KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar

 

İBRET

  • İşaret

  • Açıklama

YAŞANILAN HER OLAYDA BİR İBRET VARDIR!

Aynı sıkıntılı ortamı paylaşan iki kişiden biri imanlıdır; “Allah böyle takdîr etti, böyle oluyor, bunda da bir hikmet var.” Der, azâbı, sıkıntıyı duymaz!.

Diğeri ise, Allah’ı görmez. Gizli şirk ehlidir. Cehenneminde yaşar.

O, başına gelen işin Allah’tan olduğunu bilmez… “falanca yaptı da onun için bu iş başıma geldi“ der. Ve bu sefer kendini, kendi eli ile ateşe atar.

Bilmez ki, başına gelenlerin tümü, falanca veya filânca kişinin yapmasından değil; Allah’ın ona, o olayı yaşamasını tâkdîr etmesinden, o hâli yaşamasını dilemesindendir.

O yaşadığı kötü olay, tecrübedir.

İnsan, bu dünyaya belli tecrübeleri yaşayarak, belli bir kemâle ulaşmak için gelir.

Yaşanılan her kötü olayda da bir ibret vardır.

Bu ibreti, ya o olayı yaşarken alırsın. Ya da, aradan üç ay, beş ay, bir sene, beş sene geçtikten sonra alırsın. Ama neticede, yaşanılan her olayda bir ibret vardır.

Yaşanılan her azâp ve sıkıntı bir takım yanlış, eksik bilgilerin giderilmesine vesile olur.

Yaşanılan olaylar, “insan”ı, gerçeğin dünyasına yönlendirir. İnsanı, hayâl dünyasından çıkartır.

ara.jpg (366 bytes)

 

AKAN SUDAN İBRET ALINIZ!

Dünya yaşamı, “Senaryoyu Yazanın hükmü”dür.

Akıllı insan, olmuşun tartışmasını bırakır; içinde bulunduğu sıkıntıdan çıkmanın çarelerini arar.

Karşınızdakinin hükmünü değiştirtmeye kalkmayınız!. Onunla bunu tartışmayınız dahi!.

O öyle istiyorsa; “peki” deyip; kendi yolunuzu yeniden düzenleyiniz!.

Akan sudan ibret alınız… Karşısına kaya çıkınca, yolunu değiştirip ilerlemesine devam eder!.

Herkes, takdirindekine ulaşmak için, gerekeni yapmaktadır.

Nasibi olan, nasibini almak için; nasipsiz olan da elindeki nimeti tepmek için, gerekeni yapmaktadır!.

Siz hak bildiğiniz yolda, tek başınıza kalsanız da imanınız istikametinde yolunuza devam ediniz!.

İlmi tepen, gafleti seçmiştir!. Tercihinin sonuçlarını yaşamaya da mahkûmdur!.

ara.jpg (366 bytes)

HAYAT BÖYLESİNE ACI GERÇEK VE İBRETLERLE

BİZE BİRŞEYLER ANLATMAYA KALKARKEN…

 Bahane, gerekçe, vesile ne olursa olsun, 40 bin civarında insan uyudular ve bir daha uyanamadılar!.

Gözlerini açıp tekrar göremediler eşlerini, kardeşlerini, çocuklarını…

Tüm hayâllerini umutlarını yitirmiş bir halde; yepyeni bir dünyada buldular kendilerini bir anda!

Yüzbinlerle insan evsiz malsız mülksüz çırılçıplak ortada kaldı!.

Hayat böylesine acı gerçek ve ibretlerle bize birşeyler anlatmaya kalkarken…

Biz hâlâ, yarın elimizde olmayacak,  hattâ belki geride kalanlara bile yaramayacak şeyleri biriktirmek için, tüm zamanlarımızı harcar; KESİN GİDECEĞİMİZ ortama hazırlanmazsak; yemin ederim ki orada hiç acıyanımız olmayacaktır!.

Hâlâ yarınların getireceklerini fark edemeyenler, algılayamayanlar, söylenenleri felâket tellâllığı olarak niteleyenler; neye meydan okumakta olduklarının idrakında olmadıkları için, ummadıkları bir anda, çok üzüleceklerdir.

 ara.jpg (366 bytes)

 

GECELERİ BİR YATAK-YASTIKLIK GEÇİCİ MEZARINA GİRİP

HAYÂL, KURUNTU, KORKU VE UMUTLARIYLA BAŞBAŞA

KALDIKLARINDAN DA İBRET ALMIYORLAR!

