kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

DİN'İ ANLAMADA REFORM

SONSUZA DEK GEÇERLİ KURÂN,

DİN'İ ANLAMADA NASIL BİR REFORM ÖNERİYOR,

GELECEĞE DÖNÜK NASIL BİR YAŞAM TARZI VE BAKIŞ AÇISI GETİRİYOR?

“Kur’ân-ı Kerîm'in RÛHU”nu anlayanlara göre, bu Kitap, insanlık yaşadıkça, onlara ışık tutacak ve âhiret saadetini sağlayacak bilgileri ihtiva etmektedir!.

Ayrıca, çok büyük bölümüyle, Cehennem ve Cennet boyutlarında dahi sonsuza dek yararlanılacak bilgi ve yaşam gereklerini kişiye açmaktadır... Kişinin kendi hakikatını; “ALLAH İsmiyle İşaret Edilen”in ne olduğunu açıklamaktadır!.

Daha önceki açıklamalarımda, Kur’ân içindeki bilgilerin bir kısmının “Nübüvvet” kemâlâtından, diğer kısmının da “Risâlet” kemâlâtından kaynaklandığını; “Risâlet” kemâlâtından kaynaklanan bilgilerin sonsuza dek gündemini koruyup, insanlara yeni açılımlar kazandırabileceğini belirtmiştim... “Risâlet” kemâlâtından tebliğ olunan “İhlâs” sûresi, “Fâtiha” sûresi gibi...

“Nübüvvet” kemâlâtından kaynaklanan ve toplumsal yaşam içinde insanların davranışlarına yön veren; evlenme, miras, şâhitlik, kısas gibi konular ise, insan dünyada yaşadığı sürece gündeminde kalan ve kişinin ölümüyle birlikte, o kişinin gündeminden düşen hükümlerdir..

Şimdi burada, Kur’ân-ı Kerîm’in “RÛHU”nu fark edip; anlamaya çalışalım...

Kur’ân, insanları asırlar öncesi ilkel yaşama döndürme ve insanları geriye dönük yaşama sâbitleyip, kilitlemek için mi bize tebliğ edilmiş bir kitaptır... Yoksa... İnsanları geleceğe hazırlanmaya, insanlara tekâmül-gelişme yollarını göstermeye, en mükemmele yönlenmeye mi teşvik etmektedir...

Bu Yüce Kitabı en iyi anladığına inandığım kişilerin başında gelenlerden Hz. Âli, bu anlayışa dayalı olarak şöyle demiştir:

“Çocuklarınızı, yaşadığınız devre göre DEĞİL; yaşayacakları devre göre yetiştiriniz!.”

Yâni, Çocukluğu ve gençliği Hz. Muhammed Aleyhisselâm'ın yanında geçip; “Kur’ân RUHU”nu O’ndan edinmiş olan Zâtın bakış açısıdır bu geleceğe dönük yaşam tarzı ve bakış açısı...

Eğer, “Nübüvvet” çeşmesinden kişinin çevresindekilerle ve zâhir yaşamıyla ilişkilerini sulayan hükümlere bakılırsa... Bunların hepsi, geçmişte ve o sıralarda, âdeta insan yerine bile konmayan, o güne kadar ticarî seks metaı hükmündeki dişilere, kadınlık haklarının edindirilmesi amacına dönüktür!. Onların, ticarî mal olarak görülmeleri yasaklanmış; onlara olarak belirli haklar edindirilmiş; toplumda sözü geçmezken, “şâhit” olma hakları teslim edilmiştir; mirastan pay alma hakları oluşturulmuştur!.

Şimdi lûtfen iz’ân ve basiretle, anlamaya çalışarak şu gerçeği farkedin:

Kur’ân, “RÛHU” itibâriyle, eskide kalmayı önlemek, geriye dönüşü durdurtmak, haksızlıkları ortadan kaldırmak, insanları sürekli ileriye dönük değerlendirme yapmaya teşvik amacıyla hükümler getirmiştir!.

