KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar-Av.Asuman Bayrakcı

 

KAZA

(VARETME HÜKMÜ)

  • "Allah"ın "ol" hükmüyle, yani "Mürid" ismi ile işaret edilen bir biçimde ilmindeki sonsuz mânâları seyretmeyi murad etmesi...

  • “Evren” ismi altında olan tüm isimlerle işaret edilen varlıkların "yok"tan varolmasını murad etmesi...

"ALLAH", "öncelik ve sonralık" gibi zaman kavramı olmaksızın; ilmiyle, ilminde mevcut olan sonsuz mânâları seyretmeyi dilemiş; " MÜRÎD " olması dolayısıyla, kendindeki sonsuz mânâları seyretmeyi "murad etmiş"; bu murad ediş ile birlikte, "ol dediği şey, anında olur", âyetinde işaret edilen bir biçimde bu mânâların seyri başlamıştır.

İşte "ALLAH"ın "ol" hükmüyle, yani "MÜRÎD" ismi ile işaret edilen bir biçimde ilmindeki mânâları seyretmeyi murad etmesi; “Evren” ismi altında olan tüm isimlerle işaret edilen varlıkların meydana gelmesini oluşturmuştur!. Bunların "yok"tan varolmasını murad etmesi “Hüküm”dür!.

Bütün bunların varolmasını murad etmiş, hüküm vermiştir ki, bu hüküm "ALLAH"ın "Kazası"dır!.

"Kaza", işte bu "hüküm"dür!.

ara.jpg (366 bytes)

 

“KAZA”,

ALLAH’IN İLMİNDE KENDİ MÂNÂLARINI SEYRETMESİ,

SEYRETMEYİ DİLEMESİDİR!

Esasen;

"ALLAH MAHLÛKATIN KADERLERİNİ GÖKLERİ VE YERİ YARATMAZDAN ELLİ BİN SENE EVVEL YAZMIŞTIR, TAKDİR ETMİŞTİR."

Şeklindeki Rasûlullah açıklamasında bahsedilmekte olan gerçek işte bu boyuttur.

Bu boyutta, henüz bildiğimiz anlamda varlık sûretleri olmadığı gibi, bu varlık suretlerini meydana getiren esmâ terkipleri -isimler bileşimleri- de yok daha!. Bunların asli vücudu yok!.

Bu yüzdendir ki, "Ayânı Sâbite vücûd kokusu almamıştır" denerek, bu takdir safhasına işaret edilir.

Yani, ALLAH'ın ilminde kendi mânâlarını seyretmesi, seyretmeyi hükmetmesi "Kaza"dır.

Bu mânâların seyredilir hale gelmesini düzenlemesi de mutlak mânâda "Kader"dir.

ara.jpg (366 bytes)

 

EMR ALEMİNDE DİŞİLİK VE ERKEKLİK HALLERİ YOKTUR!

“RUH”,  Rabbin  zuhur  hükmüdür!

Tıpkı Cibrîl, yani emir âleminden bir şuûr gibi...

Bu çok iyi bilinir ki, meleklerin yani “âlemi emr”in, ne yemesi, ne gıdası; ne yorulması, ne uyuması; ne oturması, ne kalkması; ne terbiyesi, ne terbiyesizliği, kötülüğü; ne hastalığı ve ne de sağlığı olmaz!

Öyle ise emir âleminde, dişilik erkeklik ve bu gibi sair hâller yokken, nasıl olur da gene Rabbin hükmünden olan “Ruh” hakkında bu gibi şeyler söylenebilir?..

ara.jpg (366 bytes)

 

“HÜKÜM” (EMR),

KESRET ÂLEMİ İÇİNDE GEÇERLİ BİR SİSTEMDİR!

Emir ve hüküm hep kesret âleminin neticesidir!. Kesret âlemi içinde, varlıklar arasında geçerli bir sistemdir.

Bu kavramla kayıtlı bir müşahede devam ettiği sürece, kesret âleminin son bulması ve Teklik seyrine girilmesi asla mümkün olmaz!. Bu yüzden de, Allah'a urûc murad ediliyorsa, çokluk görme basîretsizliğinden arınıp; “Emir –âmir – memur”; “hâkim- mahkûm – hüküm” üçlüsünün varolmadığını idrâk edip; TEK'in seyrine girilecektir.

