AHMED HULÛSİ'DE KAVRAMLAR

 

HÜSRAN

Nankörlerin de  varacağı  bir menzil vardır ki,  adına  ‘’hüsran’’  derler.

ara.jpg (366 bytes)

Kendini güçlü görüp güvenen, hüsrandadır..

ara.jpg (366 bytes)

HÜSRANIN HAMMADESİ

Zekâ, aklın hizmetinde değilse, kişinin cehennem taşıtıdır!. Hızıyla, yakış kuvveti doğru orantılıdır!.

Akıl yeterli değilse, zekâ hüsranın hammaddesi olur!.

ara.jpg (366 bytes)

 

HÜSRAN EHLİ

Yönelişi, insanlığın özünden gayrına olanlar; hüsrandadırlar!.

 

Yürüyenler, yaklaştı, erişti!. Bilip de  bekleyenler ise hüsran ehli oldular!

 

Yanlış yolda olduğun halde, umutla yoluna devam, hüsrandan başka bir  şey  getirmez.

 

Hüsrana uğrayanlar, geldikleri yeri unutanlardır.

ara.jpg (366 bytes)

 

SENİ HÜSRANA YÖNLENDİREN…

Seni eğlendiren,  hüsrana;  düşündüren,   saadete yönlendirmektedir.

ara.jpg (366 bytes)

DAVRANIŞLARDA PUSULANIZ HALK İSE, 

ROTANIZ HÜSRAN ÜZEREDİR!

Davranışlarınızda pusulanız halk ise, rotanız hüsran üzeredir!.

Suç, kapıldığının ne olduğunu bilmemekle başlar; bilmemekte ısrar ile devam eder; hüsran ile sona erer!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KARANLIKTA KENDİNİ ALDATANIN SABAHI

HÜSRANLA BAŞLAR!

Haddini bilmeyene, güçlü olan, dilediğince haddini bildirir!.

Geçerli sistemi “oku”yamayan, elini dişlilere kaptırır!. Yetmezse, boynunu da kaptırır!

Karanlıkta kendini aldatanın, sabahı hüsranla başlar!

Evet, bu gerçekleri görmek için, fark etmek, idrak etmek ve gereğini yaşamak için, gökten birileri mi gelmeli mutlaka?

Mehdî mi inmeli gökten uzay aracıyla;

Deccal mı beklemeliyiz ordusuyla hâlâ;

yoksa İsa mı gelecek de koyunların özgürlüğü savaşını verecek?

Ne zaman mûcize ve kerâmetler beklentisinden kurtulup, yaşamın gerçeklerini fark edeceğiz?

Ne zaman, âlimin câhilden; zenginin fakirden; güçlünün güçsüzden; silahlının silahsızdan üstün olduğunu; onlara dilediklerini yaptırtabileceğini kavrayacağız? Kendi kendimize söylenip, kendimizi aldatmaktan ne zaman vazgeçeceğiz?

ara.jpg (366 bytes)

 

KARŞISINDAKİNİN HAKİKATİNİ GÖREMEYENLERİN GECE HAYÂLLERİ

HÜSRANDAN BAŞKA BİRŞEY GETİRMEZ!

İnsanın inandığı, yaşadıklarıdır... Herkes, inancının sonuçlarını yaşar!

Aptal, karşısındakinin sözlerine bakarak onu değerlendirir; akıllı, karşısındakinin davranışlarıyla onu değerlendirir!.

Karşısındaki açık gerçekleri değerlendirmeyip, hayâlindekinin peşinde koşan, sonuçta hem elindekini yitirir hem de hayâlindekini!.

İşinin, eşinin, aşının hakkını vermek, tasavvuf dedikodusuyla ömür tüketenlerin değil, onu yaşayanların hâlidir!.

Ailesinde huzuru olmayanın Allah’la da huzur olmaz!.

Karşısında veya çevresinde bulunanların hakikatini göremeyerek onları değerlendiremeyenlerin gece hayâlleri, kendilerine hüsrandan başka bir şey getirmez!.

