kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

TAKVA

  • "Korunma"nın esasları

  • Kendini koruma

  •  “Allah’dan korunmak”

  • Kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, kendini iyi sakınıp korumak...

  •  Allah'ın kurallarına saygı duyup uyma…

  •  “Kişinin, yaratılmış olduğu “Esmâ”sı gereği elleriyle yaptıklarının sonucunu, kaçınılmaz bir şekilde yaşamak” durumunda kalacağı realitesi nedeniyle, hoşlanmayacağı şeyleri yaşamaması amacıyla, yanlış davranışlardan korunması...

  • Allah için beşerîyetinin noksanlarından korunma...

  • Benlik duygularından, beşeri birimsellik özelliklerinden korunma...

  • Hazreti Rasûlullah’ın bildirdiği şekilde karşılaşılması mukadder olan ölümötesi yaşamın sayısız tehlikelerine karşı zaruri "korunma" tedbirlerini almak....

  •  Varlığında, özünde mevcut olan Allah’dan mahrum kalmaktan "korunma" tedbirlerini almak...

  • “Şirk”ten korunma: Allah yanı sıra tanrı kabullenmekten kaçınma...

  • “Günah” kabul edilen hususlardan uzak kalmak suretiyle korunma...

  • "Allah"ın "Kulu"na yakışmayan düşüncelerden arınmak suretiyle korunma...

  •  İmanın gereği olan fiiller ile ölümötesi yaşamın sıkıntı ve azaplarından korunma hâli...

  • Karşılaşacağı bir tehlikeden korunma...

  • Korunmak için infak etmek...

KORUNAN

  • İman eden

  • Muttaki

KORUNMAK İSTEYENLER” diye Türkçeleştirdiğimiz "MUTTAKÎLER" tâbiri üzerinde duralım biraz da...

"TAKVÂ", karşılaşacağı bir tehlikeden korunma anlamınadır... Kişinin neticede azâb ve sıkıntı, üzüntü duymasına yol açacak her türlü olay mânâsına gelir...

"MUTTAKÎ" ise "KORUNAN" anlamını ihtiva eder...

ara.jpg (366 bytes)

(Soru: Muttakinin ahirete ikan sahibi oluşu, bu zümrenin velayet mertebesine adım attığının göstergesi değil midir?..)

 Muttaki sınıfı evliyadır denemez!.. Veli, takva sahibidir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KORUNMANIN ÜÇ BOYUTU VARDIR

"KORUNMAK" isteyenler için olayın üç boyutu vardır;

1-“Şirk”ten korunma: Allah yanı sıra tanrı kabullenmekten kaçınma.

2-“Günah” kabul edilen hususlardan uzak kalmak suretiyle korunma.

3-"ALLAH"ın "KULU"na yakışmayan düşüncelerden arınmak suretiyle korunma. 

ara.jpg (366 bytes)

 

"KUŞKULANILABİLİR HİÇ BİR YANI OLMAYAN O KİTAP,

KORUNMAK İSTEYENLERE HİDÂYETTİR!”

Şimdi olaya bir de en geniş kapsamlı haliyle bakalım... "KORUNMA" neden? Ve niçin bütün insanlara "hidâyet değil" de, sadece "korunmak isteyenlere hidâyet" ?.

Hatırlayalım Âyetin mânâsını:

-"KUŞKULANILABİLİR HİÇ BİR YANI OLMAYAN O KİTAP, KORUNMAK İSTEYENLERE HİDÂYETTİR..."

"ALLAH" düzeni olan bu evrensel SİSTEMDE, görülmektedir ki, her birim varolmakta, yaşamakta, üremekte ve ölmekte yani dönüşüme tabi olmaktadır.. Herkes için geçerli olan kural budur!

Buna göre, bir insanın geleceğini yani ölüm-dönüşüm ötesini düşünüp, en azından bu köşenin ardında kendisini bekleyeni araştırması zorunludur...

Burada Hazreti Ali'nın birisine verdiği cevap son derece ilgi çekici ve ibret vericidir...

Ölümötesinin konu edildiği sırada, karşısındaki sorar:

-Âhirete hazırlanmamı istiyorsun Ya Ali; ama ya ölümötesinde dediklerinin hiç birisi yoksa?

Hazreti Ali son derece güçlü bir derin düşünce ve mantık eseri olan uyarıyı yapar:

-Şayet senin inancın üzere, ölümötesinde hiç bir şey yoksa; şu anda bunları yapmaktan dolayı benim ölümötesinde hiç bir kaybım olamayacaktır! Ancak, ölümötesinde peygamberin haber verdikleri karşına çıkınca; ve sen de o haber verilenlere göre hazırlıklı değilsen; ebediyyen başına gelecekleri düşünüyor musun?. Bu durumda neleri yitirmiş olacağını ve bir daha da asla telâfi edemeyeceğinin acaba bilincinde misin?.

Şimdi en basit düzeyde düşünelim...

Ölüm ihtimali olan yükseklikten kendinizi aşağıya atmıyorsunuz!

Gene aynı tehlike sözkonusu ise, denize de girmiyorsunuz! Başınıza gelecek tehlikeden "korunmak için"!

Demek ki doğal olan, tehlikeden “korunma” düşüncesidir! Hele bazılarının şu sözü ne kadar enteresandır...

