KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar

 

"İMTİHAN"

  • Belâ

  • Fitne

  • Belâlarla denenme...

  • Allah yolunda mücahede edenler ve sabredenler bilininceye kadar, belâlarla denenme...

 

İMTİHAN DÜNYASI

DÜNYA YAŞAMI,

BİR İMTİHANDIR...

(Soru: Üstad, bir arkadaşım sordu, benim yanıtım onu pek tatmin edemedi (aslında beni de edemiyor)... Eğer amelimiz belli ise, Dünya’da imtihan var mıdır?.. diye soruyor.. Ben de “yoktur” dedim. Doğru mu..? Açıklar mısınız lütfen?)

AKIL ve İMAN kitabı bu sorunun cevabı için yazılmıştır... Onu okumanızı tavsiye ederim...

ara.jpg (366 bytes)

Önemli olan tek şey, sizin aklınızı mantığınızı idrâkınızı kullanarak gerçekleri farkedip onun gereğini hissedip yaşayabilmenizdir!

Basit bir ifadeyle; "Dünya yaşamı bir imtihandır" diyoruz..

"İMTİHAN DÜNYASI!" diyoruz...

Neyin imtihanı?..

1-Yiyip içtiğimizin imtihanı... Yani bedene dönük faaliyetlerimizin imtihanı...

Ya bu bedeni ALLAH YOLUNDA BİR BİNEK olarak kabul edip, beyne verilmiş bir araç kabul edip; anlayışımızı, idrâkımızı, kavrayışımızı arttırmak için kullanacağız...

Ya da bedenin doğası gereği olan birtakım zevkleri yaşamak için kullanıp tüketeceğiz…  Daha iyi yiyeceğiz, daha iyi içeceğiz, daha iyi yatacağız, daha iyi kalkacağız!!!.

DAHA ... DAHA... DAHA!!!! bedene dönük zevkler için yaşayacağız!.

Ya da, "bu beden bana bir imtihan aracı olarak verildi... ben kendimi bu beden olarak sanmaktan kurtulup bu bedenin sadece oyunun gereği, rolümün gereği verilmiş bir yapı olduğunu farkedip onun kaydından kendimi kurtarıcam… Benim için Allah önemlidir!" diyeceğim...

Ne kendi rolümün gereği olan giysime ve etiketime, ne de başkalarının rolleri gereği bürünmüş oldukları şeylerin tesiri altında kalacağım. Allah'ı tanıyıp bilmeye gayret edeceğim... "BANA ALLAH GEREK!" diyebileceğim..

Ya da,  KOYVER GİTSİN!!!

ara.jpg (366 bytes)

 

"MALLARINIZ VE EVLÂTLARINIZ SİZİN İÇİN BİR İMTİHANDIR!”

"Mallarınız ve evlâdlarınız sizi ALLAH İsmiyle İşaret Edilen’in zikrinden alakoymasın!... Bunu yapanlar hüsrana uğrayanlardır"!.. (63-9)

"Mallarınız ve evlâdlarınız sizin için bir imtihandır; Allah indinde ise büyük mükâfaat vardır"!.. (64-15)

Evlâd ve maldan yüz çevirip, bir köşeye oturup, her gün bir kaç bin defa "ALLAH", "Rahman" kelimelerini tekrar etmeyi ihmal etmemek Mİ?...

Yoksa daha başka bir mânâ da var mı bu Kur’ân uyarısında?...

ara.jpg (366 bytes)

 

NEDEN, “İMTİHAN”?

“Biz sizi imtihan ederiz…..”ile başlayan cümleler…

Başlarız düşünmeye… Kim bu bizi imtihan eden?… Neden bu imtihan denen olayları oluşturup, bizi de içine atıveriyor!.

Sanki, kazanıp kazanmayacağımızı bilmiyor mu?

Hakkındaki hükmüm bu, dese yukarıdaki; bizde itiraz edecek mecâl mi var?

Kazanamazsak ne olur?

Ne zaman veya ne zamana kadar kadar imtihan?!

Uzayıp giden bir yığın soru yumağı düşünebilen beyin için…

Biz sanıyoruz ki…

Yukarıdaki biri, bizim için bir şeyler düzenledi, biz dünyaya gelmeden bir kaç saat evvel!.

Sanıyoruz ki…

Güneş bizim için doğup batıyor!!!.

Mevsimler bizim için değişip duruyor!.

Buğday bizim için yeşerip, koyunlar bizim için kuzuluyor!.

Felekler dünya üzerinde yaşayan bu fakir için yaratılmış ve dönmede!.

Yıldızlar, supernovalar benim için yaratılmış galakside; benim için patlayıp duruyor!.

Yağmurlar benim için yağıyor; bitkiler benim için doğup yeşerip yayılıyor!.

ara.jpg (366 bytes)

 

İMTİHAN SİSTEMİ

DÜZEN VE SİSTEM,

“İMTİHAN”IN TA KENDİSİDİR!

Karın, kocan, en yakın arkadaşın, çocuğun hepsi de zaman zaman belli şartlanmaların tesirinde oldukları için seni yanlışa sürüklemek isteyecektir...

Zaten bu düzen ve sistem, yaradılışı itibariyle imtihanın ta kendisidir... Ya ilimden idrak ettiğin kadarını “ .....” rağmen yaşayacaksın; bu yüzden de sıkılacak, üzülecek, bunalacaksın; ama rotandan taviz vermeyeceksin...

En kötü ölene kadar; sonra zaten bütün bunlar yok, öyle ise şimdiden yok olsun, deyip... İlminin, idrâkının gereğini yaşayacaksın... Ya da güzel rüya iyi gelecek; uyandığında da hepsi kaybolup, dımdızlak ortada kalacaksın!.

