AllahSistemi.jpg (9192 bytes)

BİR AN DÜŞÜN...

ara2.jpg (484 bytes)Şimdi düşünün ki beyni üst düzeyde çalışma kapasitesine erişmiş biri. Sayısız yepyeni mânâlara yol açan ışınları değerlendirebilecek bir düzeye erişmiş; sürekli yeni yıldızlarla, ya da bir diğer ifade ile bu yıldızlardaki meleklerle rezonansa girebilen bir beyne sahip!.. Her an yepyeni şeyler alıp bunları değerlendiriyor ve sonsuza dek sürekli artan bir biçimde bu gelişmeyi tadıyor!..  Bilmem anlatabiliyor muyum?..

ara2.jpg (484 bytes)İnsanlar, yüzyıllardır, yaşadıkları şartlara ve edindikleri fikrî altyapıya dayalı olarak, kendileri gibi düşündüğünü tasavvur ettikleri “Tanrı varsayımı” peşindeler!... Meselâ, uyuması ya da uyuklaması söz konusu olan, dalgınlığı anında, o farkında olmadan bir şeyler vukû bulan bir “TANRI”!... Böylesine ilkel düşünen insanlara cevaben, uyuyan ya da uyuklayan bir “tanrı” olamayacağı vurgulanıyor Kurân’da...
Şimdi düşünün ki, binlerle yıllardır insanlar, hep kendileri gibi düşünen, kendileri gibi değerlendirme yapan ve yargılayan bir TANRI tasavvur ve varsayımıyla yaşarken... Arada çıkan bazı Hakikat ehli kişiler, işin böyle olmadığını vurguluyorlar aldıkları vahiyler ile... “Allah kulu” yani “abd-ı Allah” ifadesindeki inceliği anlamayıp, bunu tanrının yeryüzündeki bir tâbisi gibi düşünen ilkel anlayışı kıta nasıl anlatabilirsiniz; “Allah KULU”nun, hakikati olan esmâ-sıfat boyutunun kapsamı ve gerekleriyle Allah’ın dilediği kadarıyla yaşamakta olan Zât, olduğunu!...
‘’Allah KULU”nun, Hazreti İsa dilinde, “Sen insanca düşünüyorsun, Allah gibi değil” şeklinde ifade bulan uyarısının dışında olarak; Allah gibi, mahlûkatı değerlendirdiğini nasıl fark ettirebiliriz anlayışı sınırlı olanlara? Oysa insanın macerası, bu ikisi arasındakinden başka bir şey değildir!.
“İnsanca Tanrıdan; Allah KULU’na”!.
 
ara2.jpg (484 bytes)Üzerinde yaşadığımız şu Dünya ve Dünyanın üstünde bir tek insanın yerini düşünün.. Dünyanın büyüklüğünü böylece gözünüzün önüne getirin...
Sonra bu dünyanın   1.303.000  katı büyüklüğünde bir başka yıldız... Adını  “Güneş” koymuşlar, “Güneş” diye biliyoruz!... Bir yıldız!..  
   Onun yanında Dünya, 1.303..000 de bir!
   Ve o yıldız gibi, Güneş adını verdiğimiz o yıldız gibi bugünkü bilim kadarıyla 400.000 milyar yıldız!.
   400 milyar yıldız!.
   400 milyarı sayı olarak yazarız.. Ama  400 milyar ne demektir bunu gözümüzün önüne getirmemiz, hafsalamızın bu rakkamı alması  mümkün değil; muhal!  400 milyar yıldız ihtiva eden bu galaksi gibi otuz galaksi yakın akraba... Birbirleriyle  binlerle ışık yılı mesafede ahbaplık ediyorlar, iletişim kuruyorlar...
   Ve bunlar gibi 1 milyardan fazla galaksi, Evrende!
   Bitmedi!
   Bu kadar değil!
   Bizim algıladığımız ve varlığını kabul ettiğimiz düşündüğümüz Evren, bu milyarlarla galaksi değil!.
 
ara2.jpg (484 bytes)Şimdi düşünün şu anlatacağım üzerinde…
     “K” harfini hatırlayın...
     “K” harfi”.. Önce bir uzun çizgi... Bu çizginin, düşünün ki üstü sonsuz, altı sonsuz...
     “K” harfini oluşturan çizgideki bir noktadan açılan bir açı var!…
     Bu açı, bu çizgi üzerinde, bir noktadan çıkar!.
     Allah’ın sonsuz ve sınırsız varlığı ve ilmini “K”daki ana dikey çizgi gibi düşünsek; bunun bir “AN”ında, bir        “NOKTA”dan meydana gelen bu açı!… “Üçgen” demiyorum, dikkat edin, “açı”! Zîrâ, üçgen dersem, bir yerde kapanacak, kâinatın sonu vardır anlamı çıkar; oysa kâinatın boyutsal olarak sonu yoktur!
     Allah’ın bir AN’lık ilminde varolmuş sonsuz halk edilmişler!.
    Halk edilmişlerin sonu yoktur ve bu, bir “an”dır.
    Bunun gibi sayısız “an”lardan, “NOKTA”lardan oluşan sayısız kâinatlar vardır!

