.

 

 

kavramlar.jpg (6719 bytes)

"KURBAN"

“KURBAN KESMEK”

  • Allah’tan ayrı saydığın, ayrı bir varlık olarak düşündüğün “ben” kavramını kurban etmek

  • "Bâkî"ye "Fâni"yi kurban etmek!

  • “Saf”laşmak… “Safiye” ye ulaşmak!.

Besili, semiz, ama boynunda tasma izi olan köpekle, kuru kemikleri çıkmış kurdun konuşmasını dillendirmişlerdir! Tasmalıyla tasmasız arasındaki fark anlaşılsın için!.

Bazen kurtlar da tasmalanır takdiri ilâhi!

Ama tasmalar, asla takılamaz sonsuza dek, başkaları tarafından!. Birinin taktığı tasma er geç çıkar…

Ya senin kendine taktığın tasma!.

İşte onu bu dünyada çıkaramazsan tasmanı, ebeden çıkaramazsın boynundan!…

O elinle, beyninle, taktığın tasmanın adı “BEN”dir!

Bu tasmadan kurtulmanın yolu, diyetini vermektir!. Kendini kurban etmektir…

“KURBAN KES”, hükmüne itaat edip, gerçekte varolmayan “BEN”ini (eneni) yok etmek; Bâki’ye Fâniyi kurban etmektir!.

Kâmiller, “al” elimi derler…

Kâmiller, karşılıksız verirler…

“Ben”le tasmalılar ise “ver” elini derler…

Verdiklerini başa kakarlar…

Karşılıksız, belki selâm bile vermezler!.

Allah ahlâkı odur ki…

Yağmuru karşılıksız yağdırır!. Havayı karşılıksız solutur… Gözü karşılıksız vermiştir güzellikleri seyredesin diye; eli karşılıksız vermiştir, güzeli tutasın, zevkine eresin, diye…

Ya Hulûsi hâlin nîcedir, Allah ilmini, dağıtırsın karşılıksız diye de; hâlâ, ne beklersin bu ilmin gereğini yaşasınlar diye!. Bu ilme vesile kılınmanın karşılığı olmaz mı? Derler…

De, öyle mi acaba?

Var mı, bir beklentisi Hulûsi’nin bu yolda!.

Biliriz ve dillendiririz ki…

Herkes kendisine takdir edileni yaşayacak ve bunun sonuçlarını da daha sonraki anda görecektir…

İnsanlar birbirlerine sadece onun takdirinde olanı ulaştırabilir; veren ise yalnızca Allah’tır!. Herkes, yaradılışında kolaylaştırılanı kolayca başarır; başaramadığı da takdirinde olmayandır!.

ara.jpg (366 bytes)

“KURBAN”IN ÜÇ DERECESİ VARDIR

Bu durumda, Kurbanın üç derecesi çıktı ortaya!.

1-Zâhirdeki kurban.

2-Tabiatın, yani bedenin istek ve arzularını kurban.

3-Allah’tan ayrı saydığın, ayrı bir varlık olarak düşündüğün “ben” kavramını kurban.

ara.jpg (366 bytes)

 

1-ZÂHİRDE KESİLEN KURBAN

Kurban kesmek imkânı olan, kurban keser ve etini mümkünse tamamıyla, et alma imkânı olmayan fâkirlere dağıtır…

Bu bir yoldur…

Ancak, yenilip ertesi günü dışarı atılacak et yerine, o parayla insanlara âhıretlerini, ebedî yaşamlarını kazandıracak bilgileri ihtiva eden kitaplar veya kasetler de dağıtılabilir!.

Bu da bir yoldur!.

İslâmiyete düşmanlığın bu kadar açık ve güçlü olarak sergilendiği; insanların, “DİN”den uzak kalmaları için bu kadar mücadele edildiği bir ortamda, insanlara ilim verilmesi, imkânı olanlar için farzdır!.

Eğer müslümanlar yıllarca, bina-yurt-cami gibi toprağa ölü yatırım yapacaklarına; onlara, gerçek İslâm Dini’ni insanlara öğretecek yayınları dağıtsalar; insanları ilimle mücehhez kılsalardı, sanırım bugün çok daha farklı şartlar altında olurduk.

