KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar-Av.Asuman Bayrakcı

 
 

 

UYKU HÂLİ
("Şuurî" mânâda uyku)

  • Perdelilik hâli

  • Gaflet(İlmi değerlendirememek)

  • Kendini sadece bu et - kemik beden olarak var sanmak

  • Âlemi beş duyuyla algıladıklarından ibaret olarak kabullenmek

  • Kendisinin, beden ve ruhun ötesinde "şuur"dan ibaret bir bilinç varlık olduğundan haberdar olmamak

  • Tüm algıladıkları rüya hükmünde olmak

  • Kişinin bilinçli olarak yaşamını yönlendirememesi hâli

  • Bilinçli davranışlar ortaya koyamaması hâli

  • Çevresini, bilincini ve ilmini dilediği gibi değerlendirememe hâli...

 

BEYİN, UYKU ESNASINDA DA VERİ ALIR

Geçtiği hayatın ve ortamın şartları aldığı veriye bağlı değil ki!

Sen şimdi beyninin ver, tabanını 5 duyudan ibaret kabul ediyorsun..Hayır! Beyin aynı anda dışardan gelen sayısız dalgaları da alıyor.

 Bu dalgalar gerek dünya üzerinde sayısız insanların yaydığı dalgalar ve gerekse astrolojik dediğimiz Evrenden gelen dalgalar ve gerekse cin dediğimiz< sayısız varlıklardan gelen dalgalar ve gerekse cennet dediğimiz meleki ortamlardan gelen dalgalar yani beynin veri tabanı sadece 5 duyuya dayalı dünyadan aldığı veriler değil.. Beynin aldığı veriler bütün bu kompleks sistematik veriler. Dolayısıyla ölüm dediğimiz olaydan sonraki yaşamda da beyin bütün bu verileri yüklediği için de ruh bu verilere yabancı değil!

Ama beynimiz şu anda sadece maddeye bloke durumda değerlendirme yaptığı için biz burada kayıtlıyoruz ama veriler diğer taraftan bilgisayara devamlı giriyor. Biz farkında değiliz. İstesek de istemesek de, gündüz veya gece farkı olmadan, uyku veya uyanıklık diye bir fark olmadan beyin devamlı veri alıyor

Müslüman veya Müslüman değil gibi bir ayırım olmadan tüm insanlar bu verileri devamlı alıyor ama bunun aldıklarımızın farkında değiliz..Müslümanlar farkında mı?

Hayır..sadece çok yoğun çalışmalar yapanlar farkında.

BEYİN, GÜNDÜZ OLDUĞU GİBİ,

GECE UYKU HÂLİNDE DE RADAR DALGALARI

YAYMAYA DEVAM EDER

Rüyada ruh, bedenden çıkıp bir yerlere mi gidiyor; bir yerleri mi görüyor?

Genel anlatım içinde söylenen, “gece uykuda ruhun serbest kalması, bir yerlere gitmesi; olayları görmesi”, özellikle “kişinin görmediği, bilmediği yerleri rüyasında görmesi” diye anlatılan bir olay var.

Şimdi, bizim anlatımımızda; ruhun beyin tarafından üretilen dalgalardan meydana geldiği konusu işleniyor. Ayrıca, rüyanın dışında “telepati” diye bir olay da biliyoruz! “Telepati”nin, iki beyin arasındaki karşılıklı gönderilen dalgalar olduğunu da biliyoruz. Yani beynin belli dalgalar göndererek bir diğer beyine ulaştığını; ona çeşitli mesajlar verdiğini biliyoruz!. Fakat bu kopuk kopuk bildiğimiz hususları biraraya getirip bir sonuca varmayı genelde hiç düşünmüyoruz!.

“Telepati” dediğimiz olayı gerçekleştiren, beyin!

Esasen bunun benzeri bir hususu hemen herkes de yaşamakta.

Beynin yaydığı radar dalgaları; uyuduğumuz zaman ruh bedenden ayrılıp; bir yerlere gidip orada bir şeyleri görüp veya birisi ile görüşüp gelmez!

Bizim tesbitimize göre; beyin, gündüz olduğu gibi, gece uyku hâlinde de radar dalgalarını yaymaya devam eder; ve gündüz beyin, birçok kanaldan veri toplarken; gece bu, özellikle beş duyuya dayalı alanlar kapalı olduğu için, yaydığı radar dalgalarının getirisini beynin görüntü hayâl merkezinde değerlendirerek sùretlendirir.