ara2.jpg (484 bytes)Ciddî olarak düşünün bir; Tanrının Hz. Muhammed adlı Peygamberine mi inanıyorsunuz; “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in “Rasûl”ü ve “Nebî”si olan Muhammed Mustafa Aleyhisselâm'a mı?

ara2.jpg (484 bytes)Yerküremiz güneşin çevresinde saniyede 30 km hızla dönüyor... Güneş, galaksi çevresinde saniyede 220 km. hızla dönüyor... Galaksi, yerel galaksi kümesi çevresinde 50 km hızla dönüyor... Yerel galaksiler kümesi de Virgo(başak) süper kümesi çevresinde (kabaca) saniyede 20 kilometre hızla dönmekte... Dönme bir o zaman başlamış ve hâlâ devam etmede...
Biraz bunu düşünmeye çalışır mısınız?...
 Haddini bilmek, ne demektir acaba?...
"İnsanın YERYÜZÜNDE halife olmasının" anlamı üzerinde düşündünüz mü hiç?...
Ya ilmini değerlendir, ya da haddini bil; ne demek ola ki?...

ara2.jpg (484 bytes)Bir an düşünün... Milyarlar ve milyarlar sürecek ebedî denen bir yaşam!.. Ve siz bu yaşam için gerekli olan potansiyeli ancak şu son derece kısıtlı olan dünya hayatında beyninizi değerlendirebildiğiniz oranda elde edebileceksiniz!..

ara2.jpg (484 bytes)Bir tohum düşünün, bu tohumu ekiyorsun, bir çekirdek ve bundan koskoca bir ağaç çıkıyor, meyvalar çıkıyor! O çekirdek, o ağacın her meyvesinde mevcuttur! O ağaçta, o çekirdekte mevcut olandan başka bir şey yoktur!.. Tabiî, bu çokluk âleminin bir misâli, hakikate tam uygun değil! Ama meseleye yaklaştırma bâbında yardımcı olur.

ara2.jpg (484 bytes)1400 sene öncesinin ve Mekke halkının ilim düzeyini düşünün. Genelde insanlık, dünyanın düz bir tepsi gibi olduğunu düşünürken, Güneş ve yapısı hakkında hiç bir şey bilinmezken; Hazreti Rasûlullah ortaya çıkıyor ve: -Kıyâmette güneş dünyaya gelip saracak öyle ki 1 mil mesafeye yaklaşacak" diyor! Bugün dahi, insanlığın pek çoğunun haberi olmayan bir konuda!.

ara2.jpg (484 bytes)Düşünün bir insanı, kendisindeki sayısız özellikleri ortaya çıkartacak olan nesneyi değerlendirmekten mahrumdur. Oysa ölümötesi yaşamda tüm sermayesi bu «halife»lik sandığının içine konulmuş bulunan definedir. Bu kişinin ölümötesindeki pişmanlık hâlini nasıl anlatmak mümkün olabilir ki?..

ara2.jpg (484 bytes)Şimdi düşünün bitişik evdeki komşunuz Avrupa’daki gibi 18-20 kanaldan çeşit çeşit yayın alıyor. Ya da Amerika'da olduğu gibi 100 kanaldan türlü renkli yayın alıyor, siz ise tek kanallı siyah-beyaz televizyona sahipsiniz!.. Hele bir de böyle bir imkânı ömür boyu elde edemeyecekseniz ve bunu biliyorsanız!?..

ara2.jpg (484 bytes)Galaksiyi yöneten, "galaksi dışında bir tanrı" düşüncesi ne kadar ilkel bir düşünce, artık bunu siz düşünün!… Hele hele, galaksi içindeki bir yıldızda mesela Orion veya Beta Nova’da yaşayan bir TANRI düşüncesi!!!

ara2.jpg (484 bytes)Ancak, ortada bir gerçek var!.  Az çok kitapları okudunuz, kasetleri seyrettiniz ve dinlediniz. Bu ilmi aldınız. Yarın öbür gün, kendi başınıza kalacaksınız. Kendi başınıza kaldığınız zaman bu ilmi ne kadar tatbik edip, uygulayıp, nereye kadar   gidebileceksiniz?. Bunu bir düşünün!.

