kavramlar.jpg (6719 bytes)

 

""

 

HÛ, ALLAH İSMİYLE İŞARET EDİLEN ZÂTIN

HÜVİYETİNE İŞARET EDER!

ALLAH” ismi, toplayan bir isimdir..Yâni, Allah’ın hem Zât’ını, hem vasıflarını, hem de sayısız özelliklerini içeren bir isimdir.

“Allah” ismiyle işaret edilen ZÂT’ın Hüviyetine ise “” ismi işâret eder.

ara.jpg (366 bytes)   

Vahdet konusunun zirvedeki isimlerinden biri olan “İNSÂN-I KÂMİL” yazarı Abdülkerim Geylânî (Ceylî) Kaddesallahu Sırrahu Azîzan, bu konuda özetle şöyle demektedir:

“ALLAH isminin sonundaki H harfi hüviyeti Zât’a işaret eder ki, bunu “HÛ” ismi olarak da bilir ve bu hususa “HÛ”  ismiyle işaret ederiz”

Nitekim, Efendimiz, büyüğümüz Hazret-i Âli dahi, “HÛ” ismine çok riâyet eder, bu ismi çok zikreder, özellikle şu şekilde söyler ve yakınlarına tavsiye ederdi:

“Yâ HÛ ya men HÛ, lâ ilâhe illâ HÛ”

“İsm-i Â’zâm”ın gerçekten “HÛ” olduğuna inanabilmek veya bunu müşâhede edebilmek için tasavvufun çok derinliklerindeki bazı gerçekleri Allahu Teâlâ’nın müşâhede ettirmesi icap eder.

Rasûlullâh aleyhisselâma bir gün şu sual sorulur:

-Yerleri ve gökleri yaratmazdan evvel Rabbimiz neredeydi?..

Cevaben buyururlar ki:

“Altında ve üstünde hava olmayan A’mâ da idi!.”

Bu hadîs-i şerîfte işâret edilen husus, Allahu Teâlâ’nın Zâtıdır.

ara.jpg (366 bytes)

 

“HÛ”, HER AN TASARRUFU OLUŞTURAN

CÜZ’ÜN ÖZÜNDEKİ TEKLİK BOYUTUDUR!

"HÛ" nun mânâsı; Çokluk görüntüsünün ardındaki, Öz`deki Teklik boyutudur..

"HÛ" ismi, cüz`ün özündeki Teklik boyutu değil mi?.. İşte O, Teklik boyutu, her an cüz`lerdeki tasarrufu oluşturmakta.. Oluşumun kaynağı O!.

Yani, şu parmağımın ucundaki hayatiyet ve canlılık, koldan gelen damarların getirdiği enerji ve kan ile kâim!. Bu parmağın hareketini, bu hareketi, koldan gelen hareket simgesinin neticesi oluşturuyor.

"" kelimesinin mânâsı bir anlamıyla "O" demektir!. Bir diğer anlamıyla da "Zât`ın hüviyetine" işaret eder

Gerek Kur'àn ve gerekse dini yayınların İngilizce ve Almanca çevirileri sırasında yapılmış olan çok önemli bir yanlışa dikkat çekmek istiyorum.

Bilindiği üzere, Kur'ân-ı Kerim’de geçen "" kelimesi dilimize "O" olarak çevrilir.

"O" zamiri dilimizde, üçüncü bir varlığa, işaret eder; ve bu anlamda kadın-erkek veya cansız ayırımı yoktur.

Biz üçüncü bir birim için, ister kadın ister erkek; ister canlı, ister cansız; ne olursa olsun hep "O" kelimesini kullanırız..

Oysa, Türkçe’deki "O" kelimesinin İngilizce'de karşılığı üç ayrı kelimedir... Üçüncü şahıs erkek birim için "HE"; üçüncü şahıs dişi birim için "SHE"; üçüncü cansız birim için de "İT" kelimeleri kullanılır.

Dilimizde yanlış kullanılan bir terim vardır, “Tanrı-Baba”!. Bu bize İsevî’likten geçmiştir.. Onlar için “bir tanrı vardır göklerde-erkek”, ki O İsa Aleyhisselâm’ın babası! Oysa diğer bölümlerde elimden geldiğince açıklamaya çalıştığım üzere “Allah” ismiyle işaret edilen varlık “ötedeki erkek-baba” değildir!.

Düşünmeye çalışalım… “Ben” dediğimiz özümüzü farketmeye çalışalım…

Maddenin özüne yönelip “zoom”lama yapalım!. Molekül-atom-nötron-nötrino-kuark-kuanta boyutlarına inip, düşünebildiğimiz her şeyi parçacık-dalga boyutunda hissetmeye zorlayalım kendimizi… İşte bu yaptığımız, bir boyutsal “zoom”lama veya “mi’râc”dır!.