İşte o zaman "kader sırrı" da açılır ki, bu da "Vâhidiyet" mertebesinde yaşayanın vukûf sahibi olduğu hâllerden biridir!

ara.jpg (366 bytes)

 

EMR (HÜKÜM) YANİ O HÜKMÜ OLUŞTURACAK TESİRLER,

SEMÂDAN YILDIZLARDAN İNMEKTEDİR!

Her biri canlı ve bilinçli bir yapı olan, çeşitli "ALLAH" isimlerinin mânâlarını hâvi "BURÇLAR"ın, yani günümüz deyimiyle “takım yıldızların”, yaymış oldukları bir kısım kozmik ışınlar, sürekli olarak birbirlerini ve bu arada dünyamızı da etkilemektedir!

Semâdan, yıldızlardan gelen ve "ALLAH" isimlerinin çeşitli mânâlarını ihtiva eden kozmik ışınlar, hiç farkında olmadığımız bir biçimde, bütün canlıların beyin hücre genetiğindeki “DNA” ve “RNA” dizinlerini etkileyerek, onlardaki çeşitli yönelişlere ve mutasyonlara yol açmaktadır.

İşte bu sebepledir ki, büyük keşif sahibi evliyaullahtan ve o devrin "OKU"muşlarından olan Muhyiddin A'rabi, "Fütuhat'ı Mekkiye" isimli eserinde;

"Dünyada, berzahta ve cennetlerde tekevvün etmekte olan ve edecek (oluşacak) her şey BURÇLARDAN İNEN TESIRLERLE meydana gelir" demiştir!

Ve işte bu sebepledir ki, "EMİR", yani "HÜKÜM", yani, o hükmü oluşturacak tesirler semâdan yıldızlardan inmektedir, denmiştir.

 Evet, hüküm, takdir işte böylece, yıldızlar adı ardındaki, Mutlak iradeden her an evrene yayılmakta; ve bu arada bizlere de ulaşarak, hükmünü icra etmektedir!

Ve bu etkileme "hidayet" kelimesinin ihtiva ettiği "lütfu letâfetle", yani biz hiç farkında olmadan, bünyemizde en gizli "Lâtif" bir biçimde cereyan etmektedir.

İşte günümüzde “astroloji” diye tanımlanan “Burçlar ilminin” temelinde böyle bir sistem mevcuttur.

ara.jpg (366 bytes)

(Soru: Üstadım, Talâk sûresi 12.âyetini açıklar mısınız? “Allah yedi kat gök ve yeri yarattı... Emirleri bunların arasından geliyor.” )

Bunun cevabını anlamak için, önce kafamızdaki tanrı kavramından kurtulmak gerekir...

(Soru: Talâk suresi 12.âyeti olan ; "Allah yedi kat göğü ve bir o kadar da yeri yarattı. emirleri bunların arasından geliyor" açıklar mısınız?

O Âyetin mânâsını Allah Rasûlü’nün sahabesi içindeki Rasûlullah’ın "âlim" diye nitelendirdiği zât olan Abbas bile "insanlar benim boğazımı keser" diyerek açıklamamışken; ben nasıl açıklarım...!!!..

ara.jpg (366 bytes)

 

“OL” HÜKMÜNÜ VEREN,

ALLAH’TIR!

Gerçek şudur ki;

Dileyen ve "ol" hükmü ile istediği şeyi olduran TEK'dir!

Öz'den bakan için. dileyen ve hükmü yerine gelen Allah'tır!

Kesretten vehim hükmü altında bakan için ise, dileyen ve "ol" hükmü veren gene Allah'tır; ancak bu durum izâfeten ve ikrâmen kuldan izhar olmaktadır.

"Bir kul yararlı çalışmalar ile bana yakîn elde eder. Artık ben o kulumun görür gözü, işitir kulağı, söyleyen dili, tutan eli yürüyen ayağı olurum."

şeklindeki hadîs-i kudsi çok meşhurdur. Burada anlatılmak istenen mânânın bir açıklaması gibidir Gavs-ı Â'zâm Abdülkâdir Geylânî'nin bu beyânı.