ara2.jpg (484 bytes)Bir hapishanedeki en zavallı ve eziyet gören mahkûmu düşünün, bir de yeryüzündeki tüm insanlara ve mahlûkata hükmeden insanı düşünün. Biri, kendi hakikatından mahrum kişinin hâlidir, diğeri de Allah'a ermiş kişinin hâli. Hiç mukayese edilebilir mi?

ara2.jpg (484 bytes)İnsanlar, yüzyıllardır, yaşadıkları şartlara ve edindikleri fikrî altyapıya dayalı olarak, kendileri gibi düşündüğünü tasavvur ettikleri “Tanrı varsayımı” peşindeler!... Meselâ, uyuması ya da uyuklaması söz konusu olan, dalgınlığı anında, o farkında olmadan bir şeyler vukû bulan bir “TANRI”! Böylesine ilkel düşünen insanlara cevaben, uyuyan ya da uyuklayan bir “tanrı” olamayacağı vurgulanıyor Kurân’da... Şimdi düşünün ki, binlerle yıllardır insanlar, hep kendileri gibi düşünen, kendileri gibi değerlendirme yapan ve yargılayan bir TANRI tasavvur ve varsayımıyla yaşarken... Arada çıkan bazı Hakikat ehli kişiler, işin böyle olmadığını vurguluyorlar aldıkları vahiyler ile...

ara2.jpg (484 bytes)İşte ilâhi hakikatı tanıma, "ALLAH’a erme”, "ALLAH'a vâsıl olma” dediğimiz aşamalar içinde Rasûle iman, Nebiye iman bu yüzden çok önemlidir.   Ayrıca burada şunu da düşünmek lazım... Niye "Nebi"ye iman değil de "Rasûl"e iman?.. Neyse, bu da ayrı bir konu!. Onu da isterseniz siz düşünün!

ara2.jpg (484 bytes)Sonsuzda bir “nokta”nın yerini düşünün...Nokta” olarak yaratılmış; ilmi yönüyle “Akl-ı Evvel”, hayâtiyeti yönüyle “Ruh-u Â’zâm”, hüviyeti yönüyle “Hakikat-ı Muhammedî” ve nihâyet kişiliği itibariyle aldığı isim de “İnsan-ı Kâmil” olan evrensel varlığı düşünüyor; ve biz ona da “” ismiyle işaret ediyoruz.  Oysa... Bu bahsettiğimiz Zât, “ALLAH” ismiyle işaret edilenin ilminde yalnızca bir “ilmî sûret” olup; vücudu ise varlığını “”nun esmâsından alır!.. Bu sebepledir ki, “nokta”nın, gayrı bir bağımsız varlığı ve vücudu söz konusu olmaz!.

ara2.jpg (484 bytes)Sınırsız-sonsuz” kavramları dahi, “İnsan-ı Kâmil”de açığa çıkan “”nun esmâ ve sıfatı yönünden geçerli olup; “nokta” dışında geçerliliği kalmaz!. “Nokta” içre varolmuş “İnsan”ın, “nokta”da (DEHR) varlığı yoktur!.. “Nokta” ötesine işaret edip, “ÖTE” indindeki sayısız “nokta”ları farkettirme amacıyla işaret kelimesi olarak kullanılan “ALLAH” isminin günlük yaşamdaki yerini buyurun siz düşünün!.
 
ara2.jpg (484 bytes)Kıyâmete kadar daha ne süre geçecek?..
Ölümü tadanların mezarlardaki, canlı, diri yaşamları acaba kaç milyon veya milyar sene sürecek?.. Sonra Dünyanın, Cehennemin hararetiyle eriyip düz bir tepsi gibi olması kaç milyar sene alacak?.. Sonra orada toplanan insanların, «sıratı geçme» diye ifade edilen «kaçışları» kaç yüz milyon sene tutacak?..Ve nihâyet ondan sonraki «ebedî» diye nitelenen yaşam kaç milyarlar kere milyarca seneyi kapsayacak?!..
Düşünün ki, bütün bu evreleri tek başınıza geçeceksiniz!.. Milyarlara ulaşacak bir süre, mezarda canlı, şuurlu bir şekilde hapis kalacak, bedeninizi oradaki hayvanların yemelerini seyredeceksiniz...
Sonra dünyada sahip olduğunuz ya da kullanmaya alıştığınız şeylerin yokluğunun ıstırabını çekeceksiniz... Tâ kıyâmete kadar sürecek bir azap bu!. Ve de kıyâmet ile birlikte başınıza gelecekleri seyrederek!.. Bu işin sadece mezardaki yanı... Daha sonraki aşamalarına hiç geçmeyeceğim.
 
