kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

“HAKK”

  • İlâhî isimlerin bütünü olan mertebe...

  • Bütün isimlerin kül halinde bulunması hâsebiyle, yani esmâ mertebesi itibariyle Allah'a yapılan hitap...

  • "İsimler"in manalarının tümünün yegane sahibi...

  •  Gerçekte yegâne var olan...

ESM MERTEBESİ İTİBARİYLE ALLAH’A

“HAKK” DİYE HİTAP EDİLİR!

"Hak" nedir?..

İlâhî isimlerin bütünü olan mertebenin adıdır! Yani bütün isimlerin kül halinde bulunması hâsebiyle, yani esmâ mertebesi itibariyle Allah'a "Hakk" ismiyle de hitap edilir.

ara.jpg (366 bytes)

 

 “BENİ GÖREN HAKK’I GÖRMÜŞTÜR!”

(Soru: Rasûllulah Efendimiz aleyhisselâmın "Beni gören hakkı görmüştür" açıklaması ışığında düşünerek Rasûlullah aleyhisselâmın Ruh-u Âzâm’ın mânâlarından sadece bir mânânın yeryüzünde açığa çıktığı mahal olmasını nasıl düşünelim açabilir misiniz?...)

Hz. Muhammed aleyhisselâm, “BENİ” derken, aslında beden boyutunu kastetmiyor… Kendisinde açığa çıkan Esmâ boyutuna işaret ediyor!...

ara.jpg (366 bytes)

 

HER ZERRE,

HAKK’IN VARLIĞI DIŞINDA HİÇBİRŞEYE SAHİP DEĞİLDİR!

“Hakk” ismi ile kastettiğimiz varlık, her zerrede, her “zerre” adı altında tümüyle; yani, zâtıyla, sıfatı dediğimiz benliği hüviyeti ile ve bu benliği hüviyetine ait sayısız mânâlar ve bu mânâların bir kısmının isimleri olan Esmâ-ül Hüsnâ ile ve bu mânâların ortaya çıkışı demek olan, Ef’al mertebesi hâli mevcuttur...

Kısacası, her “zerre”, Hakk’ın varlığı dışında hiçbir şeye sahip değildir!...

Bu böyle tahta, taş, hayvan, nebat, gaz, dünya, yıldız, galaksi, kara delik veya boşluk gibi hangi isimle neyi kastedersek edelim, bu isimlerin müsemması olan varlık ancak ve ancak “Hakk” ın varlığıdır!.. İsimlerin müsemmasında, Hakk’tan gayrına ait hiçbir varlık kesinlikle mevcut değildir.

 ara.jpg (366 bytes)

Her "insan" ismi altında, mutlak olarak hükmünü yerine getiren Hakk'tır!

ara.jpg (366 bytes)

 

“HAKK”,

İSİMLERİN MÂNÂLARININ TÜMÜNÜN YEGÂNE SAHİBİ OLAN VARLIKTIR!

İşte bu terkibiyet hâli "halk" ismiyle kastedilmiştir. "Hak ve Halk" diyoruz ya.... İşte, terkibiyet hâlinin adı "Halk"tır. Hâlik isminden Halk meydana gelmiştir. “Halk olmuş” dediğimiz şey bu terkiblerdir.

Halketmek, var olmayan bir şeyi var kılmaktır. "Halk" diye bir şey yok!.. İşte yok olan bir şeyi, var kılıyor!.. Ama neyle var kılıyor, gene kendi mânâlarıyla!.. Mânâları değişik terkipler şeklinde meydana getirerek, her bir terkipte değişik oranlarda âşikâre çıkartmak suretiyle, halk ismi müsemması meydana geliyor. "Halk" ismi ile işaret ediliyor. Ama "halk" isminin müsemması Hakk’ın mahiyeti itibariyle Hakk’ın kendisidir!.. Ancak biz "Hak" kelimesiyle bu Esmâ-ül Hüsnâ'yı, bu Esmâ-ül Hüsnâ'ya sahip olan varlığı kastederiz. Yani, bu isimlerin manâlarının tümünün sahibini!..