Bir kul yararlı çalışmalar ile kendi varlığının varolmayışını idrâk ederek, Allah yanında vehmî benliğinin "yok"luğunu yaşadığı zaman, artık ondan ikram yollu Hakkanî sıfatlar zâhir olmaya başlar.

Hakkanî sıfatla görür, hakkanî sıfatla işitir ve hakkanî sıfatla söyler. "Ol" der ve o şey de olur! Elbette, hakkın emri nasıl olur da yerine gelmez?..

Demek ki, "fakîr"den zâhir olan Hakk'tır ve elbette ki onun emri de yerine gelen bir emirdir.

ara.jpg (366 bytes)

 

“EMR”,

KİŞİNİN VARLIĞINI OLUŞTURAN MELEKİ “NURΔ KATMANDIR!

Hükmullah gereği varolmuş!

Her “Emr”, kişinin varlığını oluşturan melekî “nurî” katmandır!. Yani her birimin kendi içindeki, özündeki, esmâ mertebesinin kuvveden fiile çıkma mahalli...

Bu hakikat mertebesi, kişide yaşanmaya başlanınca, selâmet dediğimiz hâl kişi için meydana gelmiş olur! Buna, “kendi özünü bulmak suretiyle kurtuluşa erme” de diyebiliriz..

Esasen bu, fıtratı, yani programı elverirse, o kişide daima ortaya çıkma fırsatı arar, ne var ki şartlar uygun olmaz!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KAZA’YI GERİ ÇEVİRMEK

 

TAKDİRDE VAR İSE DUA EDER

VE KAZA’YI GERİ ÇEVİREBİLİRSİNİZ

İnsanların kaderi takdir edilmiştir; her şey gibi!. Ne var ki, DUA faktörü de bu KADER sistemi içinde yer alan bir faktördür. DUA ederseniz, kaderdeki olayı geri çevirebilirsiniz, kazayı reddedebilirsiniz; ancak ne var ki, bu DUA'yı yapmak, gene kaderinizin elvermesiyle mümkün. Yani, kaderiniz müsait ise, DUA edebilirsiniz ve böylece de o gelecek olan olayı geri çevirebilirsiniz.

Kaderinizde kolaylaştırılmış ise DUA etmek, size o belâ veya musîbet gelmeden önce DUA edersiniz ve o olayın zararından korunmuş olursunuz.

Dolayısıyladır ki, tedbirle takdiri değiştiremezsiniz; fakat, takdirde var ise tedbir alır ve böylece de kazâyı geri çevirmiş olursunuz.

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH KAZASINI YERİNE GETİRMEK İSTEDİĞİNDE

KİŞİNİN AKLINI ALIR VE O KİŞİ O İŞİ İŞLER

VE SONRA ALLAH AKLINI İADE EDER!

Evren'de oluşan her şey, tamamiyle "FİZİK-ŞİMİK-KOZMİK" diye tanımlamaya çalıştığım “sebepler-sonuçlar dizisi”nden başka bir şey değildir! Ki bu da,

-ALLAH'IN ÂDETLERİNDE (SÜNNETULLAH) BİR DEĞİŞİKLİK OLMAZ!" (Fâtır-43)

hükmüyle açıklığa kavuşturulmuştur.

‘’Mûcize’’ denilen, olağandışı kabul edilen olaylar dahi, Allah'ın âdetleri- düzeni içinde gelişir.

Kısacası, Kâinatta sihirbaz değneğine yer yoktur!

Bizim, o olayı oluşturan sebeplerden habersiz olmamız, o olayın bir sihirbazlık ya da hokkabazlıkmışçasına oluştuğuna delâlet etmez!

-Allah kazasını yerine getirmek istediği zaman kişinin aklını başından alır ve o kişi bu halde iken, o işi işler. Sonra Allah aklını iade eder ve bu defa kişi yaptığına pişman olur ve "niye ben bunu yaptım" der. Böylece Allah'ın kazası yerine gelmiş olur." (Deylemî)

Bu açıklamadaki "akıl alınma" olayı, o anda, o kişinin gelen astrolojik tesirler altında, aklî fonksiyonlarını yeterince kullanamaması ve bunun neticesinde duyguları veya içgüdüleri doğrultusunda o fiili ortaya koyması ve daha sonra, o tesirin hükmü geçince de aklının normal çalışmasıyla, yaptığından pişman olmasıdır!

