KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar-Av.Asuman Bayrakcı

PUT

 

·  Edindiğin Tanrılar... Tanrı-ilâh vasfı atfetmeler...

·  Dışsallık sevgisi...

·  Kutsallıklar... Kutsallar... Kurabiyeler(şarkıcısından; en zararlısı diktatörlere, dikta kurumlarına, dinsel yöneticilere kadar sayısız tanrılar ve kutsallar; dokunulmaz, dokunulamazlar!)

·  İnsanın gökte ve yeryüzünde ürettiği Hakk'tan perdeleyen nesneler, kuvveler(rabler, tanrılar)...

·  Allah yanı sıra kendisinde kuvvet vehmedilen-atfedilen-var sanılan herşey...

·  Kuvveleri nisbet ettikleri, Allah’a yaklaştırması için şefaatını zannettikleri nesneler, kuvveler...

·  Siyasî veya dinî veya kültürel otoriteler...

·  Para...

·  Mal, mülk..

·  Cinsellik...

·  Şan, şöhret tutkusu...

·  Etraf!!!...

·  “Herkes"!!!!

·  Yaktığın mum; türbeye bağladığın çaput...

·  Dünya hayatında (atalarınızla) aranızdaki duygu bağı yüzünden Allah dûnunda edindiğiniz her şey...

·  Boş hayâller...

·  Var kabul edilen isimler

·  Alışkanlıklar-bağlılıklar, bağımlılıklar...

·  Birşeyler umarak prestij ettiğiniz herşey...

·  Allah'tan ve Rasûlullah'tan çok sevdiğiniz her şey...

·  Seni Ahad ve Samed olan Allah'tan mahrum bırakıp-uzak düşüren(Lânet)-esir eden-köleleştiren her şey...

KURABİYELERDEN TANRI PUTLARI YAPAR,

YOL BOYU ONLARA TAPINIR

SONRA DA ACIKINCA O PUTLARI YERDİK!

 

Çok sevip büyük ders ve ibret aldığım bir olaydır..

Adaletiyle meşhur Halife Hz. Ömer anlatır...

“Biz İslâmiyeti OKUmadan önce, putlara tapardık!.. Kurabiyelerden tanrı putları yapar, yolculuğa çıkardık!.. Yolda o kurabiye putları karşımıza koyar tapınırdık!.. Sonra da acıkınca o putları yerdik!... Şimdi bunu hatırladıkça hep gülerim....”

Kozasını delip, en azından başını çıkararak, gerçek evrenselliği göremeden dünyasını değiştirenlerin, dünyasını değiştiremeden gittiğini nasıl anlatabileceğim, bilemiyorum!

Doğuranla-doğurtanın, köyünde veya mahallesinde, kozasının içinde, tanrısı ve kurabiyeleriyle yetişmiş!.. Ve sen de, yetişmişsin onların ellerinde!... Kurabiyelerle büyümüşsün!. Kutsallık ninnileriyle, tanrısallık masallarıyla yetiştirmişler seni!.

Önde gelen değerlerin onlarınki gibi, daha iyi nasıl yerim; daha çok ve çeşitli nasıl çiftleşirim, olmuş!.. Korku belâsı tapınmışın; medet ummuşun kurabiyeden göğe çıkardığın tanrından!.

Sonra bir gün bir bilge çıkmış karşına, tanrının olmadığını farkettirmiş belki de sana!... Ama anlayamamış, kavrayamamış, hissedememişin “Allah”ın ne olduğunu; kendi kozanın tanrısı olup, yemek-içmek ve çiftleşmekten başka bir şeyi görmez olmuş gözün!. “Tanrı” kavramından kurtulmuşun ama, yeme-içme çiftleşmeden tut, toplumsal tanrılara kadar binbir tanrının tutsağı olmuşun!.

Kozalı insansılar, ortamlarında, tanrılar, kutsallıklar üretirler!... Mukallit insanlar da, onları taklit edip yeni yeni tanrılar edinirler ve elleriyle ürettikleri tanrıların, kutsallıkların kulu-tutsağı olurlar!.

En zararsızından, şarkıcısından; en zararlısı diktatörlere, dikta kurumlarına, dinsel yöneticilere kadar sayısız tanrılar ve kutsallar; dokunulmaz, dokunulamazlar!. Ama bir gün gelir, devran geçer, o kurabiyeler de yenir!.

