.

 

kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

 

RAB

Ef’al mertebesi dediğimiz mertebede tasarruf eden, ef’al mertebesini meydana getiren, mutlak varlıktır Allah’tır!

Ef’al mertebesini meydana getirmesi ve ef’al mertebesinde mutlak mutasarrıf olması hasebiyle "Rab" ismiyle anılır.

ara.jpg (366 bytes)

 

RABBANİ KUVVELERİN GEÇERLİ OLDUĞU MERTEBE

"RUBÛBİYET" mertebesi, Rabbânî kuvvelerin geçerli olduğu ve açığa çıktığı, bu kuvvelerin birbirinden fark ve temyiz edildiği mertebedir.

ara.jpg (366 bytes)

"RAB" Rubûbiyet mertebesi sahibi olan anlamındadır. “Rubûbiyet” ise ilahi isimler diye bildiğimiz Esmâ-ül Hüsnâ’nın, hükümlerini âşikâre çıkartma özelliğidir.

ara.jpg (366 bytes)

 

BÜTÜN ÂLEMLERİ MEYDANA GETİREN,

YÖNETEN, BÜTÜN ÂLEME TASARRUF EDEN,

BÜTÜN VARLIKLARIN VARLIĞINI MEYDANA GETİREN

“RAB”DIR!

 Şehâdet âlemi dendiği zaman, bazılarının anladığı gibi, biz sadece madde âlemini anlamayız... Melekût âlemi denen melekler âlemi de gene bu ef'âl âlemi içine girer. Yani Esmâ âlemi dışında kalan âlem, ef'âl âlemidir!..

Bu şehâdet âlemine, ruhlar âlemi denilen âlem, melekler âlemi denilen âlem, cinler âlemi denilen âlem girer; hepsi de ef'âl âlemi hükmündedir!..

Ef'âl âlemi içinde mevcut bulunan varlıkların hepsinin, Rabbı Allah'tır!..

Kısacası Âlemlerin Rabbi, “Allah” ismiyle işaret edilendir! Allah, Rabbül âlemindir!.. Bütün âlemleri meydana getiren, yöneten, bütün âleme tasarruf eden, bütün bu varlıkların varlığını meydana getiren "Rab"dır. Rubûbiyet mertebesidir!..

Buradaki "Rab"lık kavramı. "Rab"lıkla kasıt nedir? "Rab"lığı meydana getiren, "Rab"lık mefhumunu meydana getiren şey, esmâ mertebesidir; yâni Rubûbiyet mertebesi dediğimiz mertebe, Esmâ mertebesidir. İlâhî isimler diye bilinen, Esmâ-ül Hüsnâ diye bilinen isimlerin müsemması, Rubûbiyet mertebesidir.

Bütün âlemler, ilâhî isimlerin mânâlarının âşikâre çıkışından başka bir şey değildir; ve âlemlerde, ilâhî isimlerin mânâlarından başka bir şey yoktur.

Ancak bu âşikâre çıkış, bütün isimlerin mânâlarının bir terkip hükmüyle âşikâre çıkışıdır.

Fiiller mertebesinde, mânâlar mertebesinin âşikâre çıkışı, terkibiyet hükmüyledir. Burayı iyi anlamak lâzım.

ara.jpg (366 bytes)

 

İNSANIN RABBI,

ALLAH İSİMLERİNİN İŞARET ETTİĞİ GÜÇTÜR!

 İNSAN, gerçeği itibariyle bir İSİMLER TERKİBİDİR!.

Her insanda, Allah ismiyle toplu olarak işaret edilen isimlerin tümü, yani bildiğimiz ve bilemediğimiz pek çok Allah ismi bir terkip oluşturur. İşte bu terkibe, biz “insan” deriz!. Allah, bu esmâ terkibine “insan” adını takmıştır.

İnsanın Rabbî, kendi varlığını meydana getiren bu “Allah” isimlerinin işaret ettiği ilahî güçtür!.

 ara.jpg (366 bytes)

Rabbin; "Allah, Adem`i kendi sûreti üzere halketti" açıklamasında belirtilen, senin varlığını meydana getiren "Esmâ-i ilâhi"dir.

ara.jpg (366 bytes)

 

O İSMİN ARDINDAKİ, O İSMİN KARŞILIĞI OLAN

ESMÂ TERKİBİNİ ORTADAN KALDIRIRSANIZ,

İSMİN ARKASINDAKİ VARLIK DA ORTADAN KALKAR!

Kul, Rabbına tâbidir!.

"YÜRÜR HİÇBİR MAHLÛK HARİÇ OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ ALNINDA ÇEKİP GÖTÜREN O'DUR!." (11- 56)

Âyeti işte bu gerçeğe işaret eder.