Seçtiğin, beraber olduğun; vaktini geçirdiğin insan, senin yaşamının en önemli olayıdır...

Ya onunla ve onlarla sonsuz yaşamın zirvesine tırmanacaksın; ya da onlarla bataklığa saplanacaksın!. Çünkü sen, idrâkına göre duada olduğun gibi... İdrâkına göre de çevre içindesin...Ya ortaklarınla yükselirsin ya da onlarla batarsın!..

Özür dilerim, farkında olmadan çok vaktinizi aldım... size bir soru ile bu akşam veda edeyim...

Cennet’te herkes kendi mertebesinin karşılığı yaşam içinde olacağına göre... Aynı mertebeyi paylaşmayan karı-koca veya yakın dostlar nasıl birbirleriyle olacaklar?... Hepinize teşekkürler.... İyi geceler... Allah muininiz olsun!..

ara.jpg (366 bytes)

Bkz. İ / İlâhi Kuvveler/İlâhi kuvveleri keşfedesiniz diye(Bir “imtihan sistemi” olarak-zıtları dengeleyesiniz-nötrleşesiniz diye) sizi hayır ve şer ile deneriz.

 

ŞARTLANMA YOLLU BİLGİLER

“İMTİHAN”INIZDIR!

Virüsün beyinden beyine geçişi vardır ve çok önemli bir konudur!...

Onu başka bir sohbette ele almak istiyordum, fakat mâdem sordun ona da girelim biraz...

İnsan beynindeki, genetikten gelen veya sonradan şartlanma yollu edinilmiş bilgiler -veriler , PC'deki virüslere benzer!...

Bu virüsler bazen kapalı kalıp harekete geçirecek bir dış etki beklerler; ve bu yüzden de, dışarıdan virüs yok sanılır; bazen de hemen yayılıp kişiyi duygusallık batağında perişan edip, tüm harddiski çökertirler... Yeniden harddiskin çalışır hale gelmesi uzun yıllar alır!...

Virüsün olan şartlanmalar yerleşmiştir hard diskinin bir köşesine; farkında değilsindir!.

İlim gelir, harddiskinin çoğunluğunu kaplar...

Sonra öyle bir olayla -imtihan derler tasavvuf dilinde buna-, karşılaşırsın ki, o olay gider şartlanma-değe ryargısı virüsünü aktive eder!...

Haydi al başına ...! Virüs, bir anda bütün bilgilerini imha eder; ve hard disk güm!... Yanarsın!... Sonra da ilim bana faydalı olmadı dersin, suçu oraya yıkarsın!.

Oysa, ilim öncesinde, yüklendiğin şartlanman- değer yargın, beynine yerleşmiş virüsü temizlemediğin için; o virüsü aktive eden olay PC'ni darmadağın etmiştir; ve yapabileceğin de hiç bir şey yoktur artık; PC'ni yeni baştan formatlamaktan başka!...

“Evrensel Sırlar “ kitabının başına ise, tüm virüsleri imha edecek ana "ANTİ-VİRÜS" programını koymuştuk!...

Onu kullanmazsanız, PC'niz her an, bir olayla aktive olacak, virüsle çökmeğe mahkûmdur!...

Ayrıca bilgisayar bağlantıları ile de birbirine virüs geçebilir dosya alış-verişiyle!...

Beyinler arasındaki bilgi alışverişinde, virüslü bilgiyi, siz bile farkında olmadan, karşınızdaki PC'nin beynine yüklersiniz!...

Bana PC uzmanı, HACKER ........ , tavsiyede bulundu; hemen antivirüsü yükle diye, ve yolladı ...Hemen yükledim... Antivirüsüm hayli güçlü şimdi... Eğer siz de antivirüs yüklemezseniz; içinizdeki virüs, ne zaman, hangi olayla, aktive olup beyninizi dağıtır bilemem!... sonra da cinci cinci dolaşıp beyninizi tamire uğraşırsınız!...

Bilin ki PC'nizin beyni, yaşamdaki en kıymetli aracınızdır ve onu derhal antivirüsle koruma altına alın!...

ara.jpg (366 bytes)

 

ŞUURUN İMTİHANI

Organların  bir varoluş sebebi de,  şuurunun  imtihanıdır.

Güdünün, dürtülerinin, organlarının  değil; şuurunun sesine  kulak ver!

 ara.jpg (366 bytes)

 

“İNSAN” OLMANIN SINAVI, ÖMÜR BOYU!

“Geç anladım taşın sert olduğunu!.

Ateş insanı boğar; su yakarmış!!!

İnsan yaşamın gerçeklerini(?)…

Benim yaşıma(54) gelince anlarmış!!!???”

Uydurma, uyarlama; anlayışımı insanlara sergileme!.

Akıllı adamlar benim yorumlarıma güvenmiyorlar…

Dünya onların hatırına dönüyor; Güneş onların hatırına ışık-ısı yayıyor!.

Onlar kendi çabalarıyla para kazanıp; kendi özgür irade ve akıllarıyla bu mertebeleri elde ediyorlar!.

Güneş yılı itibariyle yeryüzünde ortalama sekiz saniye yaşayan insanoğlu; kendini yeryüzünün hakimi görmeyi bırakın bir yana, göklerin hâkimi olmaya çabalıyor; hayvani duygularından arınamadan!.

Tahakküm, zorlama!… Tam zeki hayvanlara yakışan duygu!.

İnsan olmanın sınavı ise yaşam boyu devam…

ara.jpg (366 bytes)

 

VAROLUŞ MERTEBELERİNDE İMTİHAN,

CİNLER ARACILIĞIYLA OLACAKTIR!