Ne yazık ki, insanları ilimlendirmek için kullanılması gereken para, uzun yıllardır, cennette köşk ya da huri satın almak isteyen bilinçsiz müslümanlar tarafından, taşa-toprağa yatırılarak bugünkü ortama gelinmiştir.

Lâfta yüzde 99’u Müslüman olan ülkede, İslâm Dini tanınmıyor; insanlar Kurân hükümlerinden öcü gibi kaçıyorlarsa, bunun vebâli, biraz da onlara bu ilmi ulaştırmayanlardadır.

İlim kadın-erkek her müslümana en öncelikli farzdır… Maddi imkânı müsait olan tüm müslümanlara, imkânlarını, insanlara ilmin ulaşması için değerlendirmeleri de farzdır.

Elbette bu, bizim anlayışımızı paylaşanlara göre.

ara.jpg (366 bytes)

 

2-BEDENİN DOĞASINI, TABİATINI KONTROL ALTINA ALARAK

BEDENİ KURBAN ETMEK!

Kendine ait olarak kabul ettiği bedenin, istek ve arzu ve zevklerinden arın! Bedenini kurban et!.” denmek istenmektedir.

Bedenini kurban etmekten mânâ, kafayı kesmek değil, bedenin aşırı istek ve hırslarını frenlemek!.

Doğal yaşamı için gerekli olanları verip onun ötesindeki şeylerden bedeni frenlemektir. Yani, tabiatı kontrol altına almaktır.

Bedenin doğasını, tabiatını kontrol altına almak!. Bedeni kurban etmek!.

Daha önemlisi; Allah’tan ayrı olarak var kabul ettiğin “ben”liğinin, gerçekte hiç bir zaman var olmadığını idrâk etmek sûretiyle “benlik” kavramını kurban etmek. Daha da zoru!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KURBAN ARINMAK İÇİNDİR…

DİYET, KURTULMAK İÇİN!

Adam bir hata yapmış!.

Bağışlamamışlar, çaresiz kolunu kesecekler… Diyetini ödeyecek parası da yok… Çıkmış biri, adamın kolu kesilmesin diye diyetini ödemiş… Kolu kurtulmuş… Sevinmiş adam…

Mesleğini icraya devam etmiş… Kasapmış…

Diyetini ödeyen de uğrarmış dükkanına… Selâm sabah, sevgi dilekleri… Derken, dermiş…

-Unutma bu iyiliğimi… Kolunun diyetini ben verdim!. Vermeseydim diyetini, bugün kolsuzdun!. Aç açık değilsin; bunu bana borçlusun!.

Bir defa…İki defa… Üç defa… Beş defa… On defa!

Boğazına kadar gelmiş nihayet kasabın… Atmış kafatası!. Kaldırmış kemik kestiği satırı havaya ve indirmiş koluna!. Demiş:

-Al diyetini verdiğin kolu!. Sen yoluna, ben yoluma!.

Allah rahmet eylesin Ömer Seyfettin’den okumuştuk bu hikâyeyi çocukluğumuzda!. Neyse ki artık böyle kol bacak diyetleri yok…

Kol bacak diyetleri yok da…

Çok daha büyük beynelmilel diyetler var!… Ya da… Ev, araba, iş, eş, aş, kitap, ilim, nâm, isim!

Sana bunları ben verdim, ben kazandırdım; diyen hazımsızlar!.

- “Ben”!. Der…

Aynı anda “Allah” der, “BEN”!.

Derken, âlemlerin Hâliki ve Rabbi Allah “BEN”, dersen sen de “ben”!… Bil ki sonra çok yanarsın sen!.

Kulunu yaratmış, yaratmadan önce de rızkını takdir etmiştir!.

Kulun rızkı, yaratıldığı andan sonsuza kadar, kendisine takdir edildiği kadarıyla ulaşacaktır; dem be dem!.

Zâhirde ve Bâtında kulluğunu yerine getirmesi için, ihtiyacı ne kadarsa, o kadar rızk her an kendisine ulaşmaktadır gene Allah eliyle!.

Kişi, takdir edilenin eline geçmesi için, fıtratı üzere gereken kadar çalışmayı ortaya koymaktadır.

