kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

ZULÛM

Zulüm, enfüste olur…

Zulüm, âfakta olur.

ara.jpg (366 bytes)

 

1-ENFÜSTEKİ ZULÛM

Enfüsteki zulüm, “nefsinin hakkını vermeyip”, “bilincini “ALLAH”tan mahrum bırakmaktır”!.

ara.jpg (366 bytes)

 

ZULÜM YÜKLENME

Halife oluşunu fark edemeden vefat etme

Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (geçmiş ve geleceklerini) bilir... O'nun ilmini ihâta edemezler.

Vechler (yüzler), Hayy ve Kayyûm'a zillet ile boyun eğmiştir... Bir zulüm yüklenen (halife oluşunu fark edemeden vefat eden) kimse hakikaten kaybetmiştir.

Kim imanlı olarak doğru fiiller ortaya koyarsa, o, bir haksızlığa uğramaktan ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz. (Tâhâ/110-112)

 

“Nefse zulmetme”nin mânâsı, nefsinin hakikatı olan Rubûbiyet kemâlini, Ulûhiyet kemâline genişletmemendir.

Bu noktaya işaret eden Hz. Rasûlullah, bunun için:

"Allâh ahlâkıyla ahlâklanın"

demiştir.

ara.jpg (366 bytes)

 

KİŞİNİN, KENDİ HAKİKATİNİ TANIYAMAMASI-BİLEMEMESİ-

BUNUN HAKKINI YERİNE GETİREMEMESİ,

“NEFS”E ZULÜMDÜR!

Adem`le Havva`nın Cennette, Cennet yaşamı içinde iken, kendilerini beden kabul etmeye yol açacak böyle bir fiille kayıtlanmaları, hâliyle bazı özelliklerinin perdelenmesine yol açmıştır...

Bu hâl, Adem`de belli bir idrâkı doğurmuş, ve bu perdelenme hali,

"Rabimiz biz nefislerimize zulmettik" (7-23)

demelerini getirmiştir...

 Adem rabbi olan esmâ terkibinin genişliği içinde hareket edemiyerek, beşerî kayıtlarla kayıtlanmak suretiyle hakikatına isyan etme durumuna düştü; ve sonra da bunun farkına vararak Nefsinin hakikatını yaşayamadığı için nefsine zulmetmekte olduğunu farketti ve bunun üzüntüsünü yaşadı...

"Biz nefislerimize zulmettik"

ifadesi çok anlamlı bir ifadedir.

Buradaki "Nefs`e zulmetme"nin mânâsı, konuyu derinlemesine bilmeyenlerin anladığı gibi; "Ben, Nefsime yani bedenime zulmettim" demek değil!.

"Nefsinize zulmetmeyin"in anlamı da "oruç tutup, aç kalıp bedeninize eziyet etmeyin" de değil!.

"Nefs"in hakikatı, "İlâhi isimlerin işaret ettiği anlamlar ve bu ilâhi isimlerin hakikatı olan "Zâtî" Hakikat"tır!.

Gerçekte, kişinin, "kendi hakikatini tanıyamaması, bilememesi, bunun hakkını yerine getirememesi", Din dilinde, tasavvufta "Nefs’e zulmetmek” olarak târif edilir...

İşte Adem`in,

"Biz nefislerimize zulmettik"

demesi:

"Kendimizi bedensel varlık olarak kabul etmek sûretiyle yaptığımız bu fiîl, bizim hakikatımızın gereğini yaşamamıza engel olmuş, böylece hakiki benliğimizin gereğini yerine getirmekten perdelenmişiz. Eğer bu durumumuzdan geri dönmezsek, ebediyyen bundan perdelenmiş olarak azap duyarız" anlamındadır.

ara.jpg (366 bytes)

 

KARŞISINDA ALLAH NURUNU GÖREMEYENİN YAPTIĞI İBADET

KENDİNE ZULÜMDÜR!

Namazdan amaç, Allah'ı görebilmektir!. Ama körlere de namaz yasaklanmamıştır!.

Zira kör de olsa, sağır değildir hiç olmazsa!. Namazı kılamayan; yani âfâkta, karşısındakinde Allah nûrunu göremeyenin yaptığı ibadet kendine ZULÜMDÜR!

ara.jpg (366 bytes)

2-ÂFAKTAKİ ZULÛM

Âfaktaki zulüm, kendisinde olmayan şeyi ortaya koyması için kişiyi zorlamaktır!