Varolan hiçbir varlık, hakikatı itibariyle, esası itibarıyla “ALLAH”a isyan edemez, âsi olamaz.

İblis`in “Allah”a isyanı dahi, ezeli görevi ve var oluş programının sonucudur!. Çünkü varoluş mertebelerinde, bir çok varlıkların kendi görevlerini yapmaları veya imtihana tâbi tutulmaları, cinler aracılığıyla olacaktır.

ara.jpg (366 bytes)

Somut âlemin en lâtif sûretleri olarak cin denen sınıf, kendinden kesif olan tabakadakilerin en büyük imtihan aracıdır...

ara.jpg (366 bytes)

OLAYLAR VE ÇEVREMDEKİLER,

İLMİMİN İMTİHAN SORULARIDIR...

BİRBİRİMİZİN İMTİHANI OLDUĞUMUZUN FARKINDA MIYIZ?

Sistem sesleniyor hâl diliyle her an bana; ama kulaklarım sağır olmuş, duymuyor!… Gözlerim kör olmuş görmüyor!… Kalbim sanki mühürlenmiş, algılamıyor sistemin gerçeklerini!.

Ekmeden, biçilmediğini!.

Ne ekersen, onu biçeceğini!.

Pahasını vermeden, alamayacağını!.

“İnsan” etiketli mahlûkâtı, insanların, asla “insan” olarak değerlendirmediğini!.

“Ötekilerin” insanlara hiç bir düşmanlıkları olmamasına rağmen; ortamlarına gelen kuvvesiz insan ruhlarına, timsahın bir ördeğe, aslanın bir ceylana, insanın bir kuzu yada tavuk veya balığa yaklaşır gibi yaklaşacağını, bir türlü fark edip hissedemiyorum!

Oysa bunlar, sistemin gerçekleri!.

“ALLAH” adıyla işaret edilenin yaratmış olduğu sistemin gerçeklerini, fark edebilenler, uyarıyorlar bizleri…

Sistemin gerçeklerine her ters düşüşümüzde, bir kez daha yanmamıza rağmen el’ân ısrar ediyoruz o gerçeklere göre yaşamamakta!.

Sonra da öteye dair mucize beklentileri içine giriyoruz yeniden!.

Kaybettiklerimizi, yitirdik! Bari bundan sonraki sınavları verebilsek!.

Her sabah, değişik bir rüyadan uyandığımız halde; acaba ne oluyor da, dünya rüyasından, beklemediğimiz bir anda uyanıvereceğimizi, düşünemiyoruz?

Uyandığımızda, didişecek birileri kalmadığını gördüğümüzde, acaba hangi şartlar altında olacağımızı düşünüyor muyuz?

Birbirimizin, imtihanı olduğumuzun farkında mıyız?

Akıl hastalarıyla, şizofrenlerle, diktatörlerle, erken bunayanlarla, zekâ özürlülerle, kişilik sorunu olanlarla, aşağılık duygusuyla yaşayanlarla, tepeden bakanlarla, imtihan içinde olduğumuzun farkında mıyız?

Onlar, nasıl olsa, içinde bulundukları hâllerin sonuçlarını yaşayacaklar, uykudan uyandıktan sonra! Ama ya onlara takılıp kalanlar!

Onlar, çoğunlukla çevrelerine fitne olurlar!.

Onların neler yaptıklarını, gerçeğiyle, yakın çevreleri bile çoğunlukla bilmez!. Onlar, kendilerini, farklı takdim ederler; ama arka planda yakınlarının bile bilmediği, kendilerinden beklenmeyen bir takım davranışlarda bulunurlar! Bu yüzden de, en yakınları için bile fitne olurlar!.

Fitneden korunmanın yolu, ilme tâbi olmaktır!.

Fitneniz, o fitne sizi etkilemez olana kadar, son bulmayacaktır!.

Tek şansınız, o fitneye bağışıklık kazanmaktır… Dünyada… Ya da Kâbir âleminde… Veya cehennemde!.

Eğer uyandığınızda pişman olmak istemiyorsanız, yaşam boyu sizi bırakmayacak olan, fitnelere takılıp kalmayınız!.

İnsanları tanımak istiyorsanız; ayaklarına basın; ama sonucuna katlanmayı da göze alın!.O zaman testi eğilecek ve içindeki dışarı akacaktır!.

Olgunluk, kişinin maddi veya manevi menfaâti zedelendiği zaman belli olur!. Birisi, birilerine, kendini kabul ettirmek için çaba sarfetmekten geri kalmıyorsa, kendine veya ilmine güveni yok, kişilik sorunu var demektir!.

Diyelim ki ben, insanların dolduruşuna göre hareket eden bir insan olarak nitelendiriliyorsam... Bunu değiştirmeye uğraşırsam, onu muhatap almış; kendimi, ona ispat çabasına girmiş olurum. Bunu diyene karşı bana düşen, “Allah selâmet versin sana!. O zaman sen kendi değerlerinle devam et, benimle vakit kaybetme”, demek olacaktır. Beni, değersiz bulanlar da olacaktır elbette…,

Olaylar ve çevremdekiler, benim ilmimin, imtihan sorularıdır!.

Çevrendekiler, aklını kullanabilenler de olabilir; yaşam boyu aklını tatile çıkartmaya karar verip, duygularıyla yaşamayı seçenler de… Bu durumda yapılması gereken, “ilmi” at gözlüğü yapıp; aklınla ilmin yolunda yürümektir.

ara.jpg (366 bytes)

İMTİHAN SIRASINDA YAPILACAK İŞ,

MÜLK’ÜN SAHİBİNE YÖNELMEKTİR’

Hayatta, çevrenizdeki hiç kimseyi örnek almayın!. Unutmayın ki, kul kusursuz olmaz!. Siz insanlarla, ilim için arkadaşlık edin, dedikodu için değil!.

