildir!.

Çünkü Kurân anayasa gibidir!

O yasaların nasıl işleyeceği, nasıl tatbik edileceği, Hz. Rasûlullah’ın tatbikatıyla günümüze ulaşmıştır.

 Evet…arada gelen çeşitli düşünürler âlimler ârifler kendi yaşadıkları devirlere göre o açıklamaları yorumlamışlardır.    Biz o açıklamaları kabul etmekle yükümlü değiliz. Ama Hz.Rasûlullah’ın hadislerini, sahih olduğu asırlardır kesinleşmiş olan hadislerini kesin ve tartışmasız olarak kabul etmek mecburiyetindeyiz

Eğer biz İmamı Buhari'nin Sahih-i Buhari isimli hadis külliyatının bu kadar senedir araştırmalardan geçerek doğruluğunu tasdik etmiş bir âlimler zümresinin neticesinde dünyaya gelmiş isek bizim artık çıkıp da bunların doğruluğunu yanlışlığını tartışabilecek bir güce sahip değiliz!

KURÂN-I KERİM'İN OTURDUĞU TAHTIN AYAKLARI, HADİSLERDİR!

Olayın hakikatine karşı "perdeli" olan bazılarından yayılmak istenen asılsız ve hatta "edepsiz" bir görüşe göre:

"Hz. Muhammed iyi-dürüst bir insandır!!! Eh biraz da akıllıdır!!! İşte bu yüzden Cibrîl, Allâh'ın emriyle peygamberlik görevini O'na vermiş ve O da Cibrîl'in ona dikte ettiği biçimde yaşayıp, geçmiştir!!! O sadece Allâh'ın haberlerini bize ulaştıran bir postacıdır!!! Allâh'ın postacısıdır!!!

Gerçekte, Hz. Muhammed'in hiç de büyütülecek bir yanı yoktur!!! Tasavvuf ehli O'nu gereksiz yere hayalinde büyütüp paye vermektedir(!)… O tamamıyla bir beşer olarak yaşamış, sadece Cibrîl'in direktifleri doğrultusunda insanlığa Allâh emirlerini tebliğ etmiş, bu yönüyle farklı bir insandır!!!

Hz. Âli'den, Hz. Ebu Bekir'den, Şah Nakşıbend'e, Abdulkâdir Geylânî'den Abdülkerîm el Ciylî'ye, İmam Gazâli'den İbrahim Hakkı Erzurumî'ye kadar bütün mânâ ehli zevât Hz. Muhammed'i boş yere gözlerinde büyütmekte, O'nun sözlerine yani hadislerine değer vermektedirler!!!

Bize sadece, O'nun tebliğ ettiği Kur'ân yeter!!! Hadisleri ciddiye almamıza gerek yoktur!!! Çünkü, çok büyük bir kısmı da uydurmadır!.."

Ve daha böylesine birtakım saçmalıklar!.. Mantıksal bütünlükten uzak laflar!..

"POSTACI" birinden diğerine bir şey taşıyan, götüren; ancak ne götürdüğünden de haberi olmayan kişidir... Hz. Rasûlullâh (aleyhisselâm)'a "ALLÂH'IN POSTACISI" demek, en azıyla, O'nu, "yaptığı görevin şuurundan yoksun olmakla" tanımlamaktır ki, böyle bir anlayıştan O yüce Zâtı tenzih ederim...

Bize göre bu yanlış tanımlamanın sebebi, Hz. Muhammed (aleyhisselâm)'ın gerçek büyüklüğünü ve derinliğini müşahede edememektir. Bu durum neticede bu kişileri sahih hadisleri bile inkâr noktasına getirmiştir!

Hâlbuki Kur'ân-ı Kerîm'in oturtulduğu tahtın ayakları "Hadisler"dir!..

Bize âyetlerin nasıl anlaşılması, yorumlanması ya da tatbik edilmesi konularını Rasûlullâh (aleyhisselâm)'ın hadisleri öğretir...

Nâzil olan Kur'ân ışığında İslâm'ın nasıl yaşanması gereğini bize bizzat Hz. Rasûlullâh öğretmiş ve O'nun açıklamaları doğrultusunda biz bugün bu noktaya gelmişiz!..