Eğer bir terkib durumuyla bu isimlerin manâları bir mahâlde toplanmışsa, o zaman ona "hakk" değil "halk" adını veririz!..

Dolayısıyla, terkibiyetten doğan tâbirler, "halk" adına bağlanır, "Hak" adına bağlanmaz! "Hakk" dediğimiz zaman, bu isimlerin mânâlarının sahibi olan varlığı kastederiz. Halk veya mahlûk dediğimiz zamanda bu terkibi kastederiz!

Mahlûkta ve halkta dediğimiz haller, halk olarak müşahede edilmesi dolayısıyla, geçerli olan tâbirlerdir. Eğer aynı hallerde o isim terkibinin mânâsının aslı olan Hakkaniyetini müşahede edersen; terkibiyet yönünü değil de, o ismin aslını; mânâdaki asliyetini müşahede edersen, o zaman "Hakk" adını verirsin!

Bu neye benzer; akvaryuma bakıyorsun akvaryumda suyu görüyorsun. Ama, balıkları gösterip akvaryumda yaşıyorlar, diyoruz. Akvaryumda yaşıyorlar, derken akvaryumdaki, "suda" demek istiyoruz. Ama konuşmada, akvaryumdaki "suda" demeden, sadece kısaca akvaryumda diyoruz. Halbuki balık akvaryumda değil suyun içinde yaşıyor!.. Akvaryumdaki suyun içinde yaşıyor!..

Eğer burada sen, akvaryumdaki suyun denizdeki su olduğunu veya göldeki su olduğunu, göldeki sudan farklı bir şey olmadığını müşahede ediyorsan, o suyun göldeki su olduğunu müşahede ettiğin gibi; herhangi bir terkipde ortaya çıkan manânın sahibi olan, o manâya sahip olan ana varlığın müşahede ederek "Hakk" diyebilirsin!..

Fakat o mahâlde, bir isimler terkibi olduğunu ve bu isimlerin değişik oranlarda bir araya gelmiş olduğunu müşahede ettiğin zaman, ona "Hak" değil "halk" dersin; ve o noksan olarak nitelendirilen hali ona bağlayabilirsin.

Zaten noksanlık denilen hallerin oluşması zaruridir ve elzemdir!.. Çünkü o noksan denilen haller olmasa, “kemâl” denilen mânâ anlaşılmaz, müşahede edilemez!.. Her bir noksanlık, bir kemâlin ortaya çıkmasına vesiledir.ilâhî isimlerin, bu terkiplerle, çeşitli noksanlıklar şeklinde müşahede edilmesi gereklidir ki, o isimlerin kemâl yönleri de neticede müşahede edilebilsin, seyredilebilsin!..

ara.jpg (366 bytes)

 

ZÂHİR GÖZÜYLE GÖRDÜĞÜNE

“HAKK” DİYEMEZSİN!

Sınırlı müşahedede, müşahede edilecek mahalde verilecek isim, "halk" ismi olur!.. Sınırsız müşahede söz konusu ise, bu defa müşahede edilene verilecek isim "Hakk" olur. Zâhir gözüyle, "Hakk"ı görmek muhaldir! Çünkü zâhir gözü, mutlak olarak sınırlı görür! Zâhir gözü mutlak olarak sınırlı gördüğü için, zâhir gözüyle gördüğüne "Hakk" diyemezsin, "halk" demek mecburiyetindesin!.. Çünkü, sınırlı olarak müşahede ettiğin her şey terkiptir ve "halk" ismine bağlanır!..  

ara.jpg (366 bytes)

 

HAKK’I BİLMENE RAĞMEN HÂL TERKİBİ KAYITLARLA

TABİATIN HÜKMÜYLE ALIŞKANLIKLARINLA YAŞIYORSAN,

BU YAŞAMININ NETİCESİNDE SENİN İÇİN AZAB SÖZKONUSUDUR!

Beşerden meydana gelen fiiller, eğer terkib hükmünün neticesiyse, tabiatı, duyguları, şartlanmaları ve neticesi alışkanlıkları ortaya koyar!..

