"NOKTA"NDAKİ KUDRET
“Nokta”sındaki kudrete ermiş olanları, dışardan bakanlar, ateşe atılmış olarak görürler! Oysa ateş içinde selâmettedir onlar! Çünkü “hasbiyallahu...” sırrı vardır onlarda! Ateş onlara ulaşmaz!
Bilirler kendilerine ateş atanları, nedenlerini; bilgileri belgeleri vardır ellerinde, ama dönüp bakmazlar bile geriye!
Onlar “nokta”larındaki sırrın getirisiyle, seyr hâlindedirler olup biteni!
Onlarda “M” kalkmıştır! “N” ile seyrederler âlemi!
Atılan ateşler “M”ye ulaşır ancak! “M”si kalmamışların azabı kalmaz!
Kudret nazarıyla seyrederler hikmet yurdunu!
Belânın da, yalanın da, iftiranın da, saptırmanın da hikmetlerini! Devamı
NİÇİN “DATA”
EZBER BOZMAK, beyinleri sorgulamaya, düşünmeye mecbur bırakmak için “DATA” dedim…
Evet… Gelelim günün sorusuna… Her an yeni bir “şan” sonucu “var” olup, akabinde “yok” olan; “DATA” indinde “çok boyutlu tek kare resim” olan yapı, hangi özellik dolayısıyladır ki, hep birbirini takip eder şekilde sanki senaryonun gereği çekilmiş filmin kareleri gibi birbirini takip etmektedir? Yani, “Allah her an yeni bir şandadır” hükmü, nasıl olup da birbirini izler olaylar şeklinde tezahür etmektedir?
Bu tür bütün soruların cevapları hep “Esmâ” mertebesinde aranmalıdır! Çünkü tek kaynak orası…
Ama, şartlanma yollu edindiğiniz isimlerin anlamlarını bir yana koyarak. Yani, beşerî değer yargılarınıza göre o isimlere verdiğiniz anlamları bir yana koyarak! Zira o size ezberletilen, şartlanma yollu edindiğiniz anlamlar burada geçer akçe olmaz! O anlamlar, beşerin et-kemikli madde dünyasına göre, insan gibi düşünen ötedeki bir tanrı varsayımına göre anlatımlardır! Oysa, “Esmâ” dediğimiz “isimler”, insan gibi düşünen, insan gibi özellikleri olan ötedeki bir tanrının değil, ismi “ALLAH” olanın özelliklerine işaret eden isimlerdir... Devamı
“İLMÎ SÛRET” ve HOLOGRAM
“DATA” diledi… (Bir şeyin olmasını irade ettiğimizde “OL” hükmünü “OLUŞ” takip eder “AN” içinde.)
“Bilinmek için âlemleri, bilmek için Âdemi yarattım”!
Ramazan ayı “oruç” ayı…
“İman”ın gereğini hakkıyla yaşayarak “ORUÇ” tutanlar, “ilahî kuvvelerle tahakkuk” etme bayramını yaşayacak! “Müminin iftar sevinci” bu olacak!
Aç kalanlar, karınlarını doyurma bayramına ulaşacak!
İkisi arasındakiler, “oruç”larının derinliğine göre sonuçlarını yaşayacaklar! Devamı
MUHTEŞEM İRSAL
"Nokta", irsal oldu âlemlere "beyin" adıyla da...
"Beyin" aynasında seyreyledi kendini!
"Beyin"le seyredince kendini, "Beni gören Hak'kı görmüştür" şeklinde açık etti veçhini!
"Hakikat-i Muhammedî" irsal olduğunda, Muhammedî hakikat zâhir oldu; Muhammed Mustafa adıyla isimlendi, dillendi, "ALLAH Rasûlüyüm" dedi... "İman" edilmesini talep etti açıkladıklarına!
Şuurlarında, "Lâ ilâhe..." anlayışı açığa çıkmayanlar, ya peygamber kabul ettiler O'nu ya da işitmediler kulakları olduğu halde!
Göğe, ötelere, ötelerine attılar "Hakikat-i Muhammedî"yi "fesemme vechullah"tan bîhaber; tıpkı "tanrı"ları gibi!