İslâm Dini; Kur'ân-ı Kerîm ve Rasûlullâh (aleyhisselâm)'ın hadislerinden ibarettir!..

Asırlardır yapılan derin araştırmalar sonucu olarak en azından "Kütübi Sitte" denilen ve hatta buna ilave edilen birkaç hadis külliyatındaki hadislerin kesinlikle doğruluğu tespit edilmiştir... Bu konuda hadis kitaplarında geniş bilgiler vardır... Arzu edenler olayı araştırarak haklılığımızı anlayabilirler...

Biz şayet okuduğumuz bir hadisin gayesini veya hikmetini anlayamıyorsak, onun hangi boyuttan, hangi müşahede içinde söylenmiş olduğunu bilemiyorsak; hiç değilse, onu bir gün anlayacağımız seviyeye ulaşıncaya kadar susup, beklemesini bilelim...

Unutmayalım ki, inancımıza göre, yarın Hz. Rasûlullâh'ın huzurunda O'nunla yüzyüze geleceğiz!

Bize göre...

Hz. Muhammed Mustafa, olağanüstü özelliklerle bezenmiş muhteşem bir Zât'tır!.. Şerefimiz, O'nu tanıyabildiğimiz, anlayabildiğimiz ölçüdedir!

KURÂN’DA GEÇEN ‘’HADİS’’ SÖZCÜĞÜ,

VUKU BULMUŞ HADİSE-OLAY ANLAMINDADIR.

Kurân’da “hadis” sözcüğü hiç bir zaman "Hz. Muhammed’in sözleri" anlamında olarak kullanılmamıştır!

(Soru:“Allah” ismini güya Türkçeleştirmek amacıyla, “tanrı” diye çevirerek kavram saptıranlar; “Kurân’daki Rasûl ve Nebi” kelimelerinin anlamlarından habersiz, bu kelimeleri “PEYGAMBER” diye değiştirenler; acaba burada niye “HADİS” kelimesini işaret ettiği anlamıyla Türkçe’ye çevirmeyip, dilimize yerleşmiş anlamıyla yetiniyorlar dersiniz?)

 

Kur'ân'da geçen “Hâdis” kelimesi, bizim bugün dilimizdeki “vûku bulmuş hadise, olay” anlamında kullanılır çoklukla… Söz, “vahiy” anlamına kullanıldığı dahi vâkidir. Ama, Kurân’da “hadis” sözcüğü hiç bir zaman "Hz. Muhammed’in sözleri" anlamında olarak kullanılmamıştır!

Eğer Kur'an'da “hadis” sözcüğü bir takım saptırmacıların dediği anlamda kullanılsaydı, o takdirde Kur'ân'ı tebliğ edenle Kur'ân'ın yorumlamasını yapan aynı kişi olduğu için çelişki olurdu.

Kur'ân, Rasûl hayattayken gelmiştir ve hiç bir âyeti de Rasûl'ün yaşam ve sözlerine çelişki göstermez, ters düşmez!. Nasıl böyle bir şey düşünülebilir ki? Kur'ân mentalitesini savunan birinin O'na ters düşen şeyler söylemesi ya da yapması sözkonusu olabilir mi?…

Kim “hadisleri” red için, Kur'ân'da bazı ayetlerde geçen “hâdis” kelimesini delil gösterirse, bu onun bilgisiz biriyse câhilliğini; bilgili biriyse kasıtlı saptırıcılığını ispatlar.

Rasûl'ün âhırete intikâlinden sonra, onun sözleri anlamına kullanılan “hadis” kelimesinin anlamıyla, Kur'ân'da geçen “hâdis” kelimesinin anlamının hiç alâkası yoktur.

Bu konuyu iyi anlamayanlar elbette ki duyduklarına inanırlar gerçeği fark etmeden!.

Mukallitler ve onlara tâbi olanlar hiç bir zaman gerçekleri göremezler ve usta saptırıcılar tarafından kolayca saptırılırlar.