Kimse, ne bir eksik ne de bir fazla alamaz!. Şunu yapsaydım veya yapamadım da alamadım derse; bu onun içinde yaşadığı gerçek sistem ve düzenden gâfil olmasındandır!.

Gözleri görmeyen değil; basîreti sistem ve düzeni görmeyen, âmâdır!.

Allah verir!…

Bazen de kurban ister!. Diyet ister!.

Kurban, arınmak içindir!… Diyet, kurtulmak içindir!.

ara.jpg (366 bytes)

3-MÂNEVİ KURBAN

Mânevi kurban nedir?

 Genelde, klasik anlatımda; “Nefsini kurban etmekten” söz ederler.

 Nefsini kurban et Allah yolunda!.” derler.

Bu söz ile, aslında başka bir şey anlatılmak istenmektedir.

Nedir bu anlatılmak istenen?

ara.jpg (366 bytes)

 "EGO"YU KURBAN EDİP KURTULMAK

Nice çöllere karşılıksız yağar yağmur ama, kum taneleri sadece seyreder damlaları!

Beklenti ya umuttandır, ya ilimsizlikten!.

Toprak mezarını sırtında taşıyanlar, geçmiştir dünyadan ve içindekilerden… Zira “fefirru ilallah” onlarda zuhûr etmiş, firar etmişlerdir Allah’a!.

Allah ef’âlini seyreder onlar, acaba bir gül daha açacak mı bahçede diye… Umutla… Sevgiyle… Bu da beklenti sanılır başkalarınca…

Gönül ne mey ister, ne meyhâne; gönül yâr ile dostluk ister, mey bahâne… Dedikleri gibi, hemhâl olacak bir yâr ararlar cihânda.. Bu da kesretin gereğidir, ve sonucu!… Kesret mertebesinde, bu durum sonsuz devam eder…

Neyse dostlar, sizin fazla vaktinizi almayayım…

Verin…

Karşılık beklemeden verin…

Gerekirse diyetlerini de verin!

“Ben”inizi de verin!

Allah ahlâkıyla ahlâklanmak için sahip olduğunuz ne varsa verin!.

Zaten alacaklar; mertlik yiğitlik sizde kalsın; verin!.

Çıplak geldik; çıplak gideceğiz!…

Dünyalığınızı verin; ahretliğinizi verin!. Yaksa da yana yana verin!

Altıncı bilir, altın yanmadan saflaşmaz!.

“Kurban”dan bahseden âyetteki “nusûk” da, gümüşün saflaşması için arıtılması işlemi anlamına geliyor..

Bize teklif edilen belli…

“Saf”laş… “Safiye” ye ulaş!.

Bunun için yaratıldı iseniz, bir dem gelecek bu kolaylaşacak; gerekenleri yapacaksınız; saflaşacaksınız, safiyeye ulaşacaksınız!.

Ama bu belki de kolay olmayacak; çok zorlanacaksınız!…

Üzerinizdeki fazlalıkları vermek, bunca yıl çalışıp emek vererek sahip olduklarınızı dağıtmak, hele hele karşılıksız olarak uzatmak çok ağır gelecek ve yanacaksınız!. Belki de yanıyorsunuz!. Ama bilin ki bu yanış hayrınıza!. Çıplak geldik, çıplak gideceğiz, verin kurtulun “BEN”inizi bile!

ara.jpg (366 bytes)        

 “ALLAH”tan, “ego”muzu kurban etmeyi bize kolaylaştırmasını; gelecekte yanmamıza sebep olacak her şeyden uzak kalmayı; ve hepimizin sonsuz mutluluğa ulaşmasına vesile olacak şeyleri bize nasip etmesini niyâz ederim.

ara.jpg (366 bytes)

 

ÜÇ KURBANI KESEBİLEN

SIRAT’I GEÇMİŞ, CEHENNEMDEN KURTULMUŞ,

CENNET HAYATINA ERMİŞ OLUR!

Mâdem ki senin varlığın, Allah’ın varlığından meydana gelmiştir, varlığın Allah’a aittir. “sen” diye bir şey yok!.