Bu gibi durumlar genellikle, yükselen burcuna sert gelen mars radyasyonu ve onu âniden birkaç katı şiddetlendiren ay transiti anında olur. Genellikle 24 saat içinde her şey gelişir, oluşur, biter!

ara.jpg (366 bytes)

 

TAKDİR, PROGRAMLAMADIR!

O İLK NOKTADA SON HAREKET BELİRLENMİŞTİR!

O ilk noktada, son hareket belirlenmiştir! Bir hücreden bir filin son hücresinin ve eriştiği son yapının programlanışı gibi.

Bu sebeple, nasıl kâinattaki sayısız birimler o tek noktadan meydana gelmişse; ve hepsi de o tek nokta`da mevcut özelliklerle bağlı ise; bütün âlemlerde görülen mânâlar dahi, “ilk nokta” diyeceğimiz Zât`ın ilmi`nden meydana gelmiştir. Ama, Zât`ın sonsuz-sınırsız ilmine, iradesine ve kudretine dayalı olarak..

İşte bunu böylece anlayabilirsek, kader olayını da çözmüş oluruz..

"Kader" derken olaya basit bakmayalım!

Dünya üzerinde 5-6 milyar insan.. Denizden alınan bir avuç kum!

"Ben insanı yeryüzünde halife yarattım" diyor.. "İnsan, yeryüzündeki halife"dir.

"Semâ"da yani, "evrende her boyutta" dahi, "halife"ler mevcuttur!

Her boyutun yapısal özelliklerine ve kapasitesine göre "halife"ler mevcuttur! Bizim genelde bildiğimiz "Halife" yeryüzündeki "halife"dir! Yeryüzündeki "halife"nin de haddi, hududu bellidir.

Gerçek "Halife", Tek`dir. Ve O da, İnsan-ı Kâmil ismi ile tanıdığımız Ruh-u A`zâm`dır.. Veya bir diğer ifade ile Hakikatı Muhammedi`dir. Veya ilim yönüyle, Aklı Evvel`dir.

ara.jpg (366 bytes)   

Evlâdını elinden alır, kocana bir sakatlık gelir, karını elinden alır, malına bir hasar gelir, arabana bilmem ne olur, işine bilmem ne olur... Olur!.

Bunların olması, zaten o anki olay değildir. Bunların hepsi önceden takdir edilmiştir!

Ne kadar önceden?..

Senin karaciğerin, doğdun 30 yaşına geldin de 30 yaşında kendiliğinden bir anda mı oluştu; yoksa spermle yumurta birleşip tek hücre meydana geldiği anda o tek hücrede karaciğerin ne şekilde oluşacağı programlanmış mıydı?.

Senin karaciğerinin, kalbinin nasıl olacağı o daha ilk hücrede programlanmıştır. Yâni takdir edilmiş, ölçülendirilmiş biçimlendirilmiş, zamanlandırılmış, programlanmış!

Arapçadan “takdir edilmiş” diye dilimize giren kelimenin benim anlayışıma göre karşılığı, “programlanmış” demektir!

İşte bu programlanış, bu bedenin programlanışı daha o ilk hücre noktasındadır, O tek hücrede bellidir, 45 yaşında senin hangi organının ne şekil alacağı!

Bu anlattığım, hücre beden boyutuyla alâkalı.

Bir de onun daha alt boyutları var, oralara girmiyorum...

ara.jpg (366 bytes)

 

HER OLAN,

ALLAH’IN İLİM VE İRADESİNİN ZUHURA ÇIKMASIDIR

(Soru: Üstadım, başımıza gelecek olanların ve yaşadıklarımızın iyisi de kötüsü de takdirdendir bana göre… Muhakkak her olayın bir nedeni vardır. Bu nedeni oluşturan kim? )

Bunlar Allah’ın ilim ve iradesinin zuhûra çıkmasıdır. O'ndan gayrısı olmadığına göre, her olanın TAKDİRİ ve TEZÂHÜRÜ, O'na aittir.

ara.jpg (366 bytes)

 

YARATILMIŞLAR BOYUTUNDA

TAKDİR ESASTIR!

Kim Allah’a şirk koşarak ölürse ateşe girer; kim, “lâ yüşrik Billâhi” (şirk koşmazsa Allah’a, Cennet’e girer (Müslim=iman bahsi)

Dikkat ediniz burada "BİLLÂHİ" denilmekte!