Parası olmayanı, para bulmaya zorlamak zulümdür…

Beyni olmayanın, aklını çalıştırmasını istemek, zulümdür!

İlmi olmayandan, ilimden söz etmesini istemek zulümdür!.

Allah zulmedenleri sevmez!.

Allah zâlimlerden intikam alır!.

Allah, yarattığını hoş görmeni ister!.

Hulûsi, sakın zâlimlikten!.

Herkes ne iş için yaratılmışsa, ondan yalnızca yaradılış amacına göre fiiller bekle!.

Parasızdan para; akılsızdan akıl; cahilden ilim; dişiliğiyle yaşayandan beyin; damızlık olarak yaratılmıştan, Allah ilmi isteme!.

Onlara zulmetme!.

Kadın…

Dişi…

Giyinecek, süslenecek… Oyanacak boyanacak… Allanıp pullanacak!. Daha yetmezse, kestirecek bir taraflarını, yağlarını aldıracak! Kâh düzelttirecek bir taraflarını, kâh incelttirecek,kâhşişirtecek!

Dünyası bu, dişinin!

Yaşamı mutfakla yatak arasında geçecek, pazarlama saatleri dışında!

Zulmetmeyin ona!.

Beynini çalıştırmasını istemeyin!.

Aklını kullanmasını önermeyin!.

Yaşamını ölüm ötesi değerlere göre değerlendirmesini teklif etmeyin!

Zulmedersiniz!.

Kişinin kapasitesinin üstünde olan şeyi ondan istemek, zulümdür!.

Erkek…

Yemek için çalışacak… Para kazanacak… Yiyecek… Piliç peşinde koşacak… Tuttuğunun bedelini ödeyecek; çıtır çıtır yiyecek! Sonra da bir sigara tüttürüp, keyfine keyif katacak!.

Zulmetmeyin ona!.

Herkesi kendisi gibi bilir o!.

Herkes kendisi gibi, para için yaşar, sanıyor!!!

Demeyin ona, kafanı çalıştır!.

Aklını, İbrahim aleyhisselâmdan aldığın dâvet yolunda kullan!.

Tanrı ve tanrıçalarını terk et de Allah’a er!

Allah seni kendi için yarattı, sen kimlesin?

Zekidir, hemen şeytanına hizmet verir: "Ben zaten O’ndan gayrıyla değilim ki!."

Zulmetmeyin ona!.

Allah’ın yarattığı “yok”lar olan çokluktaki hayâl suretleri ile beraberliğin, gerçekte, “ALLAH”la BİRlikte olmakla hiç bir alâkası olmadığını anlatmaya çalışmayın ona!

Zulmedersiniz!.

Bir dinler, beş bildiğini yapar!.

Demirdir; ateşe girdiğinde büründüğü ateş kırmızılığına aldanmayın; ateşten çıktığı anda, gene demirin soğuk yüzünü görürsünüz onda!.

Zulmetmeyin!

O bu yolda kulluğunu yapacak ve sonrasında da bunun sonuçlarını yaşayacaktır!.

Kaktüsü gül; darıyı pirinç; dünya adamını Allah adamı yapamazsınız!.

Zorlamayın… Zulmetmeyin!

Kız…

Süslenip püslenecek!. Gonca gülken, elden ele gezen solmuş güle dönecek!… Milyonlar vererek kokular alıp, çiçekler gibi kokacak… Açılıp saçılacak; gülfidan bedeniyle gururlanacak.. Anasının izniyle, zarını koruyup; her kumara oturabilecek!.

Zaten güzelliğinden başka sermayesi yok ki; pazarlayabilsin!.

Beynini almayı unutmuş dünyaya gelirken! Müzik, eğlence ve süs! Tüm dünyası bu işte!

Tahsil, ilim, irfan istemeyin ondan!

Zulmetmeyin ona!.

Gelirken yanında getirmediği şeyi kullanmasını isteyerek; zâlimlerden olmayın!.

Zeki insanlar vardır… Onlar için önemli olan tek şey paradır!. Çünkü para en ulu puttur!. O puta sahip oldukları sürece sevilip sayılırlar!. Adam muamelesi görürler. O puttan gayrı şeyleri yoktur; onun için de dört elle sarılırlar o puta!.