Yani, o varlığı bulunduğu hâliyle yaşatan; "ALNINDA" -alnının arkasındaki beyninde- açığa çıkan, esma terkibinin oluşturduğu program onun Rabbıdır... Çünkü onun varlığı, kendisinin rabbı olan esma terkibinin tabii sonucudur... Yani, "birim" ismi, kendini meydana getiren isimler bileşiminin adıdır.

Kendisini meydana getiren o esma terkibinin -isimler bileşiminin- dışında, birimin bir varlığı mevcut değildir.

Eğer, o ismin ardındaki, o ismin karşılığı olan esma terkibini ortadan kaldırırsanız; ismin arkasındaki varlık da ortadan kalkar!.

Hangi isimle isimlenen, hangi varlık, hangi birim olursa olsun, o ismin ardındaki varlık bir esma terkibidir; yani rabbın bir isimler bileşimi şeklinde kendi varlığını âşikâre çıkartmasıdır.

Bu yüzdendir ki...

Birimin, hiç bir şekilde, "ALLAH"ın esmâsı dışında, bir zerre varlığı mevcut değildir!. Ve bu sebepledir ki, Abd, rabbının mutlak olarak kuludur!.

Abd, rabbine kulluk etmededir!. Her hâlûkârda!.

Abd'ın rabbine kulluk etmemesi asla düşünülemez ve hayâl bile edilemez... Tasavvur bile edilemez...

Çünkü Abd'ın, Rabbinin varlığı dışında hiçbir şeyi yoktur!. Sadece ismiyle, rabbından ayrı düşmüştür abd!.

Bunu târif sadedinde basit bir misâl vermişlerdir ama, bu misalin kelimelerinde kalınırsa gene olaydan çok uzak düşülür.

Suyun çeşitli kalıplarda donarak, değişik sayısız buzdan heykeller meydana getirmesi; ve bu buzdan heykellere değişik isimler verilerek, sayısız değişik varlıklar varmış sanılması halini düşünün!.

Birinin adına insan demişsin, diğerinin adına cin, bir diğerinin adına melek, ya da dağ, deniz v.s. demişsin!.

Ne varki, buzdan birimlerin isimlerinin ardındaki varlık olan o buzdan heykelleri erittiğin zaman, buz, aslı olan suya döner!.

Şimdi, "abd", "Rabbın Abdı" olduğuna göre;

"Abd" ismiyle, "Kul" ismiyle işaret edilen varlık, belli ilâhi isimlerin mânâlarının, bir bileşim halinde biraraya gelerek bir anlam oluşturması olduğuna göre;

Ayrıca, o abdın, başka bir tanrıdan, başka bir ilâhtan, başka bir varlıktan almış olduğu bir aklı, bir şuuru, bir idrâkı ve bir iradesinden acaba söz edilebilir mi?

İşte geldik işin tabiri câiz ise püf noktasına...

Varlığın aslını hakikatını, özünü bilmeyenler; hakikata ermemiş olanlar; yani, herşeyi beş duyu sınırları içinde değerlendirme özelliği ile bezenmiş mübarek varlıklar; elbette kendilerinde belli bir bağımsız akıl, belli bir bağımsız irade, belli bir bağımsız kudret, belli bir bağımsız güç olduğunu düşünecekler; ve bu düşünceleriyle o güzel ve mükemmel hayatlarını yaşayıp, bu dünyadan geçip gidecekler!!!.

Şurası kesin ki, "ALLAH" dilediğini yapmadadır ve yaptığından sual sorulması söz konusu olmaz!.

Sual sorulmaz; çünkü, sual soracak ikinci bir varlık yoktur!

ara.jpg (366 bytes)

 

HER İNSANIN RABBI,

“RABBÜL ÂLEMİN”DİR!

  Her insanın Rabbi, “Rabbül Âlemin”dir

Benim rabbım, senin rabbın değildir!

Senin Rabbın da benim rabbım değildir !

Çünkü benim Rabbim benim esma terkibimdir; senin rabbin, senin esma terkibindir.

ara.jpg (366 bytes)

 

“RAB” AYRI “”ALLAH AYRI DEĞİLDİR!

Kişinin Rabbı, o kişinin kişiliğini meydana getiren ilâhî isimler terkibidir!.. Bu ilâhi isimlerin mânâlarının Allah’a ait olması hasebiyle de kişinin Rabbı Allah'tır!.. Yani, "Rab" ayrı, "Allah" ayrı gibi, iki ayrı şeyden kesinlikle söz etmiyoruz; böyle bir şeyi kesinlikle anlamayalım!..

Allah'ın isimlerinin mânâlarının müşahede edildiği mertebe rubûbiyet mertebesidir ve bu mânâların neticelerinin ef'âl âleminde ortaya çıkışını sağlamakta olan da Rabdır!..

ara.jpg (366 bytes)

 

RABBÜLÂLEMÎN

(ÂLEMLERİN RABBI)

 "Rabbülâlemin"... Âlemlerin Rabbı, yani “Âlemler” kelimesiyle işaret edilen, sonsuz sınırsız varlıkların meydana getirildikleri Rububiyet mertebesidir.