Şirkin *B* sırrı doğrultusunda Allah'a koşulmaması üzerinde durulmakta!.

Öyle ise....

Bu ilmi, ben size veriyorum, diye düşünme ahmaklığını yaşıyorsam, ben bir müşrik ve bir imansız olarak ölmeye kendimi hazırlıyorum, demektir!.

Rızkını, ben veriyorum diye düşünen de böyle!.

Çalışmamın karşılığında bu ilmi hakkettim diyorsam, bu da benim imansızlığımın göstergesidir!.

Sistemde, kendi iradesi ve bilinci sonucu, benliğinin getirisi olarak, Hakketme=liyâkat düşünen, imansızlar arasında yer alır!.

Yaratılmışlar boyutunda, hakketme değil, Yaradanın takdiridir esas!.

Takdiri reddir, kişinin kendi ilmi ve iradesiyle hakkettiğini kabul; ki bu da, imansızlığın dışa vurumudur!.

Ya, takdirin önceliği vardır; hakketme sandığımız şey, takdire ulaşmanın vesilesi olan fiilin kolaylaştırılmasıdır; Allah'a iman vardır burada...

Ya da, Takdir yok; çalışan, egosundan kaynaklanan çalışmasının karşılığını hakketmektedir; herkes yaptığının karşılığını, takdire RAĞMEN, almaktadır!.

Ya, herkes tek tek yaratılmıştır, ulaşacağı hedef belli, kendi şâkilesi (doğrultusu-programı) üzere... Rızkı belirlenmiş olarak, daha o dünyada yaratılmadan önce....

Ya da, o kendi çalışmasıyla kendi rızkını yaratmaktadır, kendi yolunu çizmektedir; dilediğinde kendi özgür iradesiyle alıp-vermektedir!...

Ya, Sistemin ve içindeki her zerrenin, en ince noktasına kadar bir Yaratanı vardır, her dem, her zerrede dilediğince tasarruf eden...

Ya da, herkes dilediğini alıp-vermede, dilerse kısıp, dilerse arttırmadadır!

“Allah dilediğini yapmadadır” lâfını geveleyip, buna karşılık araya benliğini katan imansızdır; müşriktir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KÂİNAT YARATILMAZDAN ÖNCE

 “ÂN” İÇRE PLANLANMIŞ OLANLAR AYNIYLA,

PROJEDEN UYGULAMAYA GİRECEK;

MAHLÛKUN ZAMANI İÇİNDE!

Allah takdiri, olayları oluşturacak sebepler silsilesi içinde açığa çıkacak!. Ve bizler, “ân” içre oluşmuşu seyredeceğiz, kapasitemiz kadarıyla..

Ahmak, yediği ekmek ya da baldan aldığı enerjiyi inkâr edecek kozmik etkileri inkâr ederken; farkında olmadan!… Göğe oturttuğu tanrısına îmanını savunurken!

Ârif, tevekkülden, bahsedip, tedbiri bir yana bırakırken…

Âlim ve vâris, tedbirin Hakk’ın takdirinin açığa çıkması olduğu müşahedesi içinde; elinden gelen tedbiri son noktasına kadar uygulayacak!.

Sonuçta, kâinat yaratılmazdan önce, “Ân” içre planlanmış olanlar, aynıyla, projeden uygulamaya girecek “mahlûkun zamanı” içinde, Yaratanın indindeki, bir “hiç” ve “yok” olarak!.

Kimi kavga edecek, senaryo gereği!… Kimi, gülerek, ya da acıyarak seyredecek!. Bu arada nîce beyinler, ancak salata niyetine gidecek!

Ve, bir kere daha perde inecek!.

Lâ havle velâ kuvvete ill⠓B”illah!.

Allah!

Hû!.

ara.jpg (366 bytes)

 

TAKDİR’İN GEREKLERİ

HER AN, AN BE AN AÇIĞA ÇIKMAKTADIR!

(Soru: Allah’ın takdiri, programı asla değişmez (“lâ tebdiyle lihalkillah”) ile “Allah her an yeni bir şandadır"ı nasıl bağdaştıracağız?..)

O takdirin gereklerinin her an, an be an açığa çıkması şeklinde...