Dedikodusu olanın ilmi yoktur; bunu kesin bilin!. İnsanları çekiştirenlerin, bilgisi ne kadar olursa olsun, nefis mertebesi “emmare”dir; bunu hiç aklınızdan çıkartmayın!.

İlme sarılın ve ilmin yolunda yürüyün!.

Yazdığım bilgilerden yararlanarak yaşamına yön vermeyenlere; dedikodu ve çekiştirmelere devam edenlere; beni görmek de hiç bir yarar sağlamaz!. Bedeni görmeğe değil, size ulaşan ilmi görmeğe çalışın!. Bedensel beraberlik, dedikodulara ortaklık getirecekse, uzak durmak çok daha hayırlıdr!.

İnsanların bedenine yönelen, bir gün mutlaka o bedenden kesilecek ve yalnız başına kalacaktır.. İlme yönelen ise, asla mahrum kalmayacaktır!.

Kişileri örnek alan, o kişinin aklına yatmayan bir davranışı dolayısıyla, bir gün mutlaka önemli bocalamalar geçirir.

Allah Rasulü’nün getirdiği ilmi değerlendiren ise, asla pişman olmaz; ve o ilmin yolundan hedefine ulaşır.

İlmi değerlendirmeyen ise, gaflet uykusuna ebeden devam eder…

Uyanmak, dünyada mümkün olabilir…

“Mâlik-el mülk, mülkünde dilediği gibi tasarruf etmededir; bunu da başıma musallat eden O’dur”; diyebilirseniz… O zaman, yolda üzerinize havlayarak saldıranla uğraşmaz, Sahibi’ne seslenirsiniz!.

Havl ve kuvvet Allah’ındır!. Sınanma sırasında yapılacak iş, Mülkün sahibine yönelmektir…

Yoğun imtihan ve fitne günlerine ilerliyoruz…

“Ben Allah için varım, O mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, ne dilerse onu yapar”; diyebilirsek, yakın veya uzağımızdakilerden bize isabet edenlere rağmen, sonuçta kazanan biz oluruz.

Yönelişimiz, mülkün Sahibine olmaz da, maşasına olursa, seviyemiz de onun seviyesi olur!. Kınadığımızla aynı koltuğu paylaşırırız!.

“Allah’a firar edin” âyetini dışa değil, içe doğru olarak algılayamazsak; bunun gereğini yerine getiremezsek; hayâlimizdeki tanrının kulu olarak tüm geleceğimiz yangında geçer!.

Dostlarım, lûtfen şunu aklınızdan çıkarmayın; yaşadığınız olayların sert dalgaları altında gaflete düşüp, şu gerçekten perdelenmeyin..

Biz, eğer “Allah”a iman edenlerden isek, “Allah ahlâkıyla ahlâklanmak” ve bunun gereğini yaşamak için varız!.

ara.jpg (366 bytes)

 

“İMTİHAN DÜNYASI”,

YANLIŞ BİLGİLERLE DOĞRU BİLGİLERİN SİZE

ULAŞMASI VE SİZİN DOĞRU BİLGİLERİ TERCİH ETMENİZDİR...

Bugün, dünde eriyip gidecek!.

Elbiselerim toprak altında eriyip gidecek. Bedenim toprak altında eriyip gidecek. Ve ben, yeni bir bedenle, yeni bir boyutta yaşama merhaba diyeceğim.

Ben, sizlerden biriyim. Sizler de benim gibisiniz!. Sizler de benim gibi aynı âkıbeti paylaşacaksınız.

Sevdiğiniz, bağlandığınız ne varsa, ondan ayrılacaksınız.

Eğer bu bağlanma çok güçlü ise, ayrılığın yanması o kadar fazla olacak.

Öyle ise şu gerçeği fark edelim:

Dünyada yalnızca o ölüm ötesi boyuta, oranın şartlarına hazırlanmak ve oranın değerlileri arasında yer almak için varız!.

“Etraf ne der” diyerek, yaptığınız her şey için yarın pişmanlık duyacaksınız. İlmin gereği ne ise onu yaşamanız halinde de bunun nimetlerini tadacaksınız.

“İmtihan dünyası” demek, yanlış bilgilerle, doğru bilgilerin size ulaşması ve sizin doğru bilgileri tercih etmeniz demektir.

Size, en yakınlarınızdan bile, yanlış bilgiler doğrultusunda davranış ortaya koymanız tavsiye edilir. Buna zorlanabilirsiniz.

Buna karşı, onları kırıcı olarak reddetmeyin!

“Kusura bakma, deyin!.. Benim ilmime göre bu işin doğrusu budur; ve ben yarın orada kendi ellerimle yaptıklarımın sonuçlarıyla karşılaşacağım.

Eğer, senin dediğin yanlışsa, seni mâzeret olarak orada öne süremeyeceğim.

Ne olur beni bunun için hoş gör, bağışla! Bırak, ben ilmimin gereğini uygulayayım. Sen de istiyorsan bu bildiğinin gereğini uygula! Neticede herkes gittiği o âlemde yaptıklarının neticesi ile karşılaşacaktır.”

Biz, dünyaya kavga etmek için gelmedik!.

Biz dünyaya didişme için gelmedik!.

Biz Dünyaya İnsanlarla kötü olmak için gelmedik!.

Şâyet bizi kötü olarak görenler varsa en akıllıca iş olarak bizden uzak dursunlar. Biz bunu saygı ile karşılarız.

“Allah kolaylaştırsın bizden uzaklaşmayı size!” deriz.

Bizden kendilerine ulaşanlardan yararlananlar varsa, onlar da bizi bırakıp, o yararlandıkları ilimle yaşamaya baksınlar!.