İbadetlerinizi yapınız; ama beraber olduklarınızın hakkını vermekten asla geri kalmayınız; eğer gerçeği yaşamak istiyorsanız!.

Velev ki henüz Hakikatı kavrayamamış olsanız bile!.

ara.jpg (366 bytes)

ZEKÂSINA GÜVENEREK TASAVVUFA GİREN,

HÜSRANLA ÇIKAR!

 Zekâsına güvenerek tasavvufa giren, hüsranla çıkar!

Dünyalık şeylere zekânla ulaşabilirsin belki, ama “Allah”a asla!

Zekâ, egona dönük çalışır; akıl ise hakikatinin hizmetinde olur!

Zekânla kavuştuğun pek çok şeyi gene zekân ve hırsın, dürtülerin doğrultusundaki davranışların yüzünden çok kısa sürede yitirebilirsin!.

Kayıplarının nedenini araştıracak kadar aklın varsa geçmişine dön!

Geçmişinin muhasebesini yaptığında, hâlâ karşındakileri suçlayabiliyorsan, tedavi kapın elân kapalı demektir!

ara.jpg (366 bytes)

 

BEDENE DÖNÜK YAŞAMIN SONUCU,

HÜSRANDIR!

Şimdi sen kendini bu madde dünyasında bulman hasebiyle, sonunda çürüyüp yok olacak bir beden olarak düşünme; ve böyle düşünmek suretiyle “nefsine zulmetme”!.   Kendindeki güçleri “israf” etme!.

Dünyanın ve dünyevî değerlerin şartlanması içinde, dünyada bırakıp gideceğin şeyler için, kendindeki o sınırsız üstünlükleri mahvetme!.

Bak âyetlerde nasıl uyarılıyorsun:

“Biliniz ki, dünya hayatı bir oyuncak, bir eğlence, bir bezenme ve aranızda öğünmedir!. Dünya hayatı ancak aldatıcı ve mağrur edici şeylerdir.” (57-20)

"Yeterli şekilde kıyâmet gününe hazırlanmamış olan, o günün korkunç azapları karşısında karısını, kardeşini, akrabalarını ve yeryüzünde olan şeylerin hepsini fidye olarak vermek ister, ki böylece kendini kurtarabilsin!.” (70-11/14)

İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!. Dolayısıyla, dünya hayatı, geçtiğiniz âlemde, sizin için bir rüya gibi olacaktır... Öyle ise ölmeden önce öl; ki, uykudan dünyada iken uyan!. Gerçekleri gör ve o gerçeklere göre yaşamını düzenle!.

Dünyada bırakıp gideceğin, öbür âlemde senin için hiç bir değer ifade etmeyecek şeylere enerjini boş yere harcayıp, sonradan telâfi edemeyeceğin israfın yüzünden pişmanlıklara düşme!. Kendini bu beden kabul edip, sadece bedene dönük bir biçimde yaşamak hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir... Oraya gidip gerçekleri gördükten sonra, “keşke dünyaya geri dönüp, yapmadıklarımızı yapma imkânımız olsa!” dersiniz, ama bu asla mümkün olmaz!.

Nitekim bak Kur'ân-ı Kerîm bunu nasıl anlatıyor:

“O gün Cehennem mahşer yerine getirilir; o gün insan bütün yaptıklarını hatırlar; ancak bu hatırlayış hiç bir fayda sağlamaz.

-Keşke bu hayatım için bana fayda sağlayacak şeyler yapsaydım!. der...” (89-23-24)

“Biz sizi yakın olan sıkıntı ve azaplara karşı uyardık!. O gün kişi yaptıklarının neticeleri ile karşılaşacaktır. Bu gerçekleri inkâr edenler ise şöyle diyeceklerdir:

- Keşke toprak olsaydım!.” (78-40)

ara.jpg (366 bytes)

 

PATLADIĞINDA, SAHİBİNİ DE HÜSRANA UĞRATACAK BALON!