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH ,“ÂLEMLERİN RABBI”DIR!

(RABBÜL ÂLEMİN’DİR)

Ef'âl âlemi içinde mevcut bulunan varlıkların hepsinin, Rabbı Allah'tır!

Âlemlerin Rabbi, Allah ismiyle işaret edilendir!

Allah, Rabbül âlemindir! Bütün âlemleri meydana getiren, yöneten, bütün âleme tasarruf eden, bütün bu varlıkların varlığını meydana getiren "Rab"dır. Rubûbiyet mertebesidir!

Buradaki "Rab"lık kavramı. "Rab"lıkla kasıt nedir? "Rab"lığı meydana getiren, "Rab"lık mefhumunu meydana getiren şey, esmâ mertebesidir; yâni Rubûbiyet mertebesi dediğimiz mertebe, Esmâ mertebesidir

İlâhî isimler diye bilinen, Esmâ-ül Hüsnâ diye bilinen isimlerin müsemması, Rubûbiyet mertebesidir.

Bütün âlemler, ilâhî isimlerin mânâlarının âşikâre çıkışından başka bir şey değildir; ve âlemlerde, ilâhî isimlerin mânâlarından başka bir şey yoktur. Ancak bu âşikâre çıkış, bütün isimlerin mânâlarının bir terkib hükmüyle âşikâre çıkışıdır.

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH, ÂLEMLER ÜZERİNDE

“RAB” OLARAK TASARRUF EDER!

"Fâtiha" Sûresi, "Allah" indindeki âlemlerden ve içindekilerin yerinden; "Allah"ın "RAB"olarak onlar üzerindeki tasarrufundan; ve dahi yarattıklarının genel ve özel rahmetle hidâyet üzere kulluklarını yerine getirişinden bahsederken...

ara.jpg (366 bytes)

"Rab arş'ın üzerindedir" ya da "Rahman arş'ın üstündedir" gibi tanımlamalar ile hep, melekût âleminin içine giren her şeyin ilâhî isimlerin tasarrufu ile mevcudiyet ve devamlarına işaret olunur!

“Rahman ve Rabb'ın "arş" üzerinde yeralması” demek, o varlığın zâtî vasıflarla ve esmâ-i ilâhî’nin mânâlarıyla kâim ve mevcut olması, tasarrufunun her an ilmi ilâhî doğrultusunda Rabb'ın elinde olması demektir!

ara.jpg (366 bytes)

 

ARŞ ÜZERİNDE HÜKMÜNÜ YÜRÜTEN RAB!

Evvelâ, "Rabb'el arş'ıl âzîm" tanımlaması üzerinde duralım;

Arş üzerinde hükmünü yürüten Rab!

"Arş" dendiği zaman genelde göklerin ötesinde, gökleri ve dünyaları kapsamına alan bir kat düşünülür. Sanki ötelerde bir yerde bir yüce kat var, o bu dünyaları kuşatmış, Rab da onun üstüne oturmuş aşağıdakileri oradan gözlüyor ve yönetiyor!!!

"Kürsî" ismiyle işaret edilen yapı "galaksi"dir!

"Arş" ise melekût ile ceberût âlemi arasındaki muhayyel sınırdır!

“Ef'âl âlemi” diye bilinen fiiller âlemi yani kesret âlemi, tümüyle “melekût” diye bahsedilen âlemdir. Bunun bir üst ya da alt boyutu olarak tanımlayacağımız, esmâ âlemi yani Allah'ın isimleri boyutu ise sırf mânâdan ibarettir ki bunda kesret yani çokluk kavramı mevcut değildir.

Yalnız burada bir önemli husus daha vardır ki, onun da çok iyi anlaşılması gerekir.

Arş, mekânsal değil boyutsaldır!

Yani belirli bir mekânda ve mesafede değil; her birimin, birimiyetinden özüne doğru gidişte yer alan bir boyuttadır "ARŞ"! Yani boyutsal derinliktedir Arş, mekânsal değil!

“Rahman ve Rabb'ın "arş" üzerinde yeralması” demek, o varlığın zâtî vasıflarla ve esmâ-i ilâhî’nin mânâlarıyla kâim ve mevcut olması, tasarrufunun her an ilmi ilâhî doğrultusunda Rabb'ın elinde olması demektir!

ara.jpg (366 bytes)

 

“HAREKET HÂLİNDE OLAN HİÇ BİR ŞEY HARİÇ

OLMAMAK ÜZERE, TÜMÜNÜ ALNINDA ÇEKİP YÖNETEN O’DUR!”