Deccal dahi, geldiğinde Hak üzere olduğunu, HAK olduğunu iddia edecek ve tüm mukallitler ona inanacaktır neredeyse…

Mukallitlerin önemli bir kısmı, “MESH”e uğramış olanların neslidir!. Kur'an, “MESH” edilmiş ve maymunlaşmış kavimden söz ettiğinde, buradaki inceliği fark edemeyenler; yukarıdan bir elin uzanıp, insanların yüzünü “mesh” ettiğini sanıp; bu “mesh” sonunda da o insanların suretlerinin maymuna döndüğünü anladılar… “Sakla samanı, ….” atasözünü duyup da, evini samanla dolduran anlayışı kıt gibi!.

Oysa, beynini, tefekkür, muhakeme kuvvelerini kullanmayanların, kendilerindeki bu ilahi kuvveyi kullanmamak suretiyle “mesh”e uğrayıp, maymunlaştığını; çevresindekileri taklit ederek muhakeme kuvvesini kullanmadan yaşama tarzının “MESH” olduğunu anlayamazlar!

“MESH”in geçmişte kaldığını sanırlar anlayışı kıtlar!… Evet evlâd!… Bugün dahi, “MESH”e uğramış insanlar ve insansılar, insanları, onların yaşadıkları mekânları fena kuşatmıştır!.

İnsanlar, “MESH”e uğramışların ve insansıların âkıbetini çaresiz paylaşacaklardır aralarında oldukları takdirde!…

“İnşâallah” derken, özündekinin dilemesine işaret ettiğini kavrayamayanlar, “tanrı”ya ve onun “postacı peygamber”lerine inananlar ile, Rasûlü ve O’nun hadislerini inkâr edenler, birbirlerinin âkıbetlerini paylaşacaklardır.

Mukallit uyarıcılar ve arkalarındaki ordular, tâbileriyle birlikte “MESH”e uğramanın sonuçlarından kurtulamayacaklardır.

Selâm, “Allah” adıyla işaret edilene iman edene, Rasûlullah’ın izinden yürüyenlere; akıl ve ilim yolundan ayrılmayarak muhakemelerini başkalarına ipotek etmeyenlere olsun!.

 

“SEN HADİSİ BIRAK…ONUN DOĞRU VEYA YALAN

OLDUĞUNUN ANLAŞILMASI İÇİN KURÂN’DAN BİRŞEYLER OKU”

DEDİĞİNİ KATİYYEN BİLMEYEYİM!”

Ebû Hureyre radıya’llâhu anh’den.

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

- Okunmakta olan hadîsimi koltuğuma yaslanmış olarak herhangi birinizin dinlemesini ve sonra da okuyana, “Sen hadîsi bırak, onun doğru veya yalan olduğunun anlaşılması için Kur'ân'dan bir şeyler oku” dediği kat’iyyen bilmeyeyim!. Söylenen o  sözü ben söyledim.’

Herhangi bir Hadîs-i şerîf nakline karşı, ama falanca âlim ya da filanca velîde böyle söylemiştir gibi verilen cevaplar son derece yanlıştır. Bu, Rasûlullah öyle demiş ama, onun kadar değerli filanca da böyle demiş diyerek ikisini karşılıklı kefeye koymak olur ki, son derece anlayışsız, basîretsiz bir harekettir. Bırakın, ümmetten falanca ya da filanca âlimi veya ârifi; yukardaki Hadîs-i şerîfte olduğu gibi, bir hadîs-i nakletmek gayesiyle âyetten sözedilmesi bile son derece çirkin bir davranış olur.

Bu sebepledir ki; Ebû Hureyre radıya’llâhu anh, İbn-i Abbas radıyallâhu anh’a;

-Ey yeğenim, ben sana Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemden hadîs rivayet ettiğim zaman, ona karşılık olarak darbı meselleri anlatmaya kalkma!. demiştir.

Bize düşen iş, öncelikle itirazsız Rasûlullah’dan geleni olduğu gibi kabûl etmektir. İkinci aşamada ise, bu kabûl ettiğimiz şeyin şâyet ille anlamak istiyorsak neden, nasıl olduğunu, araştırmaktır. Bulabilirsek, ne âlâ!. Bulamaz isek, bu defa o konuyu olduğu hâliyle kabul etmiş olarak araştırma konumuzu zamana bırakmaktır.