Önemli olan ilmi paylaşmaktı...

Bunu elimizden geldiğince sizlerle paylaştık.

ara.jpg (366 bytes)

 

İMTİHAN,

İLMİNLE NE DERECE YAŞAYABİLDİĞİNİ FARKETMEN İÇİNDİR!

Fitne yani imtihan, senin, ilminle ne derece yaşayabildiğini farketmen içindir!.

Sanma ki imtihan, başkalarının seni mükâfatlandırması ya da cezalandırmasıdır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

İMTİHANLA KARŞILAŞINCA BAHANELER BULUP ZORDAN KAÇANLAR

VE İMTİHANI GÖKTEN DÜŞECEK DOSYA KAĞIDINDAKİ SORU

ZANNEDENLER HAKKINDA KURÂN NE DİYOR?

 Daha ne zamana kadar isimle uğraşıp, resme yönelmekten geri kalacaklar?...

Adamlar on sene evvelki asılsız, yakıştırma haberi bize yamalayıp, gerçeği örtmeye çalışıyorlar!...

Onlar gibi yaşamak hoşunuza mı gidiyor?...

-Neydi o Âyet... İman ettik deyip de, imtihanla karşılaşınca bahaneler bulup zordan kaçanlar ve evlerinde karılarıyla yaşamayı tercih edenler hakkındaki?...

İmtihanı gökten düşecek dosya kağıdındaki sorular; zannedenler hakkındaki...

Gece yarısı bu sohbetleri yalnız başınıza okuyup, kendi yaşamınızla karşılaştırarak uyumaya çalışsanız...

(Soru:Güneşten kaçabilecekler mi Üstadım?..)

"ALLAH"a, Kur'ân ‘ı okuyup, ona iman etmeyenler, kaçamazlar!...

(Soru: Peki kaçınca nereye gidecek, bütüne mi?...)

-.... "ALLAH" kitabını iyi oku!... Parça yok ki, bütün olsun!...

Gelelim "hilâfeti" tanımaya!...

Bütün varlıkların ve dolayısıyla cinlerin hakikatı, alt boyutu melekler olması hasebiyle; cin için ne kadar, melektir, denebilirse; insan için de o kadarıyla halifetullah denebilir...

İnsan, kendi derûnundaki melekiyet boyutuna ermeden; "ALLAH"ı bilmesi kesinlikle mümkün değildir!...

"ALLAH Adıyla İşaret Edilen”, genel bir oluşa yönlendirir düşünceyi...

Önce bu oluşu anlayacaksın, ve bunun sonucu olarak şirkten arınıp, "tanrı" kavramından kurtulacak ve böylece duş alıp arınacaksın...

Ondan sonra genel oluş içinde kendini tanımaya başlayacaksın... Hayvan olan yanınla; cin olan yanınla; melek olan yanınla, insan olan yanınla....

Ve tüm bunların sonunda da "Allah kulu" olduğunun ne demek olduğunu farkedeceksin!...

Bunlar, bilgi ve ezberle değil, yaşam ve hissedişle olacak!...

Bunun sonucunda "Allah ahlâkıyla ahlâklanmış olacaksın ve seyredeceksin âlemleri, "Allah bakışı”yla!...

Özünüz aşkına aldatmayın kendinizi; benim yapmadığım zulmü ediyorsunuz kendiniz nefsinize!...

Yarın yukarıdan tanrınız megafonla mı seslenecek sizlere, falancanın ağzından uyarmıştım, sizleri; diye?... Ne diyor imtihan konusunda?..

İmtihan hangi üniversitenin hangi salonunda olacak?...

Peki bu kadar dostun bana bir tavsiyesi olmayacak mı?....

Ne yapayım ki, çok âciz kalıyorum, düşündüklerimi size farkettirme yolunda!... Ve haklı olarak sizler de, yaşantınızda, olayı hobiden, yaşam savaşına döndüremiyorsunuz!...

Haklısınız; özür dilerim!...

 

-"İnsanlar içinden bazıları vardır, "Allah'a ve Âhiret gününe inandık" derler ama onlar inanmış değillerdir.

-Allah'ı ve inanmış olanları aldatma yoluna giderler. Gerçekte ise onlar kendilerinden başkasını aldatmıyorlar...

-“Ne var ki, bunun farkında olamıyorlar".

(Bakara Sûresi, 8/9)

-"İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece iman ettik demeleriyle bırakılı vereceklerini mi sandılar.."? (Ankebut 2/3)

 

Teşekkür ederim .... Mühürsüz olanlara bu Âyet yeter sanırım...

Tek dileğim, mühürlenmemişlerden olduğumu değişen yaşam ve amellerimde görebilmek!...

Allah gelecek olan imtihanlarımda, mühürlülerin cevaplarını vermekten korusun beni!.... Sizler zaten mühürsüzsünüzdür elbette!...

Peki dostlar... Hepinize iyi geceler... burada saat 14.48... Ben yeni uyanıyorum... Sizlere iyi uykular!...

ara.jpg (366 bytes)

 

TÂBİ OLDUĞUN MERTEBEYE GÖRE İMTİHANA

TÂBİ TUTULURSUN!

Sınav, yukarıdan yazılı kağıtta test usulü gelmeyecek.. Malına, etiketine, en yakınlarının başına gelecek çeşitli olaylar şeklinde gelişecektir!.

Tâlip olduğun mertebeye göre imtihana tâbi tutulursun!.

ara.jpg (366 bytes)

 

İMTİHANLA POTANSİYELİNİ GÖRÜRSÜN!

İmtihanla kendi potansiyelini görür ve sonuçlarını yaşarsın!.