Anlayamadığımız, ya da anlamakta fevkalâde zorluk çektiğimiz konu şudur…

Aramızdan bir kısım insanlar kendini dine vermiş ve dünyadan elini çekmiştir; bunun karşılığında da belli mertebelere erip, koyun gibi yaşarlar ama yüksek dereceli evliyâdırlar(!!! )sanırız..

Ham hayâl!.

Bu düşündükleri, “TANRI”larının “evliyâsı”dır ancak!. Gerçekte ise balon!.. Patladığında sahibini de hüsrana uğratacak balon!.

Gerçek şudur ki, Allah Rasûlü’nün açıkladığı Sistem=Din vardır; ve az-çok bu konuya yaşamında yer veren insanlar.. Bu insanlar, fıtratları kadarıyla bu konuyla da ilgilenirler…

Ama bu demek değildir ki, bu insanlar yalnızca bu konuyla ilgilenirler!..

Ahmaklık, bu konuyla ilgilenen insanların, “din adamı”, “evliy┠diye sınıflandırılarak, yaşanılan günün konularından dışlanmasıdır!..

İçinde yaşanılan günün tüm konularıyla, iğneden ipliğe, saçtan şampuana, demirden dişliye, elektrikten elektroniğe, sosyolojiden siyasete kadar tüm konular beyni üst düzeyde çalışan her insanın düşünme sahasına, ilgi alanına girer!.

İlkel insan, kendi gibi sanır karşısındakini; ve kendi beyin kapasitesiyle sınırlı olarak bakıp değerlendirir… Bilmez ki, kendi bardağındaki suyla sınırlı değildir yalı sahibi!.

Beyin bir alanda ne kadar araştırıcı kapasiteye sahipse, her alanda da o kadarlık araştırma kapasitesine sahiptir!.

Beyin hücreleri, yaptıkları işlev dışındaki her işlevi de yapabilecek kâbiliyete sahiptir; ama bunun ne manaya geldiğinin farkında bile değiliz..

İşte bu gerçek doğrultusunda olayı ele almak gerekirse…

Hayâlindeki “din adamı”, “Evliy┠ve “Tanrı” kavramından kurtulmak istiyorsa insan, önce “Ümmül Kitap” olan “SİSTEM ve DÜZEN”i okuyup; ondan sonra okuduklarının geldiği günün şartları içinde bunun sembolik veya mecâzî anlatımı olarak “sistem manuel”i işlevini yapan Kutsal Kitabı değerlendirmeye çalışacaktır.

Eğer “DİN”i yani “SİSTEM ve DÜZEN”i anlamadan, Kur’ân-ı Kerîm'i anlamaya kalkışırsa bir kişi; bu defa oradaki mecâzî anlatımları gerçek ve somuta işaret ediyor sanarak, öyle bir hayâl kozası örer ki kendine, bunun içinde boğulmaktan kimse kurtaramaz kendisini! Şefâat bile delip giremez artık o kozanın içine!

Halkın “Evliyâ”dan sandığı kişi, binde 999 çoklukla nefsi levvâme düzeyindeki zâhid sınıfı ile, nefsi mülhime’deki “ârif” sınıfıdır!. Oysa bunlar daha hakikatın oksijeni ile nefes bile almamış kişilerdir… Bunlar “Hak”ka urûc yolunda olup yüzü Hak’ka dönük kişilerdir ki, işin mecâzıyla meşguldürler… Seyri enfüsî ile varlığın hakikatına erme yolunda yürümektedirler…

Gerçek öze ermişler ise, Halkta(tüm yaratılmışlarda) “Hak”kı seyredip; zâhir oluşuna göre hakkını vererek; sembol ve mecâzlardan kurtulmuş; “Tanrı”, “Tanrının elçisi”, “Tanrının evliyâsı” gibi kavramlardan geçmiş; dünya insanı kadar dünyalı, Allah adamı kadar Allah adamı, siyaset adamı kadar siyasetçi, kısacası bulunduğu ortam ve şartların adamı olarak öylesine yaşarlar ki, bu yüzden bâtın yanlarıyla insanlara karşı örtülüdürler ve onları kimse bilemez!.