Yapacağın şey; bunu anlayıp idrâk etmek sûretiyle “ben” kavramından kurtulmak…

İşte bu üç kurbanı kesebilen sırat’ı geçmiş, cehennemden kurtulmuş, cennet hayatına ermiş olur…

Cehennemin üstündeki Sırat, şu dünya yaşantısıdır.

Şu anda siz, Sırat’ın üstünde adım atıyorsunuz.

Bu attığınız adımlarla, yanlışlık yapıp, cehenneme düşüyorsunuz, bu defa yanmaya başlıyorsunuz, üzülüyor, sıkılıyor, bunalıyorsunuz, isyan ediyorsunuz.

Ama, bütün bu isyan ve üzüntüler, sıkıntılar sizin azabınızı hafifletmiyor. Sonra tekrar o cehennemden, sıratın üstüne sıçrayıp gene yürümeye devam ediyorsunuz!.

Şimdi, burada bir nebze duralım ve, şunu anlamaya çalışalım!.

Bizim, cehennem azâbını şu dünyada iken çekmemizin sebebi, yanlış bilgilenmeler sonucu, bizde oluşan sahiplik duygusu ve hırstır.

İnsanın cehennemde yanmasına; dünyada veya ahirette, kabir aleminde veya mutlak cehennemde yanmasına yol açan şey sahiplik duygusu ile hırs’tır.

Bir insanda kanaat varsa, cehennemin yarısından kurtulmuştur.

Bir insan sahiplik duygusunu atıp da;

“Mülkün sahibi Allah’tır!. Mülkünde dilediği gibi tasarruf eder!” diyebilirse, cehennemin tamamından kurtulmuştur, tamamından azâd olmuştur.

Madem ki, bu varlığı yaratan Allah!.

Ben, mülkün sahibi olarak şu kâğıdın üstünde istediğim gibi tasarruf edebiliyorum; ister yırtar, ister cebime koyar, ister başıma koyar, ister yere atarak üstüne basarım… Bu kâğıt benim olduğuna göre, dilediğim gibi tasarruf edebilirim,” diyebiliyorsam…

Madem ki, “Malik-el mülk,” yani "mülkün sahibi" Allah’tır diyorum; Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, kimse O'na karışamaz, etkileyemez, hesap soramaz!.

Öyleyse, her birimizin üzerinde mutlak tasarruf sahibi olan Allah’tır!

Dilerse, vezir eder, dilerse rezil!.

Dilerse, başlara tâc eder, dilerse ayakkabı!.

Ona; “Niye beni aç bıraktın,” demeye benim hakkım yok!.

“Niye bu hazımsızlık” demeye de hakkım yok!.

Allah’ın mülkünün içinde isem ben, O'nun tasarrufu altında isem;“Allah dilediğini yapar!.”

Allah’a imân etmiş kişi olarak bize düşen şey; O'nun hükmüne ve takdirine razı olmaktır!.

Ya Rabbi!. Bu gün aç bıraktın, yarın da, dilersen doyurursun. Bugün rezil ettin, edersin!. Yarın, dilersen vezir edersin. Sen ne dilersen onu yaparsın. İçinde bulunduğum her hâl, senin hükmün ve tâkdirin gereğidir,” diyebilmek!.

Bunu diyebilirsek, işte o zaman, iman sahibi bir kişi olarak, Sırat’tan kolaylıkla geçer, ateşe, azâba düşmez, cennete ereriz.

Yok eğer bunu yaşayamazsak, “Ben mülkün yegâne sahibiyim! “derken Allah;

O mülkün biraz da sahibi benim. Bana niye böyle davranıyorsun?“ diye Allah’a hesap sormaya kalkarsak,göğe tüküren adama benzeriz. Bir yere ulaşmaz o tükürük, döner kendi yüzümüze gelir…

Akıllı adam, Allah’a isyan edilmeyeceğini idrâk eder.

Zira bu isyan ve itiraz, hiç bir şey kazandırmaz!. Senin hayatını cehenneme döndüren ateşin, biraz daha körüklenmesini sağlar.

ara.jpg (366 bytes)

 

“BİSMİLLAHİ ALLAHÛ EKBER” DİYEN

NEFSİNİ KURBAN EDER!