İşte Arapça’daki “” kelimesi, varlığın özündeki bir boyutsal öteliğe işaret eder; niteliksiz ve niceliksiz bir yolla!.

Şimdi bir bu anlattığım mânâyı düşünün, bir de İngilizce’deki üçüncü erkek şahsa işaret eden “HE” kelimesinin anlamını!… Ve üstüne üstlük, “” kelimesinin işaret ettiği mânânın, insanların “HE” kelimesinden anladığına dönüştürülmesiyle ortaya çıkan kavram kargaşasına!.

Evrensel boyutlu “TEK”lik noktası olarak algılanması istenene işaret eden “”nun, cinsiyetli bir tanrı olarak algılanması ne derece doğruya yakın olabilir?

Soyutluğun ardındaki somut olarak işaret edilen erkek-baba tanrı anlayışı ile, gerçekte, sonsuz-sınırsız diye tanımlanmaktan dahi beri olan ne kadar bağdaştırılabilir?

ara.jpg (366 bytes)

 

SAYISIZ “NOKTA”LARIN HÂLIK’I OLUP,

“NOKTA”LAR İNDİNDE “NÜKTE” OLAN HÛ!

Hele şunu farkedelim ki…

Bize göre sonsuz olan evren, bir anda, “nokta”dan varolmuş bir açı, “<”!.

Sonsuzluk düzleminde, bir noktadan meydana gelmiş bir “<” -açı-!.

Evren” kelimesiyle ya da “evren içre evrenler” tanımlamasıyla anlattığımız her şey bu açıda -“<”- yer almakta!.

Bu “<” açı ve dayandığı “nokta” ise, anlarından bir andaki yaratışı “”nun!. Sayısız “an”lardaki, sayısız “nokta”lardan, yalnızca bir “an”daki bir “nokta”dan yaratılmış “evren içre evrenler”den birindeyiz!.

İnsân-ı Kâmil” ya da “Hakikat-ı Muhammedî” isimleriyle işaret edilen ise o “nokta”dan varolan varlık!

NOKTA” ise bir “nükte”!.

Sayısız “nokta”ların Hâlik”i olup; “nokta”lar indinde “nükte” olan “HÛ”!.

İlminde “nokta”dan yarattıklarını, hayâl hammaddesiyle var kılan “HÛ”!.

Ve bütün bunlardan “GANΔ olana işaret eden, “”!.

İşte “” ismiyle işaret edilip, müslümanların farketmesi istenen Hakikat!…

İşte, “HE” kelimesiyle işaret edilen Kur’ân tercümelerindeki erkek-baba tanrı kavramı!.

” kelimesinin anlamının “HE”ye dönüştürüldüğü Kur’ân tercümeleriyle…

Ötede bir tanrı’dan sözediyormuşçasına anlaşılan Kur’ân meâlleriyle, insanların İslâm Dini’ni anlaması fevkâlâde zordur!.

İslâm Dini’ni anlamak ve bilinçli olarak tasdik etmek istiyorsak, öncelikle bu gibi kelimelerin işaret ettiği anlamları iyi anlamalıyız!.

ara.jpg (366 bytes)

 

“NOKTA” OLARAK YARATILMIŞ İNSAN-I KÂMİL,

VARLIĞINI “HÛ”NUN ESMÂSINDAN ALIR!

İnsanoğlunun, algıladığı ya da algılayamadığını fark ettiği her şey, yani tüm göresel ya da mutlak evrenler, “ALLAH” ismiyle işaret edilen “O”nun, kendisine göre olan bir “an”ındaki eseridir! Yani, “”nun kendisine göre sayısız olan “an”larından yalnızca bir “an”ındaki eseri!

Tüm yaratılmışların algıladığı ya da algılayamadığı; fark ettiği ya da fark edemediği; tasavvur ya da tahayyül ettiği her şey hep bu “ALLAH” isminin işaret ettiği varlığın bir “an”ındaki eseridir!

Ki bu “an”, “”nun indinde bir “nokta”dır!.

Bize göreyse çıkış “nokta”sıdır!.

“Nokta”dan meydana gelmiştir, insan-cin-melek tanımlamalarıyla anlatılan her şey ve dahi, evren içre sayısız -algılayana göre- evrenler!.

Sonsuzda bir “nokta”nın yerini düşünün!.

Nokta” olarak yaratılmış; ilmi yönüyle “Akl-ı Evvel”, hayâtiyeti yönüyle “Ruh-u Â’zâm”, hüviyeti yönüyle “Hakikat-ı Muhammedî” ve nihâyet kişiliği itibariyle aldığı isim de “İnsan-ı Kâmil” olan evrensel varlığı düşünüyor; ve biz ona da “” ismiyle işaret ediyoruz.

Oysa...