AYRICA... Benim kişisel kanâatim olarak, kimseyi bağlamaz; fakat Kur’ân'ı daha gerçekçi değerlendirmeye vesile olur diye düşünerek belirtirim ki...

Kur’ân bu hükümleri getirirken, dememiştir ki; bu hakları arttırıp eşitliği sağlamayın, burada kalın ve ileriye gitmeyin, kadınlar ikinci sınıf olarak kalsın; tekâmül etmeyin!.

Sayısız dişi alma hakkını, bir aşama olarak, dört ile sınırlarken; tek eşle yaşamanın çok daha yararlı olduğu yolunda uyarısı vardır; ve bu hedef olarak gösterilmiştir...

Zekât, asgari insanların hakkı olarak gösterilirken, sadaka adı altında varlığındakileri olabildiğince insanlarla paylaşmanın faziletinden söz edilmiştir...

Yani, kadına edindirilen haklar, nihâi son hak, son sınır değil; toplumun, erkeklerin ve kadınların tekâmülü nisbetinde, geliştirilecek haklar manzûmesinin temelidir.

Söz hakkı olmayan kadına, iki kadından biri olarak “şâhit” olma hakkı kazandırılmış ise; bu ebeden bu kadardır, anlamında değil; kadının kendini geliştirmesi oranında erkekle eşit hakları olabileceğine işaret anlamındadır, kanâatimce!... “Söz hakkı olmayanın”, hiç olmazsa ikisi bir arada insan olarak yaşayıp, “şâhit olmasına” olanak sağlanmıştır... Ama zaman içinde toplum olarak, kadının değerini anladığınız zaman; onun da sizin gibi Allah kulu olduğunu, insan olarak ve “HALİFE” olarak yeryüzünde yer aldığını farkettiğiniz zaman, tek başına, erkekle aynı haklara sahip olmasını engellemeyin, anlamında olarak... Günümüzde yaşayan gelişmiş bir toplum, kadına bir erkekle beraber tek başına şâhit olma hakkı tanıyorsa, bu asla Kur’ân 'ın “RÛHU”na ters düşmez anlayışıma göre; ve hattâ evlâ olan da budur!.

Mirasta payı olmaya kadına, hiç değilse erkeğin yarısı kadar hak edindirilirken o günkü şartlara göre; bu demek değildir ki, sakın ola fazlası verilmeye!. Aksine eşit pay verilmesi, toplumun, “Kur’ân RÛHU”na göre gelişme göstermesinin işaretidir..

Yâni, “Kur’ân RÛHU”, geriye dönmeye ve haksız - yetersiz uygulamalarla taban sınır getirmiş bu hükümlerle; fakat ileriye doğru uygulamaları asla sınırlamamıştır; a n l a y ı ş ı m a g ö r e...

İşte getirdiği, ileriye dönük sınırlaması olmayan insan haklarıyla; ihtivâ ettiği bu ilerisi açık anlayış dolayısıyla, artık Kur’ân'dan sonra yeni bir kitap gelmesine gerek kalmamış ve Hz. Muhammed Aleyhisselam “Hatemin Nebi” olmuştur!.

Ölümötesi yaşam şartları ve Allah’ı bilme yönleri itibariyle Risâlet yollu sistemi açıklayan Kur’ân; “Nübüvvet” yoluyla da insan haklarını o günün şartlarında olabildiğince iyileştirmiş, geliştirmiş ve bunları asgari-taban sınır olarak tesbit edip; bunun zaman içinde daha da geliştirilmesini yasaklamamıştır!.

İşte bu temel prensip, anladığım kadarıyla, “Kur’ân'ın RÛHU”dur; ki, O Azîz Kitabın, sonsuza dek geçerliliğini; ve başka bir kitap gelmesine ihtiyaç duyulmamasını temin etmektedir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

TEK KURTULUŞ YOLU, “DİN”DE DEĞİL;

DİN’İ ANLAMADA REFORMDUR!