İnsansının dünyası rabbine, tanrısına tapınmak; yemek-içmek-çiftleşmek üzere kurulmuştur. Ötesini düşünemez!. Mukallit insan da ortada bilge bolluğu olmadığı için, insansıları taklitin bir meziyet ve üstünlük olduğunu sanıp, o ovada at koşturur!.

En azından kozasından başını çıkartmış, evrensel gerçekleri-İslâm’ı OKUmuş(1), varlığın ve kendisinin hakikatını farketmiş bir bilgenin ise, insansıların ya da mukallit insanların ne saygısına ihtiyacı vardır ne de değerlendirmelerine!.. Onlar Olimpos Dağındaki kulübelerinde, kozadışı âlemi seyirle ve “Allah”ı her dem biraz daha tanımaya çalışmakla zamanlarını değerlendirirler!.. Zaman zaman yeni bir konukları olur... Ender de olsa civarlarına taşınan yeni bir komşuları... Ama o dağ sâkinlerinin sayısı pek azdır!..

Dağın tepesinde oturan kozasızların sayısı pek azdır; çünkü, insansılara ve mukallitlere tâbi olmaktan kendini arındırıp, onların (deccalın) geçici cennetinden yüz çevirebilen beyinlerin sayısı çok azdır!.. Bilgelerin tanrısı kalmamıştır!. “ALLAH KULU” olmuşlardır onlar!... Toplumun tanrısal değerleri hiçtir onlar için!.. Kimseden saygı beklemez, huzurlarında elpençe divan durulmasından hoşlanmazlar!. Mukallitlerin, onları kabul edip etmemesi umurlarında değildir!. Ağaç altında kısa bir süre yorgunluk atıp, yoluna devam edecek; gibidirler onlar dünyada... Ûnvan ve pâyelerden hoşlanmaz, mukallitlerin ürettikleri kutsallıklarla etiketlenmezler!.

Köyünde, doğuran-doğurtanlarının koşullandırmasıyla yetişmiş; köyün değerleriyle beyni bloke olup,  evrensellik kavramını köyün değerleri zanneden mukallitlere bakarlar ve şöyle derler bilgeler:

-Bunlar da olmasaydı, nice olurdu insansı ve mukallitlerin hâli!?... Toplumun başından eksik olmasınlar!.

Kutsallık yaratır toplumlar; tanrılar yaratır; kanunlar, kurallar yaratır!... Sonra da bu kurabiyelere kulluk etmenin faziletinden dem vurulur!..

Ama bunları yaratanlar kendi başlarına kalınca gülüp geçerler; o toplumun tanrıları olarak; sonra da o toplumu, kendi çıkarlarına veya yakınlarının, kendilerini sayıp baştacı edenlerin çıkarlarına dönük bir biçimde kullanırlar!. Tanrılar ve toplumu yönlendiren ruzgârlar, o toplumun zeki veya güçlülerinin, toplumu yeme araçlarıdır!.

Tanrısallıkları ve kutsallıkları üretip pompalayanlar, geçmiş bilgelerin, rasullerin fark ettirmeye çalıştıkları tüm gerçekleri saptırıp; kendi tanrısallık-kutsallık değerleri için malzeme yaparlar!.

ara.jpg (366 bytes)

"HERKES" PUTU

Hak bildiğimiz yolda, ‘’kim ne derse desin!’’ diyecek yürekliliğe sahip olarak mı yürüyoruz? Yoksa, "aman etraf ne der!" diyerek ETRAF PUTUNA mı tapınmaya devam ediyoruz?

ara.jpg (366 bytes)

Kişinin, şartlanmalar yoluyla örülmüş kozasından çıkabilmesi, ancak hakikata dair ilmin kendisine ulaşması; ve onun da bu gerçekler üzerine tefekkür edebilmesi ve gereğini yaşamasıyla mümkündür!..

Oysa biliriz ki toplum, genelde derin düşünce gücünü kullanmasını bilmediği, hep ezbercilikle yetiştirildiği için derinlik isteyen konularda düşünmez ve düşünmeyi de sevmez...

