KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar-Av.Asuman Bayrakcı

 

     

 

KESRET

  • lâhi isimler"in mânâlarının değişik terkiplerle âşikâre çıkması

  • lâhi isimler"in mânâ terkiplerinin seyredildiği âlem

  • Varolduğu, beyin tarafından kabul edilen her şey

  • Algılayanın algılama özelliğinden kaynaklanan bir sanı ve hayâl...

  • Beynin, kesitsel algılama araçlarına GÖRE varsaydığı herşey

  • Kesitsel verilerin imajları

  • Sınırlı algılama kapasitesi olan algılama aracının kapasitesinden doğan imgesel bir varlıklar

  • Varlıkların hakikatına-aslına-orijinine nüfuz edememekten doğan görüş

  • Holografik bir tümellik olan "Anayapı"nın, bizim “Evren” dediğimiz halde algılanmak için, dilediği algılayıcıların dilediği kapasitelerinde göresel farklılıklar meydana getirmek sûretiyle oluşturduğu  “çokluk” görüntüsü

  • Ef'al Âlemi

  • Fiiller Âlemi

  • Çokluk

 

 

"KESRET"(Çokluk) GÖRÜŞÜNÜN SEBEBİ

 

 

Bir birimde, “insan var, hayvan var, cin var, melek var; bunların her biri de kendi başlarına diledikleri gibi yaşıyorlar; kâinat başıboş bırakılmış hadsiz hesapsız canlıyla dolu...” gibi bir görüş, tamamiyle o kişinin varlıkların hakikatına, aslına orijinine nüfuz edememekten doğan “çokluk görüşü”dür.

 

Kesret; ilâhi isimlerin mânâlarının değişik terkiplerle âşikâre çıkmasından başka bir şey değildir!. Ve bu terkiplere göre seyredilen âlem, fiiller âlemi dediğimiz ef’al âlemi dediğimiz âlemdir!.

 

 

VAROLDUĞU, BEYİN TARAFINDAN KABUL EDİLEN HER ŞEY

BEYNİN KESİTSEL ALGILAMA ARAÇLARINA "GÖRE"DİR;

VE O GÖRÜNTÜLERİN HER BİRİ,

KESİTSEL VERİLERİN İMAJLARIDIR

 

Bulunduğunuz odayı, tavanını açmak suretiyle, bir milyar defa büyütme kapasitesine sahip elektron mikroskobunun lamına koyun ve sonra da objektifinden bakın... Bir milyarlık büyütme kapasitesi, bize atomları görme olanağını verecektir... Bu takdirde, artık biz, o odadaki çeşitli isimler taktığımız eşyayı değil; demir, bakır, çinko, hidrojen, azot, oksijen vesaire gibi pekçok atomlardan ibaret, homojen bir kütleyi göreceğiz.

Göz aracıyla aynı odaya bakan beyin, az önce bir çok eşyanın varlığından söz ederken; elektron mikroskobu aracılığıyla aynı odaya bakan beyin sayısız eşyadan değil, homojen atomik bileşik bir kütleden sözedecektir; ki artık, "pek çok", sadece, "yüzküsur" atom türüne dönüşmüştür nazarımızda!.

Şayet, beynin kullandığı algılama aracı, bir milyar defa büyütme kapasitesi yerine, bir trilyon, ya da yüz katrilyon gibi rakkamlara çıksa ne olur?...

Bu takdirde öyle bir noktaya geliriz ki, evrende varolduğunu kabul ettiğimiz herşeyin, o şeye bakan algılama aracının kapasitesinden doğan, imgesel bir varlık olduğunu idrak ederiz!

İşte varolduğu, beyin tarafından kabul edilen her şey, beynin kesitsel algılama araçlarına GÖREdir; ve o görüntülerin her biri, kesitsel verilerin imajlarıdır!.

 

 

HERŞEY,

O'NUN EF’AL MERTEBESİNDEKİ GÖRÜNTÜSÜDÜR

 
  • Gerçekte, âlem Tek varlıktan ibarettir; yani, tek bir yapıdır! Tek`in teklerinin tek tek zikri olmaz!

    Hz. Âli, “ Görmediğim Allah`a ibadet etmem “ demiştir.

    “Hiç bir şey görmem ki, evvelinde Allah`ı görmüş olmayayım.” demiştir Hz. Ebu Bekr.

    “O”, her şeydir ve her şey “O”nun ef`al mertebesindeki görüntüsüdür.. “Kesret âlemi” de budur!

     

  •  

    O’NA AİT MÂNÂLAR,

     “KESRET”İ MEYDANA GETİRİR!

     

     

    “Kâinat” ismi altında Zâtından başka bir varlık yoktur!. Kâinatın ardında, özünde, zâhirinde veya bâtınında, zâtından gayrı bir varlık yoktur!.

    Kısacası, kâinatın hüviyeti O’dur!

    Kâinatın benliği, O’na aittir!.. O’na ait mânâlar, değişik terkipler şeklinde, değişik isimler olarak, kesret dediğimiz görüntüyü meydana getirir!