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH SANA MÜDAHALE ETMİYOR…

ÖZÜNDEN GELİYOR ZÂHİRİNE, ALLAH’IN TAKDİRİ...

Kişi, kurabiyesinden, toteminden, ya da bir türbeden bir şey istemeğe gittiği zaman…

Âhrete geçmiş olanların Gavs mertebesi düzeyindekileri bir yana koyarsak… Diğerlerinin de bu yaşama müdahale etme kuvveleri olmadığını hatırlarsak…

Oraya gidip dilekte bulunan kişinin dileğine kim icâbet etmektedir? Ki, böylece o kişinin arzusu yerine gelmekte?

Bundan önceki iki yazıda, hükmün nereden ve nasıl geldiğinden söz etmiştik… Anlatmaya çalışmıştık ki…

Dışarıdan değil, senden! Varlığından açığa çıkan her şey, “sen”den kaynaklanıyor!.

Allah, sana dışarıdan müdahale etmiyor!… Özünden geliyor zâhirine, Allah’ın takdiri…

Başaramıyorsan, nedenini kendinde ara!. Gerçekten, tüm kalbinle istesen, o şeyin oluşmamasına engel ancak takdir olabilir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

TAKDİR ALLAH’INDIR; YILDIZ VE PLANET

ETKİLERİ İSE TAKDİRİ OLUŞTURAN MEKANİZMADIR

Allah, bir kişinin maneviyat ehli olmasını takdir etmişse, onu, uygun tesirler altında dünyaya getirir; ve mesela Şiron`un güçlü açılımı o kişiyi bu olaya hazırlar!. Yani, takdir ALLAH`ındır; yıldız ve planet etkileri ise takdiri oluşturan mekanizmadır!. Beyindeki bilincin yanında, elin yeri ne ise; ALLAH takdiri ve hükmünün yanında planet ve yıldızların yeri de odur!.

Programında, Uranüs`ün etkisi güçlü olan; yani yüksek akıl sahibi olup maddeye değer vermeyen kişi eğer Şiron`un ruhaniyetinden feyz almamışsa bu kişi felsefeci olarak kalır!. Madde dünyası ile hiç uğraşmaz ve maddeye değer vermez. Ama mâneviyat yönü zayıftır.

Esasen, bu tesirler, her insanda vardır..Ancak, bu tesirler kiminde güçlü olarak alınmıştır; kiminde de zayıf olarak... Bizler bu değişik tesirlerin oluşturduğu farklı formüle sahip bileşimleriz!.

ara.jpg (366 bytes)

 

TAKDİR, YILDIZLAR ADI ARDINDAKİ

MUTLAK İRADEDEN HER AN EVRENE YAYILMAKTA

VE BİZLERE DE ULAŞARAK HÜKMÜNÜ İCRA ETMEKTEDİR

Evet, hüküm, takdir işte böylece, yıldızlar adı ardındaki, Mutlak iradeden her an evrene yayılmakta; ve bu arada bizlere de ulaşarak, hükmünü icra etmektedir!..

Ve bu etkileme "hidâyet" kelimesinin ihtiva ettiği "lütfu letâfetle", yani biz hiç farkında olmadan, bünyemizde en gizli "Lâtif" bir biçimde cereyan etmektedir...

İşte günümüzde “astroloji” diye tanımlanan “Burçlar ilmi”nin  temelinde böyle bir sistem mevcuttur...

Evet, "ihdına"nın nasıl olduğunu, "hidâyet"in hangi sistemle meydana geldiğini izah sadedinde mecburen buralara kadar geldik...

Nitekim az önce görmüş olduğumuz şu âyette "hidâyetin oluşması" apaçık ve kesin bir şekilde vurgulanmıştır:

-"YILDIZ İLE HİDÂYETE ERERLER"

Bu âyet görüldüğü gibi, "hidâyet"in yıldız kanalıyla oluştuğunu vurgulamaktadır...

Özellikle "B" sırrının anahtarını bu âyeti deşifre etmek için kullanırsak, şu çok orijinal mânâ ile karşı karşıya kalırız...

-"HÂDİ olan ALLAH, isimlerinin mânâsıyla, var ettiği yıldız adı takılmış nesneden yolladığı tesirle-melekle- ışınlarla hidâyetini onlara ulaştırır...

