.

 

kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

"SEYR "

 

SEYR ÂLEMİ

Sıfatları yönünden sınırsızlığını idrâk edebilirsek, o zaman hayatı ile, ilmi ile, iradesi ile, kudreti ile sınırsız olduğunu farkedeceğiz..

Sınırın ötesinde ikinci bir hayat, irade, kudret vasıflarıyla var olan bir varlık olmadığını idrâk edeceğiz..

Bizim gözümüze göre, algılamamıza göre var olan ikincil birimden çıkan vasıfların, orijine ait vasıflar olduğunu müşahede edeceğiz!. Ki, beş duyuya göre "cüz" olarak nitelendirdiğimiz hayat, ilim, iradenin gerçekte, hakikatta "küll"e ait olduğunu, Küll`den olduğunu müşahade edebileceğiz.

Elbette bunun doğal sonucu da "küll" yanı sıra bir "cüz"ün varolmayışıdır!.

Hemen şu âyeti hatırlayalım:

"ALLAH YANISIRA TANRI EDİNME !." (28-88)

Şayet sadece Mutlak Varlık olması itibariyle değil, sıfatları itibariyle de; ve dahi tüm varlığı itibariyle de sınırsız olduğunu idrâk edebilmek bizim için dilenmişse, o zaman "kader" dediğimiz hükmün, Tek`liğin dilemesi ile meydana gelen "seyir âlemi" olduğunu farkedeceğiz.

ara.jpg (366 bytes)

 

RABBANİ SEYR

"Şuur" kendisini "ceberût" boyutunda tanıdığı zaman, kendi vehmî benliği, birimsel benliği kalkmış olur; ve kendisinde Hakk'anî vasıflar ile Rabb zuhur eder.

İşte bu namaz, bir mânâda "Rabbın namazı" denilerek, Rabbe izâfe edilir. Ki gerçekte Rabbin tasarrufu dışında kalan hiç bir şey yoktur.

Esasen, Rabbanî seyr, kendi esmâsı üzerinedir. Ef'al ise esmânın tabiî neticesi olarak meydana gelir.

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYR MAHALLİ, ESMÂ ÂLEMİDİR!

Hazreti MUHAMMED'in açıkladığı “ALLAH”, sonsuz mânâlara sahip olup, her an bunları seyir hâlindedir!.

Bu “SEYR”in mahalli de, “esmâ” âlemidir!.

ZÂT'ı itibariyle Vâhid-ül AHAD...

Sıfatları itibariyle HAYY, ALİM, MÜRÎD, KADİR, SEMİ, BASÎR, KELÎM'dir.

Kendisinde bulunan özellikleri itibariyle, sayısız mânâlara sahiptir ki; bunların

bir kısmı gene Hazreti Muhammed tarafından “esmâ-ül hüsnâ”da

açıklanmıştır.

ara.jpg (366 bytes)

 

HERŞEY, KUANTSAL BOYUTUN

KENDİSİNİ “SEYR”İNDEN İBARETTİR

Kuantsal boyutta her şey tek bir şuur hâlindedir.

Bu tekil şuur, “ilk akıl”=“Aklı Evvel” diye tanımlanmıştır.

Kuantsal boyut, “Hayat” sıfatının ta kendisidir!.

Var olan tüm melekler, bu “RÛH” adlı tek melekten, yâni bizim “kuantsal boyut” olarak nitelendirdiğimiz, orijinimiz boyuttan meydana gelmiştir!.

Yani, Kuantsal boyut tekilliğinde meydana gelen melekî katmanlar(?) ile, algıladıklarımız ve algılayanlar oluşmuştur.

Esasen her şey, Kuantsal boyutun kendi kendisiniseyr”inden ibarettir!.

Bu boyutta zaman ve mekân kavramı yoktur!.

İnsan” kendi hakikatine yolculuğunu tamamlarsa, kendi derûnu doğrultusunda; “ben” kalmaz, seyreden “Kendi” olur Kendini!.

ara.jpg (366 bytes)

’Birimin bilinci’’ değil; ‘’Bilincin, mânâlarını seyretmesi’’ söz konusudur.

ara.jpg (366 bytes)

 

ZÂTIYLA ESMÂSINI SEYRETMEKTEDİR…

İLMİNDE!