ara2.jpg (484 bytes)Dünyanın üzerindeki bir insanın yeri nedir?..
Bütün dünya yüzeyi üzerinde, sadece bir tek insanın varlığını, yerini düşünün... Dünya kadar bir tanrı olsa, onun yanında bu insanın yeri ne olur?.. Sonra Dünyadan bir milyon üçyüzonüç bin defa daha büyük olan Güneşi düşünün... Onun yanında dünyanın yeri nedir?..
Onun yanında, yani dünyadan 1.313 bin defa büyük olan güneşin yanında bir insanın büyüklüğü, yeri nedir?.. Sanki, bir insan bedenine nispetle, bir hücre içindeki kromozom!.. Veya Güneş gibi 400 milyar yıldızdan oluşan galaksinin içinde Güneşin yeri nedir?..
400 milyar güneşin akıl almaz boyutlarda oluşturduğu GALAKSİ, şâyet bir TANRI olsa, onun azâmeti yanında Güneşin yeri nedir?..
Ve düşünelim, Güneş, o TANRIYA tapınsa, onu övse, yüceltse ne olur; reddetse, kızsa, sövse ne olur!!!.. Ya, o varsayalım galaksi büyüklüğündeki TANRI yanında, bir insanın yeri nedir?..
Lütfen bunu gerçekçi bir biçimde düşünelim?..
Eğer bu hususu idrâk edersek, farkederiz ki, dinde bahsedilen, “ibadetadı altındaki çalışmalar, dıştaki bir TANRI'ya tapınma, ya da o ilâha yaranma gayesiyle oluşturulmamıştır!.. Nitekim eskilerden bu durumu şöyle duymuşuzdur: Yaptığın ibadetlerin hiç birine “ALLAH”ın ihtiyacı yoktur!. Sen bunları kendin için, kendi geleceğin için yapmak zorundasın!.”
 
ara2.jpg (484 bytes)İster şimdi, ister gece yatağa girdiğinizde düşünün...
Bir dünya düşünün, o dünyanın üzerinde bir tane zengin, bir tane fakir; bir tane güzel, bir tane çirkin; bir tane yakışıklı, bir tane yakışıksız sanal insanlar yaratın kafanızda; onlara, kendi kapasitenize göre belli özellikler bahşedin!.. Sonra, bunları birbiriyle kapıştırın...
Peki... O kafanızda yarattığınız dünya ve üzerindeki insanlar, kendi başlarına müstakil bir varlığa sahip midirler?..
Hayır!..
Varlıklarını nereden alıyorlar?..
Sizden alıyorlar; siz kendiniz onları kafanızda yarattınız!
Peki, onlardaki bu özellikler, görülen - algılanan bu özellikler kime aittir?..
Size aittir! Siz, onları da, onlardaki bu özellikleri de meydana getirdiniz!
Peki, onlardaki bu özelliklere bakarak ben; “Onları meydana getiren sen bu özelliklerden ibaretsin” diyebilir miyim?
Hayır!
Sen, onlarda bu özellikleri meydana getirdiğin gibi; bir başkalarında da bunlarla hiç alâkası olmayan başka özellikler meydana getirirsin...
Hem düşün ki, onların varlığı sana aittir; senin varlığın dışında onların hiç bir varlığı yoktur; onlardaki bütün özelikler sana aittir! O özellikleri de sen meydana getirmişindir!.. Onların kendi başlarına varlıkları olmadığı gibi, senden bağımsız özellikleri de yoktur!
Buna karşın, onlara ve onların bu özelliklerine bakarak, seni de bunlarla kayıtlayamam; “Sen bu özelliklerle varsın” diyemem!.. “Sen bu özelliklerden ibaretsin  diyemem!..
İşte, âlemin varoluşunu, kâinatın ve içindeki “çok”ların özelliklerini bu şekilde anlamağa çalışalım...

ara2.jpg (484 bytes)İşte bu yanlış “tanrı” baba(!) anlayışını yıkmak için, “Sistemde  merhamet    var mı?” sorusuna cevap bulmak gerek! Allah’ın merhametinden, rahmetinden bahseden bunca âyet ve hadis varken; nasıl olur da, su kenarına susuzluğunu gidermek için gelen mâsum bir ceylânın kafasını, bir timsah suyun içinden fırlayarak hiç acımadan, koparıyor? Ya da mâsum ve etrafına zararı dokunmayan bir geyiği bir leopar parçalayarak yutuyor... Bir düşünün!.. İşte bunlar olurken, nerede  RAHMET? Kime, hangisine RAHMET olunuyor? Sistemde geçerli gerçek, “güçlünün güçsüzü yok etmesi”dir!.