Her "şey"in bu "terbiye" altında yaşamını sürdürmekte olduğu gerçeği, şu âyetle daha da açık bir şekilde vurgulanmaktadır:

 “HAREKET HÂLİNDE OLAN HİÇ BİR ŞEY HARİÇ OLMAMAK ÜZERE, TÜMÜNÜ ALNINDA ÇEKİP YÖNETEN O’DUR!” (11-56)

Öyle ise bizim algılamakta olduğumuz ya da algılayamadığımız her “şey”, her an, O’nun ilmi kapsamında ve iradesi altında, O’nun kudretiyle yaşamını sürdürüp, fiillerini ortaya koymaktadır!

ara.jpg (366 bytes)

Kul Rabbına tâbidir!

YÜRÜR HİÇBİR MAHLÛK HARİÇ OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ ALNINDA ÇEKİP GÖTÜREN O’DUR!” (11- 56)

Âyeti işte bu gerçeğe işaret eder.Yani;o varlığı bulunduğu hâliyle “-alnının arkasındaki beyninde-açığa çıkan, esmâ terkibinin oluşturduğu program onun Rabbıdır…Çünkü onun varlığı, kendisinin rabbı olan esmâ terkibinin tabii sonucudur... Yani, rubûbiyet mertebesinde, bu ilâhî isimlerin mânâlarının ortaya çıkması, o mahalde “Rabbın hükmünün yerine gelmesi”dir. 

ara.jpg (366 bytes)

 

BEDENE HÜKMEDEN, BEDENİ YÜRÜTEN, BEDENİ GÖTÜREN RAB,

İLÂHİ İSİMLER TERKİBİDİR!

Bedende hükmeden, bedeni yürüten, bedeni götüren Rab, bu ilâhi isim terkibidir.

Her birim için rabbına tâbi olmak, mutlaktır! Rabbına tabi olmayan, hiçbir zerre yoktur! Her zerre Rabbının hükmünü yerine getirir.

İnsanın Rabbî, kendi varlığını meydana getiren bu "Allah" isimlerinin işaret ettiği ilâhî güçtür!

Bütün isimlerin mânâları, kuvvede, sende mevcut! Ama senin terkibin bu isimlerin değişik kuvvetlerde, fiil mertebesinde, fiiller olarak ortaya çıkışına yol açıyor.

ara.jpg (366 bytes)

 

RABBIN KEMÂLİ

Rabbım, beni terbiye eden, yönlendiren, belli bir olgunluğa, kemâle sürükleyendir. Rabbımdan çıkan kemâldir!.. Ancak, Rabbımdan çıkan mutlak kemâl, Rabbimin kemâlidir!..

ara.jpg (366 bytes)

 

BENİM RABBIMIN KEMALİ DE, SENİN RABBININ KEMÂLİ DE,

HEP ALLAH’IN KEMÂLİDİR!

Benim Rabbımın kemâli ile senin Rabbının kemâli birbirlerinden farklıdır ve icâbında birbirine ters görünür!.. Fakat Rabbımın kemâli, Rabbının kemâli hep gene Allah'ın kemâlidir.

Şimdi, "Rabbım" kelimesiyle kastettiğim şey, "benim varlığımı meydana getiren, ilâhî isimlerin mânâlarının herhangi bir terkibidir".

"Ben" diyen bir kişi, bu "ben" kelimesiyle "kendi isimler terkibini" söyler. Bu terkîbi, mâhiyet itibariyle ilâhî isimlerin mânâlarından başka bir şey değildir. Bu ilâhî isimler de Allah'a ait olması hasebiyle senin varlığın Allah'a aittir!

Ancak burada isimlerin mânâları, bir mahalde değişik bir terkible, bir diğer mahalde de daha değişik bir terkible meydana gelmiştir.

Bu yüzden dolayıdır ki "A" kişisi Allah'tandır, "B" kişisinin de Rabbı Allah'tır! A kişisi de "kesinlikle Rabbım kemâl üzeredir" der! B kişisi de "muhakkak ki Rabbım kemâl üzeredir" der!

Fakat ikisinden çıkan davranışlar, birbirine zıttır! Bu zıddiyeti meydana getiren şey, birindeki ilâhî mânâların değişik bir terkible meydana çıkması, ötekinde ise daha değişik bir terkible meydana çıkmasıdır.

ara.jpg (366 bytes)

 

HZ. MUHAMMED’İN RABBI

(Soru: “Dua ve Zikir”deki duanızda, "Efendimiz Muhammed Mustafa aleyhisselâm Rabbi" olan Allah’ım diyorsunuz. Bu şekildeki ifadede bir incelik ve farklılık var mıdır?.. Bunu açabilir misiniz?)

Muhammed Aleyhisselâm’ın Rabbı” demek, “O'ndaki kemâlâtı izhar eden Rabbim” demek...