Mi’râc önce ef’âl âleminden olur...Ef’âl âleminden mi’râc, isimlerin müsemmâlarının Allah’ın gayrı olarak mevcûd olduğu fikrinden ve zannından kurtulup, Tek fâili mutlak’ı müşâhede etmektir...

Eğer bundan devam edecek istidat mevcût ise urûc bu defa esmâ mertebesinde olur ve tüm isimlerin mânâlarının hep aynı Zât’a ait olduğu müşâhede edilir...

Sonra mevcûdâtın Zât’ının tek olduğu tespit edilir!

Urûc bundan sonra da devam ederse, “NEFS”inin hakikatının dahi “O” olduğu yaşanır ve kişilik kavramı tümüyle yok olur...Varlığında Bâkî Allah’tır!

Uruc bundan sonra biter, mi’râc tamam olur...

Ya sonra?.

Seyr başlar!

Zâtıyla esmâsını seyretmededir...

İlminde!

Gayr” kavramına ve kelimesine yer yoktur bu vâdide!

ara.jpg (366 bytes)     

Her ne kadar, Zâtın esmâsını, yâni Zâtın îcâd ettiği mânâları seyrediyorsa da; gene de meşgalesi isimlerin işaret ettiği sonsuz mânâlardır...Ve bunların asla sonu gelmeyeceği içinde, Zâtı ancak esmâ perdesi arkasından seyir hâlindedir!

ara.jpg (366 bytes)    

 “Melekût âlemi”, melekler âlemi olmanın ötesinde mânânın maddeye dönüştüğü âlem olarak da bilinir.

.Bir başka anlatım ile “Melekût âlemi”, “Aklı Kül âlemi”dir ki, mânâları seyir hâlidir. Ve bunlar dahi, Zât'ın kendi özelliklerini, mânâlarını seyir için meydana getirdiği tecellîlerdir.

ara.jpg (366 bytes)   

Kendi esmâsının seyri!

Cenâb-ı Hak, kendi esmâsını yani özelliklerini seyretmeyi dilediğinde, kendi Zât`ındaki mânâları seyretmeyi dilediğinde, "Zâtı`ndan Zâtı`na tecelli etti" denen bir biçimde, kendi ilminde kendi esmâsını-özelliklerini seyretti!.

Bu, ilmî seyr neticesi olarak, bu esmânın toplu bulunduğu mânâlar "Ruhu A`zâm" adlı meleği meydana getirdi.

ara.jpg (366 bytes)

 

MÂNÂLARININ SEYRİ,

KÂİNATIN YARATILMASIDIR

Bu kâinatın hiç varolmamışken varolması; bu kâinatın ana mânâsı olan varlığın, kendi mânâlarını müşâhede etmesi; kâinatın yaratılması, âlemlerin varolması denen olaydır.

“Mânâların seyri” denen olayla, “kâinatın yaratılması” denen olay eş değerdir! İsimlerin mânâlarının seyri; külli mânâda, kâinatın yaratılması denen olayla başlamıştır.

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH’IN KULUNU SEYRİ

Zikir, "Allah’ın kulunu seyri’’; fikirse, ‘’kulun Allah’a bakışı’’dır!.

ara.jpg (366 bytes)

 

“HALİFE” AYNASINDA KENDİNİ SEYRETMEKTE OLAN,

KENDİNDEN KENDİNE TECELLİ ETMİŞ OLAN;

ALLAH’TIR!

Ahad olan Allah, kendisine ait sayısız mânâları dilediği şekilde seyr için, esmâ terkiplerinden oluşan sayısız formüllü mânâ kesitlerini algılayıcı varlıklar meydana getirmiş; ve o varlıklarda da algıladıkları nesnelere uygun mânâları oluşturmuştur.

Kâinatta var olan ana yapı, kendisini algılayan algılama aracının kapasitesine göre, özel bir kesitsel yapı olarak algılanır.