 Küçücük dünyaların büyük insanları!

Mahalledeki, köydeki, “şeher”deki, “avropa” ya da “Amarika”daki,  100 ya da 1000 metrekarelik evinde; minik dükkanında ya da koca fabrikasında yaşayan böyük(!) insan!…

Oturduğu yerden hüküm veriyor falanca ya da filanca hakkında; işçi ya da fabrikatör hakkında; bir siyasi ya da bir komutan veya bir devlet başkanı hakkında!…

Hattâ, dünyalar, yıldızlar, uzay, evren hakkında!

Daha daha, yargılıyor tanrısını yanlışlarını bularak; gizliden ya da açıkta!.

Kimine mertebe veriyor; kimini çıkarttığı tepeden tepip çukurlara yolluyor…

Böylece kendini tatmin ediyor!

Takdir sonucu eline geçen parayla son model giysiyi, güzelleşme nesnelerini, eşyayı, arabayı alıyor; ama ne yazık ki, aynı parayla, beyin edinemiyor!

Ve o beyinsiz gövde, her sıkıştığında, gerçekte hiç bir zaman varolmamış tanrısına sığınıyor! Sorunları gökteki tanrısına havale ediyor!.. Rahatlamaya çalışıyor!

Ama bir de geceler var!

Geceleri, bir yatak-yastıklık, geçici mezarına girip hayâl, kuruntu, korku ve umutlarıyla baş başa kalıyor. Bundan da hiç ibret almıyor!.

Sonra bir gün, dünyasına bir iğne saplanıyor, patlayıveriyor balonu!.

İyiler kötüler, hepsi bitiveriyor!… Kalıyor yaptıklarının sonuçlarıyla baş başa!…

Dünya bitti; perde indi!… Küçük dünyaların büyük insanlarından biri daha, canlı canlı, aklı başında toprak altına  gitti!.

ara.jpg (366 bytes)

 

ANLAYIŞI SINIRLI VE KIT,

“DÜN”DEN İBRET ALMAZ VE GÜNÜNÜ YAŞAR!

Değerlendiremediklerinizi alıp atacaksınız; ve sonra da ondan mahrum kalacaksınız!

Ellerinizle yaptıklarınızın ve seçimlerinizin getirisi sonuçlarını yaşayacaksınız!

İsimlere etiketlere aldananlar, müsemmâların sonuçlarını yaşarlar!. Sistemde mâzerete yer yoktur!.

Anlayışı sınırlı veya kıt olanlar, dünden ibret almazlar; günü yaşarlar; isimle uğraşıp, isimlenen kavram veya kişilikten perdelenirler; sonuçlarından da kaçınamazlar!…

Yarın pişman olmak istemiyorsanız, elinizdeki ilmi iyi değerlendirin; Hz. Muhammed aleyhisselâmın yolundan ve öğretisinden ayrılmayın; başka cinni veya uzaylı diye tanımlanan plânların sesleniş ve saptırmalarından korunun!.

Yanıldığınızı anladığınızda telâfi etme şansınız olmayabilir.

ara.jpg (366 bytes)

 

YAŞADIKLARINDAN İBRET AL..

KENDİNE DÖN!.

YARATILMIŞ EVRENİN VAROLUŞ SİSTEM VE DÜZENİNE TÂBİ ODUĞUNU FARKET!

Tanrıyı yargılayan anlayışı kıtlardan olmaktan vazgeçmek gerek!. Kimse kimseyi cezalandırmıyor!

Her kişi veya toplum, elleriyle yaptıklarının, beyinleriyle ürettiklerinin sonuçlarını yaşıyor yani karşılığını alıyor!.

Kötülüğün manyetizması kötülüğü çeker; onlardan ayrılmayanlar da aynı şeyleri paylaşır!. İyiliğin manyetizması da iyileri çeker; yanlarındaki de aynı şeyi paylaşır.