Aradaki fark, bizimle Muhammed aleyhisselâmın arasındaki fark kadardır.

ara.jpg (366 bytes)

 

KOLAYLAŞTIRICIN, “RABBİN”DİR.

SANA NE KOLAYLAŞTIRILMIŞSA

MUTLAK OLARAK YERİNE GETİRMEK ZORUNDASIN!

Kul Rabbına tâbidir!

YÜRÜR HİÇBİR MAHLÛK HARİÇ OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ ALNINDA ÇEKİP GÖTÜREN O’DUR!” (11- 56)

Âyeti işte bu gerçeğe işaret eder.Yani;o varlığı bulunduğu hâliyle “-alnının arkasındaki beyninde-açığa çıkan, esmâ terkibinin oluşturduğu program onun Rabbıdır…Çünkü onun varlığı, kendisinin rabbı olan esmâ terkibinin tabii sonucudur... Yani, rubûbiyet mertebesinde, bu ilâhî isimlerin mânâlarının ortaya çıkması, o mahalde “Rabbın hükmünün yerine gelmesi”dir.

Bedende hükmeden, bedeni yürüten, bedeni götüren Rab, bu ilâhi isim terkibidir.

Her birim için rabbına tâbi olmak, mutlaktır! Rabbına tabi olmayan, hiçbir zerre yoktur! Her zerre Rabbının hükmünü yerine getirir.

İnsanın Rabbî, kendi varlığını meydana getiren bu "Allah" isimlerinin işaret ettiği ilâhî güçtür!

Bütün isimlerin mânâları, kuvvede, sende mevcut! Ama senin terkibin bu isimlerin değişik kuvvetlerde, fiil mertebesinde, fiiller olarak ortaya çıkışına yol açıyor.

Senin “esmâ bileşimin”deki özellikler sana “kolaylaştırılmış” olanı belirler, tespit eder!

Senin “takdir edicin”, yani “RABB”in, senin o “esmâ terkibin-bileşimin”dir!

Bu yüzden de senin, o “esma terkibin-bileşimin”e isyan etmen, itaat etmemen kesinlikle mümkün değildir!

Mümkün değildir; çünkü ona itaat etmemek, isyan etmek gibi özellikleri meydana getirecek bir varlığın yok! Nerede kaldı, iraden!

Sendeki bütün vasıflar, özellikler, senin varlığını meydana getiren “isimler bileşiminin” mânâlarından başka bir şey değildir!

Dolayısıyla senin “kolaylaştırıcın”, yani sende çeşitli isimlere yönelik eğilimi meydana getiren ana faktör, senin varlığını meydana getiren o “ilâhi isimler terkibi-bileşimi” yani “fıtrat”ındır! Yani “RABBİN”dir!

Senin rabbine isyanın ise hiçbir şekilde mümkün değildir.

İşte bu sebepledir ki, sana ne kolaylaştırılmışsa, sana kolaylaştırılmış olanı mutlak olarak yerine getirmek zorundasın!

ara.jpg (366 bytes)

 

KİŞİ KENDİSİNDEKİ RABBANİ KAPASİTENİN

GENE RABBANİ GÜÇLE ORTAYA ÇIKARTILMASIYLA

EVRENSEL SİSTEMİ “OKU”YABİLİR!

Ve bu âlemde mevcut olan, ortaya çıkan bütün fiiller, onları meydana getiren ana kaynak olan "RABBIN", "RUBÛBİYET" kemâlâtının özelliklerinden başka bir şey değildir...

Öyle ise, Rabbin sayısız özelliklerinin ortaya çıktığı, sonsuz mânâları ve kemâlâtı sergileyen bu "EVRENSEL SİSTEMİ" “OKU”mak, ancak kişinin kendisindeki “Rabbânî kapasitenin”, gene “Rabbânî güç” tarafından ortaya çıkartılmasıyla mümkün olur demektir.

ara.jpg (366 bytes)

 

RABBİNİ BİLEN, ALLAH’I BİLMİŞ OLMAZ!

İnsanın "rabbını" bilmesi; "insan" ismiyle kastedilen varlığın, "İlahi isimlerin bir terkibi" olduğunu bilmesidir!..

Her "insan", ismi altında, mutlak olarak hükmünü yerine getiren Hakk'tır!

Senin rabbın, sendeki mânâların terkibiyet hâlidir!..

Senin Rabbınla, Ahmed'in Rabbı hem ayrıdır, hem aynıdır!.. Terkibiyetleri yönüyle ayrıdır; terkiplerin mâhiyeti yönüyle aynıdır!..