 

ara2.jpg (484 bytes)Gene size farkettirmeye çalıştım ki, Kur’ân ‘da anlatılanlar -açık hükümler ötesinde- tümüyle sembollerdir, mecazlardır... Meselâ; Yunus Nebi balığın karnından yukarıdaki tanrısına mesaj yollamamıştır; içinde bulunduğu hâl ve duygular ve erdiği idrâk, bu yolla bize anlatılmaya çalışılmıştır... Kezâ "HANİF" anlayışın babası Tevhid ustası İbrahim Aleyhisselâm da Ayı ya da Güneşi Rabbi sanmamıştır! . Bunlar bizim üzerinde düşünmemiz için sembollerle anlatımdır... Akıllı biri için, aptalca ya da mantık dışı bir şey söylenirse, durun ve düşünmeye başlayın... Sonra bir daha düşünün; acaba bu düzeyde biri böyle mantık dışı veya aptalca ya da hikmeti olmayan bir fiil ortaya koyar mı; diyerekten!.

ara2.jpg (484 bytes)Şimdi burada, daha evvel beni görmemiş olan birisini düşünün!. İlk defa gelen!. Diyelim ki siz!. Daha evvel beni görmediniz. Ve, ilk defa şu anda beni gördünüz.    Bundan sonra hayatınızın her hangi bir döneminde, beni görmemiş olabilir misiniz? Beni görmemişlerin hissiyatına sahip olabilir misiniz? Mümkün mü böyle bir şey?. Bir kere beni gördüyseniz bu, hafızanıza yerleşmiş ve nakşedilmiştir!. Çıkarmanız mümkün değil! “Mirâc”ı da bir kere yaşayanın, onu kendisinden silmesi asla mümkün değildir. Mirâcı yapan, “dâimi namaz” mertebesine yükselir... “salât-ı vüsta”dan, “salât-ı dâimi”ye geçer.

 

ara2.jpg (484 bytes)TANRI'nın kaderine sığınır bazıları da!... Bu ne demektir bilir misiniz?... Hele bunu da bir düşünün bakalım; eğer düşünebilecek bir beyin varsa takdirinizde!... Aslan ne yaptı da Rahmete nâil olarak kuzu düştü önüne?... Kuzu ne yaptı da gazâba uğrayıp Aslana yem oldu?!... Birine Rahmet diğerine gazâb oluyorsa; rahmette miyiz; gazâbta mı?... Hâlâ düşünmüyor musunuz?... Hâlâ serdettiğimiz misâllerden ibret almıyor musunuz?... diyordu Kitap!.

ara2.jpg (484 bytes)Şeytanların yani cinlerin çok çok büyük bir kısmı, "ALLAH" isminin işâret ettiği mânâyı bugünkü, TANRI'ya tapan müslümanların bildiklerinden çok daha iyi biliyorlar; ve de yaşıyorlar!. Kendilerindeki kuvvet de zaten oradan geliyor!... Şeytan bugünkü müslümanlardan çok daha fazla ALLAH'a iman sahibidir!.. Eğer Âyetleri iyi okursanız; “AKIL ve İMAN” kitabını iyi okur veya dinlerseniz, bunu fark edebilirsiniz!.. Şeytan kendisindeki kuvvet ve kudretin Allah’tan geldiğine iman hâlindedir... Ve de şeytan, bir kısım hâllerinde Allah'a sığınmaktadır!.. "Sığınmaktadır" sözcüğünün işaret ettiği mânâ nedir; "sığınma" işlemi nedir ve nasıl olmaktadır; bunu iyi düşünün ve anlamaya çalışın!.. Çünkü o kıyâmete kadar izin verilmişlerdendir; bu yüzden de Allah’a "sığınma" hakkına sahiptir!.

ara2.jpg (484 bytes)Yunus Nebî, Nübüvvet görevinde gereken sonuçları alamayınca, bıraktı herkesi kendi haline ve kendi müşahedesi kadarıyla dünyada yaşamaya başladı... Yani balığın karnına düştü!. Bir süre geçince, fıtratının getirdiği şekilde o yaşam kendisini tatmin etmedi ve dünya yaşamından, gününü bedene dönük işlerle geçirmekten dolayı sıkıntıya düştü; balığın karnında boğulacak hâle geldi...  Bu sıkıntı ile Özüne döndü ve Allah'ı müşahede ederek, kendi nefsinin hakkını, yani özünün gereğini yaşayamamakla nefsine zulmetmekte olduğunu farketti... Ve bu, kelimelere döküldü!...  "Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zâlimiyn"...  Yani bir yaşantının sonundaki nokta oldu bu cümle... Bir yaşantıyı ifade eden bir şekil...  Şimdi düşünün... Sizin şu andaki hâliniz sizde nasıl bir düşünce oluşturuyor?... Nasıl bir hâleti rûhiye içindesiniz?... Veya hangi noktaya ulaştığınızda, sizden hangi dua çıkacak; ki ona icabet ola?...