Haramla (rüşvet), büyümüş neslin belki kendi günahı yoktur; ama bu şu gerçeği değiştirmez; o kişiler farkında olmadan zehirle beslenenin âkıbetine uğrar!.

Unutmayın, gökte Tanrı yok, “niye” diye hesap soracağınız!. Yaratılmış evrenin varoluş sistem ve düzen ve mekanizmasına tâbisiniz!.

Zordur   olan-bitenden razı olmak… İman ister!

Lâfıyla değil, mâhiyetinin idrâkıyla ve hazmıyla iman!.

Kafanda yarattığın ve “ALLAH” ismiyle etiketlediğin tanrına iman, kolaydır… Senin fikrine uygun gelmeyince de olaylar, onu kolaylıkla yargılayabilirsin!…

Ama mercimek kadar aklınla, evrenin “e”sini dahi kavramamışken…

Evrenin Yaratanını yargılamaya kalkman, senin beyninin ve eserlerinin psikiyatristlerin inceleme alanına girdiğini gösterir…

Eğer birazcık gerçekleri görmek, anlamak ve kendi yaşamını ona göre düzenlemek gibi bir arzun varsa, içinde yaşadığın sistemi fark etmeye çalış… Sistemin gereği olan “tedbir”i terkedip; hayâlindeki tanrına bırakırsan işini, görürsün sonunu!

Yarın bakarsın, deprem olur; öbürgün sel ya da ayaklanma, isyan!.. Dünyada çeşitli ülkelerde bunlar hep olageliyor!… Ve olup bitenler içinde, nîce kurular da yanıyor yaşlar yanında!

Sen bunlarla kafanı yorup, “dünyalığımı nasıl kurtarırımla” gününü tüketirsen; yarın sana da isabet edecek olan ölüm sonrasında, kendine çok yazık edersin… Acıyanın da olmaz!

Gel bu olanlardan ibret al ve biraz kendine dön!

Uyaranı göremiyorsan, söyleteni fark et!…

İş işten geçmeden!

ara.jpg (366 bytes)

 

İNSANLARA,

KOYUNLARDAN ALINACAK NİCE İBRET VAR!

Etoburlar…

 Otoburlar…

 Otoburlar, “meee” dedi!.

 Etoburlar, “sus” dedi!.

Otoburlar, sesini yükseltti…

Çoban, köpeklerini saldı!…

Otoburları bir gaile sardı…

 Birleşelim, hepimizi de ısıramazlar ya dediler…

 Çoban, baktı köpekler yetmiyor, çevrede dolaşan bir kurdu yakaladı, tasmaladı; sürdü koyunların üstüne!.

 Kurt, sahibinin sesi oldu, seslendi koyunlara:

 “Koyunsun sen, koyun kal”!..

 Koyunları koydular ağıla…

 Sağdılar onları, bağırta bağırta!

 Dedi çoban, “daha ne istiyorsunuz ağılda özgürsünüz ya”!.

 Koç, koyunları sattıktan sonra; çoban dilediğini niye yapmasın ki koyunlara!.

 Koyunlar, koyun!.. Niye oynanmasın ki onlara oyun!.

 Koyunların görevi, etini vermek; sütünü vermek; daha olmazsa postunu vermek!.

 Ağaların işi, eti yemek, sütü sağmak; postu ayaklar altına serip, üstüne basmak!..

Çoban, koyunlardan yana olacak değil ya!..

Elbette, ağaya yaranacak, yaltaklanacak; köpekleri salacak; kurda tasma takıp, koyunları korkutacak!.

Koyunlar, koyun yaratılmış! Özgürlükleri, ağılda salınmak; eşini bulup, çiftleşip, kuzulamak; etiyle, kemiğiyle, derisiyle, kuzusuyla ağaya kulluk etmek!.

Ağa, ağa yaratılmış!.. Elinde tüfengiyle at üstünde dolaşıp, çobanlara gözdağı verip; köpekleri ve kurduyla koyunları kontrol edip; onların etiyle sütüyle derisiyle beslenmek; gönlünden kopanla da çobanı ve köpekleri, kurdu beslemek!.