Ve bu yüzden de davranışlarını çevresindekilere yani "herkese" göre düzenler!..

“HERKES” ne diyorsa, ne yapıyorsa, o da onları taklit eder!...

Böylece, âdeta “HERKES PUTUNA” tapınır olur!..

Kişi daha küçük yaşlardan itibaren, büyüklerim doğru yapar, diye düşünerek; onların davranışlarını şartlanma yollu kabul eder ve bunları tatbike başlar... Böylece de onların değer ölçülerini sanki kesin gerçeklermiş gibi benimser!.

İşte şartlanma yollu benimsenen bu değerler ve davranışlar, neticede gerçeğe tamamen aykırı olan bir zan içine sürükler kişiyi...

Sonuçta, bu hayâl ipiyle örülmüş kozada hapis kalan insan artık şöyle düşünmeye başlar:

“Bütün hayatımı Tanrıya ibadetle niye geçireyim ki... Sonunda nasıl olsa bir iyilik yapar, Tanrının gözüne girer paçayı kurtarırım!”

Bütün bunlar, gerçeğe dayanmayan, şartlanmalar yoluyla elde edilmiş yanlış bilgilerden meydana gelmiş isabetsiz ZANLARdır!.

Oysa, şartlanmalara bağımlı kalarak, gerçeğe uymayan ZANlar ile yaşamanın ne kadar üzücü sonuçlar vereceğini Kur'ân-ı Kerîm şöyle bildirmektedir:

“...Onlar, ancak ZANNA ve nefislerinin çektiğine tâbi olurlar... Halbuki kendilerine gerçek bildirilmiştir!.” (53-23)

“...Onlar ancak ZANNA tâbi oluyorlar... ZAN ise gerçekten hiç bir şey ifade etmez!...” (53-28)

“İşte sizi yönlendiren hakkındaki bu ZANNINIZDIR ki, sizi perişan etti!.. Ve siz kaybedenlerden oldunuz!..” (41-23)

İşte bu yüzden, bize, gerçeğe uymayan şartlanmaların verdiği zararı hiç bir şey veremez!

Ve çevremizin oluşturduğu bir biçimde; kendimizi et - kemik bedenden ibaret ZANNEDEREK, yukarıda gökte bir TANRI var sanır; bu beden kişiligiyle o gökteki TANRI'ya tapınma yolunu tutarız!..

 ara.jpg (366 bytes)

PUTUNA YAKTIĞIN MUM,

SENİN KONSANTRASYON OBJEN!

Biliyor musunuz, bir kısım insanların kurabiyeleri olan tanrıların gücü nereden geliyor?…

Neden bu kadar insan, mum yakıp adakta bulunuyor tanrılara, azizlere, türbelere?

İnsanların bir çoğunun cevap aldığı bu kurabiyeler, hangi kuvvetle varlıklarını devam ettiriyorlar?

Azizlere, türbelere mum yakanların bir kısmının muradı nasıl oluşuyor?

Allah, onlara hile mi (mekr) yapıyor?

Önce, isterseniz geçen haftalarda çıkan son iki yazının konusunu hatırlayalım…

“Bâtın”ın, zâhirde gizli olduğunu… Sâfiye’nin, emmârede, kabın rengine göre açığa çıktığını… Tüm mertebelerin, aslında tek bir mertebe olup; “Ganî” orijinin, zâhirin şekil ve kalıbına büründüğünü…

Güneş ışığının tek renk olmasına rağmen, prizmayla çok renkliliğinin açığa çıkması gibi; Sâfiye’nin de, alt bilinç tezâhürlerinde renklenmesi olayını…

Elektriğin, ampulün camının renginde görünmesini… ve dahi ortaya koymak istediğini ortaya koyduğunu… anlatmıştık!.

Bunları göz önünde tutarak eğilelim konuya…

Kişi, kurabiyesinden, toteminden, ya da bir türbeden bir şey istemeğe gittiği zaman…

Âhrete geçmiş olanların Gavs mertebesi düzeyindekileri bir yana koyarsak… Diğerlerinin de bu yaşama müdahale etme kuvveleri olmadığını hatırlarsak…

Oraya gidip dilekte bulunan kişinin dileğine kim icâbet etmektedir? Ki, böylece o kişinin arzusu yerine gelmekte?