Putları dişi verir, sarışını esmeriyle… Yiyecek-içecek verir, envâi çeşit! Mal-mülk verir Karun gibi!

Doyasıya, patlayasıya yerler içerler; yatarlar kalkarlar!…

Beyinleri vardır; dedikodudan başka şey bilmezler… Bir sohbete oturduklarında en fazla beş dakika durabilirler dedikodusuz!. İlim mi?… Evet evet, özel şark kilimleri vardır elbette!.

Öylesine zekidirler ki, kendilerini sağlama almak için kimseye güvenmezler!. Bizatihi tecrübe etmeden hiç bir şeye inanmazlar!.

Ateşi ellerine almadan, yakıcılığını kabul etmezler! Sağlamcıdırlar ve de şüpheci!.

Elektriğin çarptığını ancak tutarak anlarlar ve kabul ederler!

Ölüm sonrası hayatın gerçekliğini ve oraya ancak dünyada iken hazırlanabileceklerini, ölüp de sonraki yaşamı tattıktan sonra denemiş olarak kabulleneceklerdir!.

Kendi vicdanlarını uyuşturmak için, hacı efendilere, hoca efendilere, şeyh efendilere gidip, el öpüp, nostalji dinlerler; günah çıkartıp vicdanlarını rahatlatırlar!…

O kadar sağlamcıdırlar bu zeki insanlar ki, kendi akıllarına bile güvenmezler; akıllarıyla rotalarını çizmezler; bir sürüye katılmayı yeğlerler!.

Zulmetmeyin!.

Onlardan akıllarını kullanıp, ilim üzerinde tefekkür edip, geleceklerini sağlama almalarını istemeyin!.

İnsanlardan kendilerinde olmayan şeyleri istemek, onlara zulmetmektir!.

Sakın bunu aklınızdan çıkartmayın!.

Zâlimlerden olmayın!.

Allah zâlimleri sevmez!.

Allah, mazlumun da Allah’ıdır!. Koyunun da! Pilicin de!

Ezan ulaşmadıysa kulağınızdan beyninize doğduğunuzda; elbette icâbet edemeyeceksiniz TAM DAVETE!.

Koyunların beyninde davetleri değerlendirecek açılım bulunmaz ki, onlara ezan okunsun!.

Tüm yeşillikler hepimizin…

Koruyalım yeşillikleri ve onlardan yararlananları da, koyunları da sevelim.

ara.jpg (366 bytes)

 

"ZULMET"

  • Karanlığın bilinmezliği

  • "Hakikat" bilgisini değerlendirmemek

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH, ZULMETTEN “NUR”A ÇIKARIR…

ALLAH DIŞINDA VARSAYILANLAR İSE,

 “NUR”DAN ZULMETE İHRAÇ EDER!

Allah O, tanrı yoktur sadece O'dur... Hayy ve Kayyûm (yegâne hayat olan ve herşeyi kendi isimlerinin anlamı ile oluşturan-devam ettiren); O'nda ne uyuklama (âlemlerden bir an için olsun ayrılık), ne de uyku (yaratılmışları kendi hâline bırakıp kendi Zâtî dünyasına çekilme) söz konusudur. Semâlarda ve arzda (âlemlerdeki tümel akıl ve fiiller boyutunda) ne varsa hepsi O'nundur. Nefsinin hakikati olan Esmâ mertebesinden açığa çıkan kuvve olmaksızın (biiznihi) O'nun indînde kim şefaat edebilir... Bilir onların yaşadıkları boyutu ve algılayamadıkları âlemleri... O'nun dilemesi (elvermiş olması) olmadıkça ilminden bir şey ihâta edilemez. Kürsüsü (hükümranlık ve tasarrufu {rubûbiyeti}) semâları ve arzı kapsamıştır. Onları muhafaza etmek O'na ağır gelmez. O Âliyy (sınırsız yüce) ve Azîm'dir (sonsuz azamet).

"DİN"de (Allah yaratısı sistem ve düzeni {Sünnetullah} kabul konusunda) zorlama yoktur!.. Rüşd (Hakikat en olgun hâliyle) ortaya çıkmış, sapık fikirlerden ayrılmıştır. Kim Tagut'u (gerçekte var olmayıp vehim yollu var sanılan kuvvelere tapınmayı) terk eder, (varlığını oluşturan) Allah'a (Esmâ'sına) iman ederse, kesinlikle o kopması mümkün olmayan, hakikatindeki sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah Semî ve Alîm'dir.