Rabbını bilen, isimleri yönüyle, Allah'ı bilmiş olur. Yani, isimlerin mânâları yönüyle Allah'ı bilmiş olur!.. Yani isimler mertebesinde, Allah’ı bilmiş olur!.. Halbuki, "Allah" ismi ise, zât, sıfat, esmâ ve ef’al mertebelerinin tümünü içine alan bir isimdir. Oysa burada "Rabbı" bildiğin zaman, esmâ mertebesi itibariyle bilmiş oluyorsun! İsimleri bilmek hasebiyle, Allah'ı bilmiş oluyorsun… Her ne kadar isimlerin mânâları, o benliğe, o hüviyete ait ise de; o benliği ve hüviyeti, isimleri perdesi arkasından müşahede edebiliyorsun!..

Peki, isimler perdesi arkasından değil de, bizâtihi sıfat mertebesiyle bilmek nasıl olur?

Terkibiyetin; terkibiyetinden doğan huy ve karakterin ve tabiatın; tabiat kaydı altında bulunman sözkonusu olduğu sürece, sıfat mertebesindeki benliğini bilebilirsin fakat bu, bilgiden öteye geçmez!..

İşte bu sebepledir ki, "rabbını bilen" "Allah'ı bilmiş" olmaz!

Rabbını bilmesi, bir kişinin cehennemden kurtulmasına yol açmaz! Rabbını bilmesinin ötesinde; kendi rabbının hükmü altından çıkabilmesi zarureti sözkonusudur!..

Rabbının hükmü altından çıkabilmesi de, rabbını bilmesi, rabbının ötesinde Allah adıyla işaret edileni bilmesi; ve Allah'ın hükümleri gereğince, Rabbının kaydından kurtulması gerekir!..

Demek ki "Allah ahlâkıyla ahlâklanmak", zâtında ve benliğinde Allah'tan gayrının var olmadığını müşahede etmekle ve ef'âl mertebesinde bütün ilâhî isimlerin dengeli, ölçülü, kontrollü ve bürünme hükmüyle ortaya çıkışını seyretmekle mümkün olur.

Bütün bunlar ancak ve ancak, kendinde vehmettiğin, birimsel, izâfî şartlanmadan doğan "kişisel benlik" duygusunun ortadan kalkmasından sonra oluşan yaşam şekilleridir.

Varlıkta, Allah'tan gayrının mevcut olmadığına şâhîd olacaksın. Artık, vehmî, şartlanmadan ve beş duyunun aldatmacalarından ileri gelen varlıklar zannı senden kalkacak!..

Bütün varlığın, kül hâlinde, tek bir varlık olduğunu müşahede edeceksin. Hakk'tan söz edildiği zaman, "Hakk" isminin mânâsını Zâtında göreceksin, müşahede edeceksin; ondan sonradır ki, bu söylenilenler sende yaşanacak!.. Ondan evvelki biliş, sadece öğreniş, kabulleniş, iman, takliden tasdiktir!.. Yaşama olmaz!..

İşte bunu yaşayabilmek, bunu hissedebilmek, bunu fiiller düzeyinde müşahede edebilmek için, izafî varlığa ait izâfî (göresel) benliğin ortadan kalkması için, buna ait huyların ortadan kalkması lâzımdır, zaruridir!

İzâfî varlığın "yokluğu" konusundaki şüphe ve endişeler gittikten sonra; şuurunda, izafî varlık hükmünü doğuran huyların, davranışların, şartlanmaların, tabiatların da ortadan kalkması sözkonusudur.

Bunlar kalkmadan, TEK'liği yaşayabilmek gene mümkün olmaz. Evvelâ bunlar kalkacak, sonra gereken isimlerin mânâlarına bürünmüş olarak fiilleri ortaya koyacaksın.

Kaldırmaktan kasıt ne?..

Kaldırılacak, ortadan yok edilecek bir şey, gerçekte yoktur!..

Öyle ise kaldırmaktan murad, sende zuhur eden mânâları dengelemek; ağır basan mânâların kaydından çıkarak, hafif kalan mânâları ağırlaştırmak şeklinde değiştirme demektir. Böylece eski ağırlıklarla oluşan mânâ ya da fiiller sende ortadan kalkmış ve yerine başka mânâlar ve fiiller gelmiş olur!..

Meselâ cimrilik dediğimiz haslet, sendeki bir ismin mânâsının yeterli ağırlıkta zuhur etmemesine bağlı olarak ortaya çıkmış bir haslettir!.. Şayet, bu ismin mânâsı sende ağırlık kazanırsa, cimrilik özelliği sende hükmünü yitirir ve elaçıklığı ve hatta daha da ileri özellikler ortaya çıkar. Bu da zikir yoluyla beyin programında meydana gelecek değişiklik sonucu ortaya çıkar ancak.

ara.jpg (366 bytes)

 

KİŞİ RABBININ KULU OLDUĞU SÜRECE

 ALLAH’A VÂSIL OLAMAZ!

 Kişi, Allah'a vâsıl olamaz, nefsine taptığı sürece!

Kişi, Allah’a vâsıl olamaz, Rabbının kulu olduğu sürece!