-Canım öldükten sonra bakarız! Eğer devamı varsa hayatın, o zaman elbette bir şeyler yaparız!

Adama hiç yüzme bilmiyor... Uyarıyorsun,bir gün denize düşersin; iyisi mi şimdiden tedbirini al, yüzme öğren!

Cevap veriyor size...

-Denize düştüğüm zaman yüzmeyi öğrenirim elbet!!!

Öyle ise evrensel Kitap olan yaşam SİSTEMİ gerçeği de, "okunabildiği" takdirde farkedilecektir ki; insan için ölümötesi yaşam sözkonusu olduğunda pek çok tehlikeler mevzubahis olacaktır... Bu durumda akıllı bir insan için de yapılacak en iyi iş elbette ki bu tehlikelere karşı "korunma" tedbirlerine başvurmaktır...

ara.jpg (366 bytes)

"ŞUUR"UN KORUNMAK İSTEMESİ

 Hani biz İbrahim'e Beyt'in mekânını hazırlamıştık da: "Bana bir şeyi ortak koşma! Beytimi, tavaf edenler, (benlikleriyle) ayakta yönelenler ve secde (benliksiz) ile rükû edenler (boyun eğenler) için arındır!"

"İnsanlara haccı yaşamalarını ilan et (Beytullah'a davet et) ki yakın veya derin-uzak yollardan gelen her tür binek aracıyla sana gelsinler."

"Tâ ki kendileri yararına şahit olsunlar... Kendilerini rızıklandırdığımız kurbanlıkları kurban ederek, bilinen günlerde Allah'ın ismini zikretsinler... Artık onlardan yeyin ve fakir, muhtaç olanlara da yedirin."

"Sonra (nefslerinin) kirlerine son versinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik'lerini (şerefli-özgür ev'i) çok tavaf etsinler."

İşte böyle... Kim Allah'ın saygı gösterilmesi gerekenlerine saygı duyup gereğini uygularsa, bu yaptığı, onun için Rabbinin indînde daha hayırlıdır... Size bildirilenler hariç, en'am (deve, sığır, koyun cinsi) helal kılındı... O hâlde putların pisliğinden ve uydurma fikirlerden kaçının.

Gayrını ona şirk koşmaksızın, Allah için hanîfler (dûnunda bir tanrı düşünmeyenler) olun! Kim Esmâ'sıyla hakikati olan Allah'a ortak koşarsa, o sanki semâdan düşmüş de kendisini kuş kapıyor yahut rüzgâr onu uzak bir mekâna atıp sürüklüyor gibidir.

İşte böyle... Kim Allah'ın kurallarına saygı duyup uyarsa, muhakkak ki o, şuurun korunmak istemesi sonucudur.(Hac/26-32)

ara.jpg (366 bytes)

KORUNMAK İÇİN RABBİNİZE

(Esma mertebesine) KULLUK EDİN

Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratmış olan Rabbinize (hakikatiniz olan Esmâ mertebesine) kulluğunuzun farkındalığına erin. Ki böylece korunanlardan olursunuz.

O sizin için arzı (bedeni) döşek (araç), semâyı (şuuru) yaşanılan mekân olarak oluşturdu ve semâdan bir su (ilim) inzâl etti (boyutsal açığa çıkış) ve bunun sonucu olarak da size türlü (düşünsel-bedensel) yaşam gıdası verdi. Hâl böyleyken artık ötede bir ilâh edinerek O'na şirk koşmayın!

Kulumuza inzâl ettiğimizden (hakikatinden-Esmâ mertebesinden bilincine açığa çıkandan) şüpheniz varsa, onun benzeri bir sûre ortaya koyun. Eğer (sözünüzde) sadıksanız, Allah (adıyla işaret edilen Ulûhiyetin) dûnunda (Allah adıyla işaret edilenin misli veya benzeri olması mümkün olmadığı içindir ki, edinilen veya tahayyül edilen tanrılar ancak onun "dûnu"nda olabilir; onların da ne gayrılığından ne denkliğinden ne eş değerinden ne de kapsamından sözedilebilir. Bu yüzdendir ki birimin düşündüğü ya da tahayyül ettiği hiçbir şey Mutlak hakikati itibarıyla Allah adıyla işaret edileni tanımlayamaz. İleride görülecek "leyse kemislihi şey'a-misli olacak şey yoktur" uyarısı Allah adıyla işaret edilene hiçbir kavramın yaklaşmasının mümkün olmadığını vurgulamaktadır. Tüm bunlar yazdığımız "dûnu" kelimesiyle anlatılmaktadır. Çalışmamızda sık sık göreceğiniz "dûnu" kelimesinin Türkçe'de karşılığı olmadığı içindir ki mecburen bu kelimeyi muhafaza ettik. A.H.) şahitlerinizi getirin!

Bunu yapamazsanız, ki yapamazsınız; yananı insanlar ve taşlar (bilinç yapı olarak ruhanî insan ve taş, yani o ortama göre yaratılmış olan maddesi... Allahu Â'lem!) olan o ateşten korunun; zira hakikati inkâr edenleri yakar o ateş.