Gerçekte ise varolan sadece ve yalnızca Allah`ın vechidir!

Yani, basit bir ifade ile söyleyelim..

Senin gözüne göre "var" olan, başka sınırlar içinde algılama kapasitesine sahip olan bir göze göre "yok"tur!

İşte bunu anlayıp, hissedip, idrâk edip yaşayabilirsek o zaman ortaya şu çıkar:

"Var" olan, "BÂKÎ" yalnızca "Allah" olduğuna göre, "sen" hiçbir zaman var olmamışsın! Hep var olan, O idi! O`dur! O, olacaktır!

İşte buna işaret olarak demişler ki:

"Kaldır kendini aradan, ortaya çıksın Yaradan!"

Zaten, âşikârdır Yaradan; Gören`e!

Bunu anladığın zaman, hakkıyla "Halife" olursun.. Hattâ ve hattâ..

Halife aynasında kendini seyreden, Allah olmuş olur! O isim altında kendini seyretmekte olan, kendinden kendine tecelli etmiş olan, Allah olur.

İşte tam kemâliyle bu hâli yaşayan yeryüzündeki kişiye Tasavvuf lisânında "Gavs-ı Zaman" derler. Ve, bu hâli, kapasitesi nisbetinde yaşayan diğer zevat da "Ricâl-i Gayb" adı altında anılır.

Biz onları gördüğümüz zaman tanıyamayız. Çünkü, sûret olarak onlar da bize benzerler. Bizim gibi giyinir; bizim gibi otururlar kalkarlar; yerler içerler; çarşı pazarda dolaşırlar! Tıpkı, Hazreti Rasûlullah aleyhisselâm gibi!

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYREDEN SEYREDİLEN VE SEYR HEP

ALLAH’TIR!

Hadîs:

"Rabbim bana eşyanın hakikatını göster!

İşte, şayet Allah bir kuluna kendine vâsıl olmayı kolaylaştırmış ise, demek; o kişinin kendisinin gerçekte varolmadığını idrâk edecek istidat ve kâbiliyette yaratılmış olması demektir.

Allah'ın, kendi isimlerinin mânâlarını seyretmeyi dilemesiyle, kendisinin ve tüm mevcûdat diye bildiğinin meydana geldiğini anladığı zaman, kişi otomatik olarak "FAKR" hâline düşer. Bu fakr hâli ise tasavvufta fenâfillah diye bilinen hâldir.

Yokluğa yani "fakr"e erende eğer "bakî" olanın yaşamı baş gösterir ise; gören göz, işiten kulak olarak açığa çıkarsa, yâni kısacası “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”, Bâkî olduğunu ortaya koyarsa, o zaman da bu hâle "Bakâbillah" denilir. Evliyaullah'ın yüksek mertebelilerinde zahir olan bir mertebedir bu.

Seyreden, seyredilen ve seyir hep Allah'tır!

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYR-İ SULÛK

Seyri sûlukta yani tasavvuf çalışmalarının bir yoldan yapılması hâlinde kişi şu yedi mertebeyi aşar:

 

1.            Ruhu cüz`isinin ne olduğunu bilir

2.            Aklı ve muhakemesini farkedip, düşünerek harekete başlar

3.            Aklının Akl-ı Külli olduğunu farkedip; ruhunun Ruh-u Â`zâmla kâim olduğunu; nefs`inin Nefs-i Küll`den geldiğini hisseder.

4.            Hepsinin Zât`ta fâni olduğunu müşahede eder ve neticesini yaşar. (Cem makamıdır)

5.            "İbn-ül Vakt" olduğunun bilincindedir. (Vahdeti vücûd - Ene`l Hak hâlidir) (Fenâ Fillah)

6.            "Ebû`l Vakt" diye işaret edilen kemâlât ile yaşar. (Vahdet-i Şuhud) (Bakâ Billah) (fark bölümüdür)

7.            "Fakr" = mahvı küll = Hiçlik (Vâhidiyet mertebesidir)

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYRİN AŞAMALARI

Tasavvuf, fenâfillah ve bekâbillah isimli iki aşamaya dayanır;

Birinci aşamada varlığın aslına özüne erişilir; ikinci aşamada da orijinal varlığın bakışı ile Âlemler seyredilir.