“Besmele”yi ya çekeceğiz ya da çekmeden gideceğiz!

ÂMENTÜ BİLLAHİ diyebiliyorsak, bizi bu besmele noktasına getirecektir. AMENTÜ BİLLAHİ diyemezsek, bir Hz. Musa, Hz. İsa ümmeti olarak çekip gideceğiz. AMENTÜ BİLLAHİ yi bu ümmete getiren, Hz. Muhammed’dir.

“BİSMİLLAHİ ALLAHU EKBER” diyen, nefsini kurban eder! Varlıkta Allah’tan başka bir şey kalmaz!

BİLGAYBI’daki B, BİLLAHİ’ye eşittir. Gayb’ın kendisi olan ZÂT’ına; varlığını , özünü vareden Allah’a iman ederler. BEN dediğin ÖZÜNÜ teşkil eden Allah’a iman eder. O’nun gaybıdır. Bu anlaşılmadan, dışarıdaki tanrı kavramı kalkmaz!

Özünde O’nun olduğunu idrak ederse, kişinin yaşamı nasıl etkilenir?

Biz birbirimize numuneyiz. Kalpten, karaciğerden, özüne Zâtına kadar bunu idrak eden bir kişi kızdığı zaman, sövdüğü zaman, çekiştirdiği zaman kime yapmış olur?

Sevmediğinin, tiksindiğinin gaybı, Zâtı kimdir?

Yasakların gelmesi, bunların Özünde Allah’ın olmasıdır. Perdelenip şirke düşmüş oluyorsun yani MÜŞRİK oluyorsun…Ve Kurân’ı eline alamıyorsun!

ara.jpg (366 bytes)

 “HAC"CA GİDENLERİN BAYRAMI!

Yarın ne bayramı?

Kurban bayramı değil!. HAC Bayramı!. Hacc’a gidenlerin bayramı!.

Hacc’a gidenler günâhlarından arınıyorlar. Bu arınmanın bayramını yapıyorlar.

Biz de onların bu sevincine, mutluluğuna iştirak ediyor, onlar bayram ettiği için biz de bayram ediyoruz.

Ve de, şükür olarak kurban kesip onların etini de kendimize hiç bir parça ayırmadan olduğu gibi ihtiyaç sahiplerine, yoksullara yetimlere, fakirlere dağıtıyoruz..

Bu, zahirde kesilen kurban!.

Bir de mânevi kurban var!.

ara.jpg (366 bytes)

 

,

 “KURBAN BAYRAMI” DEĞİL...

(Hele hele, halk dilindeki "Kavurma bayramı" hiç değil!)

HAC BAYRAMI”!

 Kebapçılardan çıkmayanların, barbeküde bonfile, pirzola çevirenlerin, stres atmak için çıktığı balıktan dönenlerin oturup kurbanlara acıdıklarını söylemelerini “timsahın gözyaşları” olarak nitelesek sanırım hiç yanlış olmaz!.

 Hac Bayramı”, zaman içinde “Kurban bayram”na dönünce, halkın dilinde “kavurma bayramı” niye olmasın ki?

 Oysa gözden kaçırılmaması son derece önemli olan bir gerçek var?

 DİN”deki kurallar uzaydaki bir tanrının, bizim yaptıklarımızla eğlenip zevklensin diye, keyfi kararlarından mı oluşmuştur;?

 Yoksa…

 Her birinde yüz milyarlarla yıldızın yer aldığı Milyarlarca galaksinin yüzdüğü evreni Yaratan ve ALLAHadıyla işaret edilenin, oluşturduğu SİSTEM ve DÜZEN bilinsin; onun şartlarına göre yaşanarak, geleceğimiz cehennem olmasın; diye mi Allah Rasülü tarafından bize bildirilmiştir “DİN”?

 Bu ikisi arasındaki farkı anlayacak çalışır beyin kapasitesi olmayanların; “DİN”deki konuları değerlendirip, günün şartlarına göre gerekli çözümleri bulup açıklamaları mümkün değildir!.

Ahmed Hulûsi

yazdir

  Tüm Kavramlar Programı

 

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

www.allahvesistemi.org