“DİN”deki kurallar, uzaydaki bir tanrının, bizim yaptıklarımızla eğlenip zevklensin diye keyfi kararlarından mı oluşmuştur?...

Yoksa...

Her birinde yüz milyarlarla   yıldızın yer aldığı Milyarlarca galaksinin yüzdüğü evreni Yaratan ve “ALLAH” adıyla işaret edilenin, oluşturduğu SİSTEM ve DÜZEN bilinsin; onun şartlarına göre yaşanarak, geleceğimiz cehennem olmasın; diye mi Allah Rasülü tarafından bize bildirilmiştir “DİN”?

Bu ikisi arasındaki farkı anlayacak çalışır beyin kapasitesi olmayanların; “DİN”deki konuları değerlendirip, günün şartlarına göre gerekli çözümleri bulup açıklamaları mümkün değildir!.

Gök tanrısına tapınmaktan arınmamış sarıklı-cüppeli veya aydınsı görünümlü “din adamları(?)nın” sunacakları çözümler, mukallitlere sorunlar yumağından başka bir şey getirmeyecektir!.

1986’da ilk defa yazdığımız “DİN, bir SİSTEM ve DÜZENİ açıklamaktadır!” Gerçeği kabullenilip; bu sistem ve düzen değerlendirilmedikçe; ne göktanrı kavramından arınılır; ne şirkten kurtulunur; ne “Hakikat” görülür; ne “İSLÂM DİNİ”nin yüceliği ve uyulası zorunluluğu farkedilir; ne de güncel sorunlara cevap bulunabilir!.

Tek kurtuluş yolu, “DİNİ ANLAMADA REFORM” yapıp; “İSLÂM DİNİ”ni ve “Allah Rasülü”nü gerçeğiyle anlayarak, gereklerini günlük hayatımızda yaşamaktır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

DİN’İ ANLAMADA REFORMUN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN

KURÂN RUHU”NUN ESAS ALINMASI ZORUNLUDUR!

Din’i “anlama”da REFORM’un gerçekleşmesi için, konunun, kesinlikle en başından ele alınarak, “DİN”i temelden ANLAYIŞIN yeniden yapılandırılması zorunludur.

Dini kabullenmek, ya “gökte tanrı” ve onun yolladığı postacı-elçi peygamber ve fermannamesi kitap, anlayışına ve temeline göre dayandırılır; ya da Kurân’ın   açıkladığı “ALLAH”, “RASÛL”, ve buna dayalı, sistemi açıklayan “KİTAP” anlayışıyla olay değerlendirilip; her konu bu anlayışa göre yerli yerine oturtulur.

“DİN”, “gökte tanrı var yerde postacı - elçi peygamberi” kabulüne dayalı şekilde ele alınıp; sorunlara lokalize çözümler arayışı ile anlayış reformuna çalışılırsa, kesinle bilelim ki, ortaya çıkan ucûbe, hiç bir aklı başında insan tarafından üzerinde düşünülmeye tartışılmaya değer bulunmayacaktır!.

“Kurân’ın RUHU” esas alınmadan ortaya konulacak bütün yaklaşımlar, “göktanrı”nın fermannamesine kelime ve harf bazında şekilci ve mantık-akıl dışı yaklaşımlar getirecektir. Bu da bazı akılsızların, “iman akılsızca yaklaşımdır” (!?) savına pâye vermekten başka bir şey sağlamayacaktır.

Fark edelim ki…

İslâm Dini, bir kabile veya aşirete tanrı, manitu ya da ilâh anlayışı edindirip; onları sopa korkusuyla yola getirmek amacıyla, bir “tanrı peygamberi” tarafından topluma tebliğ edilmemiştir!.

“İslâm DİNİ”, “Allah indindeki DİN”dir ve insanlığın tek kurtuluş reçetesidir! Evrenin, insanı ilgilendiren kadarıyla, boyutsal sistemini açıklamaktadır!. Ne var ki, anlayışı kıtların bu gerçeği kavrayabilmesi mümkün değildir!.