İşte birinci seyir, "BÂTIN" ismi mânâsı içinde yapılan bir seyirdir; ikinci seyir ise "ZÂHİR" ismi yönüyle yapılan bir seyirdir.

Tasavvufa girenlerin pek çoğu bu ikinci seyir devresine geçemezler!. Bu sebeple de işin sadece Tevhid görüşü denen, birinci seyir yanında kalarak; pekçok şeyin hakkını vermekten geri kalırlar!. Oysa bu kişiler dairenin ikinci yarısına geçip, şuûr boyutunda, "Batîni" gerçeklerin "Hak" olduğu gibi; "Zâhir" boyutunda da bu ortama ait gerçeklerin "Hak" olduğunu görebilselerdi mutlaka fiîlleri başka olacaktı.

Vahdet konusu şuur boyutunda yaşanan bir gerçektir! Zâhir boyutu ise kendi kanunları içersinde akar gider!. Bu sebeple, bugün zâhir yönünde nasıl bir takım şeyler yapmak mecburiyeti sözkonusu ise, aynı şekilde ölümötesi yaşam bakımından da, aynı şekilde bir takım fiîlleri yerine getirme mecbûriyeti vardır; ve bunları tatbik etmeyenler, bu eksikliklerinin azâbını çekerler!.

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYRİ BÂTINİ’NİN GETİRİSİ

“Mirâc”ı da bir kere yaşayanın, onu kendisinden silmesi asla mümkün değildir. Mirâcı yapan, “dâimi namaz” mertebesine yükselir... “salât-ı vüsta”dan, “salât-ı dâimi”ye geçer.

Salât-ı vüsta”dan, “salât-ı dâimi”ye geçiş, “Mirâc” ile mümkündür.

Bu, seyr-i bâtınî’nin getirisidir.

“Namaz mü’minin Mirâcıdır” sözüyle Efendimiz bir gerçeğe işaret ediyor.

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYRİ ENFÜSİ”Yİ TAMAMLAYANLAR,

“BEN”LİĞİNİN HAKİKATİNİ İDRAK ETMİŞLERDİR

Özünün –aslının - orijininin ne olduğunu bilme çalışmalarıyla hakikatını tanımaktır.

Eğer bir kişi, kendi "BEN" liğinin hakikatını aslını araştırma çalışmaları yapmazsa, bu eksikliği sonucu olarak hiç bir şeyin hakikatını anlayamaz. Bu yüzden de hep içyüzü aramakla, “neden, niçin, nasıl”la bâtıni sebepler arayışıyla ömrünü tamamlar....

Ancak, "seyr-i enfüsî"yi tamamlayıp, "BEN" liğinin hakikatını idrâk etmiş olanlar, her şey aynı Tek ÖZ'den meydana geldiği için, tüm varlığı tanırlar ve sualleri de biter.

ara.jpg (366 bytes)

 

ÂFÂKİ SEYR

  Afâki seyr, enfüsî seyre basamak olsun içindir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

ENFÜSİ SEYR TAMAM OLMADIKÇA,

PİRAMİDİN TEPESİNE ÇIKIP ORADAN AŞAĞIYA BAKMAK

MÜMKÜN OLMAZ

Adamın biri Mısır’daki piramitlere özenmiş, getirtmiş taşları bahçeye tam tekmil göstermiş millete işte piramit diye!. Piramit görmemişler de kabullenmişler taş topluluğunu piramit diye... Sonra bir piramit gören demiş ki, “Bunlar piramitin taşları ama piramit denmez bunlara... Bunları istifleyip düzenlemek gerek...”

Bilgisayarda da çeşitli dosyaları toplayıp bir Windows’u oluşturamaz ve çalıştıramazsınız... Onun kendini “setup” yapması yani bir bir piramit gibi alttan zirveye kendini düzenlemesi gerekir...

"Allah" isminin işaret ettiği mânâyı kavramadan, bu kavrayışa dayalı düşünce sisteminizi oluşturmadan, konuların TAKLİDİNDEN TAHKİKİNE geçmenize asla imkân yoktur!..