Bu algılama, “ruh gitti de falanca ile görüştü“ denen görüntüleri meydana getirir.

“Dua”, beynin yönlendirilmiş dalgaları olduğu gibi; rüyaların bir kısmı da, beynin radar dalgalarının tesbit ettiği olaylardır!.

Rüyalar, kâh sizin o ana kadar mevcut veri tabanınızdaki mânâların açığa çıkmasıdır; yani bilgisayarınızın harddiskindeki bir takım verilerin ekrana yansıması, görüntüsüdür; kâh da ekranınıza internet aracılığı ile gelen verilerin bilgisayarınızda işlenerek ekrana yansımasıdır!.

İşte internetten bilgisayara verilen gelen veriler gibi, beynin radar dalgalarıyla algıladığı bazı dış olaylar, geçmişte ruhun bedenden ayrılıp bir yerlere gidip bir yerlerde görüşmesi veya o yerleri görmesi şeklinde değerlendirilmiştir.

Tabii bu geçmişte hiçbir şekilde izah edilmesi mümkün olmayan bir olaydır; ki bunu, ancak bugünkü şartlarda böylece açıklama imkânını bulabiliyoruz.

Bilim ve teknoloji bu düzeye gelebildiği için, telepatinin varlığını kabul eden her insan, beynin radar dalgalarını da doğal olarak kabullenmek zorundadır!.

 

DÜNYA YAŞAMIN BİR RÜYA OLACAK…

UYKUDAN UYANIR GİBİ YEPYENİ EBEDİ BİR YAŞAMA BAŞLAYACAK

VE O ORTAMIN ŞARTLARIYLA BAŞBAŞA KALACAKSIN!

Madde bedenle yaşayan ve beş duyu sınırları içinde hapis olan insan, madde ötesi ışınsal yaşam boyutuna geçince, uykudan uyanmış şekline girer ve tüm dünyada yaşadıkları “rüya” hükmünde olur... Buna karşılık içine girdiği ışınsal yaşam boyutu ise onun hakiki dünyası olur... Ki bu da kıyâmete kadar sürer. Kıyâmetten sonra üçüncü defa yeni bir bedenle bâ's olur ki bu da mahşer yaşamı boyunca kullanacağı bedenidir.

 

İşte bu madde dünyasına gözlerini kapattığın anda, yeni ortamında gözlerini açacaksın ve bu dünya yaşantısı senin için az evvel yaşadığın bir rüya gibi olacak... Uykudan kalkmışçasına, dünyada yaşadıkların bir değer ifade etmeyecek ve içinde bulunduğun ortamın şartları ile başbaşa kalacaksın!.

Öyle ise bütün mesele senin, sadece bu dünyada bırakıp gideceğin şeyler için değil; yetecek ölçüde, ölümötesi yaşantıda sana lâzım olacak şeyler için çalışma yapmandır... Bu dünya tarlasında, ruhuna ne ekersen, ölümötesindeki yaşantıda da onun mahsulünü toplayacaksın!

Eğer bu dünyada yaşarken, sana verilmiş bu ilâhî güçleri, beynine bahşedilmiş bu ilâhî özellikleri keşfedip kullanamazsan, ölümü tattıktan sonra bir daha bunları ortaya çıkarabilmen kesinlikle mümkün değildir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de tekrar edilen birçok âyet bu hususa işaret eder:

“Nihâyet onlardan her birine ölüm gelip çattığında;

-Rabbim ne olur beni dünya yaşantısına geri döndür!.. Tâ ki boşa harcadığım yaşantımı buraya yararlı olacak çalışmalar ile değerlendireyim!.. derler...

Hayır!.. Bu asla mümkün değildir!.. Artık onların önünde yeniden bedenlenecekleri kıyâmet gününe kadar sürecek olan “berzah” yaşamı vardır.” (23-99/100)

“Onları cehennem üzerinde durduruldukları zaman görsen...

-Keşke dünyaya geri dönsek, rabbimizin bildirdiği gerçekleri inkâr etmez, inananlardan olurduk, derler...