ara2.jpg (484 bytes)Yargıcınız vicdanınızdır... O günde hüküm vermek için NEFSİNİZ (vicdanınız) yeter... Şimdi düşünün bakalım, Vicdanınızla başbaşa olarak düşünün!. Çevrenize çelik dev duvarlar örülmüş, içinde yalnız olarak düşünün... Ölümle birlikte dünya yaşamından şuurlarınızı örtmüş tüm kabullenişlerden uzak bir ortama gireceğini bilerek düşünün... Anne-baba, koca-karı-kardeş kavramlarının kaybolduğu; büyük büyük anneanne ile küçük torun farkının olmadığı bir günün mutlak; günümüz kabullerinin de izâfi-göresel olduğunu hissetmeye çalışarak düşünün...  Şu andaki idrâkınız ne?... Şu andaki hissedişiniz ne?... Bütün bunların sonucunda gayrı ihtiyâri DUAnız ne?...

ara2.jpg (484 bytes)Dua takdirdendir... Ancak ne şekilde ve ne zaman icâbet olacağı da takdir sınırlarına dahildir... Zaman kavramı ise bize GÖRE dir... Bu sebeple, biz duam olmadı dersek de, o fıtrat ve istidadımız elveriyorsa, mutlaka olacaktır...Bu arada düşünün, duanıza icâbet edecek olan nerededir?..

ara2.jpg (484 bytes)Düşünün bakalım... Gazâb kime göre; Rahmet kime göre?...

ara2.jpg (484 bytes)Önceki gece İbrahim Aleyhisselâm ile ilgili bir bilgi aldım...!!! İbrahim Aleyhiselâm olayının Kur'ân‘ı anlamada bir ANAHTAR olduğu; ve bu konudaki SIR, tefekkür dünyamızda açıklık kazanmadan, Kur'ân’ın tarafımızdan asla değerlendirilemeyeceği; bu yüzden de bu konunun TAKLİDİNDEN TAHKİKİNE GEÇİLMESİ yolunda bir bilgi aldım... ve size naklettim... O yüzden de bu konu üzerinde hassasiyetle duruyorum... Ve görüyorum ki; bir çoğunuz, daha değil konunun önemini; getirmek istediğim bakış açısını bile edinememişsiniz!. Öyle ise bu konu üzerinde biraz daha düşününüz, geçmiş sohbeti de okuyarak lûtfen...

ara2.jpg (484 bytes)Sen giderken tersine, nasıl ulaşırsın Mersin’e!... Namaz diyorsun “salât”a… İçindekiler?”  Secde; Kişinin varlığının, Allah” indindeki yokluğunun yaşanması demektir!. Kıyâm; Allah’ın Bâkî olma vasfının yaşanma mahallidir. Secdede Kurân okunmaz!.  Kurân, kıyam hâlinde okunur. Secde; fenafillahtır;    kıyâm; bakâbillâhtır.  Bunun üstünde bir düşünün!. Bu, önemli bir konudur. Pek de kitaplarda rastlanmayan bir noktadır bunlar.

 

ara2.jpg (484 bytes)Şimdi düşünün bir... Ölüm sonrası yaşam şartları sizin için ne kadar önemli?...  Ne kadar önemli sizin için oraya, â'mâ veya gören olarak gitmek?...  Bu önemin ölçüsü şu:  Zorunlu Dünya işiniz ötesinde, bu konuya ne kadar zaman ayırıyorsunuz?...   Ne kadar zamanınızı mukallidan sınıfından çıkmak için değerlendiriyorsunuz?...  Bu yolda ne kadar sohbet yapıp idrâkınızın açılması için kaç muhakkik ile sohbet ediyorsunuz?...

ara2.jpg (484 bytes)İnsanlara, "ALLAH"ı anlattım... "TANRI"larını "update" ettiler!. sözünü iyi düşünün!.

ara2.jpg (484 bytes)“Ötende” olduğu sürece mükemmel bir müşriksin!  Bir ”sen” varsın, bir de “O” var!!  Kendi varlığını, benliğini O’na şirk koşuyorsun. .. Ne için yaşıyoruz? Amaç ne?  Varoluşumuz ve yaşamımızdaki amacımız niye?...  Bu arada şu sorunun cevabını düşünün: “ŞİRK” niçin kötü ve sakınılması ZORUNLU birşey?… Allah niçin ŞİRKİ bağışlamaz; ama, bunun dûnundakileri dilediğine bağışlar?” Gökteki  Göktürk tanrısı mı kızıyor kendisine şirk koşulmasına?