İman edip hakikati yaşamayı sağlayacak fiiller ortaya koyanları müjdele, ki onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler (Allah'ın Esmâ'sının açığa çıkışının seyredildiği ortamda sürekli oluşan ilimler) vardır. Bu rızıktan rızıklandıkça (bu müşahede içinde): "Bu daha önceden de tattığımız gibi bir şey" derler. Bu önce tattıklarına benzer. Orada, sonsuza dek şirk kirinden arınmış eşleri iledirler!(Bakara21-25)

ara.jpg (366 bytes)

 

KORUNMAK İSTEYENLER”, NELER YAPARAK

BU KONUDA BAŞARILI OLUP, TEHLİKELERİ YARIP GEÇEREK

KURTULUŞA ERERLER?

"İŞTE ONLAR, GAYBA İMAN EDERLER; NAMAZLARINI İKÂME EDERLER; VE KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN ALLAH iÇİN BAĞIŞTA BULUNURLAR...

VE YİNE ONLAR, SANA NÂZİL OLANA VE SENDEN ÖNCE NÂZİL OLANA İMAN EDERLER; VE ÖLÜMÖTESİ YAŞAMA ÎKAN SAHİBİDİRLER..."

Yukarıda anlamını vermeye çalıştığımız âyetlerde görüldüğü üzere "korunmak için" en başta gerekli olan "GAYBA İMAN"dır..

"GAYB" kelimesiyle bizim beş duyu adını verdiğimiz kesitsel algılama araçlarımızla tespit edemediğimiz âlemler(boyutlar) ve bu âleme (boyuta) ait varlıklar anlatılır...

Beş duyu dediğimiz kesit tespiti yapan araçlarımızın kapasitesi dışında kalanları algılayamayan beyin, bunların tümünü "GAYB" olarak nitelendirir... Beş duyu aracılığıyla ile değerlendirilebilenlerin adı ise Din dilinde "şehâdet" âlemidir... Ki bu bizim “madde âlemi (boyutu)” dediğimiz kısımdır...

Madde âlemi, beş duyu verileriyle kayıtlanmış beynin "varsayım" dünyasıdır... Çünkü gerçekte evren tümüyle bir ışınsal yapıdır ki; her dalgaboyu kesitinden, farklı boyutlar yani âlemler oluşmuş bulunmaktadır...

Farklı dalgaboylarından oluşmuş katmanlardaki varlıkların her bir türüne göre de içinde bulundukları âlem(boyut) kendiMADDE” âlemleridir...

Yani "madde âlemi" diye gerçek ve mutlak tek bir "madde âlemi" olmayıp; her boyut varlığının kendi katmanı, onun kendi özel "madde âlemini" oluşturmaktadır...

Bu itibarla, "ölümötesi" yaşama geçenler dahi, bir tür "madde âlemi" içinde yaşamaktadırlar... Keza, "cehennem" ya da "cennetler"; ya da şu an için “cinlerin” kendi boyutları dahi, onların algılamalarını sağlayan duyu araçlarına GÖRE  "madde âlemidir"...

Bu olayı giriş bölümümüzde detaylı olarak izah ettiğim için burada tafsilâta girmeyeceğim.

Ancak şu kadarını ifade edeyim ki, insanın bir düşünsel yapısı vardır; bir de bedeni... Düşünsel yanı olan “bilinç” ya da “şuur” hiç bir zaman “bedensiz” kalmaz!... Bu beden, biyolojik-fiziksel beden olabilir; ya da “RUH” adı verilmiş bulunan halogramik ışınsal beden olabilir....

Netice itibariyle, insan, sonsuza dek, bir bedenle-bilincin bütünü olarak yaşamına devam eder.

ara.jpg (366 bytes)

 

"Hazreti MUHAMMED'in AÇIKLADIĞI ALLAH" isimli 4. baskısı yapılan kitabımızda detaylarını verdiğimiz üzere; Kabir âlemi, kişinin biyolojik hâlihazır bedenini terketmesinden sonra içinde yaşadığı mezardan geçtiği alem ya da boyuttur!..

Berzah âlemi ise, Nebiler, şehitler ve bazı velilerin hâlen yaşamakta oldukları ve zaman zaman biraraya gelerek görüştükleri âlemdir...

Mahşer âlemi ise, "kabir âleminde kabuslar içinde veya güzel görüntülerle" yaşamlarını sürdürenler ile; “berzah” âleminde serbest dolaşanların tümünün bir araya geleceği; ve herkesin dünyada yaptıklarının kesin neticelerini görüp alacağı süreçtir!...

Sırat devresi ise, "cehennem" içine çekilmekteki dünya üzerinde bulunan, insanların, "cennetler" ismiyle tanımlanan ortama kaçış olayıdır...

Dünyada iken yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği güç oranında, kişiler, geçiş süreci içinde cehennemin ıstırabını çekerler... Ya da güç yetersizliğinin doğal sonucu olarak, kaçamayıp, sonsuza dek orada kalırlar...

Yahut da, bütün bu aşamalardan geçerek, neticede “Cennet” ismiyle işaret edilen, ALLAH'ın kendisine bahşetmiş olduğu “hilâfet” özellikleriyle, her istediklerini oluşturacakları mutlu yaşam boyutuna geçerler...

İşte belki de yüzmilyonlarla seneleri kapsayacak böyle bir süreç ve olaylara “gayb” kelimesiyle işaret edilmiştir!...