Hayır! Daha önce gizleyip reddettikleri şeyler şimdi apaçık karşılarındadır!

Eğer dünyaya geri döndürülseler bile, gene yasaklandıkları fiillere dönerlerdi... Muhakkak onlar bu isteklerinde yalancıdırlar...

Onlar, “bu dünya yaşantısının ötesinde başka bir yaşam yoktur; biz ikinci bir şekilde yaşamımıza devam etmeyeceğiz” demişlerdi.

Onları o günde yönlendiricileri huzurunda durdurulduklarında bir görsen...

(O vakit Rableri onlara dedi ki:) bu ölüm ötesi yaşam) gerçek değil miymiş?.Onlar da: “Rabbimize andolsun ki, evet!” dediler. Rableri de buyurdu: gerçeği inkâr ettiğinizden dolayı tadın azâbı!.. (6-27/30)

 

İNSANLAR UYKUDADIR. ÖLÜNCE UYANIRLAR!

Şimdi sen kendini bu madde dünyasında bulman hasebiyle, sonunda çürüyüp yok olacak bir beden olarak düşünme; ve böyle düşünmek suretiyle «nefsine zulmetme»!.    Kendindeki güçleri «israf» etme!.

Dünyanın ve dünyevî değerlerin şartlanması içinde, dünyada bırakıp gideceğin şeyler için, kendindeki o sınırsız üstünlükleri mahvetme!.

Bak âyetlerde nasıl uyarılıyorsun:

«Biliniz ki, dünya hayatı bir oyuncak, bir eğlence, bir bezenme ve aranızda öğünmedir!. Dünya hayatı ancak aldatıcı ve mağrur edici şeylerdir.» (57-20)

«Yeterli şekilde kıyâmet gününe hazırlanmamış olan, o günün korkunç azapları karşısında karısını, kardeşini, akrabalarını ve yeryüzünde olan şeylerin hepsini fidye olarak vermek ister, ki böylece kendini kurtarabilsin!.» (70-11/14)

İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!. Dolayısıyla, dünya hayatı, geçtiğiniz âlemde, sizin için bir rüya gibi olacaktır... Öyle ise ölmeden önce öl; ki, uykudan dünyada iken uyan!. Gerçekleri gör ve o gerçeklere göre yaşamını düzenle!.

Dünyada bırakıp gideceğin, öbür âlemde senin için hiç bir değer ifade etmeyecek şeylere enerjini boş yere harcayıp, sonradan telâfi edemeyeceğin israfın yüzünden pişmanlıklara düşme!. Kendini bu beden kabul edip, sadece bedene dönük bir biçimde yaşamak hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir... Oraya gidip gerçekleri gördükten sonra, “keşke dünyaya geri dönüp, yapmadıklarımızı yapma imkânımız olsa!” dersiniz, ama bu asla mümkün olmaz!.

Nitekim bak Kur'ân-ı Kerîm bunu nasıl anlatıyor:

«O gün Cehennem mahşer yerine getirilir; o gün insan bütün yaptıklarını hatırlar; ancak bu hatırlayış hiç bir fayda sağlamaz.

-Keşke bu hayatım için bana fayda sağlayacak şeyler yapsaydım!. der...» (89-23-24)

«Biz sizi yakın olan sıkıntı ve azaplara karşı uyardık!. O gün kişi yaptıklarının neticeleri ile karşılaşacaktır. Bu gerçekleri inkâr edenler ise şöyle diyeceklerdir:

- Keşke toprak olsaydım!.» (78-40)

 

“İNSANLAR UYKUDADIR, ÖLÜNCE UYANIRLAR!” UYARISI

BİLİNCİNİZE, İDRAKINIZA MUTLAKA ULAŞMALIDIR.

Kİ SİZ BİR BEDEN DEĞİLSİNİZ!

Kendinizi bu kozada bulduğunuz sürece, uykudasınız!

‘’İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!’’ uyarısı size mutlaka ulaşmalıdır!...Kulağınıza değil; gönlünüze, idrakınıza, bilincinize ulaşmalıdır; ki, siz bu beden değilsiniz!

BEN dediğiniz kelimesiyle işaret ettiğiniz kavram  madde değildir!