Muhammed (aleyhisselâm)'ın "Hakikat"inde göremediler "Hakikat-i Muhammedî"yi gözleri olduğu halde! Devamı
"İMAN" NEYE
İçsel gerçeklik, 1985 yılından beri vurguladığımız “B” sırrı olarak veya “nokta” ilmi olarak anlatılan, tüm varlığın hakikatinin “TEK”illiğidir. Hakiki “BEN”dir!.. “Bende bir ben var ki o ben değilim” diye anlatılmaya çalışılmış olan…
Kişi, “fıtratına-programına-şâkılesine” göre dışsal yaşam içindeyken, içsel (derûnî-esmâ’nın bazıları olan) kuvvelerini farkedip ortaya çıkaramaz. Çünkü kendini beden olarak kabullenmekte, bunun ötesindeki şuursal boyutunu ve varlığını kabullenmemekte veya inkâr etmektedir. Genetikten intikal eden veriler, şartlanmaları, şartlanmalarına dayalı değer yargıları ve dahi şartlanmalarının oluşturduğu değer yargılarından kaynaklanan duyguları dolayısıyla dışsallık yaşamı içinde, kozasında (hatta cehenneminde) ömrünü sürdürmektedir.
Oysa kendi “hakikati”, tüm varlık suretlerinde açığa çıkan Esmâ mertebesi'nden başka bir şey değildir! Dolayısıyla, gerek o Esmâ mertebesindeki isimlerle işaret edilen özelliklerin varlığını oluşturduğunu ve gerekse de o özelliklerin kuvve (melekî yapı) olarak varlığında açığa çıkabileceğini, hatta açığa çıkmakta olanların nereden nasıl gelmekte olduğunu hiç düşünmeden yaşamaktadır.
Eğer kişinin varoluş amacı, varlığındaki derûnunda (içselliğinde) gizli sonsuzluğu yaşamak ve o kuvveleri açığa çıkartarak cennet boyutunun “hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir dilin anlatmadığı”nı yaşamaksa…
İşte tam bu aşamada, yaratılış amacına hizmet verecek (şefaat edecek) “RASÛLULLAH”a ihtiyacı vardır. Devamı
YENİLENİN ARTIK
Zor, çok zor geliyor kapsamlı ve derinlikli düşünmek!
Kolayımıza geliyor göze, kulağa dayalı bir tanrı bir dünya ve de özel ulak postacı elçi peygamber kabulü!.
Sonra da diyoruz, “tanrı Türkü korusun”; “tanrı Arabı korusun”, “tanrı Yahudiyi, Hinduyu , İngilizi korusun!..” “God bless America”!.. Bölgesel tanrı!!!
İnsan gibi düşünen ve insanî duygularla dünyayı yöneten bir tanrı!.
“Allah” ismiyle işaret edileni kavrayamadık ama, hiç olmazsa tanrıyı insanlaştırdık ya!!!
YENİLEN dostum!.
Yenilenmen için Dünya’nın tüm bilgileri şu an elinin altında, klavyenin ucunda…
Deccâliyetin akı kara, karayı ak gösteren televizyonları varsa; Mehdiyetin de sana her doğruyu bulduracak, kavratacak interneti var!.
Kendini düşün, Dünyayı düşün, Galaksiyi düşün; varsa kapasiten, evren içre evrenlerde bir dünya mesabesinde olan bu evreni düşün!
Bütün bunlardaki her tür ve yapıyı yaratan o korkunç azamet sahibi muhteşem varlığı düşün!. Devamı
ALLAH RASÛLÜ’NE GERÇEKTEN İNANIYOR MUYUZ
“Algılama sisteminle, yalnızca yaşadığın sistemi değil, galaksi veya evreni değil; tüm semâlardakileri, yani “katmanlardakileri”, yani hücreler boyutundaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani moleküler boyuttaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani atom altı katmanların bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak algılasaydın aynı anda da; beynin onları da görüntüleyebilseydi!..”