“Falanca Rabbanîdir” derler! Falanca Rabbanî değil, her kişi zaten Rabbanîdir! Her varlık, her zerre Rabbanîdir!

Ancak Rabbanî olmaktan çıkıp da ilâhî olabilirsen, işte o zaman, Allah'a vâsıl olmuşlardan olabilirsin!

İşte o yüzden de Allah'a vâsıl olan bu kişiler, "ehlullah" diye isimlendirilir. Yani Allah ehli!

Genelde, zaten herkes “Rabbanî”dir! “Rab ehli”dir! Yani, terkibiyetinin gerektirdiği, verdiği mânâyı ortaya koymaktadır!

ara.jpg (366 bytes)

 

SENİN NEFSİNİN BENLİĞİ,

RABBİNİN  BENLİĞİDİR!

Gerçekte, senin nefsinin benliği, Rabbinin benliğidir!. Senin kendine has bir benliğin yoktur!. Kâinatta var olan tek mutlak benlik, "ALLAH"'ın benliğidir.

"Benlik ALLAH’a aittir. Senin ben demeğe hakkın yoktur" diyerek bunu basite indirgemişlerdir.

ara.jpg (366 bytes)

 

RABBININ HÜKMÜNDEN ÇIKAMADIĞIN SÜRECE

ALLAH’TAN MAHRUM KALIRSIN!

 Senin belli bir esmâ terkibi olarak belli fiilleri ortaya koyuşunun neticesinde, beşeriyet yönünden belli huy, tabiat, karakter diye adlandırdığımız yönlerin var.

Rabbının hükmü olan bu esmâ terkibi olarak yaşadığın sürece, sen zaten Rabbının zikrindesin ve hâkiki mânâda ibadetini yapmadasın; varoluşunun hakkı yerine gelmede! Ama bir ince nokta var…

Zâhir yönünden sen, bu terkip olarak yaşadığın sürece, bu terkibin ortaya koyduğu fiil; zâhir yönünden konuşuyorum; belli bir enerjinin "ruhâniyet" dediğimiz radyasyonun, ruhta oluşmasını sağlayamıyor!..  Sadece, normal hayvanın yaşadığı gibi yiyor, içiyor, görüyor, biliyor fakat ekstra bir enerji üretimine geçerek bu radyasyonla ruhâniyetini kuvvetlendiremiyorsun!.

Bu ruhâniyetin kuvvetlenememesi dolayısıyla da öldükten sonra cehennemden kendini kolaylıkla kurtarıp, sırattan kolayca geçip, cennete varılamıyor!. İşin zâhir yönünden sebebi bu.

Bâtın yönünden sebebi: Senin varlığının Hak olmasına ve sen Rabbının kulu olmana rağmen, Rabbının kayıtlarından Rabbani kayıtlardan kendini kurtarıp, Allah'ı tanıyamıyorsun ve Allah'tan mahrum kalıyorsun!

Allah ismi, 99 ismin, 99 isim diye târif edilen isimlerin ve daha nice sayısız isimlerin mânâlarının karşılığıdır. Halbuki sen, bu terkip olarak kaldığın sürece, her ne kadar bu isimler senden çıkıyorsa da, kendi tabiî hâliyle senden çıkıyor!.. Terkip oluş şekliyle senden çıkıyor!.. Tabiî hâliyle senden çıktığı için de, senin "senliğini" oluşturuyor ve "senliğinde" tahakküm ediyor!.. Hüküm altındasın!

Burada bu isimler bunu meydana getirdiği gibi, tabiî olarak daha sonra da yani biyolojik bedenin terkinden sonraki hayatta da, gene aynı tabiî akış içinde gidecek ve bu tabiî akışları meydana getirecek!.. Bu da cehennemin manevî azâb yönü!

Bunun dışında, Allah'ı tanımaktan mahrum kalmak en büyük azâb!..

Niye?..

Çünkü sen kayıtlı, sınırlı, ölçülü, tahditli bir biçimde yaşama durumundasın!..

Kendi Hakikatının genişliğinden mahrumsun! Rabbının hükmünden çıkamıyorsun!..

Rabbının hükmünden çıkamaman, Allah’ı tanımaman demektir!.. Halbuki, Allah'a vâsıl olmanın 3 şartı vardır.

1-Birinci aşama: "Men arefe sırrı” "Men ârefe Nefsehu fakad arefe Rabbehu".

Yâni, nefsine ârif olacaksın ki; Rabbına ârif olabilesin! Rab kelimesiyle kastedilen şeye ârif olman, nefsine ârif olmanla mümkündür! Bu birinci aşama!

2-İkinci aşama: "Mübdî mârifet sırrı” denilen Rabbının, yâni seni meydana getiren esmâ terkibinin sınırlarını genişleterek, kaldırarak; Allah'ı tanıyacaksın.