Koyunlar bilmez “Diyet”; ki kesip versinler kollarını; kurtarsınlar başlarını!… Köpekler terk etmez ki ekmek yediği kapıyı!.. Kurt tasmayı yiyip kul oldu mu ağa kapısına, boynundaki özgürlük simgesi dik tüyler iniverirmiş ne gam; ağaya hizmet şerefiyle yaşar ya artık! Yalnızca ara sıra anar eski özgürlük günlerini, gözleri yaşlı… Bağımsız bir şekilde dağda bayırda dolaşıp, istediği gibi bağırıp, özgürlük naraları attığı günleri!.

Ağa, güçlü!.

Güçlü, haklı!.

Ağanın, tüfengi var!

Tüfengin mermileri var!…

Mermilerin alacağı canlar var!

İnsanlara, koyunlardan alınacak nîce ibret var!.

“Bu kitapta her şeyi misâllerle anlattık Biz size” diyor Kur’ân…

“Açıklanmadık hiç bir şey bırakmadık bu kitapta” diyor Kur’ân…

Biz ise, sadece bir cilt içindeki sayfalarda yazılı kelimeleri anlıyoruz “kitap” denince…

“OKU”nası “Kitab”ın yalnızca Kur’ân değil, içinde yaşamakta olduğumuz, “ALLAH” yaratısı SİSTEM ve DÜZEN dahi olduğunu fark edemiyoruz…

Zor oyunu bozar!.

Oyunu güçlü olan kazanır!.

Güçlü olan oyunun kuralını koyar!.

Namlu, “rest” dedi mi, hukuk “pes” der!

Ceylanın şansı aslana yakalanmamaktır!.

Yel değirmenleri Don Kişot’lara daima galebe çalar!.

Haddini bilmeyene, güçlü olan, dilediğince haddini bildirir!.

Geçerli sistemi “oku”yamayan, elini dişlilere kaptırır!. Yetmezse, boynunu da kaptırır!

Karanlıkta kendini aldatanın, sabahı hüsranla başlar!

Evet, bu gerçekleri görmek için, fark etmek, idrak etmek ve gereğini yaşamak için, gökten birileri mi gelmeli mutlaka?

Mehdî mi inmeli gökten uzay aracıyla; Deccal mı beklemeliyiz ordusuyla hâlâ; yoksa İsa mı gelecek de koyunların özgürlüğü savaşını verecek?

Ne zaman mûcize ve kerâmetler beklentisinden kurtulup, yaşamın gerçeklerini fark edeceğiz?

Ne zaman, âlimin câhilden; zenginin fakirden; güçlünün güçsüzden; silahlının silahsızdan üstün olduğunu; onlara dilediklerini yaptırtabileceğini kavrayacağız? Kendi kendimize söylenip, kendimizi aldatmaktan ne zaman vazgeçeceğiz?

Ağa güçlü…

Güçlü haklı!

Çünkü güçlünün tüfengi var!

Gerçekler bu kadar açıkken dünyada, ne zaman akıllanacağız?

Yoksa hiç mi akıllanma umudumuz yok bundan sonra?

Koyun!

Gelen, baktı, dedi… Koyun!

Giden, baktı, dedi… Koyun!

Evet, etiyle, sütüyle, derisiyle tüm verimiyle koyun!

İnsan…

Yaşamdan ibret alıp; kendisini bu gerçekler ışığında ölüm ötesi yaşama hazırlayan… Düşünen; değerlendiren, yolunu ebediyet hedefine göre çizen varlık!.

“Halife” insan!…

Ne zaman varoluş hikmetinden yüz çevirirse, bu yaşamıyla dâvetiye çıkarmıştır sıkıntı ve azâplara.

İnsanlar ne zaman “Allah”tan ve ebedi hayata hazırlanmaktan yüz çevirirlerse; “Allah” onları belâlara dûçar eder!.

Başlarına gelen belâlar, kendi elleriyle yaptıklarının sonucudur!.

ara.jpg (366 bytes)

AKIL İBRETE YÖNELMEZSE EĞER...

Akıl, kendisine beş duyudan gelen verileri esas alıp, tefekküre ve ibrete yönelmezse; vehmin hükmü altına düşer ki, bu takdirde herşeyi ters değerlendirir! Böylece de Hakikat’ten perdelenmiş olur.

 

KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

www.allahvesistemi.org

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

 

.