Tek Bir yapının yaşantısından olan her şey!. “Allah” adıyla işaret edilenin her an yeni bir şanda olan esmâsı! ZÂT’ıyla kâim olan “esmâ”!.. Ötesi “hiç”lik!.. Öyle olduğuna işâret eden Ahadiyyet vasfı!... “Âlemlerden Ganî” oluşunun işaret ettiği “Ekber” oluşu…
Öte yanda, varlık suretleri şeklinde açığa çıkardığı, “tanrı ve fermannamesi ile muhatapları” senaryosu!.
“DİN”i, “taklit” yollu şartlanmaya dayalı kabul edip, yeterince gelişmemiş veri tabanımızla, ve dahi anlamadan kabul ettiğimiz için, sanıyoruz ki “gökteki tanrının yerdeki insanlar hakkında tek tek yaşantı fermannamesidir, yazgısıdır “kader”!.
Oysa, Allah Rasûlü ve son Nebi’sinin “kader” adı altında açıkladıklarıyla, günümüz biliminin tespitlerini bir arada incelerseniz, görürsünüz ki, ikisi de aynı evrensel gerçeği dillendirmektedir iki ayrı yoldan.
“Kader” konusunun, geçmişte yaşayanlarda açıklık kazanamamasının sebebi, madde-mânâ ikileminden kurtulamayıp, her şeyi bu ikilik içinde değerlendirip, Mevlâna Celâleddin’in tabiriyle “şaşı bakıp, biri iki görmeleri”dir.
Oysa çeşitli mertebeler veya âlemler gerçekte TEK BİR âlemdir!. Algılanması istenilişine ve de özelliğine GÖRE, detayların farkettirilmesi amacıyla, değişik isimlerle adlandırılmışlardır. Devamı
ÖRTÜLEN GERÇEKLER
Âlemlere rahmet olarak açığa çıkmış (irsâl olmuş) o muhteşem Zât’a ve öğretisine zulmedenler, maâlesef, ne yazık ki bir sürü Müslümandır!.
“Robotlaştırılmış Müslüman”lar!.
“OKU”mayan, ağzından çıkan kelimelerin anlamından şuurunun haberi olmayan, aklını kullanmayan kişiler!
Ne kadar korkunç bir vebâl altında olduklarını farkedemiyecek ölçüde perdelilik ile yaşayan “güdücü”ler!.
“Sakın düşünme!”, “Hikmetini araştırma!”, “Sorgulama!”, “Aklını kullanma!”, “Nedenini kurcalama!”, “Anlamaya çalışma!” denerek beyinlerinin işlevi, basîretleri köreltilen Müslümanlar!
Kurân-ı Kerîm, “ilimle diri olun”; “yeryüzünde halifesiniz (kadın-erkek ayrımsız olarak)”; “düşünün, misâllerle anlattıklarımızın neye işaret etmekte olduğunu fark ve keşfedin”, derken; “güdücüler”, insanları beyinsiz yaşama programlamak için ellerinden geleni yapıyorlar, taaa çocukluklarından başlayarak…
Artık o “robotlaşmış Müslümanlar”, tıpkı hipnoza girmiş insanlar gibi, “güdücü”lerinden gelen hitap ve emir dışında hiçbir şeye kulak vermez oluyorlar!.. Rasûlullah (aleyhisselâm)’ı bile, “güdücü”leri nasıl anlamalarını istiyorsa öylece kabulleniyorlar!.
“Teşbih”tir deyip, örtüyorlar!.. “Tenzih”tir deyip ötelere yerleştiriyorlar!..
Kelimelerle boğuyorlar, insanları!.. Kelimelerin işaret etmek istediği anlamlara, tefekkür yelkeni açtırmak yerine! Devamı
MUHTEŞEM KAYNAK
Bizler (tüm algılayıcı türleri olarak evren içre evrenlerdekiler, boyutsal katman varlıkları olarak), zatımız itibariyle (varlığımızın noktası itibariyla) esma mertebesinin her an yeni şan alışı itibariyle, yeni özellikler açığa çıkarırız birbirimize göre!.
“Tüm yaratılmışlar onun kapsamındadır”, dediğimiz “RUH” adlı melek (Hakikati Muhammedî), her bir şeyin hakikatidir.
“Rabbimle görüştüm” diyen, bu noktaya işaret etmiştir.