Allah'ı tanıman ancak senin terkibinde, cüzî miktarda olan isimlerin mânâlarını diğerleriyle eş ağırlığa eş düzeye getirmekle mümkündür. Ve bu isimlerin tabii olarak sende hükmetmesi değil; senin bu hakikati idrâk ederek, bu isimlerin mânâlarını dilediğin anda, dilediğin mahalde, dilediğin şekilde kendinden ortaya koymanla mümkün olur.

Yâni "Rabbanî sınırlardan", "İlâhî genişliğe" yayılabilmek, bu ilâhî isimlerin tümünü eşit ağırlıklı olarak yerine ve hâline göre ortaya koymak ile mümkündür.

Bu terkip dışı mânâları ortaya koyabilmek de ancak fiille mümkündür. Çünkü isim eşittir fiil dedik!

Rabbının sınırlarından Allah'ın genişliğine yayılmaya başladığın zaman ki; bu genişlemenin yayılmanın nasıl olacağını izah ettik; "Aynel yakîn" düzeyine gelirsin."

3-Üçüncü Aşama: Bu yayılmanın nihâyetinde, "Mûtu kablel ente mût" hükmü ile senin şuurunda terkib sınırların ortadan kalkıpta; sen, yerine-hâline ve şanına göre, dilediğin gibi bu isimlerin mânâlarına bürünebilip ortaya bu mânâları çıkarttığın zaman; "ölmeden evvel ölmüş" olursun!

"Ölmeden evvel ölmek" demek, senin şuurunda, terkibinin hükmünü ortadan kaldırarak, dilediğin isme dilediğin anda ve şanda bürünerek, o ismin mânâsı olan fiili ortaya koyman demektir.

ara.jpg (366 bytes)

 

Nefsin hakikati Rubûbiyettir!.. Nefis, rubûbiyet mayasından meydana gelmiştir. Nefsin rubûbiyet hakikatından meydana gelmiş olması demek, ilâhî isimlerin mânâsının oluşturduğu terkiple senin "nefsim" dediğin şeyin aynı olması demektir.

Esasen ben nefsimin istediklerini yapıyorum, demen senin, "benim terkibimin gereği olan fiilleri ortaya çıkartıyorum", demektir. Ben nefsimin istediklerine karşı çıkamıyorum, reddedemiyorum, mücadele edemiyorum demek, "ben terkibimin gerektirdiği gibi yaşıyorum" demektir ki, bunun tabii sonucu cehennemdir!..

Terkibinin kaydı altında olduğun için üzüleceksin, sıkılacaksın, karşılaştığın olaylar sana azap verecek! Başka türlü değişmesine imkân yok!..

Dışardaki, ikinci bir varlığın da seni affetmesi, bağışlaması diye bir şey söz konusu değil!.. Çünkü suç böyle bir varlığa karşı işlenen bir suç değil!..

Suç, senin kendi nefsine zulmetmen!.. Kendi nefsine zulmetmen de nefsinin hakikati olan rubûbiyet kemâlini, ulûhiyet kemâline tebdil etmemen!..

Nefse zulmetmenin mânâsı, nefsinin hakikatı olan Rubûbiyet kemâlini, Ulûhiyet kemâline genişletmemendir.

Bu noktaya işaret eden Hz. Rasûlullah, bunun için:

"Allah ahlâkıyla ahlâklanın"

demiştir.

Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmaktan mânâ; rubûbiyetin meydana getirdiği sendeki rubûbiyet sırlarından, rubûbiyet kemâlinden oluşan, "nefis" adını verdiğin nesnede, ilâhî hükümlerin mânâsını âşikâre çıkartman demektir!.. Değişik ilâhî isimlerin manâsını âşikâre çıkatrmak, "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmak" demektir.

Kişi, Allah'a vâsıl olamaz, nefsine taptığı sürece!.. Kişi, Allah’a vâsıl olamaz, Rabbının kulu olduğu sürece!.. Falanca Rabbanîdir derler!.. Falanca Rabbanî değil, her kişi zaten Rabbanîdir!.. Her varlık, her zerre Rabbanîdir!..

Ancak Rabbanî olmaktan çıkıp da ilahî olabilirsen, işte o zaman, Allah'a vâsıl olmuşlardan olabilirsin!.. İşte o yüzden de Allah'a vâsıl olan bu kişiler, "ehlullah" diye isimlendirilir. Yani Allah ehli!..

Genelde, zaten herkes Rabbanîdir! Rab, ehlidir!.. Yani, terkibiyetinin gerektirdiği, verdiği mânâyı ortaya koymaktadır!.. Rabbım, Allah'tır diyebildiğin anda, Allah'a vâsıl olmuşundur. Aksi takdirde rabbın, ilahî isimlerin meydana getirdiği terkibindir.