Seyir ikidir;

Âfâki ve Enfüsi seyir.

Enfüsi seyir tamam olmadıkça, kişide piramitin tepesine çıkıp, oradan aşağıya bakmak mümkün olmaz...

Kendi cebindekinden söz et bana, dediklerinde, cebinizde ne var baktınız mı hiç?...

Falancanın dediğine göre cebiMde şu varmış!...

Bu cevap sonrasında sizi nasıl değerlendirir o soruyu soranlar; düşündünüz mü hiç?/...

Argoda bir tâbir vardır, “paran kadar konuş!” derler... Ya, “cebindeki ilmin kadar konuş“ derlerse ne yapacağız?... Dönüp dolaşıp, “falancanın dediğine veya falanca yerde yazılı olana GÖRE böyleymiş“ diyerek imtihanı geçeceğimizi mi sanıyoruz!...

Kabre girenlere sorulan sorulara, münâfıkların verdiği cevap olarak Hadislerde şu açıklama vardır:

Duyduğuma göre Rabbim Allah’mış; Muhammmed Rasûlullah’mış; kitabım Kur’ân...

Okuyup ne olduğunu anlamadığın şeyi nasıl tasdik veya red edersin ki?...

İçindeki vurgulanmak istenen mânâyı anlamadıkça, kitabın sayfaları veya kapağı mıdır, senin kitap sahibi olman demek?...

Görmediğine nasıl şehâdet edip yani şahitlik yapıp, “Eşhedü”yü söyleyebilirsin?...

İlim odur ki, günlük yaşamında seni kendi doğrultusunda yaşatır... PC ‘de harf kaybolmadan bilgiler saklanıyor, ama insan demiyoruz, ona!...

Dünyadan a'mâ olarak ayrılmak, “idrâk körlüğü” olduğuna göre; bilgimiz ne kadarıyla beynimizde "setup" oldu?...

Sanırım ana problem, aldığımız ilim programını set up yapamamamız! Yani sistemli düşünemememiz!...

Bu yüzden de konuşurken veya düşünürken çelişkilerimiz bitmiyor!...

Bu açıdan bakarsak geçmiş olaylara, onları dışardan bakarak deşifre edebilir miyiz; yoksa kendimizi o olayları yaşayanların yerine koyarak mı anlamaya çalışmalıyız?...

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYRİ AFAKİ “KÜFÜR”Ü,

SEYRİ ENFÜSİ “ŞİRK”İ KALDIRIR!

Seyri âfâki, küfrü kaldırır; seyri enfüsî, şirki kaldırır...

Bu ikisini tamamlamayan, şirkle küfür arasında bocalar durur!.

ara.jpg (366 bytes)

 

HİKMETİNİ BİLEREK SEYR,

“HALİFE” OLANA AİTTİR!

 Hikmetine ermeden seyir, tüm mahlûkata; hikmetini bilerek seyir ise insana yâni “Halife” olana aittir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

TEK’İN NAZARIYLA TEK’TEN ÇOK’A BAKIŞLA SEYRETMEK,

“YAKÎN EHLİNİN HÂLİDİR!

 Yaratılış sırrına ermek istiyorsan, "TEK"ten "çok"u seyrettirecek olanı bul; ki gözün açılsın!.

ara.jpg (366 bytes)   

TEK'in nazarıyla TEK'ten "çok"a bakışı muhafaza edip, sürekli olarak piramitin tepesinden aşağıya bakarak varlıkları seyretmek, "YAKÎN EHLİ" nin hâlidir!.

ara.jpg (366 bytes)      

İhlâs, Ârif-i Billah’ın aynasıdır... Ârif-i Billah orada hakikatini seyreder.

ara.jpg (366 bytes)

 

DEĞER YARGISIZ ÇOKLUĞU SEYR

Sınır kavramından (Zâhir-Bâtın) kurtulmuş olanın alâmeti, değer yargısız çokluğu seyirdir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH” İSMİYLE İŞARET OLUNANIN,

KENDİ KENDİNELİĞİ İÇİNDE “ULÛHİYET”İNİ SEYRİ

"Fenâfillah", "ALLAH” adının işaret ettiğinin, kendi kendineliğinin adıdır, hakikatı itibariyle...