İmtihan, sana değil; sendendir!.  

ara.jpg (366 bytes)

 

İMTİHANA TÂBİ TUTULANIN MÂRİFETİ...

Mârifet, imtihan veya çileye tâbi tutulanın "Allah bilir işini" diyebilmesidir.

ara.jpg (366 bytes)

 

GERÇEĞİ ANLAYANA KADAR

O OLAYLA İMTİHAN OLURUZ…

(Soru: Üstadım tâ ki, anlaşılana kadar denenecek, oluşumuz; Hz İsmail’in boynuna inen bıçak mıdır?. Yoksa, “hiç kimseye kaldıramayacağı yük yüklemedik” midir?. Teşekkür ederim.)

 “Anlaşılana kadar denenecek olmamız“, sembolik anlatımdır bize göre; olayın gerçeğini anlayana kadar (fıtratımız elveriyorsa) o olayla imtihan olacağımızı gösterir.

ara.jpg (366 bytes)

 

YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE

SİZE İSABET EDEN BİR MUSİBET,

BİZ O OLAYI MEYDANA GETİRMEDEN EVVEL

MUTLAKA BİR KİTAPTA YAZILMIŞTIR!

Dikkat edile... Kim ne fiil ortaya koyarsa, o fiilin neticesi kaçınılmaz bir şekilde onun için oluşacaktır!.

Kim zerre kadar müsbet bir şey işlerse, neticesi onun için oluşur. Kim zerre kadar menfi bir şey işlerse, neticesi gene onun için oluşur. Dolayısıyla, kişi Rasûlullah aleyhisselâm dahi olsa, kendisinden ortaya konan fiilin neticesi kendisi için oluşacaktır.

İşte bu idrâke gelen kişi, Bakara sûresi`nin başlarında anlatılan:

"Ve leneblüvennekum bişeyin minel havfi vel cui ve naksın minel emvâli vel enfüsi vessemerat, ve beşşirris sabiriyne elleziyne iza asabethum musiybetun kâlu inna lillah ve inna ileyhi raciun."

"Biz, sizi açlıkla, korkuyla, "nefs"inizle, elde ettiklerinizle imtihan edeceğiz. Bütün bunların neticesinde onlara bir olay isabet ettiği zaman onlar, biz Allah içiniz ve O`na dönücüyüz." derler. "Bunların hiç biri üzerinde durmaz; ben sadece Allah için varım ve Allah`a dönücüyüm" derler.

Yani, işin sözüyle yetinmezler, kendi varoluş gayelerini, niye var olduklarını bilir; olayın görünen yanı üzerinde durmaz; "ben Allah için varım ve bunun gereğini yaşamaya devam ederim." der ve o şeyi siler geçer!.

Çünkü, zaten o birimin nelerle karşılaşacağı; o birime nelerin isabet edeceği; o birimin başından nelerin geçeceği; o birim var olmadan önce programlanmıştır... Ve o programın gereği olarak, o programı uygulayacak şekilde meydana getirilmiştir!.

Nitekim Kur`ân-ı Kerim’in Hadid Sûresi 22 ve 23. âyetlerinde şöyle der:

"Yeryüzünde yani çevrenizde, veya nefislerinizde, yani varlığınızda size isabet eden bir musibet, biz o olayı meydana getirmeden evvel mutlaka bir kitapta yazılmıştır."

Yani, o olay meydana gelmeden önce, biz o olayın öylece olmasını takdir etmişizdir.

"Bunu, yani bu olayın böylece önceden size takdir edilmiş olduğunu ve olmasının yazılmış olduğunu bilip de elinizden çıkan şeylerden dolayı üzülmemeniz ve elinize giren şeylerle sevinip şımarmamanız için açıklıyoruz."

İşte , KUR`ÂN burada da en büyük ifşaatı yapıyor...

Yani, seni biz ne için meydana getirmişsek, o meydana getirdiğimiz işe uygun olaylarla karşılaştıracağız. Bu olayları biz, seni meydana getirmeden evvel takdir ettik. Sİsteme sevk ettik. Sistem içinde bunlar oluşuyor. Ve oluşuma göre de senin varlığın meydana geliyor. Senin varlığın, bu gereken olayları meydana getirecektir.

Sen, bu olayların içinden geçeceksin!. Bunun böyle olduğunu bil.

Dolayısıyla bu işlerin içine girdiğin zaman, sana zarar geliyor gibi gözükürse o zarardan dolayı üzülme, sıkılma!. Veya sana bir menfaat gibi geliyorsa, o menfaat, benim yaptığım çalışmalardan dolayı geldi diye, sevinip şımarma!.

Bunlar senin programının gereği, sende oluşması gereken şeylerdir. Sana, hayır gibi gözükür, halbuki şer olabilir. Şer gibi gözükür, hayır olabilir, sen bunu bilemezsin.

Nitekim, "Bakara" sûresinin 216. Âyeti :

"Hoşunuza gitmeyen nice şeyler vardır ki, sizin için, onlar hayırlıdır. Ve size hoş gelen nice şeyler vardır ki sizin için şer`dir... Allah bilir, siz bilemezsiniz!."

Yani, sizin oluş programınızda bunlar meydana gelmiştir.

ara.jpg (366 bytes)

SORULAR->KENDİNİ İÇİNDE BULDUĞUN OLAYLAR…

DOĞRU CEVAPLAR->RASÛL’DEN ULAŞMIŞ BİZLERE…

KİTAP’TA YAZILI!

Evet, nereden geliyor bu sınav ve kim düzenliyor soruları?

İnsansılar…

İnsanlar…

Sınavlar insanlar için!.

Sorular; kendini içinde bulduğu olaylar!.