Allah iman edenlerin Velî'sidir; onları zulmattan (karanlıklardan-hakikat bilgisizliğinden) Nûr'a (ilmin aydınlığında hakikati görmeye) çıkartır. Fiilen küfür (hakikati inkâr) hâlinde olanlara gelince; onların velîsi Tagut'tur (gerçekte var olmayıp var sandıkları kuvveler, fikirler), onları nûrdan zulmete ihraç eder. İşte onlar, ateş (sonuçta yanmaya mahkûm) kişilerdir. Onlar o şartlarda sonsuza dek kalıcıdırlar. (Bakara/255-257)

ara.jpg (366 bytes)

 

ZULMEDENE,

UZAKLIĞIN SONUÇLARI YAŞATILIR

Andolsun ki Nuh’u kavmine irsâl ettik de (o kavmine) dedi ki: “Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin (bunu fark edin)!.. “H۔nun gayrı olarak bir tanrınız olamaz... Hâlâ ittika etmiyor musunuz= korkup korunmuyor musunuz?”

Onun (Nuh’un) kavminden, hakikat bilgisini inkâr eden geleneksel toplumun ileri gelenleri dedi ki: “Bu sizin gibi beşerden başka değil... Size üstünlük murat ediyor... Eğer Allah dileseydi (bir beşer irsâl etmek yerine) elbette melekler inzâl ederdi... Biz ilk atalarımızdan böyle bilgi duymadık.”

 “O kendisinde cinnet olan (aklını kullanmayıp hayallerine tâbi olan) bir adam... Bir süre Onu gözetleyin bakalım.”

 (Nuh) dedi ki: “Rabbim!.. Beni yalanlamalarına karşın yardım et bana.”

Bunun üzerine Ona (Nuh’a) vahyettik ki: “Gözlerimiz olarak (gözetimimiz anlamına gelse de burada mâiyet sırrına işaret vardır) ve vahyimizle gemiyi yap... İş başladığında (sular yükseldiğinde) ve fırın kaynadığı (buhar kazanı mı vardı acaba) vakit, her eşi olandan bir çift ve onlardan, aleyhine daha önce hüküm verilmiş olanlar hariç ehlini, gemiye al. Zâlimler hakkında benimle muhatap olma! Kesinlikle onlar boğulacaklardır.”

 “Sen ve seninle beraber olanlar gemiye yerleştiğinizde, de ki: ‘Hamd, bizi zâlimler topluluğundan kurtaran Allah’a aittir.’”

 “Ve de ki: ‘Rabbim, mübarek bir mahale yerleştir beni... Sen yerleştirenlerin en hayırlısısın.’”

Muhakkak ki bunda işaretler vardır... Biz elbette sınarız (ki kişi kendi kapasitesini görsün).

Sonra, onların ardından başka bir nesil inşa ettik.

Ve içlerinde: “Allah’a kulluk edin... O’nun gayrından bir tanrınız yoktur... Hâlâ (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşamaktan) korkup korunmuyor musunuz?” (diyen) kendilerinden bir Rasûl irsâl ettik.

Onun kavminden hakikat bilgisini inkâr edenler, sonsuz geleceklerini yaşamayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refaha-imkânlara kavuşturduğumuz o gelenekçi ileri gelenler dedi ki: “Bu sizin gibi bir beşerden başka değil... Sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor.”

 “Andolsun ki, eğer sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, muhakkak ki siz hüsrana uğrayanlar olursunuz.”

 “(O Rasûl) size, öldüğünüz, toprak ve kemikler olduğunuzda, kesinlikle (yeni bir boyuta) çıkarılacağınızı mı vadediyor?”

 “Heyhat, heyhat böyle bir şeyin oluşması çok uzak!”

 “O (yaşam) sadece dünya hayatından ibarettir!.. Ölümümüz de yaşamımız da buradadır! Bizim ölüm sonrasında, yeni bir şekilde yaşamamız söz konusu olamaz!”

 “O (Rasûl), Allah’a iftira eden yalancıdır o! Biz Ona inanmayız!”

 (Rasûl) dedi ki: “Rabbim!.. Yardım et, beni yalanlamalarına karşın bana!”