Bundan önceki iki yazıda, hükmün nereden ve nasıl geldiğinden söz etmiştik… Anlatmaya çalışmıştık ki…

Dışarıdan değil, senden! Varlığından açığa çıkan her şey, “sen”den kaynaklanıyor!.

Allah, sana dışarıdan müdahale etmiyor!… Özünden geliyor zâhirine, Allah’ın takdiri…

Başaramıyorsan, nedenini kendinde ara!. Gerçekten, tüm kalbinle istesen, o şeyin oluşmamasına engel ancak takdir olabilir!.

Evet bunu da anladıysak…

Sanırım, “kurabiyedeki güç kaynağı” çıktı ortaya!.

“Sen”deki Allah’ın yaratıcılığı!.

Yöneliyorsun, vereceğine İNANÇLI olarak diliyorsun; oluşması için himmetini o konu üzerinde topluyorsun ve öylece talep ediyorsun… Dileğin oluyor!.

Kurabiyen sana icâbet etmiş oluyor!!!.

Putuna yaktığın mum; türbeye bağladığın çaput; adadığın horoz ya da kurban, senin dileğini yerine getirdi sanıyorsun!. Alnındaki gözlüğü sokakta arıyorsun!. Oysa o şey, senin konsantrasyon objen!

 ara.jpg (366 bytes)

KULLARI EN ÇOK OLAN PUTLAR!

Para en büyük tanrı! Kulları en çok olan!. Ardından gelen cinsellik! İkinci büyük tanrı!.. Her eve lâzım ve her kozada var bu tanrıların putları!... Tapınılır sürekli her koza içinde bunlara!Bunlarsız bir koza düşünülemez!. Bazılarının tüm dünyasını ve vaktini bu alır kozası içinde... Kâh alışveriştedir, kâh bilgisayar başında; ama amaçları hep tapınmaktır tanrılarına!.

Zor gelir; olanaksız gelir Kozanın dışındaki evrenselliği kabullenmek ve kozayı delip hiç olmazsa başını dışarı çıkararak gerçekleri görmek!.

Güneşin asla doğmadığını ve batmadığını... Zorunlu olarak bağımlı bulunduğu dünyanın dönmesi nedeniyle, doğma-batma kavramlarının yaratıldığını...

Avını yerken aslanda; ya da, aynı işi yapan timsahta akan gözyaşlarının acıma duygusundan kaynaklanmadığını ve doğada acıma kavramının bulunmadığını...

Elmanın ağaçtan, yere olan aşkından düşmediğini...

Cinselliğin hormonal dürtüden gayrı bir şey olmadığını...

Sevgiyle beğeninin; sevdiğinde yok olmayla, beğendiğine sahip olma arzusunun bir olmadığını...

Tanrısallık ve kutsallıkların kozadan çıktıktan sonra hiçbir değeri ve varlığı kalmayacağını...

Toplumsal şartlandırmaların genelde, toplumdan yarar sağlamak isteyenlerin, çıkarları doğrultusunda yönlendirmelerden başka bir şey olmadığını...

“İnsan”ın kozaötesi gerçek evreninin bilinç ve bilgi boyutu olduğunu...

Bilgeliğin kula kullukla elde edilemeyeceğini...

Bilgelerin, kendi önlerinde elpençe divan duran mukallitler ordusuna değil; dediklerini anlayıp, gerçekleri farkedip, “insan” olmaya çalışan bilinçli mukallitlere değer verdiğini...

Bireysel ve bedensel çıkarları için yaşayan insansı ve mukallitlerin boyut değiştirdikten sonra kozalarını asla terkedemiyeceklerini...

Bilgenin bilgilerini değerlendirmenin ötesinde, şefaat olmadığını; kimsenin kimseyi kolundan çekerek bir koltuğa oturtamayacağını; ya da cehenneminden çıkartamayacağını; bunlardan kurtulup bir yerlere gelmenin tek yolunun  bilgeliği değerlendirmek olduğunu...

Bilgeliği değerlendirmenin, bilgi ezberlemek olmadığını...

Kutsal kurabiyelere ve tanrılara tapınılarak; kozadan çıkılmadan geçirilen bir ömrün,   en büyük ve telâfisiz bir zarar olduğunu...