Öte yandan, maalesef, Türkiye’de en aydın kesimler dahi, henüz, “İSLÂM DİNİ”ni temelden ele almak ve her boyutuyla akıl ve mantık eşliğinde, ilim ışığında değerlendirebilmek noktasına ulaşamamışlardır.

“DİN”, hiç bir zaman ne, neden, niçin, nasıl sorgulama ve araştırmalarıyla değerlendirmeye alınmamakta; falanca demişse öyledir “MUKALLİTLİĞİYLE”, düşünmeksizin, kabul edişler şeklinde yaşanmaktadır!.

Konulara yaklaşımlar, bunların tümünde, lokalize yaklaşımlardır; olay temelden ele alınmamaktadır.

Tıpkı körlerin filin çeşitli organlarını tutup, ele gelen şekle göre filin yapısı hakkında hüküm vermeleri gibi!

 “Yüzde 99’u müslüman toplum” aldatmaca ve masalıyla hiç bir yere gidilemeyecektir!. Bu kendi kendini aldatmaktan ve avunmacadan başka birşey değildir!.

Kesin olarak bilelim ki…

“İMAN”,  TAKLİT KABUL ETMEZ!

Hiç kimse, “iman” gereken konuları bilinçli olarak, idrâk ederek kabul etmedikçe, “mümin” olmaz! Taklidî kabuller, kişiye ahrete dönük olarak hiç bir yarar sağlamayacaktır.

Tanrı-manitu-ilâh anlayışıyla gerçekte ne İslâm Dini kabul edilmiştir, ne de “iman” oluşmuştur.

Bütün bu konular topluma en açık ve anlaşılır şekilde açıklanmadan; bu gerçek kavranılmadan “DİN’İ anlamada reform” da asla oluşmaz!.

Gerçekte müslüman toplumların ihtiyacı olan şey, ilimdir. Müslümanlar, “uyarıcı” – “mehdi”ler ve konfeksiyon kurtuluş reçeteleri beklemeyi terkedip, ilme yönelmek, sorgulamak, düşünmek ve gerçekleri kavramak zorundadırlar.

İnsanlar, samimi bir şekilde sorgulayarak, araştırarak “DİN”in gerçeğini ve dayandığı SİSTEM ve DÜZENİ yani “Sünnetullah’’ı kavramadıkları takdirde, enti püften meselelerle, boş tartışmalarla ömür tüketecekler, sonunda da hüsrandan başka bir şey yaşamayacaklardır!.

Sözlerime son vermeden önce şunu da vurgulamış olayım ki, tek bir kitabım okunmakla, anlatmak istediğim SİSTEM kesinlikle anlaşılmaz.

Ahmed Hulûsi’nin bakış açısını öğrenmek için, tüm kitaplarının okunması zorunludur… Zira, tüm kitaplar, aslında, “İSLÂM DİNİ” adıyla bildirilen Allah yaratısı SİSTEM ve DÜZENİ, günümüz anlayışı ve diliyle açıklayan, TEK BİR ANA KİTABIN değişik bölümleri hükmündedir. Ve…

Topluma gereken kadarıyla da düşünce ve değerlendirmelerim, bakış açım kitap ve kasetlerimde mevcuttur.

Bütün bunları, toplumla son mesajlaşmam olarak dile getiriyorum.

Milyonlarca okuyucusu olmuş bir yazar olmak şerefiyle, bugün artık yazı hayatıma son veriyor; elimden beynimden geleni yapmanın; Allahın lutfuyla fark ettirdiği gerçekleri topluma yansıtmanın vicdânî rahatlığı içinde, köyüme çekiliyorum!.

Ayrıca, “www.ahmedhulusi.com” adresli websitemde yayınlamış olduğum  “Mesajlar”ımı da bu kitapla size ulaştırdıktan sonra, internet çalışmalarımı da kapatmış bulunuyorum.