Şâyet reddedersek, o konuda kendimizi ebedî olarak o ilimden mahrum bırakmış oluruz’.

Şurası kesin bir gerçektir ki; Rasûlullah, Allahü Teâlâ’nın bahsetmiş olduğu olağanüstü yanıyla, yâni "Kendi hevâsından konuşmaz" özelliği dolayısıyla varlığın tüm gerçeklerini çeşitli şekillerde insanlara bildirmiştir.

Ancak bu bildirim, yaşadığı günün şartları, o devrin insanlarının anlayış sınırlıkları ve nihayet o devrin ilminin son derece kısıtlı olması sebebiyle; pek çok konuda gerçeklerin, benzetmeler, mecâzlar, misâller yoluyla açıklanmasına sebep olmuştur. Öyle ise biz ilmimizi geliştirebildiğimiz nispette bu gerçeklere yaklaşabilip, bu sırları deşifre edebileceğiz.

Muhakkak ki, günümüzde yaşayan bir kısım dar görüşlü, taklitçi tabiatlı, sâbit fikirli insanlar; meselenin gerçeğini araştırmayı hedeflemiş, gerçeklere ulaşmak için çaba sarfetmek üzere yaratılmış olanları tenkit edecekler, kınayacaklar hattâ çok ilkel bir kafa yapısı dolayısıyla “kâfirlik” ile bile itham edeceklerdir.

Neyleyelim ki, din, günümüz insanlığında lâyık olduğu değeri bulamıyor ise bunun vesilesi de, bu dar görüşlü kafası çalışmayan mukallitlerdir.

1967 senesinde basılan "TECCELÎYAT" isimli kitabımızda şu sözün üzerinde önemle durmuştuk, bir kere daha tekrar edelim:

"İDRÂK EDEMİYORSANIZ, BÂRİ İNKÂR ETMEYİNİZ."

Unutmayalım ki; şeytan, idrâk edemediğini reddettiği için "İBLİS" oldu!.

 

BİR HADİSİN SAHİH OLUP OLMADIĞINI

NASIL TESBİT EDEBİLİRİZ?

     (Soru: Bir hadisin sağlıklı olup olmadığı konusunda yapılması gereken şey nedir?)
     Eğer Kurân ‘a ters düşmüyorsa, kabul görür...
     (Soru: Evliyanın Rasûlullah efendimiz aleyhisselâm ile görüşüp almış olduğu şeyler de Hadis olarak anılır mı?)
    Görüşenler Ricâl-i Gayb ise, inananları tarafından öylece kabul edilebilir...

HADİSLERİ OKURKEN KİME-NE ZAMAN-NEREDE-HANGİ ŞARTLAR

ALTINDA SÖYLENDİĞİNE DİKKAT ETMEK GEREKİR

Nebi ve Rasûllerin hadislerini her zaman genellememek gerekir. hangi şartlar altında bulunan kime söylenmiştir söylenen söz, önce onu araştırmak gerekir.

Bu Hadisleri okurken, ne zaman ve nerede ve kimlere söylendiğine dikkat etmek gerekir...

Hemen, "Hadis" deyip şu yaşadığımız gün ve  saatle ilgili olarak değerlendirmek yanlıştır!.

Allah Rasûlü’nün , o sözü  kime, ne zaman, nerede, hangi şartlar altında söylediği işin en önemli yanıdır.  Bunlar bilinmeden, bu "Hadis"tir deyip, bakkal Memet efendiye lâf anlatılmaz.

Hadisleri okuyun, fakat anlamadığınız zaman onun yazdığım yönlerini araştırın...

 
 
 

"DİN"-> KURÂN VE HADİS BÜTÜNÜ!

(Anayasa ve Rasûlulah'ın tatbikatı!)

 

Evren ve içindekiler, tümüyle Allah'a teslimdirler!

 

 

SALÂT(Namaz)

Nübüvvet işleviyle bildirilen "Sistem"

 

 

 
 
 

KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

www.allahvesistemi.org