Yani tesir bize göre her ne kadar yıldızdan ise de, özü ve varlığı itibariyle Allah'tandır!..

Tıpkı, "yemek yedim, Allah kuvvet verdi"deki gibi... "İlaç aldım, Allah şifa verdi"deki gibi!.

Eğer bunu da anladıysak, konu iyice açıklık kazandı demektir..

Artık hidâyet "emr"inin semadan arza nasıl "nâzil olduğunu" farkediyoruz, demektir..

"Hİdâyet" mekanizmasının nasıl çalıştığını kavradığımıza göre; kaç türlü "hidâyet" sözkonusu, bir de onu görelim:

Bu arada bililim ki, Allah'ın hidâyet ölçüsünden bahsetmek, onu sınırlamak olur ki elbette bu mümkün değildir..

Öyle ise "hidâyeti" en geniş kapsamlı olarak, tüm varlıkların, varoluş gayelerine göre yönlendirilmesi, yapacakları işlerin onlara kolaylaştırılması, onların işlere kolaylaştırılması olarak anlayabileceğimiz gibi...

Daha sınırlı anlamıyla, "gerçek doğru" ile "göresel doğru" arasındaki farkı görebilme anlamına da değerlendirebileceğiz...

Ayrıca, varlığı çok daha geniş kapasitede, kapsamlı özelliklerle değerlendirebilecek olan Nebilere ve evliyaya bu yolda yeni yeni açılımlar sağlayan hidâyet dahi gene "ihdına" derken düşünülebiliyor...

ara.jpg (366 bytes)

 

NE ELİNİZE GİRENLE SEVİNİP ŞIMARIN…

NE DE ELİNİZDEN ÇIKANLA ÜZÜLÜP KENDİNİZİ YIPRATIN!

Elinde ne varsa, hepsi Allah bağışıdır!... Diler verir, diler geri alır!... Vermesinde de almasında da bir hikmet vardır...

Siz bu gerçeği bilerek; elinizdeki her şeyin geçici bir süre için emanet olarak verildiğinin bilinci içinde olarak, “ne elinize girenle sevinip şımarın, ne de elinizden çıkandan dolayı üzülüp kendinizi yıpratın”...

Esasen, rızık tamamiyle ALLAH takdiridir... Nedeni, niçini sorulmaz!.. Dilediğine dilediği kadar verir ve dilediğinden de dilediğini alır...

Aklı başında insana yakışan odur ki, aldığında da verdiğinde de daima ön planda Allah takdirini tespit eder; ve, her şey O'nun takdiriyledir, diyerek hiç bir şeyi sahiplenmez!..

Sana ilham eder, bana verdirir; bana ilham eder, ona verdirir!.. Ancak, kesin olarak bilelim ki, kim kime ne vermiş ise, gerçekte hüküm ve takdir kesinlikle Allah'ındır!.. Bizler ise arada sadece vesileyiz...

Ne takdirde olmayanı verebiliriz; ne de takdir edilmiş olanı vermemezlik edebiliriz!..

ara.jpg (366 bytes)

 

TAKDİRİ GÖRMEYEN

   Âmâ, takdiri görmeyendir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KİM NE ZAMAN, NEREDE, HANGİ ŞARTLAR

ALTINDA TEDBİR ALARAK O OLAYA YÖN VERİYORSA,

BU DA, TAKDİRİN O İSTİKAMETTE OLUŞUNDANDIR

Dünya hikmet yurdudur; ve bu dünyada oluşan her şey, kendinden evvelki sebepler etkisiyle yönünü bulur… Bu, yaratan Allah’ın ‘’Sistem ve düzeni’’dir.

Bir olaya karşı tedbir almayarak tevekkül ettiğini söyleyenin hâli, takdirinde, tedbir alma durumunun söz konusu olmayışındandır!.

Kim, ne zaman, nerede, hangi şartlar altında tedbir alarak, o olaya yön veriyorsa, bu da, takdirin o istikamette oluşundandır!.

Tevekkül, olaya tedbirle yaklaşmamak değil; ne olursa olsun, olanın Allah’ın takdiriyle bu şekilde meydana geldiğini görmektedir!.

KADER VE TAKDİR

 

KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

www.allahvesistemi.org