Diğer taraftan olayın bir başka yönü daha vardır...

İnsan türüne göre gayb başkadır; cin türüne göre gayb başkadır; melek türlerine göre dahi gayb başka başkadır!..

Yani, sadece insana "göre" gayb sözkonusu olmayıp, tüm varlık türlerine göre de "gayb" değişik değişiktir... Ki bu yüzden, bu "gayb" türüne "gaybı muzaf" yani "göresel gayb" derler..

Ayrıca, "B"ilgayb" ibaresini, "B" sırrına dayalı bir şekilde anlarsak;

“Onlar, gayblarında bulunan "hilâfet" sırrını oluşturan "Allah" isimlerinin işaret ettiği biçimde, gayblarının, "Gaybı Mutlak" olduğuna; bunun asla ve kesinlikle kapsanamayacağına ve kavranamayacağına iman ederler.”mânâsını dahi farkedebiliriz!.

"İMAN"a gelince...

"Yu'minune bilgaybı" daki “İMAN”a...

Burada bahsedilen "iman" iki mânâda anlaşılır...

Tahkike dayalı inanış... Yani, kişinin yapmış olduğu araştırma ve tetkikler sonucunda işin hakikatını anlaması ve aklının erebildiği kadarını kavrayıp; aklının eremediğine de iman etmesi..

İşte bu, "tahkik" yoludur...

Sezgiye dayalı inanış... Genelde tüm inananların içlerinde hissettikleri bir inanış... Zorlamayla bir nedene bağlanabilir; ama gerçekte, sadece bir sezgi, bir hissediş ile oluşan saf bir imandır...

Bir de bu ikisinden ayrıca, çevrenin etkisiyle, “herkes” öyle diyor, kabulleniyor, diye taklid yollu inanış!..

Bütün bunlardan sonra, bir de imanın çok üst derecesi olan “ÎKAN” vardır ki, ona da sırası geldiğinde gireceğiz...

Demek oluyor ki; "yu'minune bilgaybı" açıklaması "GAYB"ın şartlanma veya hissediş, yahut da hakikatını kavrama, şeklinde üç yollu kabullenilişini açıklamaktadır...

ara.jpg (366 bytes)

"KORUNMAK İSTEYENLER",

İNFAK YOLUNU DA ZORUNLU OLARAK TUTACAKLARDIR

Karşılık beklemenin” temelinde yatan neden, “sahiplik düşüncesi ve benliktir”!... Kendine ait kabul ettiğin şeyi karşındakine verdiğinde, elbette onun karşılığını beklersin... Ama, Allah'tan; ama, “kul”dan!...

Oysa sahibi olmadığın bir şeyi verince, elbette ki karşılık beklemek diye bir şey de sözkonusu olmaz!..

Sana emanet verilen bir şeyi iade ettiğin zaman, buna karşılık bekler misin?.. Elbette ki hayır!..işte bu örnekte olduğu gibi, “karşılıksız vermenin” tek yolu o şeyin kendinde emanet olduğunu farketmektir!..

İşte bu idrak içinde “infak”ı değerlendirirsek...

Korunmak isteyenler” infak yolunu da zorunlu olarak tutacaklardır... Çünkü onlar, elleri altındakileri terketmenin ıstırap ve azabından olabildiğince korunmak için, bugünden tedbir almanın mecburiyetini farketmişlerdir... Ki bu taban çaredir!..

Bir de bunun daha üst seviyedeki “korunma çaresi” söz konusudur ki, o da yukarıda izah ettiğimiz âyettir...

Hani şu "BİRR"e ermeyi tavsiye eden ayet!...

BİRR”e ermenin yolu “BEN”i terkten geçer!... “BEN” kalmazsa, elbette “BENİM” de sözkonusu olmaz!... “BEN” kalmazsa, hep "O" olur!.. Hep "O" olunca, artık, benim, senin, onun kavramı kalmaz... Sevdiğin, nerede ve kiminle olursa olsun, gerçekte hep seninledir!... Çünkü hep O'nunladır!... Bu yaşamda ise, artık birimsellikten ileri gelen kavramlar eriyip gider; "ALLAH"la olmak sana yeter!..

Bu sebepledir ki, şeklen, sevdiğini bağışlamak, vermek; gerçekte benliğini terketmek ve arınmaktır... Ki bu yol da vuslat kapısını açar!...

Netice... Kişi beden değişimi (ölüm) sonrasında karşılaşacağı azaplardan korunmak istiyorsa, infak etmek zorundadır... En azıyla “zekât” miktarınca!... En çoğuyla, maddi mânevi tüm varlığıyla her şeyini “halka hizmete” tahsis ederek!.

-"İnsanlara şükretmeyen Allah'a şükretmiş olmaz!"