Gayrı”, “Mâsiva” kavramının “yok” olduğunun yaşanmasıdır “Fenâfillâh”!...

Yani; sen , fenâ fillah olamazsın!...

O yüzden de, bunu farkettirmek için, önce “fenânın fenâsı” demişler; sonra o da yetmemiş, “fenânın fenâsının fenâsı” demişler...

Gerçekte ise, kişi fenâfillah olmaz!...

"Fenâfillah", o isimle işaret olunanın, kendi kendineliği içinde "Ulûhiyet"ini seyridir...

Bunun minyatürü diyebileceğimiz de, bir birimde, kendi seyrini seyredişidir...

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYR’DE

SUKÛN VARDIR!

Seyr, Gerçeği idrâkla başlar.

Sükûn, ‘’Seyr’’dedir...

"Zan"nınızdan geçip onu terketmedikçe, seyredemezsiniz!.

Çabada hararet; seyr’de sükûn vardır.

ara.jpg (366 bytes)

 

“DOST” GÖZÜYLE SEYRET!

Seyrini bırak, "DOST" gözüyle seyret, ki onda yargı yoktur!.

ara.jpg (366 bytes)

 

TESLİM OLUNUZ Kİ SEYREDESİNİZ...

Seyr, gerçeği idrâkla başlar.

ara.jpg (366 bytes)

"Zan"nınızdan geçip onu terketmedikçe, seyredemezsiniz!.

ara.jpg (366 bytes)

Teslim olunuz ki, seyredesiniz.

ara.jpg (366 bytes)

 

SEYRİ AFAKİ’Yİ TAMAMLAYAMAYANLAR

İBLİS DURUMUNA DÜŞER!

İblisin lânet almasına sebep, Allah adıyla işaret edilen hakikati bâtınında müşahede etmesidir. Bu ‘’seyri enfüsî’’dir. Ancak ‘’seyri afâkî’’yi elde etmemiş olduğundan, karşısındakilerde ve çevresinde aynı hakikati müşahede edememiştir. Bu inkâr edişi dolayısıyla da "İblis" olmuştur. Firavun da aynı olayı yaşamıştır.

Seyri afâkiyi tamamlamayanlar, hep bu duruma düşerler; yalnızca seyri enfüsîyi tamamlamakla.

ara.jpg (366 bytes)

 

“SEYR”İ ELDE EDEMEMİŞ

VEYA ELİNDEN KAÇIRMIŞ OLANLAR

Fikrin değil, kişinin dedikodusu olur!.

Akıllı insan, ilmi ve aklı kadarıyla fikrin eleştirisini yapar!.

Kişinin eleştirisi olan gıybet, yalnızca, edenini değil dinleyeni de kozasına hapseder ve dahi kozasını kalınlaştırır!.

Kişiye saygısı olmayanın Allah’a da saygısı olmaz!

Seyr”i elde edememiş veya elinden kaçırmış olanın tek meşgalesi, dedikodu olur!

Dünyada insanın niye varolmuş olduğunu fark edemeyenler, günlerini Allah’ı tanıma ve erme ilmiyle değil, birbirleriyle çekişmeyle tüketirler!.

Her gününü, sana ebedî hayatında yararlı olacak yeni bir ilim öğrenerek değerlendiremiyorsan, ancak perdeni kalınlaştırmakla meşgulsün, demektir.

ara.jpg (366 bytes)

 

AN İÇRE OLUŞMUŞU SEYREDECEĞİZ,

KAPASİTEMİZ KADARIYLA!

Allah takdiri, olayları oluşturacak sebepler silsilesi içinde açığa çıkacak... Ve bizler, “ân” içre oluşmuşu seyredeceğiz, kapasitemiz kadarıyla!.

Ahmed Hulûsi

yazdir

Tüm Kavramlar Programı

 

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücresiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

www.allahvesistemi.org