ara2.jpg (484 bytes)İşte Arapça’daki “” kelimesi, varlığın özündeki bir boyutsal öteliğe işaret eder; niteliksiz ve niceliksiz bir yolla!. Şimdi bir bu anlattığım mânâyı düşünün, bir de İngilizce’deki üçüncü erkek şahsa işaret eden “HE” kelimesinin anlamını!  Ve üstüne üstlük, “” kelimesinin işaret ettiği mânânın, insanların “HE” kelimesinden anladığına dönüştürülmesiyle ortaya çıkan kavram kargaşasına!. Evrensel boyutlu “TEK”lik noktası olarak algılanması istenene işaret eden “”nun, cinsiyetli bir tanrı olarak algılanması ne derece doğruya yakın olabilir? Soyutluğun ardındaki somut olarak işaret edilen erkek-baba tanrı anlayışı ile, gerçekte, sonsuz-sınırsız diye tanımlanmaktan dahi beri olan ne kadar bağdaştırılabilir?

ara2.jpg (484 bytes)İman ehli, iman ettiği konuda malıyla-canıyla mücahede ederken; münâfık sadece “evet doğru söylüyorsun inandık” der; sonra da evine dönüp bildiği gibi yaşamaya devam eder... Ölçü budur!. Herkes bu kritere göre kendini, imanını değerlendirsin; kendisini aldatmadan!.. "O GÜNDE HESAP GÖRÜCÜ OLARAK BİLİNCİNİZ(nefsiniz) YETER" anlamındaki Âyetin uyarısını düşünün!. Bugünden kendinizi test edin... Ne kadar imanlısınız; Bunu size, ortaya koyduğunuz fiiller yansıtsın!..

ara2.jpg (484 bytes)Ananı da alacak babanı da alacak, karını da alacak, kocanı da alacak, çocuğunu da alacak... sevdiğin diğer şeyleri de alacak! Er veya geç bunların herbiri elinden alınacak.. Sahiplenmişsen herbirinin elinden alınışında ayrı ayrı yanmalar, ayrı ayrı azap çekmeler! Herşeyi olduğu gibi kabullenebilmek, “Allah mâdem ki beni yarattı ve mâdem ki Allah mülkün sahibi; mülkünde dilediği gibi tasarruf eder! Dilediğini verir, dilediğini alır” diyebilmek; “Huzurun ve saadetin anahtarı”! diye düşünüyorum... Bilmem siz de buna katılıyor musunuz, katılmıyor musunuz?.. Ama en azından  düşünün!

ara2.jpg (484 bytes)Lütfen pişman olmamak için, konuşmadan ya da bir fiil ortaya koymadan önce iyi düşünün; zira atılan adımın geri alınması asla söz konusu değildir!.. Söylenen hiç bir söz, söylenmemiş olmaz!.

ara2.jpg (484 bytes)"Allah" yaratır!. Bunu dilediği gibi de isimlendirir veya vasıflandırır... Ama Âlemlerden GANÎ'dir!.  Bu ne demektir bir düşünün?...  "O" mu âlemlerden Ganî'dir?... "O" diyen müşrik değildir mi?... "RIZA" nedir?... Niyedir?... Kimedir?... Kimdendir?... "Allah" adıyla işaret edilen, diler ve dilediğini yaratır!.  İşte burada biter her şey!. Bunun ötesi onun yarattıkları arasında isimlendirme ve sıfatlandırmadır... Öyle ise... "RIZA"yı nereye oturtacağız bu tasnif içinde?...

ara2.jpg (484 bytes)Önemli olan İmamın ya da sütçünün nikâh kıyması değildir!.  Önemli olan nikâh "kavramı"dır!. Bu da iki kişinin bir gecelik zevk için değil, uzun süreli birbirinin maddi mânevi sorumluluğunu üstlenmesidir... Bu konuda iki şâhit huzurunda, kişilerin itirafı nikâh akdidir... Kur’an’daki nikâh kavramı budur!... Bunun içinde imama ya da sütçüye ihtiyaç yoktur!... Kur’ân’da anlatılmak istenenleri çok iyi anlamak gerek...  Yoksa bugünkü taklidî uygulamanın batağında boğulur insan!.  Kur’ân’ın nikâh kavramı ile, toplumsal örfün nikâh kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir... Sistemi okuyun!. “Allah Adıyla İşaret Edilen” için senin ne ibadetin bir anlam taşır, ne imanın, ne de nikâhın!. Öyle ise bu konuyu, şartlanmalardan öte, gerçekçi şekilde bir düşünün bakalım!.