Hadisinde olduğu üzere... “varlığınıAllah yolunda bağışlamak suretiyle!...

ara.jpg (366 bytes)

 

“TAKVA” ,

KUVVETLİ BİR HİMAYEYE GİREREK KENDİNİ İYİ SAKINIP KORUNMAKTIR

Ebû Zerr radıyallâhu anh’den rivâyet edilmiştir.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-Ben sizin görmediklerinizi görüyor ve işitmediklerinizi işitiyorum. Gökyüzü gıcırdamakta haklı idi! Çünkü gökyüzünde dört parmaklık bir yer kalmamıştı ki, bir melek alnını yere koyarak secdeye kapanmamış olsun. Vallahi benim bildiklerimi bilseniz muhakkak ki az güler ve çok ağlardınız ve yataklar üstünde kadınlardan zevk almazdınız; ve yollara çıkarak avaz avaz Allah'a niyazda bulunurdunuz!" (Tırmizî)

-ALLAH’TAN KULLARI İÇİNDE ANCAK ÂLİM OLANLAR HAŞYET DUYAR! (Fâtır-28)

-İçinizde Allah’ı en çok bilen benim ve içinizde Allah’tan gene çok korkan da benim!

Buyuruyor Rasûlullah aleyhisselâm,

Peki Allah’ın nesinden korkacağız?

.-“Ey iman edenler, Allah’dan nasıl korkmak lâzım ise öylece korkun.” (Ali imrân-102)

"Korku" diye tercüme edilen "İttika", elem ve zarar verecek olan şeylerden sakınıp, iyice kendini "koruma" anlamına gelir.

"TAKVA"yı kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, kendini iyi sakınıp korumak, şeklinde anlarız.

Böyle olunca "kendini koruma"nın esas iki düzeyi sözkonusudur;

1-Hazreti Rasûlullah’ın bildirdiği şekilde karşılaşılması mukadder olan ölümötesi yaşamın sayısız tehlikelerine karşı zaruri "korunma" tedbirleri.

2-Varlığında, özünde mevcut olan Allah’dan mahrum kalmaktan "korunma" tedbirleri.

Korku kelimesi ile oluşturulan kuru bir duygu mu yoksa var olan ve karşılaşılacak olan birtakım olaylar var ve bu olaylarla karşılaşmamak için tedbir almanın zarûretini belirtmek bâbında mı kullanılıyor?

"Allah'tan ancak âlim olanlarınız korkar"

âyetiyle anlatılan nokta, ilmi olmayanın Allah'tan korkmayacağını, açıklıyor demektir!.

Demek ki, ancak, belli bir ilim sahibi, Allah'tan korkar, bilinçli olarak!. Ve nitekim Hz. Rasûlullah Aleyhis-selâm ne diyor..?

"İçinizde en çok Allah'ı bilen benim ve en çok korkan da benim"!.

Allah ismi ile işaret edilen evrensel ve ötesi, münezzeh varlığı, bir "TANRI" gibi düşünmek şirktir!.

Böyle düşünemiyeceğimize göre; biz Allah’ın eserlerini düşüneceğiz; yani ef’âl mertebesindeki oluşu!.

Demek ki ef’âl mertebesinde istikbalde öyle karşılaşılacak olaylar söz konusu ki, bu olaylar bir mekanizma gibi gelişecektir.

"ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH KANUNLARINDA DEĞİŞİKLİK OLMAZ"

âyetinde belirtildiği üzere, tabii olarak otomatik olarak çalışan bir mekanizma!.

Geleceğe dönük olayların nelere sebep olacağını idrak edersen, kendinin o olaylara, sanki akan bir bandın üstüne bağlanmışın da, ilerdeki testereye geldiğin zaman ortadan biçileceksin!.İşte böylesine bir âkibet var ve böylesine bir âkibete, akışa karşılık, seni en çok seven kişi olan Allah Rasûlü; sanki şöyle uyarıyor seni.

-Çok tehlikeli olaylara karşılaşacağın bir noktaya doğru sürükleniyorsun, ne olursun bu tedbirleri al!. Şu dünya oyun, eğlencesine aldanma!. Çevrendekilerle lâklâkla, dedikodu ile vakit geçirme; kendi iplerini kopar, bu bantın üstünden ayrıl, bu testere seni kesmesin!.’

-Şüphesiz dünya hayatı bir oyun ve bir eğlenceden başka bir şey değildir. Şüphesiz malın, evlâtların vs. senin için birer fitnedir.’

-Bunlara kanıp da ömrünü boşa zâyi etme!. Bu noktaya gidiyorsun!. Karşılaşacağın olaylar böylesine mutlak, kesin ve acımasızdır!. Öyle ise bunlarla karşılaşmadan evvel tedbirini dünyada iken al!. Başka yapacak bir şey yok. O günde evlat anadan, karı kocadan kaçar".

Eğer inanıyorsak Hz. Muhammed’in gerçeği haber verdiğine; bu söylediklerine kulak vermek mecburiyetindeyiz.

ara.jpg (366 bytes)

“SANA HAKİKATIN İLMİ GELDİKTEN SONRA

ONLARIN ARZULARINA HAYALLERİNE TÂBİ OLURSAN,

O ZAMAN ZÂLİMLERDEN OLURSUN!”

İlâhi emirler ve yasaklar; bizim, tabiatımızdan huylarımızdan, alışkanlıklarımızdan, şartlanmalarımızdan kopmayı öneriyor!.

Eğer konuştuğumuz gibi tabiatımızdan, şartlanmalarımızdan, alışkanlıklarımızdan kopamadığımız takdirde, bu mukadder âkibet bizi bekliyor.

Şurada, âni bir olay patlasa bile icâbında sağına soluna bakmadan kaçıp kendini kurtarmaya bakıyorsun.