Onlar farketmişlerdir, görmüşlerdir ve yaşamaktadırlar ki, “SİSTEM” adı altında yaşamakta oldukları boyut, ve içinde olup biten herşey yalnızca “açığa çıkışına GÖRE” hakkı verilmesi gereken, bir sonsuz yaşamdan ibârettir; ve bu yaşamda beşeri değer yargıları ve duygulara yer yoktur

ara.jpg (366 bytes)

 

İLİMDEN SONRA HEVÂSINA TÂBİ OLUP

İNSANLARA TAHAKKÜM ETMEYE ÇALIŞANLAR

SONUNDA HÜSRANA UĞRYACAKLAR!

ONLARA TÂBİ OLANLAR DA…

Biz, eğer “Allah”a iman edenlerden isek, “Allah ahlâkıyla ahlâklanmak” ve bunun gereğini yaşamak için varız!.

Allah’a imanla yola çıkıp; “mülhime”den sonra, birimselliğine tanrısallık atfederek, “küfr-ü mutlak”a girip; “nefsi emmâre”ye düşen; sonra da hatasını farkedemeyerek; ya da farketse de gururundan ötürü kabullenemeyerek, bu hâl üzere ölen çok kişi vardır ki; onlar, çevreleri tarafından bilgilerine ve söylediklerine bakılarak “velî” sanılmışlardır!.

“Veli”den Kur’ân ‘ın cevâz vermediği haller sâdır olmaz!.

“Veli”, dedikodu, gıybet yapmaz, insanları çekiştirmez; nankörlük yapmaz!.

“Veli”, insanları kendine kul köle etmez!. Onları, çevresinde el pençe divan durdurup, kişisel tatminle uğraşmaz!.

“Veli”, Settâr’dır, örter kusurları, yanlışları! Bağışlayıcıdır; görmezden gelir hatâları…

“Veli”, insanlara laf yetiştirip, onları mat etmek, küçük düşürüp kendini yüceltmek için savaş vermez!. Haklılığını ispat gayreti içine girmez!.

“Veli”, bilir ki, herkes hakkettiğiyle beraber olur; lâyığıyla beraber uçar!.

“Veli”, ilmin kıymetini bilir; insanların peşinden koşup, ilmi ayağa düşürmez!

Çünkü, “veli” mutmaindir ilminde ve hakikatinde; “mülhime” bilgisinin fitnesinden; “emmâre”nin göbeğinden uzak yaşamaktadır!.

İlimden sonra hevâsına tâbi olup; “mülhime bilgisini” kullanarak, “emmâre” nefsâniyetiyle insanlara tahakküm etmeye çalışanlar, sonunda hüsrana uğrayacaklardır!... Onlara tâbi olanlar da!

ara.jpg (366 bytes)

ÖTEDE BİR TANRI OLMADIĞINI FARK EDENLER,

HÜSRANA UĞRADI!

“Allah” adıyla işaret edilene duyulan “haşyet”in ne olduğunu kavrayamayanlar, var sandıkları tanrılarıyla başbaşa kaldılar ve onun sopasından korkarak yaşadılar!.

“Allah korkusu”nu, “tanrı korkusu” olarak anlayıp, öylece kabullenenler; sonra da ötede bir tanrı olmadığını fark edenler, hüsrana uğradı!

 “ALLAH” isminin işaretini kavrayanlar ise, bâtınlarındaki hakikatı hakkıyla yaşayamama korkusu içinde yaşadı…

Bazıları ise bunun da ötesinde, sonsuz azâmet ve ihtişamın getirdiği haşyet hâlinde şaşakaldı!.

ara.jpg (366 bytes)

 

EBEDİ HÜSRAN

Ömrünü koyduğun oyunda yanlış ata oynamanın pahası,  ebedî hüsrandır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

HÜSRANLA ÖLEN

Gururuyla yaşadı, hüsranla öldü!.

ara.jpg (366 bytes)

İNSANLAR,

“DİN”İN GERÇEĞİNİ VE DAYANDIĞI “SÜNNETULLAH”I

KAVRAMADIKLARI TAKDİRDE HÜSRANDAN BAŞKA BİRŞEY

YAŞAMAYACAKLAR!