Bu bahsettiğimiz Zât, “ALLAH” ismiyle işaret edilenin ilminde yalnızca bir “ilmî sûret” olup; vücudu ise varlığını “”nun esmâsından alır!. Bu sebepledir ki, “nokta”nın, gayrı bir bağımsız varlığı ve vücudu söz konusu olmaz!.

“Nokta”dan meydana gelen bu varlığın -mutlak evrenin- algılanan sıfatları ve esmâsı ve müşâhede edilen ef’âli, “HÛ”nun her an yeni bir “şe’n”de oluşundan kaynaklanır!.

ALLAH İsmiyle İşaret Edilen”in indindeki sayısız “an”dan ya da bir diğer ifadeyle “nokta”dan yalnızca biri olan “İnsan-ı Kâmil” adıyla işaret edilen “NOKTA” bilinci ise, “Mardiyye nefs” bilincine sahip kılınanın ilminden münezzehtir!. (muhalefet lil havâdis)

Sınırsız-sonsuz” kavramları dahi, “İnsan-ı Kâmil”de açığa çıkan “”nun esmâ ve sıfatı yönünden geçerli olup; “nokta” dışında geçerliliği kalmaz!.

ara.jpg (366 bytes)

 

O’NUN YARATIŞININ SONU YOKTUR!

(Soru: Büyük patlama herşeyin başlangıcı olduğu gibi belki de "en mükemmel başka birşeyin de sonu olmuştu"... “En mükemmel başka bir şey”i nasıl anlamalıyız?...)

"En mükemmel" hiç bitmez, çünkü özünde "GÖRE" vardır!...

Özünde "GÖRE" olan şeyler ise hiç bitmez!... "O"nun yaratışının sonu yoktur!.

ara.jpg (366 bytes)

 

“ZÂHİR” İSMİ İLE İŞARET EDİLEN,

“HÛ”DUR!

Bu gözümüzle gördüğümüz her şey, "zâhir" kelimesi kapsamına girer... “Bâtın” dediğimiz şey de, bu göz ve kulakla, beş duyuyla algılayamadığımız her şey.....

Bunların, sana göre tümü, "O"dur!. Yani, bunların hepsi de, -ki bu çokluk kavramı sana göredir-, "O" dediğin varlıktır!.

Yani, ""!.

"" kelimesinin mânâsı bir anlamıyla "O" demektir!. Bir diğer anlamıyla da "Zât`ın hüviyetine" işaret eder ki, o mânânın tafsiline bu kitapta girmeyeceğiz... Ancak "GAVSİYE AÇIKLAMASI" isimli kitabımızda buna değinmiştik.

ara.jpg (366 bytes)

 

ALGILAMA KAPASİTESİNE GÖRE ZÂHİR!

“ZÂHİR” ismiyle işaret edilen “HÛ”dur; derken, ötelerde aramak niye?

Mükemmeli fark ettirmek için   kâmil olmayanı en mükemmel hâliyle ortaya koyunca, “”yu inkâr niye?

Algılama kapasitesine göre zâhir iken; zâhirle kayıtlamak niye?

“HÛ” her an yeni bir şe’nde iken…

Hâlâ, beynimizde  kum saatiyle dolaşmak niye?

Beynindeki kum saatiyle, 2000’e girenler; ne zaman, iman ettiklerini tekrarladıkları “ALLAH”ın, her an yeni bir Zâhir oluşta olduğunu kavrayacaklar?

Ne zaman, dünde yaşamaktan vazgeçip; an içre olanı fark edecekler?

HÛ her an yeni bir şe’ndedir” biz bunun ne demek olduğunu anlayamasak da!.

ara.jpg (366 bytes)

 

HZ. MUHAMMED MUSTAFA BİZE “ALLAH” İSMİYLE

“O=HÛ” VARLIĞI TANITMIŞTIR!

İsim, dikkati, düşünceyi bir varlığa yönlendiren kelimedir.. Biz bir ismi, üzerinde konuşmak ya da herhangi bir şekilde düşünmek istediğimiz varlık için kullanırız..

"ALLAH" kelimesi bilindiği üzere bir isimdir!. Ve dahi, herhangi bir dile tercümesi, genel dil kurallarına göre mümkün olmayan "özel isim"dir!.

"Hulûsi" kelimesi nasıl bu fakîre işaret eden; tanımayan biri için de bu işaretin ötesinde hiç bir şey açıklamayan bir kelime ise; "Allah" ismi de yalnızca bir "özel isim"dir ki, işaret ettiği varlık hakkında hiç bir açıklama getirmez!.

İlk defa bu kelimeyi duyan kişi, sadece, bu isimle anılan bir varlık olduğunu anlar!. Peki bu ismin işaret ettiği varlık nasıl bir varlıktır?.. Bir tanrı mıdır ya da başka bir şey midir?..