Bundan çok daha dehşetli bir olay, şu hadislerde anlatılan âhiret manzarasını düşünelim ve bunun çok daha hafifi olanı anlatalım.

Evet, öldüğün andan itibaren, dünyadaki bütün alışkanlıklarının bütün bağlarının ıztırabını çekmeye başlıyorsun. Çünkü, zoraki olarak, onlar senden uzaklaştırılmış!. Ve bu ızdırap ne kadar devam ediyor?..

Ölçüsüz bir zaman!. Zaman diye bir şey hissedemiyorsun ki!. Sana, karşılaştığın bu ızdırabı unutturacak ikinci bir olay da yok!.

Dünyada sana ızdırap veren bir olay oluyor, arkasından başka bir olayla karşılaşıyorsun ve onu unutabiliyorsun!. Öldükten sonraki hayatta, onu sana unutturacak ikinci bir olay yok!. Beden çürüdükten sonra, artık, tümüyle dağılıp gittikten sonra; sen bedenden de koptun; eğer üst yaşama da geçemediysen, bir uyku hâli gibi bir hâl geliyor, uyuyakalıyorsunl.

Ya kâbus ya rüyâ! Ta ki kıyâmet kopana, haşir olayı gerçekleşene kadar.

O andan itibaren, kıyâmet ile birlikte sanki dünyanın yuvarlak, şu kürelik hali kaybolup gidiyor!. Sanki, bir düz tepsi gibi oluyor!

Ve burada, bütün gelmiş geçmiş insanlar canlanıyor!. Kalabalığı düşünün!.

Ellibin kişinin, yüzbin kişinin toplandığı, ikiyüzbin kişinin toplandığı bir kalabalığı düşünün. Düşünün ki gelmiş geçmiş milyarlarla insan bir yerde toplanmış ve o toplandığı mahâlde; cehennem melekler tarafından çekilerek getirilir ve dünyanın etrafını sarar!.

Bütün o topluluğu ve her taraftan saran cehennemin alevlerini düşün!. Öyle bir alev dalgası ki, dünyayı su gibi eritecek olan bir alev!

-Herkes dünyada iken neye tapıyorsa onun peşinden gitsin" deniyor!.

Orada herkes taptığının peşine gidecek gayri ihtiyari!. O, zaten onunla ünsiyet peydah etmiş!.

Herkes dünyada iken kimi, neyi seviyorsa tabiî olarak orada onunla beraber!.

Ve kıldan ince, kılıçtan keskin köprü üzerinden, milyonlarla insan akıp geçmeye başlayacak. Kıldan ince kılıçtan keskin bir şeyin üzerinden milyonlarla insan nasıl geçer.

Bu anlatım o geçilen mahallin ne kadar zorlu bir mahâl olduğunu anlatma, târif sadedinde bir mecâzdir, teşbihtir, bir benzetmedir!.

Oradan geçiş gücü, yani herkesin nuru, bu dünyadaki çalışmalarından meydana gelen enerjisi nisbetindedir.

- Yarabbi herkes geçti, ben niye en ağır kaldım? diyor.

- Senin amelin seni geri bıraktırdı! cevabını alıyor.

Senin bu dünyada iken eksik olan amelin, ibadetin, tatbikat eksikliklerin, senin belli ruhâniyeti, belli nuraniyeti elde etmene mani oluyor!.

Onun neticesinde tabii olarak orada güneşi geçemiyorsun!. Kimsenin nuru kimseye de fayda etmez.

 Allah Rasûlü yetiş bana, falanca veli yetiş bana!.

Kimsenin nuru kimseye fayda etmez!. Ve oradan, eksiklikleri kadar, nuraniyetinin, enerjisinin eksikliği kadar ceheneme giriyor!.

Ne kadar cehenneme giriyor?..

Kendisindeki tabiât hükmü ne kadar ağırsa, alışkanlıkları, bağları, duyguları ne kadar ağırsa, çoksa yoğunsa o kadar uzun süre orada yanıyor!.

Zira bizim zaman ölçülerimizle alâkalı değil olay!. Kömür gibi oluyor ceset!. Ancak abdest âzâları namaz âzâları yanmıyor. Ve bu yaşam sayısız senelerle devam edip gidiyor!.

Şimdi sen tut de ki:

- Canım nasıl olsa neticede iman ettik cennete gireceğiz, burada bildiğimiz gibi yaşayalım!.

Yaşıyorsun ama, her yaşadığın, attığın adımla, şuradaki 5 dakikalık, 5 senelik zevk için, oradaki sonsuz sürelerle kendini kayıtlıyorsun.

Bunu bırak; cennete girdin ya cennetin içindeki cennet ehlinin arasındaki derece farkları!.

Eğer ki bir adam benim uçmak hoşuma gidiyor deyip de 30 saniyelik, 20 saniyelik düşüş zevki için kendini pencereden atsa, düşüp her tarafı kırılsa, sen bu adama -akıllı’ mı dersin?.. Demezsin!.Ama 5 senelik, 10 senelik dünya hayatı için, milyarlarca senelik geleceğini feda ediyorsun!.

Öyleyse bize düşen iş, bütün bunlardan ibret alıp, yiyip içip yaşayarak ömrü tüketmek değil; tabiâtımızla mücadele etmek!.