Sınıf geçme şartı, sorulara doğru cevap verebilmek…

Doğru cevaplar, RASÛLden ulaşmış bizlere… Kitap’ta yazılı…

İnsana yakışan temel prensipler bildirilmiş!.

Sen, olaylar içinde bulmuşun kendini, bilinçlendiğin günden bu yana… Bu olayları hususi biri, senin için düzenlemiyor!

Yaratan sistemi yaratmış… “Kendini tanı; kendindeki beni bul” ve “ben”imle yaşa; “bana yakışır şekilde”; demiş… “Benim ahlâkımla ahlâklan” demiş…

Her dem, bir olayla karşı karşıyasın!.

Güneş senin için doğup batmıyor; yağmur senin için yağmıyor!.

Sen olayların içinde buldun kendini, elinde olmayan bir zaman ve ortamda. Olaylar kendi yolunda akmaya devam edecek!.

ara.jpg (366 bytes)

 

DOĞRU VEYA YANLIŞ, CEVAPLAYIP GEÇTİĞİN SORUYA

TEKRAR DÖNME ŞANSIN YOK!

Sen…

Ya karşılaştığın olaylar içinde, RASÛL’ün haber verdiği şekilde, kendi hakikatına yakışan bir biçimde, ilmin gereği olan davranışlar ortaya koyarak, hakikatına bir adım daha yaklaşacak; yakîninin meyvelerini derleyeceksin…

Ya da… İlmi ve aklını bir yana koyup; şartlanmaların, ilkel değer yargıların, duyguların istikâmetinde davranışlar ortaya koyacak; sahiplik düşüncesi ve duygusuyla yaşamına yön verip, sonuçta pişmanlıkları oynayacaksın!. Boşa geçen, değerlendiremediğin zamanı, yapman gerekirken yapamadıklarını sonradan asla telâfi edemeyeceksin!.

Karşına her dem gelen, her olay, ilminin imtihanıdır!.

Ya, doğru cevabı vereceksin, doğru cevap seni başka sorulara aktartacak; ya da yanlış cevap seni daha başka sorularla karşılaştıracak!.

Doğru veya yanlış, cevaplayıp geçtiğin soruya tekrar dönme şansın yok!

Sistem acımasız!.

Sistem kesin!.

Sistem katı!.

Sistem senin için yaratılmamış!… Sen, sistem içinde buldun kendini!.

“Felekleri senin için yarattım”ın muhatabı, Hakikat-ı Muhammedî; NOKTA!.

Senin-benim et-kemiğim ise, ancak kurda kuşa yem!.

Haddini bilmeyene, bildirecek toprak altına girildiğindeki yaşam!.

İnsan, yarınki rahatını olduğu gibi; ölümötesi yaşam rahatını da düşünebilecek asgarî akla sahip olandır!.

İnsansı ise, laf salatası ile ömrünü sürdürür; ancak “ötekiler”in sofrasına salata olacak beyniyle!.

Bakıyorum boşa geçen 54 senelik geçmişime… Ne elde var, ne avuçta!.

Zâhirim muhtâc; bâtınım muhtâc!.

Zâhirim fakîr; bâtınım fakîr!.

Hâlâ fark edememişim sistemi hakkıyla!.

Hâlâ anlamamışım taşın sert olduğunu!.

Hâlâ mucize, kerâmet bekliyorum!… Güneşin, benim için, batıdan doğmasını; şeytanın şeytanlığını, deccalın deccalığını benim için bırakmasını istiyor, bekliyorum!.

ara.jpg (366 bytes)

EMANETLERİ TESLİM EDİP, KİTABI GETİREN AHMET ..

VE

HÂL AYAKKABILARINI BAĞLAMAKTA OLAN MEHMET…

 Sanırım Okyanus ötesi yaptığımız bu konuda ilk defa olan bu sohbetler size hayli geniş ufuklar açar...

Genelde biliyorsunuz, sohbetlerimizin ana teması "TAKLİTTEN TAHKİKE" başlığı ile özetleniyor!.

Falanca kitap şöyle yazıyor; filanca efendi böyle demiş ile hiç bir yere varılamayacağını bugüne kadar ki oturumlarda olabildiğince idrâk ettirmeye çalıştım...

Bütün bunların bizi TAKLİTTEN bir adım öteye götürmeyeceğini, "mukallidun" sınıfından bu şartlar altında asla çıkamayacağımızı size farkettirmeye çalıştım...

Bilgi ezberlemeyle ancak "DAHA MÜKEMMEL BİR MUKALLİT" olunabilir!.

Gene size farkettirmeye çalıştım ki, Kur’ân ‘da anlatılanlar -açık hükümler ötesinde- tümüyle sembollerdir, mecazlardır... Meselâ; Yunus Nebi balığın karnından yukarıdaki tanrısına mesaj yollamamıştır; içinde bulunduğu hâl ve duygular ve erdiği idrâk, bu yolla bize anlatılmaya çalışılmıştır...

Keza "HANİF" anlayışın babası Tevhid ustası İbrahim Aleyhisselâm da Ayı ya da Güneşi Rabbi sanmamıştır!.

Bunlar bizim üzerinde düşünmemiz için sembollerle anlatımdır...

Akıllı biri için, aptalca ya da mantık dışı bir şey söylenirse, durun ve düşünmeye başlayın...

Sonra bir daha düşünün; acaba bu düzeyde biri böyle mantık dışı veya aptalca ya da hikmeti olmayan bir fiil ortaya koyar mı; diyerekten!.

Ben size bir hikaye anlatayım...

İki arkadaş oturmuşlar, konuşuyorlarmış...

Ali demiş ki Veli'ye...

-Yahu Ali, sen şu yanında hizmetini gören Ahmet’e kaç para aylık veriyorsun?..