Alışkanlıklar, şartlanmalar, tabiat, duygular dediğimiz şey ise, tabîi hükmüyle ortaya çıkması halinde, ilâhi emirlere ters düşer!..İlâhi emirlere ters düşmesinin sebebi de , beşeriyet kayıtları içinde, yâni Hakk’ın belli isim terkibi, mânâları içinde kalması dolayısıyladır..Ki bu da kişinin neticede âkibette cehennemini meydana getirir.

ara.jpg (366 bytes)

 

ÇOKLUĞU İNKÂR, HAKK’I İNKÂR OLUR.

TEKLİĞİ İNKÂR YİNE HAKK’I İNKÂR OLUR!

”Vech!”

“Vech”den murad, birimin birimiyeti değildir!.. Nitekim âyette;

“NE YANA DÖNERSEN ALLAH’IN VECHİNİ GÖRÜRSÜN” (2/115)

diyor!..  ”Vecihlerini”görürsün demiyor!..  Yani, yüzlerini görürsün demiyor; “Allah’ın yüzünü” görürsün diyor!..

Senin ayrı ayrı varlıklar görmene sebep gözündeki yetersizlik demedik mi?..

Gözündeki yetersizliği, şuur kemâliyle eğer kaldırırsan, idrâkına giren sahada, yani basiretinde varlıkların çokluğu yoktur! Gözde, çokluk vardır!.. Dolayısıyla basiretinde, Allah’ın “vechinden” başka bir şey yoktur!.. Yani Allah’ın çeşitli isimlerinin mânâları…. Çeşitli isimlerin mânâları, aslında tek mânâdır, burayı iyi anlayalım!

Bütün isimlerle kastedilen mânâlar ayrı ayrı mânâlar olmayıp, tek bir mânâdır!.. Tek bir mânâ, değişik isimlerle, değişik mânâlar varmış şeklinde çoğaltılmaktadır!..

Aslında, bütün isimlerin müsemmâsı tek bir varlıktır!..   Tek bir varlıkta tek bir mânâdır!..Değişik mânâlar, değişik isimlerle varolmaktadır.. Dolayısıyla sen, hangi mânâ yönünden ele alsan, o tek varlığı ele almış, tek kaynağı ele almış olursun ki; işte çokluk-teklik noktası bu ince noktada birleşmektedir!.. Burada tek, çok olmaktadır!..

Yani, çokluk, isimlerde meydana gelmektedir.. Aslında mânâlar yok, tek bir mânâ yapı var!..O tek mânâ, değişik yönler itibariyle ele alındığı için, değişik mânâlar varmış gibi bir husus ortaya çıkıyor. Yani mânâlar îtibârîdir.. İzâfidir.. Aslında bir mânâ yapı vardır.

Bütün mânâlar tek bir Ruh’ta mevcuttur!..Tek bir ruh vardır!...

Bu tek ruh, değişik özellikleri veya değişik kâbiliyetleri veya değişik ortaya koyabileceği şeyler dolayısıyla, ayrı ayrı varlıklarmış gibi mütalâa edilmektedir. Halbuki mânâ yapı tek, varlık da tek!.. Bu tek olan varlık, değişik oluşlar meydana getiriyor... TEK’ten çok özellik sonucu, çok şey seyrediliyor ve çok varlık var, sanılıyor.

Buna misâl yollu şöyle yaklaşalım. Şimdi “Ahmed“ diyoruz..  “Ahmed“ dediğimiz tek bir varlık değil mi?..Ahmed’in cömertliği var, Ahmed’in yürekliliği var, Ahmed’in boynu büküklüğü var... Şimdi cömertlik, cesurluk, düşüncelilik dediğimiz hep aynı Ahmed’e ait değil mi?.. Evet!..Peki bu ayrı ayrı mânâlar, Ahmed’de ayrı ayrı mânâ yapılar olarak mı var?... Yani, bu isimlerin mânâları ayrı ayrı mânâlar olarak mı var Ahmed’de? Hayır!..Değişik olarak ortaya koyduğu fiillere verdiğimiz isimler bunlar!..