 “Kısa bir süre sonra pişman olacaklardır” cevabını aldı.

Korkunç ses dalgası onları Hak olarak yakaladı da, onları süprüntüye çevirdik!.. Zulmedenler kalabalığına, uzaklığın sonuçları yaşatılır!

Sonra, onların ardından başka nesiller inşa ettik.

Hiçbir topluluk ne ömrünü aşabilir, ne de erken gidebilir! (Müminun/23-43)

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH

ZULMEDENLERİ(nefslerinin veya başkalarının hakkını vermeyenleri)

SEVMEZ!

Gevşemeyin, hüzünlenmeyin; siz en üstün olanlarsınız, eğer iman edenlerseniz.

Eğer size bir yara (-nın ızdırabı) dokunuyorsa, o topluluğa da bir benzeri dokunmuştur. Böyle günler, devridaim olurlar insanlar arasında. İman edenlerin Allah'ça bilinmesi (varlığındaki Esmâ mertebesince açığa çıkarılanın sonucunun meydana getirilmesi) ve hakikate hayatları pahasına şehâdet edenlerin oluşması içindir. Allah zulmedenleri (nefslerinin veya başkalarının hakkını vermeyenleri) sevmez.

Ve dahi (bu yaşanılanlar), Allah'ın iman edenleri (bu olayları yaşatarak) arındırması; hakikati örtenleri de (bu yoldan) mahvetmesi içindir.

Yoksa siz zannetiniz mi ki Allah, içinizden o mücahede edenleri (azîm ve kararlılıkla hakikati yaşamak için mücadele edenleri) belli etmeden, bu yolda sabırla devam edenleri ortaya çıkarmadan, cenneti yaşayacaksınız!(Al-i İmran/139-142)

ara.jpg (366 bytes)

 

ALLAH

ZULMEDENLER TOPLULUĞUNA HİDAYET ETMEZ

Kim İslâm'dan (teslim olunmuşluğun idrakından) başka bir Din (sistem ve düzen) arayışındaysa, bu geçersizdir! Sonsuz gelecek sürecinde de hüsrana uğrayanlardan olur.

Kendilerine açık deliller geldikten, Rasûlün Hak olduğuna şahitlik edip iman ettikten sonra hakikati inkâr eden bir topluluğa, Allah nasıl hidâyet eder! Allah zulmedenler topluluğuna hidâyet etmez.

Onların yaptıklarının getirisi; Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lânetidir (hepsinden ayrı düşmüşlerdir).

Sonsuza dek bu şartlarda kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez ve onlarla ilgilenilmez.

Ancak, bu hâllerinden sonra (yanlışlarını idrak edip) tövbe ederlerse ve ıslah olurlarsa (yanlışlarını düzeltirlerse), muhakkak ki Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir. (Al-i İmran/85-89)

ara.jpg (366 bytes)

 

KARŞISINDAKİNE İMAN ESASLARININ GEREKTİRDİĞİ ŞEKİLDE

DAVRANAMAYAN KİŞİ, ONA ZULMETMİŞTİR!

(Soru: Üstadım, bu haftaki Sistemin Seslenişi’nde ; "...karşısındakine "hakkettiğini vermesine bağlıdır!."  Bizler şu andaki bilincimize göre bunu nasıl bileceğiz? Bunu biraz açabilir misiniz? Teşekkür ederiz.)

Karşısındakine, iman esaslarının gerektirdiği şekilde davranamayan kişi, ona zulmetmiş demektir.

Bu yüzden o kişiden af dileyip helâllık almalı, böylece hak ettiğini ona vermelidir ki, o perdeden kurtulabilsin...

ara.jpg (366 bytes)

 

ZULMEDEN,

 ZULÛM BULURMUŞ …

Zulmeden, zulûm bulurmuş; da, "neden bu zulme uğradım?" dermiş…

Zulüm nedir ki?!.

ara.jpg (366 bytes)

 

KİŞİYE HAKKETTİĞİNİ VERMEMEK

ZULÜMDÜR

Kim neyi hakketmiş ise, o hakkettiğini aldığı zaman adalet yerine gelmiştir.

Halbuki, sanılır ki, herkese eşit davranmak adalettir!

Bu yanlıştir.

Hakkını, hakkettiğini vermemek zûlümdür!

Ahmed Hulûsi

yazdir

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdekitüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücresiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

www.allahvesistemi.org