    Kesret; ilâhi isimlerin mânâlarının değişik terkiplerle âşikâre çıkmasından başka bir şey değildir!..Ve bu terkiplere göre seyredilen, âlem, “fiiller âlemi” dediğimiz “ef’al âlemi” dediğimiz âlemdir!..

     

     

    KESRET’İN KAYNAĞI,

    TEK MUTLAK RUH’TUR

     

     

    Kesret kavramının kaynağı olan “Tek mutlak RUH”tan meydana gelen tüm melekût âlemi; ve o âlemde meydana gelen Müheymin melâike, Âlâ-i illîyyîn, ve diğer meleklerin varlığı…
    Esmâ mertebesinin zuhûru olarak varlığı meydana gelmiş olan melekût!.
    Varlığını melekûttan alan tüm ef’âl mertebesi varlıkları…

     

     

    “KESRET” GÖRÜNTÜSÜ,

    SINIRLI ALGILAMA KAPASİTESİ OLAN ARAÇTAN DOĞMAKTADIR!

     

     

    Esas itibariyle, âlemler, “Kesret Âlemi” ve “Vahdet Âlemi” olarak ikiye ayrılır. Ancak bu kesin böyle değil; anlayışın ya da bir diğer şekliyle anlayış yetersizliğinin oluşturduğu ikidir bu âlemler.

    ***

     “Kesret âlemi” denen çokluk görüntüsünün yeraldığı âlemde birbirinden bağımsız görünen sayısız varlık tespit edilmektedir.

    Oysa bu sayısız varlık, "göz" adını taktığımız sınırlı algılama kapasitesi olan araç yüzünden bize böyle görünmektedir.

    Gerçekte “çok” yok, TEK vardır!.

    İnsan bedenini düşünelim... Trilyonlarca hücreden oluşan bir yapı!! Her organ diğerlerinden son derece farklı yapıya sahip!. Âdeta, farklı düşünce ve görev sahibi pek çok varlığın bir araya gelerek oluşturduğu tek bir beden görüntüsü. Ama, varoluş sistemleri aynı. Aynı özden meydana gelerek oluşmuşlar.

    Biraz daha derine inerek konuya yaklaşalım… Gözün algılama boyutunda milyarlarca tür görülmesine rağmen, bir milyar defa büyüten elektron mikroskobunun bakışıyla aynı varlıkları değerlendirdiğimiz zaman görmekteyiz ki varlık sayısı yüz küsûr atom türüne inmektedir.

    Eğer biraz daha derine inersek, evrende bulunan milyarlarca türün sayısız anlamlar taşıyan dalgaboyları farklı mikrodalga yapıdan ibaret olduğunu göreceğiz.

    İşte bu noktada kesret yâni çokluk, Tek’liğe dönüşmüş olacaktır. Pek çok fikir ve hayâl sahibi tek bir şuur gibi!.

    İşte “melekût âlemi” diye anlatılan, sayısız mânâlar ihtiva eden mikrodalga kökenli kozmik âlem de; “ceberût âlemi” diye anlatılan da, o sayısız mânâları hâvi TEK bir KOZMİK BİLİNǒTİR!.

     

     

    BİRÇOK VARLIKLAR MÜŞAHEDESİ

    VEHİM YOLLU GÖRÜLEN HAYÂLLERDİR!

     

     

    Hakk'kın varlığı olarak bir çok varlıklar mevcut değildir!. Kalpler ve ruhlar mevcut değildir!.

    Bunların hepsi de vehim yollu görülen hayâllerdir!. Gaflet ve uykuda olmanın sonucu olarak meydana gelmektedir!.

    Çünkü bunların hepsi de, "ilmî sûretler" olmaktan öte bir şey değillerdir!. "İlmî sûretler" ise ancak ve ancak, sadece ve sadece Allah'ın ilminde mevcutturlar!.

    Emir ve hüküm hep kesret âleminin neticesidir!. Kesret âlemi içinde, varlıklar arasında geçerli bir sistemdir.

    Bu kavramla kayıtlı bir müşahede devam ettiği sürece, kesret âleminin son bulması ve Teklik seyrine girilmesi asla mümkün olmaz!. Bu yüzden de, Allah'a urûc murad ediliyorsa, çokluk görme basîretsizliğinden arınıp; “Emir –âmir – memur”; “hâkim- mahkûm – hüküm” üçlüsünün varolmadığını idrâk edip; TEK'in seyrine girilecektir.

     

     

    "ÇOKLUK", "İSİMLER"DE MEYDANA GELMEKTEDİR

     

     

    BASİRETLE BAKARSAN VAROLAN,

    YALNIZCA ALLAHIN VECHİDİR!

     

    Senin ayrı ayrı varlıklar görmene sebep gözündeki yetersizlik demedik mi?..

    Gözündeki yetersizliği, şuur kemâliyle eğer kaldırırsan, idrâkına giren sahada, yani basiretinde varlıkların çokluğu yoktur! Gözde, çokluk vardır!. Dolayısıyla basiretinde, Allah’ın “vechinden” başka bir şey yoktur! Yani Allah’ın çeşitli isimlerinin mânâları... Çeşitli isimlerin mânâları, aslında tek mânâdır, burayı iyi anlayalım!

