KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM'E BAKIŞ

 

Ahmed Hulûsi'de Kavramlar-Av.Asuman Bayrakcı

 

 

ALLAH’IN İLMİNDEKİ “İLMÎ SURETLER”

(EVREN İÇRE EVRENLER)

 

 

Bütün kâinatta var olan her şeyi, gerçeği itibariyle evreni meydana getiren Aklı Evvel`den ve de O`nun kudretinden, enerjiden meydana geldiğine göre, bütün bilinçlerin özü gerçekte "Kozmik Bilinç" dediğimiz “Evrensel Bilinç”tir... Eskiler bunu, "Allah`ın İlmi", "Allah`ın ilim sıfatının eserleri" diye tanımlamışlardır.

"Kendindeki sayısız manâları seyretmeyi diledi ve o mânâlara uygun sûretleri meydana getirdi."

Nerede?...

Buna, "ilminde" diyebiliriz ancak; eğer mutlak gerçeği dile getirmek gerekiyorsa!.

Elbette, bu kelimelerin mânalarını iyi anlamak lâzım!. Bu, meydana getirilen "sûretler", seyretmeyi dilediği "mânâların sûretleri"dir...

Burada, "sûret" derken, "fizikî sûret" anlamayalım!. Buradaki sûret, "mânânın sûreti"dir.. O sûretleri meydana getiren, "Musavvir" dir!.

Bu, sonsuz ve sınırsız varlıktan söz ederken, O`nun kendinde seyretmek istediği mânâlar derken, şu dünyayı ve üzerinde yaşayan 3-5 milyar insanı düşünmeyelim.

Sadece Galaksi boyutunda, yüz milyarlarla ifade edilen güneşler, bunların uyduları ve bunların her birinde varolan sayısız mânâlar söz konusudur. Bütün bunlar sadece bu galaksidendir!. Bir de bu Galaksi gibi milyarlarla galaksi söz konusudur. Ayrıca insanın bedeninde var olan milyarlarla atomun her birinin kendine has mânâsı ve yapısı söz konusu olduğu gibi, Galaksi boyutunda da, Evren boyutunda da sayısız ve sınırsız varlıklarda var olan, sayısız ve mânâlar söz konusudur

Kendindeki hangi isimler vasıtasıyla oluşacak manâyı seyretmeyi dilediyse, bu irade edişi o şeyin olması demektir!

"Biz, her hangi bir şeyin olmasını dilersek, "OL" deriz, olur"!.

Yani, o şeyin olmasını düşünmesi, zaten o şeyin olması demektir!. O şey düşünüldüğünde, zaten o şey olmuştur!. Olmuş ve bitmiştir; olacaktır değil!.

Allah için, geçmiş ve gelecek gibi bir kavram sözkonusu değildir!

Kendindeki hangi mânayı oluşturmayı dilediyse, o mânaya uygun sûreti dilediği boyutta oluşturmuş ve o sûrette o mânayı yaşamıştır...

Nerede?...

Ne içinde, ne dışında!.

O sûretin oluşması, dilenilen mânâyı yaşaması, o sûretin kendi mânalarını ortaya koyması ile meydana gelmiştir. Ve, o mânalar, ortaya koyabileceği mânaların ve şartların oluşmasıyla meydana gelmiştir. O sûretin o mânayı yaşaması, onu oluşturacak ortam, şartlar ve olaylar neticesinde oluşmuştur.

Ve bütün bunlar, "ilminde" YARATILMIŞTIR!.

Gerçekte, var olan tüm varlıklar, ancak ve sadece, ilim boyutunda ve "İSMEN" vardır.

Bunun dışındaki varlıkları ise, "yok"tan ve "hayâl"den ibârettir!.

İlim boyutunda varlarsa, bu da "var kabul edilişleri" itibariyledir!.

Yani, varlıkları emanettir!. Konulan isimler dolayısıyla, onların Allah dışında bir varlıkları varmış gibi kabul edilirler.

Oysa gerçekte sadece Allah vardır!.

Kime göre?...

"Mardiye Nefs" bilincinde, "Velâyeti Kübrâ" ihsanına ermiş, "feth" sahibi Zevâtın gözünden gören "O" olması durumuna göre!.

İşte bu bakışta anlaşılmalıdır ki, var kabul ettiğin her şey O`nun ilminde yarattığı kendi esma sûretinden başka bir şey değildir!. "Şey"ler bağımsız bir "var"lığa sahip değildir.