Belinizden aşağısı kesilebilir yok olabilir hatta  daha yukarılara kadar kesilebilir ama BENinize asla halel gelmez.beninizde asla eksiklik duymazsınız ..BEN yaşar devam eder

“Varolan hiç birşey yok olmaz; yok olan hiç birşey var olmaz” hükmü gereğince Bugün Ben kelimesiyle işaret ettiğiniz kavram mevcutsa bu ben kavramınız asla yok olmayacaktır…  Ama bu beden dönüşüme girecektir, bu beden elinizden çıkacaktır.

Bu beninizi yaşama hali devam edecektir.Ama bu beden gidecek yeni bir beden bas olacak..Nitekim bunu inandığınız tekrar ettiğiniz Amentü’de söylüyorsunuz... Kıyamette, haşr’da, mahşerde değil; ölümü tatmanın akabinde ba’s olacağım. Yani yeni bir bedenle varolacağım, bu beden elimden çıktığı anda…

RUH adı verilen bir bedenle yaşamıma devam edeceğim.hologramik bir bedenle kabirde yaşamıma devam edeceğim, kıyamete kadar… Kıyametten sonra da yaşamıma devam edeceğim, sonsuza dek…

Ama nasıl ki şu bedende yaşarken bu beden değilsem gerçekte şuursal varlıksam bilinç varlıksam, düşünsel varlıksam, ruh bedende yaşamıma devam ederken gerçekte ruh bedende değilim!..  Yine kozmik bir bilincin o birimdekii zuhuru olacağım….

  

ŞUURÎ UYKU->BİLİNCİN UYKU HÂLİ

“Uyku" hâliyle bahsedilen husus,

 "insanlar uykudadır"

 hadîs-i şerîfinde bahsedilen mânâdaki bir uykudur!. Yani, bedenî mânâda "uyku" değil; "şuurî" mânâda "uyku"dan sözedilmektedir bu beyanda!.

 

UYKU…

BİLİNÇLİ OLARAK YAŞAMI YÖNLENDİREMEME HÂLİ…

 “Uyku”, kişinin bilinçli olarak yaşamını yönlendirememesi hâlidir!. Bilinçli davranışlar ortaya koyamaması hâlidir... Çevresini, bilincini ve ilmini dilediği gibi değerlendirememe hâlidir uyku!.

 

“NEFS”İNİ TANIYAMAMIŞSAN,

UYKU HÂLİ KIYÂMETE KADAR DEVAM EDER!

 Eğer dünyada yaşarken “NEFS”ini tanıyamamışsan; bilincinin gerçek boyutunun değerlerini elde edememişsen; uyku hâli, kıyâmete kadar sürer...

Kıyâmetten sonra da ebede kadar, sonsuza kadar uyku hâli, gaflet hâli, yani hakikati kavrayamama hâli davam eder!.

Sonuç, kişideki kendini şu birim olarak görme, hissetme hâli, onun uykuda oluşunun açık ispatıdır!.

Bu haldeyken boyut değiştirirse kişi, ölümden sonra kıyâmete kadar; ve daha sonraki sonsuz yaşamda dahi kişi, kendini bir birim olarak hissetme hâli olan uykulu yaşamına devam edecektir.

 Yani, “Hakikat”i bilemeden, hissedemeden, yaşayamadan, yaşamını sürdürecek

 

İNSAN, GÖZÜNÜN GÖRDÜKLERİNİN ARDINA,

DÜŞÜNEREK EREBİLİR!

Hayvanat gördükleri kadar yaşar, ötesini düşünemez. İnsan ise gözünün gördüklerinin ardına düşünerek erebilir.

Öyle ise, Ben neyim, nasıl varım. varolan her şeyin ardındaki güç nedir? gibi sorularla düşünmeye başlamalı ve daha da derinliğine gidilerek, bütün ve varlığın aslı ve orijini tanınmaya başlamadır.

 

UYKUDA OLANIN TÜM ALGILADIKLARI,

 “RÜYA” HÜKMÜNDEDİR

Neydi bu "uyku" hâli?..

Eğer bir kişi kendini sadece bu et - kemik beden olarak var sanıyor, âlemi de beş duyuyla algıladıklarından ibaret olarak kabulleniyor ise; kendisinin, beden ve ruhun ötesinde "şuur"dan ibaret bir bilinç varlık olduğundan haberdar bile değilse, o kişi hiç uyumadan daima ayakta dolaşsa dahi "uyku" hâlindedir. Ve tüm algıladıkları da rüya hükmündedir.