    Bütün isimlerle kastedilen mânâlar ayrı ayrı mânâlar olmayıp, tek bir mânâdır!. Tek bir mânâ, değişik isimlerle, değişik mânâlar varmış şeklinde çoğaltılmaktadır!.

    Aslında, bütün isimlerin müsemmâsı tek bir varlıktır! Tek bir varlıkta tek bir mânâdır! Değişik mânâlar, değişik isimlerle varolmaktadır.. Dolayısıyla sen, hangi mânâ yönünden ele alsan, o tek varlığı ele almış, tek kaynağı ele almış olursun ki; işte çokluk-teklik noktası bu ince noktada birleşmektedir! Burada tek, çok olmaktadır!

    Yani, çokluk, isimlerde meydana gelmektedir. Aslında mânâlar yok, tek bir mânâ yapı var!.O tek mânâ, değişik yönler itibariyle ele alındığı için, değişik mânâlar varmış gibi bir husus ortaya çıkıyor. Yani mânâlar îtibârîdir.. İzâfidir.. Aslında bir mânâ yapı vardır.

     

     

    ÇOKLUK GÖRÜNTÜSÜNÜN OLUŞUMU

     

     

    HOLOGRAFİK BİR TÜMELLİK OLAN "ANAYAPI"

    DİLEDİĞİ ALGILAYICILARIN DİLEDİĞİ KAPASİTELERİNDE GÖRESEL FARKLILIKLAR MEYDANA GETİRİR

     

    BOHM’un, KUANTUM açıklamasında yeni boyut dediği ve “KUANTUM POTANSİYELİ” diye adlandırdığı bu görüşe göre;

    -Atomaltı parçacıklarda sâbit bir yer sözkonusu olmadığından, uzayda heryer eşittir. Bu özelliğe mekânsızlık diyoruz. Bütün atomaltı parçacıklar birbiri ile ilişkili ve iletişimlidir.

    -Holografik özelliğinden dolayı da küçük bir parçanın tümdeki bilgiyi taşıması, bilginin de mekân kavramı sözkonusu olmaksızın tümde eşit olarak dağıldığını göstermektedir.

    Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan gerçek, evrende mekânı olan herhangi bir yerdeki bir TANRININ varlığından sözedilemeyeceğidir.

    Öte yandan İslâm’ın kutsal kitabı Kurân’a göre de, “TANRI YOKTUR, SADECE ALLAH VARDIR”.

    Bu “ALLAH”, “AHAD”dır!. Yani, öyle bir TEK ki, varlığı yanısıra ikinci bir varlıktan sözedilemeyeceği gibi; O’nun parçaların birleşmesiyle oluşan bir tümel yapı olduğundan da sözedilemez; yani Panteist görüş bu yüzden “ALLAH” ismiyle işaret edilen anlamı vermez!.

    Algılamaya GÖRE var kabul edilen her ŞEY, O’nun varlığıyla vardır; ne var ki, O, şeylerin toplamı değildir!. Gerçekte SADECE “O” VARDIR; evrendeki çokluk kavramını oluşturan şeyler, algılayanın algılama özelliğinden kaynaklanan bir sanı ve hayâldir!.

    Holografik bir tümellik olan anayapı, bizim “Evren” dediğimiz halde algılanmak için, dilediği algılayıcıların dilediği kapasitelerinde göresel farklılıklar meydana getirmek sûretiyle, “çokluk” görüntüsü oluşturmaktadır. Gerçekte, sadece “ALLAH” vardır ve O’nun yanısıra hiç bir şey yoktur!.

     

     

     

    KESRET KAVRAMININ BİTTİĞİ NOKTA->"SİDRE-İ MÜNTEHA

    • Tekliği müşahede etme noktası

    • Beynin, kesitsel algılama araçlarının kapasitesi dolayısıyla varsaydığı imgesel varlıklar -kesitsel veri imajları algısının bittiği nokta

     

    Sidre-i Münteha, mânâ itibariyle kesret kavramının bittiği noktadır!

    Yani bilinç boyutunda-şuurunda kesret kavramı kalkıp, Tekliği müşahede etme noktasını hissettiğin anda sen sidre-i münteha’dasın!

    (Soru; Cibril’in son makamı oluyor değil mi?)

    Kesret kalkarsa Cibril kalır mı geride???

    Mirâc’a çıkarken ne oldu orada Cibril? Yok oldu! Çünkü kesret kavramı kalktı.

    Kesret kavramı kalkınca Cibril kaldı mı?

    ”Onun bir adım ötesinde ben yokum... Yanarım” dedi.

    İşte bu sebepten kesret kavramının bittiği yer, “Sidre-i münteha”dır.

         
     

    KURÂN'I BIRAKIP NEREYE GİDİYORSUNUZ?

    {O, âlemler(İnsanlar) için yalnızca bir Zikir'dir (HATIRLATMADIR!)-Tekvir/26}!

     

     

     
     
     

     

     

     

     

    SALÂT(Namaz)

     
     
     

    www.allahvesistemi.org