Duyulara göre, varsanılan her şey, ilim boyutunda değerlendirilmeye alındığı zaman farkedilir ki, o sadece bir "ilmî sûret"tir!.

Algılanan ve algılanamayan, bilinen ve bilinmeyen her şey, bu şuurlu ve bilinçli “NOKTA”nın varlığındaki isimlerin işaret ettiği özellikler ile gene ilimde varolmuş “ilmî suret”lerdir.

 

“Tecelli tek tecellîdir (tecellî-i vahid), ikincisi olmamıştır”, diyen zevât, esmâ âleminin tenezzülü (anlamın algılanışı) ile oluşan “melekût” âleminin ve tüm getirisinin, yalnızca, “yok”tan “var” olmuş bir hayâl olduğuna dikkati çekmek istemişlerdir.

“Âlemler, “var”lık kokusunu dahi almamıştır” vurgulaması da bu yüzden yapılmıştır!.

Gerçekte, tümüyle “sanal bir âlem”de yaşıyoruz; ama, “gerçekmişçesine” ve “var”mışçasına algılayarak!… Ve dahi bu durum, sonsuza kadar böylece devam edecek çeşitli boyutsal dönüşümlerle!

Bazıları, bu gerçeği fark ederek devam edecek ve bu farkında olmanın getirisini yaşayacak… Bazıları da, bu dünyadan “a’m┠olarak boyut değiştirip, sonsuza dek “a’mâ”=(bilgi körlüğü) olarak sonuçlarını yaşayacak.

Zirâ, esma boyutunda… Yani… Sayısız Allah isimleri ile işaret edilen özelliklere sahip “TEK”illik boyutunda (“vahidiyet”), yani, “tek kare resim”de mevcut bulunan özellikler, tüm varlıkların yalnızca “ilmî sûretler” (sanal=var olarak algılanan) hâline işaret eder.

 Gerçekte, “maddî” diye bir âlem yoktur; yalnızca “manevî” âlem vardır! “Madde” algılaması beş duyunun beyinde oluşturduğu bir kabuldür!.

“Uzay” ve “evren içre evrenler” kelimeleriyle işaret ettiğimiz “âfak”tan; tasavvufta, “esmâ mertebesi” diye işaret edilmiş “tek kare resim” olarak tanımladığımız stringler boyutuna uzanan “enfüs”e kadar; bize GÖRE iç içe olan ve 3D (üç boyutlu) olarak algılanan tüm katmansal boyutlar, aslında tek bir boyuttur!.

“CEBERÛT” âlemi olarak tanımlanmış bu salt tekillik boyutunun mânâlarının açığa çıkarılması (tenezzülü) ise, “MELEKÛT” âlemi diye anlatılan tüm varlık seyrini ve yaşamını meydana getirir!.

“LÂHUT” ise fikir kabul etmez! Düşünce, o boyutta “yok” olur! “Ahadiyet” denilen bu mertebe “hiç”liktir!

“ALLAH” ismiyle işaret olunanın, “Rahmaniyeti ve Rahîmiyeti” sonucu, “iki eliyle” (ilim ve kudret) -data ve enerji-, “Esmâ mertebesi” -stringler boyutu- hâsıl olmuş; bu boyutun her an yeni bir şan alışı ile de tüm evren içre evrenler ve içindekiler olarak, birbirlerince algılananlar meydana gelmiştir, “melekût” (kuvveler) boyutunda.

Ki bu duruma, “Âlemler, Allah’ın ilmindeki ilmî sûretlerdir” diye işaret edilmiştir tasavvufta.

Bir an bilgisayar sistemini hatırlayın...

Eminim ki siz, bilgisayar ekranı olan monitörü, bilgisayar sananlardan değilsiniz… Ama öyle sananlardan da okurlarım olduğu için, bunu belirteyim istedim...

Tüm bilgilerle dünyayı kapsayan ve kapısından girenlerce sayısız olaylar yaşanan interneti oluşturan her şey, bilgisayar hard diskine girilen, yanyana gelmiş “sıfır ve bir”lerden ibarettir. Bilgisayarın içine girebilseniz “sıfır ve bir”lerden başka bir şey göremezsiniz! Ekranlarda da pixel görürsünüz, ama resim olarak algılarsınız. Hattâ daha ötesi, bilgisayarın içinde o sıfır ve birlerin ötesinde sadece elektriksel bir dalga hareketi mevcuttur.