"Ölmedikçe" de uyanamaz!.

"İndimde avam gibi uyuma!. Ki hakikatı göresin!."(*)

 

Uykuda olan, kendi hayâlindeki dünyasının görüntüleriyle yani rüyalarla ömrünü tüketir gider.

 

UYKUDAN UYANMAK İÇİN YAPILMASI GEREKEN ŞEY,

DÜŞÜNCE DÜNYANI BEŞ DUYU KAYDINDAN KURTARMAKTIR!

Uykuda olan, kendi hayâlindeki dünyasının görüntüleriyle yani rüyalarla ömrünü tüketir gider.

Uykudan uyanmak için ilk yapılması gereken şey, düşünce dünyanı beş duyu kaydından kurtarmaktır.

Gördüğün kadar düşünmek yerine; düşünebildiğin kadarını görebilmektir amaç!.

 

“ÖLMEDEN ÖNCE ÖLME” HÂLİNİ YAŞAYAMADIĞIN TAKDİRDE,

MİKRODALGA BEDENE GEÇİŞLE PROBLEM ÇÖZÜLMEZ!

"Ölmeden evvel ölünüz!."

"Biyolojik bedenden ayrılmadan önce, algılama yetersizliğinden oluşan varsayım benliğinizin olmadığını idrâk sûretiyle boyut değiştiriniz"!.

Niye?...

Çünkü, "ölmeden önce ölmek" hâlini yaşayamadığın takdirde, biyolojik bedenden mikrodalga bedene geçişle problem çözülmez!..

Bu geçiş senin "nefs"ini yani hakikatini tanımana yeterli olmaz!... Hattâ, bunun gerçekleşmesi olanaksız olarak, sâbitler yapını!.

Çünkü, mikrodalga beynin ancak dünyadaki çalışan beyninin kapasitesine sahiptir!..

 

“AVAM”IN UYKUSU

"Avam gibi uyuma."

Çünkü sana uyanık olmak yakışır.

Ne kadar uyanık olursan ol, bir bedene bağlı olarak bu dünyada yaşamak zorunda olduğun sürece, son derece hafif de olsa, sende bir uyku hâli olacaktır. Ama bu hâl, avamın uykusu değildir işte!

Ki ehli için her an bu böyledir... Ve bu seyr ebeden devam eder.

 

PERDESİZLERDEN OLMAK İSTİYORSAN,

GÜNLÜK HAYATTA EN DOĞAL İŞLERDE DAHİ UYANIK OLMALISIN!

 Yemek yeme ve içme ve uyuma, İNDİMDEKİ yerinde kalben ve basîretinle hazır olmadıkça!"

"İndimdeki yerinde" ifadesi kişinin hakikatine yönelmesi ve onun gereğini yaşaması için çok önemli bir uyarıdır.

Demektir ki bu, hakikatinin gereğini yaşamaksızın yaptığın en sıradan işler bile senin için bir eksikliktir!

Bir insanın hiç bir önem vermeden günlük hayatta en doğal olarak yaptığı işler, yemek, içmek, uyumak gibi bedenî fonksiyonlardır. Oysa yukarıdaki uyarıda bunların dahi "uyanıklık" içinde yapılmasının şart olduğuna işaret edilmektedir.

Her an her yaptığın işte, kendini bir beden, bir birim, bir beşer olarak kabul etmeyi terkedip, varlığındaki Hakk'ın kuvvet, kudret ve iradesiyle senden bunların çıktığını müşahede etmek zorundasın. eğer, gerçeği gören perdesizlerden olmak istiyorsan!

 

 
GAFLET UYKUSU
 

 

ALLAH RASÛLÜ'NÜN GETİRDİĞİ İLMİ DEĞERLENDİREN,

O İLİM YOLUNDAN HEDEFİNE ULAŞIR.

İLMİ DEĞERLENDİRMEYEN İSE, GAFLET UYKUSUNA EBEDEN DEVAM EDER!

Hayatta, çevrenizdeki hiç kimseyi örnek almayın!. Unutmayın ki, kul kusursuz olmaz!. Siz insanlarla, ilim için arkadaşlık edin, dedikodu için değil!.