ara2.jpg (484 bytes)Lûtfen şimdi bir düşünün... Kaç kişiyle görüşüyorsunuz?... Bunlardan kaçıyla, ondan bir şeyler almak düşüncesi içinde onlarla görüşüyorsunuz?... Kaçıyla da, ona elinizdekilerden bir şeyler vermek amacıyla onu arıyor ve görüşüyorsunuz? İnsan, elindekileri başkalarıyla paylaşmaktan zevk duyarak yaşayandır...  Tüm hayvanlar ise kendine menfaat sağlamak için yaşar...

ara2.jpg (484 bytes)Cennet’i, “insanın dünyası” olarak düşünsek; “cennet’in insanı yerine; nasıl olur acaba? Bunu düşünün iyice bir bakalım...

ara2.jpg (484 bytes)Düşünün... geçmişinizde nice ızdıraplar oldu. Yandınız tutuştunuz... Evlâdınızı, kocanızı, sevdiğinizi, yitirdiniz... Kıyâmetleri kopardınız... Kâbusları yaşadınız… Aradan bir zaman geçti, size ne ifade etti bunlar?...Belki de rüya bile değil.    Dünün acıları, ızdırapları bugün nasıl bir şey ifade etmiyorsa;   bugün ki acılar ve ızdıraplar da yarın hiçbirşey ifade etmeyecek!. Ama sen, o çok kıymetli bugünleri yitirmekle kalacaksın!. Bugün o sonsuz geleceğe geçme imkanı varken sen bugün   buna değmeyecek şeylerle harcarsan bunun pahasını sonsuza dek pişmanlıklarla, yanmalarla ödersin!. Onun için deriz ki; geçmişle geri kalma… Geleceğe dahi dalma... Hâli ile bile olma!. 

ara2.jpg (484 bytes)Tanrı ve Tanrılık kavramı varolmadığına göre, sadece Allah varolduğuna göre "Allah" nedir?
Bu sualin cevabını Kurân açıklıyor. Nasıl açıklıyor?... Diyor ki;
"Allah, şah damarınızdan daha yakındır!”
"Allah, ne yana başınızı çevirirseniz sizin karşınızdadır; O'nun vechinin görürsünüz.."
"Allah, Ahad'dır!.
"Samed"dir!
"Lem yelid velem yûled"dir!."
"Velem yekûn, lehu küfüven ahad" dır.
Biz, küçüklüğümüzden beri öğrendik..okuyoruz!!!!
Kulhuvallahu...Kulhuvallahu...Kulhuvallhu...!!!
Ölülerimize de  yoluyoruz!!!
Ölülerinize de yollayın da, bir kere de DİRİCESİNE  düşünün üzerinde!.
"AHAD" ne demektir?...
"SAMED" ne demektir?...
"LEM YELİD VELEM YÛLED" ne demektir?...
"VE LEM YEKÛN LEHÛ KÜFÜVEN AHAD" ne demektir?...
 
ara2.jpg (484 bytes)Bugün, şu anda  bazıları birbirimizin siretini görüyor ama âhirette herkes birbirinin siretini görecek. Herkes birbirine baktığı zaman içyüzünü görecek.!
Şöyle bir düşünüyoruz...
“Acaba benim içyüzümü insanlar görse ben ne olurum, ne halde olurum?“ diye düşünüyorum.
Siz de bir düşünün. Acaba benim içyüzümü insanlar görse ben ne halde nerede olurum?
İnsanlar için mi yaşamak; doğru bildiğini mi yaşamak?
Benim tercihim ikincisi oldu...
Sizi bilmem!
 
ara2.jpg (484 bytes)Beş duyuya dayalı algılamanın tesbit ettiği genetik yazgının, neyin madde planındaki uzantısı olduğunu düşünelim…
Madde planındaki genetik yazgının, maddeyle tesbit edilemeyen ve maddemizle algılayamadığımız, neyin veya hangi bir tür “genetik yazgının” sonucu olduğunu sezmeye çalışalım…
Boyutsallık derinliği nerede?
“İlm-i ezel” nerede?
Yazan kalem ne?
Yazılan veya yazılmış olan nesne ne?
Madde ötesi “ervâh” boyutunun, “genetik” zincir ve bu zincirin halkaları ile ilişkisi ne ve nasıl?
Nerede başlayıp nerede bitiyor bu zincir ve biz hangi halkasındayız?
Bir yumurta hücresi iken, bu yaştaki özelliklerim, orada belli de…  
Peki, O hücre oluşmadan önce, tüm yazgım nerede

Ahmed Hulûsi

 ara2.jpg (484 bytes)

UNUTMA Kİ... 

ABayrakci.jpg (1264 bytes)
www.allahvesistemi.org