Tıpkı tüm yazı ve resimleri oluşturan yanyana gelmiş “nokta”lar gibi… Yazı veya resme büyüterek bakarsanız, resim kaybolur sadece yanyana “nokta”lar görürsünüz.

Bundan önceki yazımda, varlığın özü ve hakikati olan “bilgi”den söz etmiştim. Bu bazılarınca “edinilen bilgi” İngilizce’siyle “knowledge” olarak algılanmış… Oysa bizim anlatmak istediğimiz “bilgi” kelimesi İngilizce’de “data” olarak anlatılan, anlam oluşturan veri mânâsınaydı…

Bir roman, bir yaşam, bir film senaryosu, nasıl bilgisayarda sadece “data”dan “bilgi”den ibaret ise…

Tüm algılanan veya düşünülen evren içre evrenler dahi, string boyutunda, bir “enerji dalgası” ve “data”=“bilgi”den ibarettir!. Algılamak istediğiniz konuya göre ister “enerji dalgaları” deyin, ister “bilgi” paketleri…

Bu realite, tüm “Hakikat”e ulaşmış evliyâullah tarafından algılanır ve yaşadıkları devirlerine göre çeşitli isimlerle anlatılmaya çalışılır, mecazlar, işaretler şeklinde… Algılanan hep aynıdır; algılayanların program ve şartları farklıdır ve o yüzden anlatımlar farklılaşır. “Suyun rengi kabındandır”!

Bunun içindir ki, “Hakikat”e ermiş velîler, “âlemlerin aslı hayâldir!” demiş geçmişte… Hattâ konuyu daha da incelemiş detaylandırmış olarak, “hayâl içinde hayâl içinde hayâldir” vurgulamasını yapmışlardır!.

“Tecelli tek tecellîdir (tecellî-i vahid), ikincisi olmamıştır”, diyen zevât, esmâ âleminin tenezzülü (anlamın algılanışı) ile oluşan “melekût” âleminin ve tüm getirisinin, yalnızca, “yok”tan “var” olmuş bir hayâl olduğuna dikkati çekmek istemişlerdir.

“Âlemler, “var”lık kokusunu dahi almamıştır” vurgulaması da bu yüzden yapılmıştır!.

Gerçekte, tümüyle “sanal bir âlem”de yaşıyoruz; ama, “gerçekmişçesine” ve “var”mışçasına algılayarak!… Ve dahi bu durum, sonsuza kadar böylece devam edecek çeşitli boyutsal dönüşümlerle!

Bazıları, bu gerçeği fark ederek devam edecek ve bu farkında olmanın getirisini yaşayacak… Bazıları da, bu dünyadan “a’m┠olarak boyut değiştirip, sonsuza dek “a’mâ”=(bilgi körlüğü) olarak sonuçlarını yaşayacak.

Zirâ, esma boyutunda… Yani… Sayısız Allah isimleri ile işaret edilen özelliklere sahip “TEK”illik boyutunda (“vahidiyet”), yani, “tek kare resim”de mevcut bulunan özellikler, tüm varlıkların yalnızca “ilmî sûretler” (sanal=var olarak algılanan) hâline işaret eder.

 

İLMİ ŞİFRELER

  • Allahû Teâlâ'nın çeşitli isimlerinin mânâlarının bir sûrete bürünmüş hali

Hazreti Rasûl Aleyhisselâm meşhur hadîs'inde şöyle diyor:

"İlim Çin'de bile olsa, alınız!."

Burada bahsedilen "İlim", Hakikat ilmi'dir. Çünkü, insanın bütün geleceği bu ilmi elde etmesine bağlıdır!.

İlim, esas itibariyle ikiye ayrılır. Geçici yarar sağlıyan ilim, ebedî yarar sağlayan ilim.

Mevcut, çokluk âlemine dair bütün ilimler,”geçici yarar sağlayan ilimler” sınıfındadır. Çünkü bir süre için, o varlığın yapısı dolayısı ile veya varoluş gayesi istikâmetinde faydalı olacak olan ilimdir.

Hakikat ilmine dair olan ilim ise asıl gerçek ilimdir. Herhangi bir konuya bağlanmadan sadece "ilim" kelimesiyle Hazreti Rasûlullah'ın bahsetmiş olduğu "ilim" hep "Hakikat ilmi”dir ki, bu tüm mevcûdatın özünde saklı olan SIRRI bildiren ilimdir.