Bu mücadeleyi etmediğimiz sürece kendimizi aldatmış oluruz.

Kim bu mücadeleye gerek yok, diyorsa, o maalesef kendini aldatanlardandır!. Terkîbi, onu o şekilde konuşturuyordur, o şekilde yaşatıyordur!

İlmi yoktur, cahildir; geleceğe ait gerçekleri bilmez; konuşur!.

Ve biz de bu ilim bu gerçek varken; buna rağmen, onlara tabi olursak, kendi kendimizi helâka sürüklemiş oluruz, kendi amelimizle kendi azabımızı hazırlamış oluruz.

-SANA HAKİKATIN İLMİ GELDİKTEN SONRA ONLARIN ARZULARINA HAYÂLLERİNE TÂBİ OLURSAN, O ZAMAN ZÂLİMLERDEN OLURSUN!’ (Bakara-145)

Bizde Tasavvufun lâfında kalmış kişilerde, Yunus’un dizeleri dilden dile dolaşır. Yeriz, içeriz, zevk yaparız, arada biraz namaz kılarız, senede 1 ay oruç tutarız, ondan sonra kendimizi tasavvuf ehli sanıp, deyip dilimize dolarız.

"Cennet cennet dedikleri

 Birkaç köşkle birkaç hûri

 İsteyene ver sen onu,

 Bana seni gerek seni."

Acaba öbür tarafta "Cennet" ve "Cehennemin" dışında gidilecek üçüncü bir yer var mı?

Âhirete giden, kıyâmetten sonra iki yerden birinde olur muhakkak!.

Ya Cehenneme kalır, ya da Cennete gider!

Yani gidilecek yer, bu ikisidir!. Kim olursa olsun!.

En alt noktadaki kişiden, en yüce noktadaki kişiye kadar hepsi de mutlaka bu iki yerden birindedir!.

Senin Nebi’n Cennete gidecek; onun gittiği yeri beğenmiyorsan, ben orayı istemiyorum, diyorsan, ona bir diyeceğim yok!.

Yalnız cennet içinde yaşayanların yaşamları farklı olacak.

Ben Cennette çok daha iyi yaşam istiyorum. Cennette Hz. Rasûlullah’ın yaşamına ne ölçüde yaklaşabilirsem o ölçüde yaklaşabilmek istiyorum. Allâh’ı en iyi tanıyanların tanımasıyla Allâh’ı tanıyıp o şekilde Cennette yaşamak istiyorum dersen; başımın üstünde bu deyişin yeri var!.

Ama, bu mânâdan tamamıyla uzak bir şekilde, ben cenneti ne yapayım, ben Allâh’ı istiyorum, demek saf bir hayalden, aldanıştan, cehaletten başka bir şey değildir.

Çünkü, Cennet var, Cehennem var bir de Cennet ve Cehennemin ötesinde başka bir yerde Allâh var; böyle bir anlayış tümüyle ham hayaldir!.

ara.jpg (366 bytes)

 

“ALLAH KULU”NA YAKIŞAN KORUNMA ODUR Kİ:..

"ALLAH" "KULU"na yakışan odur ki...

Her an, her yerde, her nefeste, daima, "ALLAH"a “kulluk” için varolduğunun bilincinde olarak; O'nun esmâ ve sıfatıyla var olduğunu; O'nun yanında bir “hiç” olduğunu; tüm duygu, düşünce ve fiilinde “benliksiz” bir biçimde O'nunla olduğunu hissedip yaşasın...

Karşısındakinin dahi, "ALLAH" esmâ ve sıfatının mazharı olarak var göründüğünü; fiillerinin yaratıcısının "ALLAH" olduğunu müşahededen bir an bile kesilmesin... Ve her hâlinde bu "korunma" üzere olsun...

ara.jpg (366 bytes)

 

ÖZ'E ERENLER,

“KORUNMUŞLAR”DAN OLMUŞLARDIR!

Bilenler, öze ermişler, gökteki yıldızlar misâlidir... Tefekkür semâsının yıldızlarıdır onlar!.

Onlar artık şeytanlardan, bütün menfaat duygularından, kötü düşüncelerden sıyrılmış, cinlerin dahi ulaşamayacağı mertebelere yerleşmişlerdir. “Allah dostları”ndan, “korunmuşlar”dan olmuşlardır.

Artık sen, onlardan biriyle yolunu doğrult!

“YILDIZLA ONLAR HİDÂYET BULURLAR.” (16-16)

Duymadın mı Efendimizin sözünü;

Ashabım gökteki yıldızlar misâlidir; hangisine uyarsanız hidâyeti bulursunuz!.”

buyurduğunu.

Öyle ise, sen, o gerçek yolu kendin bulamıyorsan, bu yıldızlarla bul. Onlardan sual et bilmediklerini.

Rehberin, Efendimiz; MÜRŞİDİN, KUR’ÂN, râbıtan, Zât-ı Hak olsun!.

Bil ki; hiç bir fanî, mürşid olamaz ve değildir!.

O kişilerin her biri, en ziyade, Efendimizin vârisleridir.... Vârislere ise, ancak o kişilikde olanlar kalabilir.

ara.jpg (366 bytes)

 

KÂMİL İNSAN ODUR Kİ, BİLGİSİNİN NURU

TAKVASININ NURUNU SÖNDÜRMEZ!