Dedikodusu olanın ilmi yoktur; bunu kesin bilin!. İnsanları çekiştirenlerin, bilgisi ne kadar olursa olsun, nefis mertebesi “emmare”dir; bunu hiç aklınızdan çıkartmayın!.

İlme sarılın ve ilmin yolunda yürüyün!.

Yazdığım bilgilerden yararlanarak yaşamına yön vermeyenlere; dedikodu ve çekiştirmelere devam edenlere; beni görmek de hiç bir yarar sağlamaz!. Bedeni görmeğe değil, size ulaşan ilmi görmeğe çalışın!. Bedensel beraberlik, dedikodulara ortaklık getirecekse, uzak durmak çok daha hayırlıdr!.

İnsanların bedenine yönelen, bir gün mutlaka o bedenden kesilecek ve yalnız başına kalacaktır.. İlme yönelen ise, asla mahrum kalmayacaktır!.

Kişileri örnek alan, o kişinin aklına yatmayan bir davranışı dolayısıyla, bir gün mutlaka önemli bocalamalar geçirir.

Allah Rasulü’nün getirdiği ilmi değerlendiren ise, asla pişman olmaz; ve o ilmin yolundan hedefine ulaşır.

İlmi değerlendirmeyen ise, gaflet uykusuna ebeden devam eder…

Uyanmak, dünyada mümkün olabilir…

“Mâlik-el mülk, mülkünde dilediği gibi tasarruf etmededir; bunu da başıma musallat eden O’dur”; diyebilirseniz… O zaman, yolda üzerinize havlayarak saldıranla uğraşmaz, Sahibi’ne seslenirsiniz!.

Havl ve kuvvet Allah’ındır!. Sınanma sırasında yapılacak iş, Mülkün sahibine yönelmektir…

Yoğun imtihan ve fitne günlerine ilerliyoruz…

“Ben Allah için varım, O mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, ne dilerse onu yapar”; diyebilirsek, yakın veya uzağımızdakilerden bize isabet edenlere rağmen, sonuçta kazanan biz oluruz.

Yönelişimiz, mülkün Sahibine olmaz da, maşasına olursa, seviyemiz de onun seviyesi olur!. Kınadığımızla aynı koltuğu paylaşırırız!.

“Allah’a firar edin” âyetini dışa değil, içe doğru olarak algılayamazsak; bunun gereğini yerine getiremezsek; hayâlimizdeki tanrının kulu olarak tüm geleceğimiz yangında geçer!.

Dostlarım, lûtfen şunu aklınızdan çıkarmayın; yaşadığınız olayların sert dalgaları altında gaflete düşüp, şu gerçekten perdelenmeyin..

Biz, eğer “Allah”a iman edenlerden isek, “Allah ahlâkıyla ahlâklanmak” ve bunun gereğini yaşamak için varız!.

 ZÂT’IYLA FEN BULURAK UYUMAK

Bu üç basamaktaki arınmayı (*) gerçekleştirdikten sonra da, "zâtınla fenâ bularak" yaşamına devam et!

(*) Birinci basamakta, tabiatın isteklerinden kurtulmak.

     İkinci basamakta, nefsin isteklerinden kurtulmak.

    Üçüncü basamakta Ruhun, ki; burada şuur anlamında kullanılmakta, yanlış tesbitlere kaymasından kurtulmaktan sözediliyor.

 

 “Zâtınla fenâ bulmak” ne demek?..

"Zâtım" dediğin "öz"ünün gerçekte var olmadığını; "öz"ünün Hakk'a ait olduğunu, O'nun varlığıyla mevcut ve kâim olduğunu; Hakikatının sadece ve sadece "O" olduğunu idrâk et. Ki böylece izâfî ve vehmî benliğinin asla varlık kokusu almadığını anlamış olasın.

Böylece de "yok"tan varolmuş "ben"liğin, zâtın tekrar "yok" olsun! Ve neticede Bâkî olan VECHULLAH hükmü âşikâr olsun.

"HER ŞEY YOK OLUCUDUR; BÂKİ OLAN RABBİNİN VECHİDİR."

 
 

 

 

"RUH-U Â'ZAM"(ALLAH’IN İLK TECELLİSİ)

 

 
   

KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

www.allahvesistemi.org