Hakikat ilmi, gözle görülecek surî yani şekli, maddesi olan bir nesne değildir. Dolayısıyla ister madde gözüyle, ister rüya şeklinde görülmesi sözkonusu olan bir şey değildir HAKİKAT ilmi!.

Hakikat ilmi, gözle görülecek, yani rü'yet edilecek bir şey olmaz ise; O yüce ilmin ZÂTI nasıl görülebilir ki?..

İşte bu sebepledir ki, kim baş gözüyle veya rüya şeklinde Allah'ın görülebileceğinden söz ederse, bu kişi ilmin özünden mahrum olması sebebiyle konunun hakikatından mahrumdur.

Zira "Allah" ismiyle işaret edilen, bir maddî yapı değildir!. Dolayısıyla maddeye dayanan beş duyu ile anlaşılması da mümkün değildir!.

Bu sebepledir ki, Allah isimli, sonsuz-sınırsız yüce varlığın gözle görülmesi mümkün değildir.

Bu arada bazı bilgi sahiplerinin aklına takılabilecek şu soru olabilir.

Gerek Hazreti Rasûlullah ve gerekse Evliyaûllah'ın önde gelenlerinden bazı zevâtın rüyalarında, Allah'ı bir insan sûretinde gördüklerine, dair nakiller mevcuttur. Bunlar elbette ki yalan değildir. Ancak rüyanın ne olduğunu iyi bilmek gerekir.

Rüyalar, çeşitli mânâların, o mânâlara uygun sûretlere bürünerek bize görünmesi halidir.

Esas itibariyle, her şey yani her görüntü, Allahu Teâlâ'nın çeşitli isimlerinin mânâlarının bir sûrete bürünmüş halidir.

Hattâ daha gerçeğiyle, biz o mânâları, beynimizdeki özel algılama sistemi ile, görüntüler, sûretler şeklinde algılarız.

Evet, konunun en can alıcı noktası burasıdır.

Gerçekte, evrende mevcut her şey, bizim bir altımızdaki boyutta dalga yani ışınsal yapı halindedir.

Nasıl televizyon dalgaları dediğimiz şey gerçekte bir tür, belirli frekanstaki dalgalardır ama bünyesinde ses ve görüntü barındırmaktadır. Televizyon kendisinin özel yapısı dolayısıyla, bu dalgaların içinde bulunan manâları ekranda bir görüntü şeklinde tarafımızdan algılanmaktadır.

Aynı şekilde, evrende mevcut, her biri de belirli anlam taşıyan dalgaların bir kısmı gözbebeğimizin algılama sınırları içinde kaldığı için beynimize transfer edilmekte ve böylece de bunlar beyinde deşifre edilerek sanki görüntüsel varlıklarmış gibi tarafımızdan algılanmaktadır.

Yani, bize, beyin özelliğimiz dolayısı ile varmış gibi gelen görüntüler aslında “ilmi şifreler”dir.

İş böyle olunca, anlaşılmaktadır ki, gerçekte her şey bir ilimdir ve bütün ilimlerin özü, aslı, orijini, hakikatı da "ALLAH" İLMİDİR!.

Allah adıyla işaret edilen ise, "Âlim" isminin işaret ettiği üzere, ilim sahibidir. Hayattan sonra, gelen ikinci zâtî sıfatı itibariyle İLİM sahibidir. Ve nihayet ZÂTÎ İLİMDİR!.

Andolsun sizi ilk defa yarattığımız (durumdaki) gibi

 (orijininizin farkındalığıyla) FERD'ler olarak bize geldiniz!

Sizi hayaline daldırdığımız şeyleri, geride bıraktınız(En'âm/94)

 

KURÂN'I BIRAKIP NEREYE GİDİYORSUNUZ?

{O, âlemler(İnsanlar) için yalnızca bir Zikir'dir (HATIRLATMADIR!)-Tekvir/26}!

 

 

 
 

 

ŞUURLU ÇEKİRDEK->HAKİKAT-İ MUHAMMEDİ

KURÂN'IN VERDİĞİ BÜYÜK HABER->"RUH-U Â'ZAM" MÜŞAHEDESİ

 

 

 

SALÂT(Namaz)

 

“NÛRU MUHAMMEDΔNİN ASIRLAR ÖNCE YAPTIĞI DÂVET

("B" sırrı kapsamında iman)

 

 

 

 KUR'ÂN-I KERÎM ÇÖZÜMÜ

2012 ® RADYO YANSIMALAR web sitesi. 24 saat yayın

www.allahvesistemi.org