Ancak “insan” olanın, “Allah” için yaratılmış olup; kurabiye ve rablerden- tanrılardan yüzçevirip yalnızca “Allah”a yönelmenin sadece “insan” olana kolaylaştırılmış olduğunu...

“İnsan” olmayanın, paranın ve cinselliğin kulu olarak kozasıyla birlikte –boyut değiştirse de- ebeden dünyasında yaşamını devam ettirip; bilgelik masallarıyla ömür tüketmekten başka eline geçecek bir şey olmadığını...

 Yalan-dolan, dedikodu, hakaret gibi mukallitlerde görülen hayvandan öte davranışların bilgisayar bilgeliğiyle eşleşebilmesine rağmen; gerçek bilgelik yaşamıyla hiçbir ilgisi olmadığını...

Siyasî veya dinî  veya kültürel otorite kavramının, yaratılmış kutsallık olup; kurabiyelikten öteye geçmediğini...

Bilgiyle “ölmeden evvel ölüp” bilgeliğe doğmayanın, koza dışı evrensellikte yeralamayacağını!...

Bilgeliğin bir yaşam tarzı olup; bilgisayar-bilgeliğiyle karıştırılmaması gerektiğini...

“Ehlullah” diye tanımlanan geçmişteki bilgelerin anlattıklarının, nasıl tanrısallık, kutsallık amacına dönük kullanılıp kurabiye yapıldıklarını...

Ve daha bir nice toplumsal ve bireysel kurabiyenin, yendikten sonra hiçbir değeri kalmayacağını; “insan” olmayana ya da mukallite anlatabilmek, çok zordur; diye duymuştum.

Sürç-i lisân ettiysek, bağışlana... Garîpliğimize verile!.

     

Herkes ne iş için yaratılmışsa, ondan yalnızca yaradılış amacına göre fiiller bekle!.

Parasızdan para; akılsızdan akıl; câhilden ilim; dişiliğiyle yaşayandan beyin; damızlık olarak yaratılmıştan,   Allah ilmi isteme!.

Onlara zulmetme!.

Zekî insanlar vardır… Onlar için önemli olan tek şey paradır!. Çünkü para en ulu puttur!. O puta sahip oldukları sürece sevilip sayılırlar!. Adam muamelesi görürler. O puttan gayrı şeyleri yoktur; onun için de dört elle sarılırlar o puta!.

Putları dişi verir, sarışını esmeriyle… Yiyecek-içecek verir, envâi çeşit! Mal-mülk verir Kârun gibi!

Doyasıya, patlayasıya yerler içerler; yatarlar kalkarlar!…

Beyinleri vardır; dedikodudan başka şey bilmezler… Bir sohbete oturduklarında en fazla beş dakika durabilirler dedikodusuz!. İlim mi?… Evet evet, özel şark kilimleri  vardır elbette!.

Öylesine zekîdirler ki, kendilerini sağlama almak için kimseye güvenmezler!. Bizâtihi tecrübe etmeden  hiç bir şeye inanmazlar!.

Ateşi ellerine almadan, yakıcılığını kabul etmezler! Sağlamcıdırlar ve de şüpheci!.

Elektriğin çarptığını ancak tutarak anlarlar ve kabul ederler!

Ölüm sonrası hayatın gerçekliğini ve oraya ancak dünyada iken hazırlanabileceklerini, ölüp de sonraki yaşamı tattıktan sonra denemiş olarak kabulleneceklerdir!.

Kendi vicdanlarını uyuşturmak için, hacı efendilere, hoca efendilere, şeyh efendilere gidip, el öpüp, nostalji dinlerler; günah çıkartıp vicdanlarını rahatlatırlar!…

O kadar sağlamcıdırlar bu zeki insanlar ki, kendi akıllarına bile güvenmezler; akıllarıyla rotalarını çizmezler; bir sürüye katılmayı yeğlerler!.

Zulmetmeyin!.

Onlardan akıllarını kullanıp, ilim üzerinde tefekkür edip, geleceklerini sağlama almalarını istemeyin!.

İnsanlardan kendilerinde olmayan şeyleri istemek, onlara zulmetmektir!.

ara.jpg (366 bytes)

HER BİRİMİZE DÜŞEN,

İNSANLARI PUTLAŞTIRMADAN YALNIZCA BİR DOST

KABUL EDEREK UYARILARI DİKKATE ALMAK!

