.

 

 

kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

“İRFAN”

"Kul"dan zuhûr eden...

ALLAH’IN “İRFAN” VASFI YOKTUR!

Allah’ın, “Aşk” ismi yoktur; “Mârifet” sıfatı, “irfan” vasfı olmadığı gibi; ama “İLİM” sıfatı vardır!

Allah’ın kendini târifi, “İLİM” iledir; “Mârifet” ile değil!.

“Mârifet”, kulun Allah’a bakışındadır!… “İLİM” ise “O”nun yarattıklarına bakışı!. 

ara.jpg (366 bytes)

 

ÇOKLUK GÖRÜNTÜSÜNÜN ARDINDAKİ

"TEK"İN İRFANI

İRFAN EHLİ, HAKK TEÂL’YI

İLK TECELLİDE TASDİK EDERLER!

Esmâ (Allah'ın isimleri), her şeyin aslı ve özüdür ki aynı zaman da yüce Zât'ın da perdesidir!

Nurdan perdeler diye işaret edilen de Allah'ın bu esmâsıdır!

Pek çok velî, esmâ mertebesinde eşyanın hakikati olan isimlerin mânâları ile karşı karşıya kalınca mutlak hakikatı bulduklarını sanmış ve bununla yetinerek, Zât'ı ilâhî’yi Ehadiyyetiyle bilememişlerdir.

İsmâil Hakkı Bursevî merhum ki Gavs-ı zaman olarak bilinir Ruh-ül Beyân isimli çok değerli Kur'ân-ı Kerîm tefsirini yazan zâttır "Lüb-ül Lübb" şerhinde şu hadîs-i şerîfi nakleder:

"Cennetlik kimseler makamlarına kavuştuklarında, Hak Teâlâ  AZÂMET ve KİBRİYÂsını gizleyen PERDEYİ aralar ve;“ Ben sizin yüceler yücesi Rabbınızım” buyurur.

Hakk’ın bu tecellîsi onların garibine gider ve inkâr ederler...

Hâşâ ki sen bize Rab olasın, diyerek feryada başlarlar.

O anda tecellî üç defa değişir; her defasında onlar yine inkâr ederler.

Sonra Hakk onlara;

-Rabbınıza dair aranızda bir işaret var mı?.. diye hitâb eder.

-Evet, var! cevabını hep bir ağızdan verirler.

Artık bundan sonradır ki, herkese, ZANNI, İTİKADI ve ANLAYIŞ KÂBİLİYETİ nisbetinde tecellî olur.

Bu tecellî sonunda;

- Sen yüceler yücesi Rabbımızsın! deyip kabul ederler."

Bu müşâhede için şu hadîs-i şerîf vardır:

"Siz rabbinizi mehtaba bakar gibi seyre dalacaksınız!"

Hâl böyle olmasına rağmen, EHLİ İRFAN, HAK Teâlâ’yı İLK TECELLİDE tasdik ederler."

 ara.jpg (366 bytes)

 

İRFAN, “URÛC"A YARAR...

İlm, üstündür irfandan; çünkü ilm sıfattandır, tenezzülen gelir… İrfan ise, kuldan zuhûr edendir urûca yarar!.

O yüzden de, sıfatları arasında “irfan” sıfatı yoktur O’nun; “Alîm” isminin işaret ettiği “ilim” sıfatı vardır.

ara.jpg (366 bytes)

 

İRFAN'DA "HAŞYET" VARDIR!

İrfanda haşyet, Vahdette seyr vardır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

ÇOKLUK GÖRÜNTÜSÜNÜN ARDINDAKİ TEK’İN İRFANI

“MÜLHİME NEFS” MERTEBESİNDE BAŞLAR

Madde dünyasında, fiiller boyutunda, yapılması gereken çalışmaları yaptıktan sonra bir kişi, kendisinde meydana gelen uyanıklık ile konunun derinliklerini araştırma gereğini duyar.

