AllahveSistemguncelyazilar.jpg (4687 bytes)

 

KARŞILAŞTIĞIN BÜTÜN OLAYLAR,

İNSAN BEDENİYLE YAPTIĞIN YOLCULUĞUN TABİİ SEYRİDİR.

VE BU OLAYLARDAN GAYE,

SENİN "ÖZ"ÜNÜ BULMANA VESİLE OLUP İBRET OLMASIDIR!

-Evvelâ şunu bilmelisin ki, özünü bilmek gayesiyle gittiğin kişiden, kendini yetiştirmek için gerekli olan bilgiler dışında hiç bir şey talep etmemelisin.

Zira, böyle bir talep sadece kendi kendini aldatmana yol açar! Bu gibi taleplere karşı, gerçeğe vâkıf kişi, sadece karşısındakileri çeşitli şekillerde oyalamakla gün geçirir! Zîrâ, her insanın hayatı iyi ile kötü, güzel ile çirkin, hoş ile hoş olmayan hâdiseler arasında geçer gider.

Sen o şahsa bu yolda başvurduğun zaman, hakikat diliyle dersin ki;”ben oyalanmak, aldatılmak istiyorum... Sen beni avut, oyala, aldat, tesellî et”...

O da hâdiseye göre, seni ya oyalamak, ya aldatmak, ya avutmak, ya başından savmak için "zamanı değil", "böyle olmasında bir hikmet vardır", "seni imtihan içindir", "yaptığın hatanın cezasıdır" gibi, hâdiseleri bir takım kalıplara koyarak, sunar! Ve gerçekte, bunu sen kendi kendine hazırlamış olursun! Oysa, ortada ne ceza vardır, ne mükâfat!

Diyelim ki bir yolculuğa çıktın, şimdi olduğu gibi vapurla gidiyorsun... Göz zevkini bozan bir harâbeyle karşılaşmanı şimdi beni kızdırmana, ya da çok sevdiğin bir manzarayla karşılaşmanı beni sevindirmene bağlayabilirim! Şâyet, sende bu yolda bir eğilim görürsem! Ama, gerçekte ise, bu vapurun tabiî seyri sırasında görülen manzaralardır o harâbede, hoşuna giden manzara da!

Bunun gibi, insan hayatı boyunca çeşitli hâdiselerle karşılaşır... Gerçekte, bu hâdiselerden gaye, hep kişinin özünü bulmasına vesile olup, ibret olmasıdır!

Ama sen kendini, ille de, bunlar benim başıma filanca, falanca tarafından geliyor kaydına sokarsan; elbette karşındaki de seni bu yoldan kullanır! Ve her bir hâdiseyle karşılaşmanı sen ona bağlar; o da böylece seni kullanır gider...

-Ya ne yapmam lâzım?.

-Karşılaştığın bütün olayları insan bedeniyle yaptığın yolculuğun tabiî seyri olarak görüp, iyi-kötü ayırımını kaldırman gerekir ilk başta! Böyle yapınca ortadan kaldırılması îcâbeden bir şey de görmezsin, o hâdiseden dolayı başvurulacak biri de! Böylece de kendini çok önemli bir şartlandırmadan kurtarır; kendini kayıtlayan en büyük boyunduruklardan birini ellerinle boynuna geçirmezsin.

-Ya o kişinin fonksiyonu?.

-Ondan, sadece özünü bulmanın ilmini sorarsın, ve kendinde tespit edebildiğin şartlanmalarından nasıl kurtulmanın yollarını öğrenmeğe çalışırsın...

Ayrıca, kendinde göremediğin çeşitli şartlanmaları da, açıklığa kavuşturmasını istersin... Böylece de, zamanını boşa israf etmekten sakınır, boş düşünceler ve duygularla avunarak gününü geçirmeyenlerden, ayrıca da hızla hedefine ulaşanlardan olursun.

-Peki gerçeğe vâkıf kişilerin, olağanüstü güçleri dolayısıyla diğer insanlar üzerinde tasarruf özellikleri yok mudur?. Bu yoldan onların karşılaştıkları hadiselere tesir edip yön vermezler mi?.

-Bu mümkündür! ama, son derece ender olur!

Her kişinin kendi yörüngesi tespit edilmiştir...

Her insan, kendi yörüngesi üzerindeki çıkış noktasına doğru seyreder. Birisinin, bir başkasına müdahalesi, yâni olağanüstü gücünü kullanarak müdahalesi demek istiyorum, ancak bir beşerî duygu neticesinde hâsıl olur... Bu ise, zaten gerçeğe vâkıf kişi için mümkün değildir!