    İmamı Gazali bakın bu kitabında ne diyor:

"Gerçek varlık, Allahû Teâlâ`dır. Ârifler, buradan, mecaz çukurundan, hakikatın zirvesine yükselir, Mi`râclarını tamamlar, açık bir müşahede ile görürler ki, varlıkta Allah`dan başka bir şey yoktur.

O halde, mevcut olan yalnız Allah`ın Vechi`dir. Bu takdirde, Allah`dan ve O`nun Vechin`den başka mevcut yoktur.

Bunların, Allah`ın,

"Bu gün mülk kimindir?.

Tek ve kahredici olan Allah`ın"

hitâbını işitmeleri için kıyametin kopmasına lüzum yoktur.

O halde, mevcut olan yalnız O`nun Vechi`dir!.

Ârifler, gerçeklik semâsına çıktıktan sonra, Tek Gerçekten başka bir varlık görmediklerinde ittifak etmişlerdir.

Şu var ki; Bunların bazıları bu hakikatı, ilm-u irfanla bulmuş; kimi bunu bir zevk ve hâl olarak yaşamış; çokluk kavramı onlardan tamamen gitmiş, sırf TEK`liğe dalarak mest olmuşlar.

O hâl içinde akılları zâil olmuş, o zevk içersinde sanki bayılmışlar, artık kendileri de dahil herşey yokluğa dönmüş, Allah`dan başka hiç bir şey kalmamış!.

Öyle sarhoş olmuşlar ki, akıllarının otoritesi hükmü aşağı düşmüş, bazıları, "Enel Hak!."; bazıları, "Subhani maazami şâni" = "Subhanım, şânım ne kadar yücedir" demiş.

Bir diğeri ise, "Ma fiy cübbeti sivallah = Cübbemin içinde Allah`dan gayrısı yoktur" demiştir!.

Tek olan Allah`dır. O`nun ortağı yok`tur.

Bütün diğer nurlar ondan istiaredir. Hakiki olan yalnız, O`nun nuru`dur. Hepsi O`nun Nuru`ndandır... Belki, hepsi O`dur!.

Doğrusu, var olan, O`dur!. Gayr`ın varlığı, ancak mecaz yolu iledir. Her şeyin vechi, O`na yönelmiştir. Ne zaman bir işaret etsek, hakikatte bu iş, O`nadır. Varlıkta olan her şeyin, O`na nispeti, görünüştedir. Gerçekte kendisinden ibarettir.

Kesret kalkınca, Bir`lik gerçekleşir!. İzâfet bâtıl olur, işaret kalkar!. Yüksek, alçak, inen, çıkan kalmaz... Terakki muhal olur, uruç muhal olur!. Ala`nın ötesinde, Uluv yoktur!.

Vahdetle beraber kesret yoktur!.

Kesretin kalkması ile, uruç da kalkar!.

Eğer, bir hâlden diğer bir hâle değişme olursa bu uruç ile değil, dünya semâsına inmekle, yani yüksekten, alçağa doğmak sureti ile olur.

Bunu bilen bilir, bilmeyen inkâr eder!.

Bu ilim ancak, Allah`ı bilenlere verilmiş olan hususi mâhiyetteki gizli bir ilimdir.

Onlar bunları söyledikleri zaman, Allah`a karşı mağrur olanlardan başkası inkara kalkmaz..."

Basiret sahipleri, gördükleri her şey`de Allah`ı beraber gördüler. Bir kısmı, bundan da ileri gitti:

"Hiç bir şey görmedim ki, ondan önce Allah`ı görmüş olmayayım"... dedi.

Ehlullah`dan kimi, eşya`yı O`nunla görür; kimi de eşya`yı görür, O`nu da eşya ile görür.

O, kendisinden meydana gelen hiç bir şey`den ayrılmaz... O, şey ile beraberdir!.

Şehâdet âlemi, Melekût  âlemine yükselme yeridir. O halde, Sırat-ı Müstakîm`e girmek, bu terakkiden ibarettir..."

Diyor İmamı Gazali, "Mişkat-ül Envar" isimli bu eserinin 41. sayfasında.

Bütün bunları bilenin, Din`in emrettiği hususlarda lakayt olmaması önemine de dokunan İmamı Gazali, bakın bu konuda şöyle diyor:

"Kâmil insan O`dur ki, bilgisinin nuru, takvasının nurunu söndürmez... Kâmil insan, basiretinin kemâliyle beraber şer`i huduttan hiç birisini terketmek hususunda "nefs"ine müsamaha göstermez..."

Bütün bunlardan, ortaya çıkan bir gerçek vardır...

Demek ki Vahdet, yani "Allah`ın Tekliği" ve "Allah`ın Varlığı dışında hiç bir şeyin var olmadığı gerçeği", Muhyiddin-i Arabi tarafından ilk defa ortaya atılmış bir görüş değil; "O"ndan çok önce İmamı Gazali tarafından Mişkat-ül Envar isimli kitabında açıklanmış olan bir gerçektir.

Ahmed Hulûsi

yazdir

 Tüm Kavramlar Programı

 

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

www.allahvesistemi.org