“Allah” ismi bir yönüyle varlığın her noktasında var olana, bir yönüyle de âlemlerden Ganî olana işaret ettiği içindir ki…
“Rabbim Allah’tır” diyen de Hak söylemiştir (teşbih yönlü).
“Allah, âlemlerden Ganîdir” idrakiyle konuşan da Hak konuşmuştur (tenzih yönlü).
“Muhammedî” isen, her ikisi de seyr alanında!
“Ahmedî” isen, daha da ötesi… Ehli anlar ancak bunu da!. Devamı
KURÂN SIRLARININ DERİNLİĞİNE
Kelimelerle değil, kavramlarla düşünme aşamasına geçemediğimiz; kelimeleri yalnızca bir kapı ya da bir işaret levhası gibi değerlendirip, gösterdiği istikamettekini göremediğimiz sürece kilitlenmişlikten kurtulmamız çok zordur!
Kelimelerin, geçmişte beynimizde oluşturduğu anlamları aşarak, işaret edebileceği yeni kavramlarda dolaşabilmek!.. (Kelimeler, “esfeli sâfiliyn”dir! Ne çare ki, “esfeli sâfiliyn”de olanların da, mânâların yüceliklerine erişebilmeleri için, kelimelerden başka basamakları yoktur!)
Beynin işleyiş sisteminde, bildiğimiz madde algılaması olmadığını fark edebilmek…
Kurân isimli, tek defada nâzil olmuş (inmemiş), vahye dayalı zaman üstü bilgi kaynağının, algılayabilecek istidat ve kabiliyette olana neyi kavratmak istediğini
KURÂN MUCİZESİ "EKBER"İYET
“Nokta”lar sonsuz ve sayısız, “ALLAH” ismiyle işaret edilen ise tüm kavramların ötesinde!
Her biri, evren içre evrenler ihtiva eden sayısız “nokta”lar!.
Nihayet, tüm bunları yaratan, “ALLAH” adıyla işâret edilen!
“EKBER” kelimesi dışında, bu gerçeğe işaret eden başka da isim yok!
“ALLAHU EKBER”!.
Bu gerçeği düşünebilen ve daha da ötesi, hissedebilenin “haşyet” duymaması mümkün mü?
Varlığı, ancak ilimle farkedilen; ama detayına ulaşılması muhal -olanaksız olan “nokta” ötesi realite!. “EKBER” isminin işareti olan anlam!.
KURÂN VE YENİ ÇAĞ
1428…
!
?
Yeni bir yıla giriyoruz bugün… Yeni bir döneme…
Hayretteyim!..
Hicreti esas alan Müslümanların takvimine göre, yüzyılın başını 27 yıl geçti ve yeni bir yıla, yeni bir döneme daha giriyoruz; ama hâlâ umdukları gibi bir “Müceddid” (yenileyici) gelmedi! Beyaz atı ve elinde kılıncıyla ya da tüfengiyle Mehdî ortaya çıkmadı! Psikiyatrinin ilgi alanına giren bazı mehdîler(!) ise konumuz dışında.
Peki, gerçekten böyle biri mi yok? Yoksa böyle biri var da, bizim şartlandırıldığımız şekilde biri olmadığı için mi fark edemiyoruz?
Her neyse…
Gelmedi güya, ama biz hızla yenileniyoruz(!?) yepyeni anlayışlarla… Devamı
İslâm Dini anlayışını insanlara bildiren ve açıklayan Kurân-ı Kerîm, insana, yeryüzünde “HALİFE” oluşunun sırrını, “ALLAH” ismiyle neye, nasıl işâret edildiğini; bir kısım kelimelerin başına koyduğu “B” harfiyle vurgulamaktadır. Aynen “Bismillah’ta” olduğu gibi! “B” sırrını anlayamayan kişi, Kurân’ın ana mesajından mahrum kalır ve O’nu bir gök tanrısının fermannâmesi gibi algılar.
Kurân-ı Kerîm’in en önemli yanı ihtiva ettiği “B” sırrıdır!. Tanrı kavramıyla “Allah” isminin işaret ettiği anlam arasındaki fark da bu sırrı keşfetmeye dayanır!. Devamı
Ahmed Hulûsi' nin eserlerini,
siteleri ile
(Kitsan Tel: +90.212.5136769)