“DİN”, hiç bir zaman ne, neden, niçin, nasıl sorgulama ve araştırmalarıyla değerlendirmeye alınmamakta; falanca demişse öyledir “MUKALLİTLİĞİYLE”, düşünmeksizin, kabul edişler şeklinde yaşanmaktadır!.

Konulara yaklaşımlar, bunların tümünde, lokalize yaklaşımlardır; olay temelden ele alınmamaktadır.

Tıpkı körlerin filin çeşitli organlarını tutup, ele gelen şekle göre filin yapısı hakkında hüküm vermeleri gibi!

 “Yüzde 99’u müslüman toplum” aldatmaca ve masalıyla hiç bir yere gidilemeyecektir!. Bu kendi kendini aldatmaktan ve avunmacadan başka birşey değildir!.

Kesin olarak bilelim ki…

“İMAN”,   TAKLİT KABUL ETMEZ!

Hiç kimse, “iman” gereken konuları bilinçli olarak, idrâk ederek kabul etmedikçe, “mümin” olmaz! Taklidî kabuller, kişiye ahrete dönük olarak hiç bir yarar sağlamayacaktır.

Tanrı-manitu-ilâh anlayışıyla gerçekte ne İslâm Dini kabul edilmiştir, ne de “iman” oluşmuştur.

Bütün bu konular topluma en açık ve anlaşılır şekilde açıklanmadan; bu gerçek kavranılmadan “DİN’İ anlamada reform” da asla oluşmaz!.

Gerçekte müslüman toplumların ihtiyacı olan şey, ilimdir. Müslümanlar, “uyarıcı” – “mehdi”ler ve konfeksiyon kurtuluş reçeteleri beklemeyi terkedip, ilme yönelmek, sorgulamak, düşünmek ve gerçekleri kavramak zorundadırlar.

İnsanlar, samimi bir şekilde sorgulayarak, araştırarak “DİN”in gerçeğini ve dayandığı SİSTEM ve DÜZENİ yani “Sünnetullah’’ı kavramadıkları takdirde, enti püften meselelerle, boş tartışmalarla ömür tüketecekler, sonunda da hüsrandan başka bir şey yaşamayacaklardır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

İNSANLAR

EBEDİ GELECEKLERİNİ DÜŞÜNEREK TEDBİR ALMIYORLARSA

SONSUZLUK YAŞAMINDA DA HÜSRANLARI SON BULMAYACAKTİR!

İçinde yaşadığımız Sistem ve Düzenin gerçek kanunlarını okuyamıyorsak, daha çok üzülürüz!.

Bir adam çıkıyor, yanına üç-beş kişi toplayıp gücü eline geçiriyor; ve yüzbinleri, milyonları ölüme götürebiliyor!.. Oysa milyonlarla ölenin hepsi mi suçlu?

Tarihe bir bakın… Dün de öyle, bugün de böyle!.

Toplumlar, bilinçsizce başa geçirdiğinin pahasını çok ağır ödüyor!

Sistemi böyle kurulmuş bir dünyada, insanlar, kendi ebedi geleceklerini düşünerek ona göre tedbir almıyorlarsa, yaşadıkları süreç büyük ızdıraplarla ve hüsranlarla sona ereceği gibi; sonsuzluk yaşamında da bu azap ve hüsranlar son bulmayacaktır!.

Bugün, “ne yapayım elimde değil ki” diyerek toplumun size çizdiğini yaşıyorsunuz ve kendinizi teselli ediyorsunuz; ama ölümötesi boyutta, yalnızca kendi yaşamınızın getirisi sonuçlarını yaşayacaksınız!.

Bu günkü teselliler de o gün geçerli olmayacak… Yaptıklarınızın karşılığından başka bir şeyin, yaşanmadığı o ortamda!.

 

KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

www.allahvesistemi.org