Elbette ki her bilenin üstünde ondan daha iyi bilen mevcuttur.

ara.jpg (366 bytes)

DİNE FORM VEREN ALLAH’TIR…

FORME EDİCİSİ ALLAH OLAN DİN’DE REFORM OLMAZ!

"ALLAH İNDİNDE DİN OLAN İSLÂM" için ise “kozmik” vasfı kullanıp, "KOZMİK DİN" şeklinde tanımlamak bilgisizlik ve bilinçsizlik ifadesidir!...

"DİN" ne uzaya aittir, ne “boyutsallığa” aittir ve ne de evrensel yapı kökenlidir!..

"DİN", "Allah"tandır; "ALLAH"a aittir!... "DİN"in sahibi, BELİRLEYİCİSİ, ortaya koyucusu, yürütücüsü koruyucusu, forme edicisi hep "ALLAH"tır!

Forme edicisi Allah olan Din’de ise Reform olmaz! Çünkü ona form veren Allah’tır. Onun onda yeniden reform yapması mümkün değildir

ara.jpg (366 bytes)

 

‘’DİN’DE REFORM’’ OLMAZ...

ÇÜNKÜ DİN

“EBEDEN DEĞİŞMEZ SÜNNETULLAH” ÜZERİNE BİNA OLMUŞTUR!

İslâm Dini’ni gerçekten samimiyetle benimsiyorsanız, geçmişin şartları içinde oluşmuş yorumları bir yana koyarak, Hz. Muhammed aleyhisselâmdan bize intikal eden verileri günümüz  şartları ve bilgileri ışığında yeniden değerlendirmeye alınız.

‘’DİN’DE REFORM’’ OLMAZ!

Çünkü Din, “ebeden değişmez Sünnetullah” üzerine binâ olmuştur.

DİNİ ‘’ANLAMA’’DA REFORM ise, çağımızda zaten başlamıştır!

Ancak bu reform, çeşitli çevrelerde söylendiği şekliyle, yani dine lokalize yaklaşımlarla, asla gerçekleşmez!.

“Bilmem ne şûraları”nın, “falanca filanca konular bugüne nasıl uyarlanır” yaklaşımı yanlıştır; asla bu türden yaklaşımlarla, DİN’i “anlamada reform” meydana gelmez.

ara.jpg (366 bytes)

 

HER AN HER ZERREDE YÜRÜRLÜKTE OLAN SÜNNETULLAH’TA

ASLA DEĞİŞME-YENİLENME OLMAZ!"

"ALLAH SİSTEMİ” dediğimiz zaman, olayı kelime şekliyle, şeriat yönüyle de ele almayalım!.

Bu öyle bir düzendir ki, Kur`ân bize bu sistemin HER AN, her zerrede yürürlükte olduğunu bir çok yerinde vurguluyor.

"VE LEN TECİDE Lİ SÜNNETİLLAHİ TEBDİLÂ" (48-23)

"ALLAH'IN YARATIŞ SİSTEMİNDE ASLA DEĞİŞME-YENİLENME OLMAZ"

âyeti, bu genel düzeni ve sistemi anlatıyor.

Yani ister nebat, ister hayvan, ister insan, ister melek, ister cin olsun, tüm varlıklar bu genel sistem içinde kendi varoluş gayelerine uygun olarak görevlerini meydana getirmektedirler!.

"KESİNLİKLE ALLAH İNDİNDE DİN İSLÂM’DIR"

âyetinde de işaret edilen mânâ, tüm varlıkların bu "doğal ve zorunlu teslimiyeti"dir..

Yani bir diğer ifadesiyle;

"Evren, tüm içindekileriyle ALLAH’a teslim hâldedir"!

KESİNLİKLE TÜM VARLIKLAR ALLAH`A TESLİMDİR; Kİ BU, GERÇEK DİNDİR!.

Varolan hiç bir varlık, hakikatı itibariyle, esası itibarıyla "ALLAH"a isyan edemez, âsi olamaz.

Ahmed Hulûsi

Tüm Kavramlar Programı

yazdir

 

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

www.allahvesistemi.org