 

Kur’ân, okunduğu zaman sistem ve düzen farkedilir ki, bu da “Allah ahlâkı”nın farkedilmesi sonucunu getirir…

Ne kadar “Allah ahlâkı” ile bütünleşmiş ve o bakış ile varlıkları ve yaşamı değerlendirebilmiş iseniz; o nisbette de “Halife”siniz demektir!.

Gökten inecek bir hokus-pokus değneği sizi “Halife” ya da "Velî” yapmayacaktır; çünkü bunlar bir yaşam ve bakış açısının adlarıdır… Eğer bu yaşam ve bakış açısı sizde yoksa, altın varakla bu kelimeler yazılıp etiketlenseniz, gene de ne olduğunuz gerçeğini değiştiremezsiniz!..

Lütfen kendinizi kandırarak, hayâlî beklentilerle “nefsinize zulmetmeyin”!.

Size ulaşacak şey ilimdir, şefâattir!.

Siz o ilmin gereğini yaşam tarzı edinerek kendinizi geliştirebilirsiniz…

Akıllı insan, kendini geliştirmeye uğraşır… Etrafla uğraşarak vaktini boşa harcamaz!… Bildiğini paylaşmak ise farzdır!… Tebliğ farzdır… İnsanlara bilgiyi verdikten sonra, onları herhangi bir şeye zorlamamak da öyle!…

Öyle ise, her birimize düşen, hayâle kapılmadan, gerçekçi biçimde ilmi değerlendirmek; insanları putlaştırmadan, yalnızca bir dost kabul ederek, uyarıları dikkate almak; kendi mes'ûliyetlerimizi başkasının sırtına yükleme hayâlinden vazgeçerek, kendi yolumuzu kendimizin çizerek, yalnızca yaptıklarımızın sonucuna ulaşabileceğimiz gerçeğini kabullenebilmektir…

Allah, bizlere, ilmin gereğini yaşayabilmeyi kolaylaştırmış olsun!.

ara.jpg (366 bytes)

AKLI OLAN,

PUTLARINI TERKEDİP O GÜNE HAZIRLANIR

Kimileri eleştirir; kimileri eleştirilir!.

İş yapanlar eleştirilir… Eser ortaya koyamayanlar da, eser bırakanları eleştirir!.

Kimileri eser verir… Kimileri de, onları eleştirerek pâye almaya çalışır!.

Basit insanlar, birbirlerinin dedikodusuyla ömür tüketirken; gelişmiş beyinler, düşünen insanlara yararlı olduğunu umdukları fikirler buluşlar bırakmaya çalışır!.

Herkes ummadığı günde boyut değiştirecektir. Yalnız başına kalacaktır kabrinde!

Aklı olan putlarını terk edip o güne hazırlanır. Aklı olmayan ise, günlerini dedikoduyla, başkalarını eleştirmeyle tüketen putlarla geçirip ömrünü hebâ eder.

Nîce kendini müslüman sanan insansı imansız gitti öteye!

Ne mutlu eser bırakabilene…

Yazık, hem kendisini hem de çevresindeki safları aldatanlara!

ara.jpg (366 bytes)

PUTLARIN VAR OLDUĞU SÜRECE…

Putların varolduğu sürece, esâretin sürecektir!.

 
     

KURÂN'I BIRAKIP NEREYE GİDİYORSUNUZ?

{O, âlemler(İnsanlar) için yalnızca bir Zikir'dir (HATIRLATMADIR!)-Tekvir/26}!

 
 
 

 

SALÂT(Namaz)

 

 

·    Rabbine yöneliş

·    "Nübüvvet işleviyle bildirilen Sistem

·    Tecelli

 

UNUTULANLAR

KIYAMET GÜNÜ

"Yaşanan süreçte (Allah'a göre 'AN' vardır, tek bir süreç) Mülk kiminmiş?"... "Vahid, Kahhar olan (Tek ve mutlak hükmü zaman mekân kavramsız olarak yerine gelen) Allah'ındır!" (Mü'min/16)

 

 
 
 

KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

 

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

www.allahvesistemi.org