İşte burası, işin en önemli tarafıdır!.

Bize, "Allah" ismiyle "O=HÛ" varlığı tanıtan Rasûl Muhammed Mustafa Aleyhisselâm; O isimle işaret edilen varlığın, bir "tanrı", "mâbud", "ilâh" olmadığını vurgulamakta; getirdiği açıklamalarla da, "sizin ilâhınız Allah"tır, beyanıyla; bizim "ilâh" ya da "tanrı" diye var sandığımız şeyin gerçekte "Allah" ismiyle işaret edilen varlık olduğunu açıklamaya çalışmaktadır!.

"Sizin ilâhınız Allah"tır demek; "Allah"ın bir tanrı olduğu yani ilâh olduğu" anlamına gelmeyip; aksine, şu mânâda olarak ifade edilmiştir:

"Siz tanrı-ilâh diye bir şey kabul ediyorsunuz ya… İşte öyle bir şey yoktur! Tanrı-ilâh yoktur, "Allah" ismiyle işaret edilen bir varlık vardır!. Bu isimle size anlatmaya çalıştığım "O", varlığı ve özellikleri itibariyle, sizin var sandığınız tanrı-ilâh kavramından tamamıyla ayrı bir şeydir!.

Öyle ise, bu güne kadar üzerinde düşündüğünüz ve var sandığınız tanrı-ilâh fikrini bir yana koyarak; "Allah" özel ismiyle işaret edilen varlığın ne olduğunu bir nebze de olsa farketmeye, tanımaya çalışın!."

ara.jpg (366 bytes)

 

İSM-İ Â’ZAM’IN SIRRINA ERMİŞ OLANLAR,

HER NEFESTE “HÛ” DİYENİN MUTLAK BİLİNCİYLE YAŞARLAR!

“ALLAH” ismi, toplayan bir isimdir…Yâni, Allah’ın hem Zât’ını, hem vasıflarını, hem de sayısız özelliklerini içeren bir isimdir…

Allah ismiyle işaret edilen ZÂT’ın Hüviyetine ise “HU” ismi işâret eder. AHADİYYET sıfatıyla idrâk edildikten sonra, gerçek mânâsıyla “Allah’a iman” meydana gelir ve “yakîn” hasıl olur; iş taklitten çıkar, tahkike varır… Aksi halde, hep Allah “İSMİNE” iman edilir ki, bu da ehli taklidin mertebesidir… Tahkike ermişlerin ismi ise “müferridûn” veya “mukarrebun”dur ki; Allah “İSMİNDE” değil; ALLAH’IN AHADİYYETİNDE benlikleri yok olmuş; “el ân öyledir” sırrına binâen, “Allah Bakîdir” mânâsı yaşanır olmuştur.

İşte bu yaşantı içinde olanlar, “İsm-i Âzâm” sırrına ermiş olanlardır ki; her nefeste “HU” diyenin mutlak bilinciyle yaşarlar.

Bu zevâtı kirâm, dua edip de “YÂ ALLAH”, “YÂ HU” dedikleri zaman;

“dillerinde söyleyen ben olurum” Hadîs-i Kudsî’si mânâsınca; dileyen kendi olur ve elbette kendi dileği de havada kalmaz, yerini bulur!.

ara.jpg (366 bytes)

 

HERŞEY TEK BİR BEYNİN KONTROLÜNDEYKEN,

KINAMAK NİYE?

Kollarınızı iki yana açınız ve sağ ile solun iki ucunu düşününüz, ne kadar uzaklar birbirlerine…

Sonra hatırlayınız, aynı bedende olduklarını ve TEK BİR beyinden yönetildiklerini… Biri başınızı kaşırken diğeri topuğunuzla meşgul!

Öyle ise niye kınamak sol eli?.

Eller kendi başlarına mı hareket ediyorlar?. Yok mu kendilerine kumanda eden bir beyin?.

Değer yargılarımızı yeniden gözden geçirsek nasıl olur acaba?…

ara.jpg (366 bytes)

 

NEYİ SEVERSEN SEV,

GERÇEKTE YALNIZCA HU’YU SEVMEKTESİN!

Yaşam sevgi üzerine kurulmuşken, bunu yaşayamayanlar, hayâllerindeki bir tanrıyla meşguldürler…

“Zâhir” olanı bırakıp, ötede sevecek aramak ancak gaflettir!

Neyi seversen sev, gerçekte yanlızca “HÛ”yu sevmektesin ve zaten yalnızca “O”nu sevmek için varsın!.

Sevgi yaşantısı Cennet’tir; sevgisizlik ise Cehennemin bir türü!

Ahmed Hulûsi

yazdir

  AB1.jpg (952 bytes)

 

www.allahvesistemi.org

internet kitapçınız kitapyurdu.com