Yâni, gerçeğe vâkıf kişinin, beşeri şartlanmalar neticesinde hâsıl olan duygularla olağanüstü gücünü kullanması mümkün olamaz!

-Peki ama, onun başkasıyla ilgili olarak olağanüstü gücünü kullanması dahi, öbür kişinin tabiî seyri içinde karşılaşacağı bir manzara ise?.

-İşte burada ince bir nokta var! Buna dikkat et...

Dediğin gibi bir durum olabilir. Ancak bu da, dediğin gibi tabiî seyrin bir îcâbı olarak ortaya çıkar!

Dikkat et, tabiî seyrin îcâbı olarak ortaya çıkar!

Yâni, o kişinin veya talep edenin istekleriyle, tabiî seyirde meydana gelen bir gelişme sonucu olarak değil!

İşte, bunu yanlış anlayan kişi, tabiî seyrin îcâbı olarak tesbit edemeyen kişi, böyle bir durumda kendi kendini karşısındaki kişiye bağlamış ve kayıt altına sokmuş olur ki; bu da özüne vukûftan kendi kendini alıkoymaktan başka bir şey olmaz.

-Peki şimdi olağanüstü hâdiselerle bile karşımızdaki bir şahıs, bizim hayatımızda değişikliğe yol açsa, gene de onu bu işin fâili olarak görmeyecek miyiz?

-Fiilin bizâtihi ondan çıktığını gördüysen, bunu kabul edebilirsin. Ama buna rağmen, hiçbir zaman bu işi ona bağlamamalı; özünün, tabiî seyrin îcâbı olarak, onun eliyle, bedenin üzerinde bir yönlendirmesi olarak meseleyi değerlendirmeli, özünden o hâdise sebebiyle koparak bir kayıt altına girmeyi kabullenmemelisin.

-Yâni, mesele şu oluyor anladığım kadarıyla...

Beni özüme, gerçeğe, âlemin sırlarına ulaştıracağını sandığım bir kişiyi bulduğumu kabul ettiğim zaman, onun ile arkadaşlığa veya ahbaplığa başlayacağım... Ondan özbenliğime döndürücü, beşer şartlandırmasından kurtulmama yardımcı olucu bilgileri talep edeceğim...

Tabiî buna karşılık, ben de bir takım hizmetlerde bulunacağım! İnsanlık görevim olarak! Zira, her insan aldığının karşılığını, elinden geldiği nisbette karşısındakine ödemek zorundadır!

Ama bu arada, karşılaştığım hâdiseleri de, hiçbir zaman, ne yaptığım bir hareketin cezası, ne de mükâfatı olarak kabul etmeyeceğim! Bütün olayları, sadece idrâk gelişmemi sağlayan çeşitli vesileler olarak kabullenip; bunlardan dolayı ona sığınmayacağım!

Ancak onunla, bu hâdiselere karşı olan tutumu tartışıp, o olaylara karşı olan tepkilerimin hangi şartlanmalar altında ortaya çıktığını öğrenip, o şartlanmaları tespit ederek terk yollarını araştıracağım...

-Ve neticede, tekrar benzeri bir olayla karşılaştığım zaman, bu defa ki reaksiyonum bir şartlanmanın, şartlanma hükmünün neticesi olarak ortaya çıkmayıp, özüme karşı o hâdisenin taşıdığı değere göre olacak!

-Ve böylece de günden güne, kendini şartlanmalardan, bu şartlanmalardan doğan değer yargılarından, ve bunların sende meydana getirdiği duygulardan kurtarıp, gerçek kişiliğini bulmuş olacaksın! Oldukça iyi anlamışsın meseleyi!

-Yâni, burada, karşındakine körükörüne teslimiyet değil, onunla tartışarak eksiklerini idrâk etme metodu geçerli oluyor..?

-Evet, İşin en mühim tarafı da bu! Kendini başkasına köle ederek hürriyet arama değil; tartışma ve idrâk yoluyla izâfî, göresel kişilik vehminden arınıp, gerçek hüviyetine geçme.. Ve bu yolculuk sırasında da öğreticine, karşılıklı dayanışmanın îcâbı olarak hizmet verme!

 "AHMED HULÛSİ'DE KAVRAMLAR" Kitabından...

yazdir

Diğer Yazılar

AB.jpg (791 bytes)

            

 www.allahvesistemi.org