Eğer bir olay gördüğü zaman, o olaya arkasını dönüp gidiyorsa, korkak diyoruz!.. Yani isimler, fiillerden doğuyor! Ahmed’in ortaya koyduğu mânâ,ortaya koyduğu fiil, bir mânâ ile yorumlanıp,onda bu mânâ da vardır deniyor...

Eğer ki isimleri kaldırırsan varlık tek olarak gözükür!.. Varlığın tekliğini müşâhede edersin!.. Eğer isimleri kaldırmaz da;yâni fiillere nisbetle isim vermede devam edersen, çok mânâlar varmış gibi gelir; çok isimler varmış gibi olur!

İsimlerin varlığı aslında fiile dayanır…  Fiil olmadığı zaman, ismin mânâsının varlığı da kalmaz!..

Allah’ın, isimleri olması, varlığın varolmasından sonradır bir başka anlamda!..

Varlık varolmadan evvel yâni fiiller boyutu olmadan evvel, isim boyutu da yoktu zaten;isim boyutu olmadığı gibi o mânâlarda yoktu!..

Bu mânâlar yoktu sözünü, tasavvufta nasıl ifade ediyorlar, mânâlar bâtındaydı diyorlar! Kendindeydi, özündeydi!

 “Özündeydi” hükmünü de nereden veriyorsun?...

Fiile dayanarak veriyorsun… Fiil olmayınca, zaten o mânâ olmayınca mânâ yok hükmündedir. Mânâlar sonradan varolmuştur...

Dolayısıyla; yüz, tek bir yüzdür ve fiil âleminde eğer basiretinle bakarsan, tek bir yüzü görürsün!..Ama yüzün tek olması, fiillerin çokluğu, dolayısıyla da mânâlar çoktur denir... Basirete göre zaten varlık Tek’tir!..

Ancak basiretinin verdiği teklikle, fiiller düzeyinin verdiği çok oluş sende aynı anda müşâhede edilmelidir...

Şayet biri diğerine ağır basarsa, mutlaka bir taraftan Hakk’ı inkâra sapmış olursun!..

Çokluğu inkâr, Hakk’ı inkâr olur!... Tekliği inkâr yine Hakk’ı inkâr olur!..

Çokluk altındaki varlığı inkâr ettiğin zaman, çokluk adı altındaki varlık, gene onun varlığıdır!.. Tekliği kabul et çokluğu inkâr et, Hakk’ı inkâr edersin!.. Çokluğu kabul et, Tekliği kabul etme, yine Hakk’ı inkâr etmiş olursun!..

ara.jpg (366 bytes)

 

HAKKANİ KONUŞMA

Zâten bizim genel olarak din hakkındaki bütün konuşmalarımız ya ef'âl mertebesindendir, Rabbani bir konuşmadır; veyahut esmâ mertebesinden olur, "Hak"kânî bir konuşma olur!.. Bunun ötesindeki konuşmalarımız zaten çok çok enderdir!

Esmâ mertebesinden olan konuşma nasıl olur, ilâhî isimlerin mânâları hakkında olan konuşmalar, "Hak"a ait Hakkanî konuşmalardır!..ilâhî isimlerin mânâları konuşulduğu zaman Hak'tan sözedilmiş olur.

ara.jpg (366 bytes)

 

HAKK’IN YÜZÜNDEKİ PERDE

Hakk'ın yüzündeki perde, zanna ve şartlanmalara dayanan hükümlerinizdir.

ara.jpg (366 bytes)

 

“Görmediğim Allah`a ibadet etmem” diyor, Hz. Ali...

Sahabeden bir başka Zat da:

“Hiç bir şey görmem ki o gördüğüm şeyden evvel Allah`ı görmüş olmayayım.” diyor. Yani önce “Allah”ı görürüm; sonra “O”nu, o sûrete bürünmüş olarak kabul ederim!.

Diğer bir ifadeyle; Önce O şeyin “nefs”ini, sonra da büründüğü sûreti görürüm... diyor.

“O”, herşeydir!. Her şey, “O”nun ef`al mertebesindeki görüntüsüdür...