Varlığın aslını, özünü, hakikatı, kendisinin ve gördüklerinin neden, nasıl ve hangi gaye ile meydana geldiğini araştırarak yukarıda bahsedildiği üzere tarîkat çalışmalarına başlar. Ve böylece “Melekût âlemi”nin inceliklerine sırlarına nüfuz eder.

Melekût âlemi’ne nüfuz eden kişi burada müşahede etmeye başlar ki, pek çok varlıktan oluşan bu âlemde fâili hakiki TEK'tir! Her bir varlık, gerçekte O TEK varlığın isteğine uygun bir şekilde, O'nun irade ve kudretiyle kâim ve görev yapmaktadır. Gerçekte o varlıkların asla bağımsız birer vücutları yoktur!

İşte bu seyre tarîkat seyri denilir ve nihâyeti Ceberût âlemi’ne varır. Müşahedesinde çokluk kavramı kaybolur, çokluk görüntüsünün ardındaki TEK'in irfanı başlar! Kişi bu durumda Nefs mertebeleri diye anlatılan sıralamada 3. basamakta yer alan "Mülhime nefs" seviyesindedir!

Ancak burada çok önemli bir nokta var ki, eğer burayı anlamadan geçersek, daha ilerideki merhalelerde çok büyük yanılmalar oluşur.

"Mülhime Bahsi" ve "Bilincin arınışı" isimli söyleşi kasetlerimiz de ve "TEK'İN SEYRİ" ismli kitabımızda çok geniş bir şekilde izah ettiğimiz gibi, bu geçiş basamağı son derece önemli bir yükseliş bölümüdür.

Eğer "Mülhime nefs" mertebesi iyi tanınmazsa, kişi yanlış değerlendirmesi yüzünden "küfr"e veya "gizli şirke" çok rahatlıkla düşebilir!

Kişi kendisini görürken, vehmî benliği ortadan kalkmamışken, Hakk'ın dışında varlıklar görme hâli devam ederken ben Hakk'ım" demesi "küfr"ü yani hakikati inkârı, gerçeği örtme hâlini meydana getirdiği gibi; Tek'lik yanısıra, çokluk isbatı dolayısıyla gizli şirke düşme hâlini dahi yaşayabilir.

"Mülhime", ilham alan anlamınadır. Yani bu düzeye gelen kişi kendisinin üstünde olan çeşitli mertebelerden gelen ilhamları almağa başlar; arınması, nefsini tezkiye etmesi nispetinde. Bu sebeple de ilhamın geldiği mertebenin özelliğine göre hâller yaşamaya başlar!

ara.jpg (366 bytes)

 

ÂRİF'İN İRFANI...

 "MÂRİFET"!

Ârif, irfan sahibidir. Hikmetler ve hikmetlerin müsebbibi ile meşgul olur. Eserden müessire yani eserden eseri meydana getirene ulaşmak gayesiyle mücadele verir durur.

 3. nefs mertebesinde olana "ârif"; irfanına, "mârifet" denilir.

6. nefs mertebesinde olana "Ârif-i billah" irfanına da "Mârifeti billah" denilir ki aralarındaki fark hadsiz hesapsızdır.

ara.jpg (366 bytes)

 

ÂRİF’İN İRFANI

KAYBETTİKLERİNİ DE FARKETTİRİR!

Ârif’in irfanı, kaybettiklerini de farkettirir; telâfisi için de çalışma yaptırır!.

ara.jpg (366 bytes)

CİNLERİN İRFANI...

MÜLHİME İRFANI!

   CİNLERİN de sahip oldukları "mülhime irfanı"; aynen "mülhime"den "emmâre"ye dönmüş kişilerin hakikate dair irfanının bir süre sonra kayboluşu gibi, cehennem ortamında yok olup gidecektir...

yazdir

 Tüm Kavramlar Programı

 

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücresiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

www.allahvesistemi.org