Demiş Veli, 15 altın....

Hikaye eskilerde geçiyor... şimdi tabii yok böyleleri...

Ali şaşırmış, kızarmış: Ben demiş aynı işleri yapan benim Mehmet'e ayda 5 altın veriyorum... Sen çok vermiyor musun?... Sen aldanıyorsun gibi geliyor bana....

Veli, yok demiş, benim işimin görülmesi için Ahmet gibi bir adama ihtiyacım var; ve o da hakkediyor bunu!.

Ali demiş: Yahu aynı işi görüyorlar... Niye üç misli para?... Sen aklını mı kaçırdın?...

Veli demiş: Peki, gel o zaman şunları bir imtihan edelim beraberce... Aralarında bir fark var mı yok mu, görelim...

Hay hay , demiş Ali...

Veli seslenmiş, adamına dışarı...

-Ahmet orada mısın yavrum?..

Hemen kapı açılmış, içeri Ahmet girmiş...

-Önce şu köşedeki bakkala git iki okka pirinç ile bir okka şeker al, sonra fırına git iki pide al, sonra manava git bir karpuz al, en sonra da kitapçıya uğra bir adabı muaşeret kitabı al gel... Al şu parayı da....

Ahmet hemen almış patronundan parayı ve çıkmış...

Veli konuşmaya başlamış...

"Ahmet şimdi ayakkabısını giyiyor... Kapıyı açtı, yola çıktı... yürüyor... yürüyor... bakkala girdi.... selamlaştı.... ısmarladı pirinç ile şekeri.... hazırlıyor bakkal... aldı onları çıktı dışarı fırına yürüyor.... Fırına girdi pideleri alıyor..."

Bu arada Ali de aval aval dinliyor Veliyi....

"Fırından aldı pideleri manava gitti.... karpuzu seçiyor... Onu da aldı... Şimdi kitapçıya yürüyor... Girdi kitapçıya, ısmarladı kitabı... Aldı kitabı çıktı yola... geliyor eve... işte geldi!."

-Ahmet geldin mi oğlum?...

-Geldim efendim... diye ses gelmiş dışarıdan Ahmet'ten... Mutfağa koyup emanetleri, getiriyorum istediğiniz kitabı!.

Veli bakmış, Alinin yüzüne...

-Ahmet bu!. demiş...

Ali, gülmüş...

Hadi canım, sen de!. Bu iş mi yani... Benim 5 altınlık MEHMET de bunu yapar!.

Hemen seslenmiş dışarıya ...

Oğlum Mehmet!.

İçeri dalmış Mehmet!.

Ali ona da aynılarını ısmarlamış....

-Hemen al şunları gel yavrum, demiş...

MEHMET çıkmış dışarı....

Ali de döndürmüş başını Veli'ye, ve başlamış konuşmaya....

"Şimdi Mehmet ayakkabılarını giydi... Dışarı çıktı.... Bakkala gidiyor.... Bakkala girdi; şekeri pirinci ısmarladı..... Onları aldı... Fırına gidiyor.... Pideleri aldı... Manava gidiyor.... Karpuzu aldı... şimdi de kitapçıya yürüyor... Kitapçıda ısmarladı... Kitapçıyı bekliyor... Şimdi onu da aldı.... Eve geliyor.... geldi işte!.."

-Oğlum Mehmet...?

-Efendim?...

-Geldin mi Yavrum?...

MEHMET'ten cevap :

-Ayakkabılarımı bağlıyorum efendim... hemen gidiyorum....!!!.

İşte eskiden böyleymiş insanlar... Tabii artık böyle insanlar yok... Herkes zehir gibi... Her şeyi anında anlayıp uyguluyorlar... Ne de olsa -galiba- âhir zaman!.

Evet biz gelelim gene şu taklitten kurtulma meselesine....

Taklitten nasıl arınacağız?...

Kurân‘ı bir mukallit gibi okumaktan ve sonra da tarih kitabı demekten nasıl kurtulacağız...?

Namaz ne zaman başkası için, yani tanrı için yapılan bir tapınma olmaktan çıkacak?...

Dualarımız ne zaman ötedeki bir tanrıdan bir şeyler dilemekten öteye geçecek?...

Ne zaman, “Etraf için “dindar olmaktan vazgeçeceğiz?...

Din dedikodusunu ne zaman terkedeceğiz?...

Ne zaman din, başkalarıyla paylaşma zevkimizi tatmin eden bir hoby olmaktan çıkacak?...

Yediğimiz ekmek ya da içtiğimiz su nasıl kendimiz için ise, dinin de o olduğunu; ve bunun, kesinlikle başkalarını ilgilendirmediğini kavrayacağız?

Dam üstünde saksağan mı bilmem, ama aklıma geliverdi...

Cenâze namazında niçin "FÂTİHA" sûresi okunmaz?...

Cevaplarınızı bekliyorum...?

 
 
 

 

KAVRAMLARLA

KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

 

."HÛ"NUN SALÂTI -> Tecelli ("HÛ" ki, işaretlerini size gösteriyor)

.ALLAH'IN SALÂVATI-> "Sistem"i yaratmak (Allah size işaretlerini gösteriyor)

 

.RAHMAN'IN NEFESİ->(Kurân'ın tâlimi-Allah'ın cana can katan rahmeti)

 

.RABBİN SALÂTI->“Mi’râc”-Sürekli Allah'a yönelişi muhafaza etmek

 

."RUH"TAN "KALB"E YANSIMALAR

 

 

 

NAMAZ->"SALÂT"

{Rabbine yöneliş-Nübüvvet işleviyle bildirilen "Sistem"(Rahmet)}

 

 

 
 
 

www.allahvesistemi.org