Esmâ mertebesinde ise; sırf mânâlar söz konusudur... Madde veya mikrodalga yahut ışınsal kökenli varlıklar burada bahis konusu değildir!. Burası vahdet mertebesidir...

Vahidiyet, varlığın, TEK varlığın, kendini bilmesidir!. Sıfat mertebesidir.. Burası; Ceberrût Âlemi`dir.

Evet. bunları böyle özetledikten sonra, demin ki noktaya gelelim..

HAK’KI MÜŞAHEDE  VE YAŞAMAK İÇİN, Ölmeden evvel ölmek gerek!Bunun için de,mutlak mânâda Allah’a TESLİM  olduğunu farketmek gerek !

ara.jpg (366 bytes)

 

HAKK’IN RAHMETİ

Kişinin üzülmesine, sıkılmasına, azâp duymasına, bunalmasına yol açan her şeyin kökeninde, kesinlikle mevcut olan şey, ya benliği, ya tabiâtı, ya huyları; yani, bunlarla kendi hakikatını, kayıt altına alması yatmaktadır!.. Bu kayıtları kırabilirse, kendine azâb veren tüm nesnelerden de arınmış olacak; dünyada yaşarken cehennemden azad edilmişlerden, diye târif edilenlerden olacaktır!.. Aksi takdirde, dünyada yaşadığı sürece de, öldükten sonra da çektiği azâblar çok çok uzun bir süre son bulmayacaktır.

Hakk'ın rahmetinden, Rasûlullah'ın şefaâtinden murad, kişiyi "rabbının kulu" olma kayıtlılığından, "Allah'ın kulu" olma genişliğine geçirmedir.

Yani, tabiat, huy, benlik gibi terkibiyetinin sonucu oluşan, kabulüne bağlı kişiliğinden hakîki benliğine ulaştırmadır. Bağlarından kurtarıp özgün hakikatını yaşamaya davettir.

ara.jpg (366 bytes)

 

ŞAYET HAKK BİR KULUNA

SONSUZ RAHMETİNDEN İÇİRMEK İSTERSE…

Şayet Hak, bir kuluna sonsuz nimetinden içirmeyi murad ederse, onu kendi huylarının, tabiatının, benliğinin esiri olmaktan kurtarıp; yani ölmeden evvel bu saydığımız özelliklerinden, dolayısıyla kişiliğinden öldürüp, aslına ve hakikatına kavuşturur!.. Böylece o kul, Allah'a vâsıl olur!..

ara.jpg (366 bytes)

 

HAKK’IN HAKKINI VERMEK

Hakk’ın hakkını,  büründüğü sûrete göre  vermelisin.

ara.jpg (366 bytes)

 

HAKK’IN SESLENİŞİ

“Vicdan” özündeki Hakk’ın seslenişidir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KESRET ALEMİNDE HAKK’A NAZAR ETMEK İSTİYOSAN EĞER…

Kesret âlemi içinde bir birim Hak’ka nazar etmek istiyorsa, bu Hak’kı bir sûrette görmek şartıyla olur...Ancak hemen hatırlatmak gerek ki, görülen sûretteki mânâ Hak’kın esmâsındandır!Ve o mânâ idrâk edilmek sûretiyle “Vechullah” görülmüş olur ki, bu da kalb gözüyle denilen bir biçimde gerçekleşir.

Yoksa zâhir gözün gördüğü maddî sûret ile Hak’kı görüyorum sanmak çok büyük câhillik ve gaflettir!

Bunun ötesinde her bir mahâl, o mahâlli oluşturan sûreti meydana getiren “mânâ sûretinin” yâni esmâ-i ilâhi’nin varlığıdır...Bu esmâ baş gözüyle değil gönül gözüyle yânî basîretle görülür ve seyredilir...

Ama, akıl şâyet başgözüne tâbi olur, şartlanmaları  istikametinde gördüklerini değerlendirir ise, asla “Hak”  görülemez...

ara.jpg (366 bytes)

 

HAKK GÖZÜYLE BAKAN

Beşer gözüyle bakan, hayrı ve şerri; Hak gözüyle bakan, sonsuz kemâli seyreder!.

yazdir

 

 

 

www.allahvesistemi.org